1. yüzyılda kibrit, günlük hayatı değiştiren küçük ama önemli buluşlardan biri hâline geldi. Ateş yakmak artık çok daha kolaydı. Bu başarının arkasında kullanılan maddelerden biri ise son derece tehlikeli olan beyaz fosfordu.

Beyaz fosfor, “herhangi bir yüzeye sürtülerek yakılabilen” kibritlerin üretiminde büyük avantaj sağlıyordu. Ancak fabrikalarda bu maddeyle çalışan insanların ödediği bedel çok ağırdı.

Kibrit çöpleri fosