İki asrı aşan tarihinde Lister’in antiseptik cerrahi çalışmalarından penisiline kadar tıp tarihinin önemli dönüm noktalarına tanıklık etti.
Londra, 1823: Tıp bilgisi herkesin ulaşabildiği bir bilgi değildi
yüzyılın ilk çeyreğinde Londra, modern tıbbın şekillenmeye başladığı önemli merkezlerden biriydi. Ancak tıp eğitimi ve mesleki güç; büyük hastaneler, kraliyet kolejleri ve dönemin önde gelen hekimlerinden oluşan dar çevrelerin etkisi altındaydı.
Tıbbi bilgiye ulaşmak da bugünkü kadar kolay değildi. Ünlü cerrahların derslerini dinlemek isteyen öğrenciler ücret ödemek zorunda kalıyor, mesleki bilgi büyük ölçüde belirli kurumların ve kişilerin çevresinde dolaşıyordu.
Tam bu ortamda 28 yaşındaki İngiliz cerrah Thomas Wakley, alışılmış tıp yayınlarından farklı bir dergi çıkarmaya karar verdi.
The Lancet’in ilk sayısı 5 Ekim 1823 Pazar günü yayımlandı.
Yaklaşık 36 sayfalık ilk sayı; cerrahi derslerden tıbbi olgu ve değerlendirmelere kadar farklı içerikler barındırıyordu. Derginin daha ilk sayısında tıp dışındaki kültürel içeriklere de yer verildi; tiyatro sahnesindeki The Rivals ve Much Ado About Nothing gibi oyunlar hakkında değerlendirmeler yayımlandı.
Bu durum The Lancet’in daha ilk günden yalnızca dar anlamda bir bilimsel dergi olarak tasarlanmadığını gösteriyordu.
Wakley’nin amacı yalnızca yeni bir tıp dergisi çıkarmak değildi.
Tıbbın kapalı dünyasını açmak istiyordu.
Neden “The Lancet”?
“Lancet”, dönemin cerrahlarının kullandığı küçük ve keskin bir cerrahi bıçağın adıydı.
Dergi için son derece bilinçli bir isimdi.
Çünkü Wakley, tıp dünyasında gördüğü sorunları adeta bir cerrah gibi kesip açmayı hedefliyordu.
Kelimenin başka bir çağrışımı da vardı. İngilizcede “lancet window”, sivri kemerli dar bir pencereyi ifade eder. Daha sonraki tarihsel yorumlarda bu iki anlam The Lancet’in yayın anlayışıyla ilişkilendirildi:
Bir yandan karanlıkta kalan alanlara ışık sokmak, diğer yandan sorunlu dokuyu kesip ortaya çıkarmak.
Wakley’ye bu iki anlamı birleştiren çeşitli sözler atfedilmiş olsa da bunların özgün kaynakları konusunda dikkatli olmak gerekiyor.
Fakat derginin ilk yıllardaki yayın politikası düşünüldüğünde isim oldukça yerindeydi.
The Lancet hem bilgiyi görünür kılmak hem de tıp kurumlarını sorgulamak istiyordu.
Ünlü cerrahın derslerini yayımladı
The Lancet’in erken dönemindeki en çarpıcı olaylardan biri, dönemin en ünlü İngiliz cerrahlarından Sir Astley Cooper ile yaşandı.
Cooper’ın cerrahi dersleri Londra’daki öğrenciler arasında son derece popülerdi ve bu derslere katılmak ücretliydi.
Wakley ise dersleri takip ettirerek içeriklerini The Lancet’te yayımlamaya başladı.
Üstelik başlangıçta Cooper’dan izin alınmamıştı.
Bu yayın modeli dönemin tıp eğitim sistemine doğrudan meydan okuyordu. Çünkü öğrenciler, pahalı derslerde anlatılan bilgilerin önemli bölümüne çok daha düşük maliyetle haftalık bir dergi üzerinden ulaşabiliyordu.
Cooper başlangıçta bu durumdan hoşnut değildi. Ancak daha sonra derslerin kendi adı kullanılmadan yayımlanmasına belirli ölçüde izin verdi.
Wakley’nin asıl mesajı ise daha büyüktü:
Tıbbi bilgi birkaç kişinin mülkiyeti olmamalıydı.
John Abernethy işi mahkemeye taşıdı
Her cerrah Cooper kadar uzlaşmacı değildi.
Dönemin ünlü cerrahlarından John Abernethy, derslerinin The Lancet tarafından yayımlanmasına karşı çıktı ve konu mahkemeye taşındı.
1820’lerin ortasında yaşanan hukuki mücadele, yalnızca Wakley ile Abernethy arasındaki kişisel bir anlaşmazlık değildi.
Temel soru şuydu:
Bir öğretim üyesinin ücret karşılığında verdiği derslerde anlattığı bilgiler başkaları tarafından yayımlanabilir miydi?
Abernethy’nin yaptığı ikinci hukuki başvurunun ardından 1825’te, derslerin izinsiz biçimde ticari olarak yayımlanmasını sınırlayan bir tedbir kararı çıktı.
Bu olay, tıp yayıncılığının erken döneminde telif hakkı, bilgi sahipliği ve akademik bilginin dolaşımı konularındaki önemli hukuki tartışmalardan birine dönüştü.
Bugünün akademik yayıncılık ilkeleri açısından Wakley’nin kullandığı yöntem tartışmalı görülebilir.
Ancak tartışmanın diğer tarafında son derece modern bir soru bulunuyordu:
Tıbbi bilgi kime aitti?
The Lancet kurulmadan önce Wakley ölümden dönmüştü
Thomas Wakley’nin hayatı da kurduğu derginin tarihi kadar sıra dışıydı.
The Lancet’in kuruluşundan yaklaşık üç yıl önce, 27 Ağustos 1820 gecesi, Wakley Londra’daki evinde saldırıya uğradı.
Ev daha sonra ateşe verildi.
Wakley saldırıdan sağ kurtuldu ancak ev büyük ölçüde yandı.
Olayın gerçek nedeni hiçbir zaman kesin biçimde açıklanamadı. Dönemin siyasi ve toplumsal olaylarıyla bağlantılı olduğuna ilişkin çeşitli teoriler ileri sürülse de bunların hiçbiri kesin olarak kanıtlanamadı.
Birkaç yıl sonra Wakley başka bir mücadele aracına sahip olacaktı:
Matbaa.
Tıp elitlerini hedef aldı
The Lancet kısa sürede yalnızca bilimsel ve klinik bilgi yayımlayan bir dergi olmaktan çıktı.
Wakley; hastanelerdeki kötü uygulamaları, mesleki ayrıcalıkları, adam kayırmacılığını, kurumsal kapalı yapıları ve tıp mesleğinin yönetimindeki sorunları açıkça eleştirmeye başladı.
Dili zaman zaman son derece sertti.
Eleştirilen hekimler ve kurumlarla çok sayıda hukuki anlaşmazlık yaşandı.
Fakat tartışmalar derginin okunmasını azaltmadı.
Aksine The Lancet hızla büyüdü.
1824 yılına gelindiğinde yaklaşık 4 bin aboneye ulaştığı bildiriliyordu.
yüzyılın başlarındaki uzmanlık yayıncılığı düşünüldüğünde bu oldukça dikkat çekici bir rakamdı.
The Lancet böylece modern tıp gazeteciliğinin önemli fikirlerinden birini çok erken dönemde ortaya koymuş oldu:
Bir tıp dergisi yalnızca araştırmaları yayımlayan bir mecra değil, tıp kurumlarını sorgulayan kamusal bir denetim alanı da olabilirdi.
Editörlükten parlamentoya
Thomas Wakley’nin reform mücadelesi yayıncılıkla sınırlı kalmadı.
1835 yılında Parlamento’ya seçildi.
Daha sonra West Middlesex adli tabibi olarak görev yaptı.
Tıp mesleğinin daha şeffaf ve düzenli bir yapıya kavuşması için çalışan Wakley, mesleki kayıt ve denetim sistemlerinin oluşturulmasını savundu.
1846’da tıbbi kayıt sistemine ilişkin bir yasa tasarısı da sundu.
Wakley’nin girişimleri tek başına sonraki düzenlemeleri oluşturmadı; ancak 19. yüzyıl boyunca gelişen tıp reform hareketlerinin önemli aktörlerinden biri oldu.
Bu reform süreci sonunda 1858 Medical Act, Britanya’da tıp mesleğinin düzenlenmesi açısından büyük bir dönüm noktası oluşturdu.
Wakley 1862’de hayatını kaybetti.
Ancak ailesinin The Lancet üzerindeki etkisi devam etti.
Oğulları ve daha sonra torunu derginin editörlüğünü üstlendi.
Wakley ailesi yaklaşık 85 yıl boyunca The Lancet’in yönetiminde etkili oldu.
Lister’in antiseptik cerrahisi The Lancet’in sayfalarındaydı
yüzyıl cerrahisinin en büyük sorunlarından biri ameliyat sonrası enfeksiyonlardı.
Ameliyat başarılı geçse bile hastalar yara enfeksiyonları ve sepsis nedeniyle hayatını kaybedebiliyordu.
Bu tabloyu değiştiren isimlerden biri İngiliz cerrah Joseph Lister oldu.
Lister, mikroorganizmaların enfeksiyondaki rolüne ilişkin yeni bilimsel bilgilerden hareket ederek yaralarda karbolik asit kullanımını geliştirdi.
1867’de açık kırık ve apselerde karbolik asit kullanarak geliştirdiği antiseptik yaklaşımın sonuçlarını The Lancet’te bir dizi makaleyle yayımladı.
Bu yayınlar arasında “On a New Method of Treating Compound Fracture, Abscess, etc.” başlıklı çalışmaları da bulunuyordu.
Aynı yıl antiseptik cerrahinin temel ilkelerini ortaya koyduğu ünlü “On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery” başlıklı makalesi ise 21 Eylül 1867’de hem The Lancet’te hem British Medical Journal’da yayımlandı.
Bu çalışmalar, cerrahi enfeksiyonların önlenmesine yönelik yaklaşımın dönüşmesinde ve modern antiseptik cerrahinin gelişmesinde temel metinler arasına girdi.
1940: Penisilin The Lancet’in sayfalarında
Yaklaşık 70 yıl sonra The Lancet bu kez tıp tarihinin başka bir devrimine tanıklık edecekti.
24 Ağustos 1940.
Dergide şu başlığı taşıyan bir araştırma yayımlandı:
“Penicillin as a Chemotherapeutic Agent.”
Ernst Boris Chain, Howard Florey ve Oxford’daki araştırma ekibinin çalışması, Alexander Fleming’in yıllar önce gözlemlediği penisilinin antibakteriyel gücünün deneysel olarak ortaya konulmasında kritik aşamalardan biriydi.
Araştırma, penisilinin bakteriyel enfeksiyonlara karşı sistemik tedavide kullanılabileceğine ilişkin güçlü deneysel bulgular sundu.
Ardından klinik çalışmalar gelecekti.
Ve birkaç yıl içinde penisilin modern tıbbın en büyük silahlarından birine dönüşecekti.
Böylece 1823’te Londra’daki cerrahi dersleri daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışan haftalık bir yayın, yaklaşık bir asır sonra antibiyotik çağının doğuşunu dünyaya duyuran bilimsel platformlardan biri hâline gelmişti.
Büyük prestij büyük hataları engellemiyor
The Lancet’in iki asrı aşan tarihi yalnızca başarılarla dolu değil.
Bunun en bilinen örneklerinden biri 1998 yılında yayımlanan Andrew Wakefield ve arkadaşlarının çalışmasıydı.
Çalışma, kızamık-kabakulak-kızamıkçık aşısı ile otizm arasında ilişki bulunduğu yönünde dünya çapında büyük tartışmalara yol açtı.
Araştırmanın yöntemleri ve araştırmacıların beyanları daha sonra ciddi biçimde sorgulandı.
Uzun süren incelemelerin ardından The Lancet, 2 Şubat 2010’da makaleyi tamamen geri çektiğini duyurdu. Geri çekme bildirimi derginin 6 Şubat 2010 tarihli basılı sayısında da yer aldı.
Olay, bilimsel yayıncılık tarihindeki en çok tartışılan geri çekme vakalarından biri hâline geldi.
Aynı zamanda önemli bir gerçeği de gösterdi:
Bir araştırmanın prestijli bir dergide yayımlanmış olması, onun sonsuza kadar doğru kabul edileceği anlamına gelmez.
Bilim; eleştiri, tekrar değerlendirme ve gerektiğinde hataların düzeltilmesiyle ilerler.
Küçük bir haftalık dergiden küresel tıp yayıncılığına
The Lancet 2023 yılında kuruluşunun 200. yılını tamamladı.
Ancak artık tek bir dergiden söz etmiyoruz.
The Lancet adı bugün onkolojiden nörolojiye, psikiyatriden enfeksiyon hastalıklarına, çocuk sağlığından halk sağlığına kadar çok sayıda uzmanlık alanındaki bilimsel yayınla birlikte anılıyor.
Derginin etkisi yalnızca klinik araştırmalarla da sınırlı değil.
Salgın hastalıklar, küresel sağlık eşitsizlikleri, anne ve çocuk sağlığı, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri, sağlık politikaları ve dünya genelindeki ölüm ve hastalık yükleri gibi konular The Lancet yayın ailesinin önemli çalışma alanları arasında bulunuyor.
Fakat The Lancet’in tarihsel önemini yalnızca yayımladığı araştırmalarla açıklamak eksik kalır.
Derginin doğuşunda daha temel bir fikir vardı:
Tıp yalnızca doktorların kendi aralarında konuştuğu kapalı bir alan olmamalıydı.
1823 yılında Thomas Wakley’nin elindeki “lancet”, yalnızca cerrahi bir bıçak değildi.
Bir metafora dönüşmüştü.
Bilginin üzerindeki örtüyü kaldırmak, güçlü kurumları sorgulamak ve gerektiğinde tıp dünyasının sorunlu alanlarını kesip açmak…
İki asrı aşkın süre sonra derginin kapağında hâlâ aynı isim bulunuyor:
The Lancet.
Belki de bütün tarihini en iyi anlatan isim de hâlâ bu.
Bir yandan ışığın girebileceği küçük bir açıklık.
Diğer yandan keskin bir neşter.
Kaynaklar
The Lancet — The Lancet’in kuruluşu ve 200 yıllık tarihine ilişkin tarihsel yayınlar.
Jones R. — Thomas Wakley, plagiarism, libel and the founding of The Lancet. Journal of the Royal Society of Medicine, 2009.
Sharp D. — Thomas Wakley (1795–1862): a biographical sketch. The Lancet, 2012.
Pladek B. — “A variety of tastes”: The Lancet in the early-nineteenth-century periodical press. Bulletin of the History of Medicine, 2011.
The Lancet — The editors: 175 years at The Lancet. 1998.
Lister J. — On a New Method of Treating Compound Fracture, Abscess, etc. The Lancet, 1867.
Lister J. — On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. The Lancet, 1867.
Lister J. — On the Antiseptic Principle in the Practice of Surgery. British Medical Journal, 1867.
Chain E, Florey HW, Gardner AD ve ark. — Penicillin as a Chemotherapeutic Agent. The Lancet, 1940.
Dyer C. — Lancet retracts Wakefield’s MMR paper. BMJ, 2010.





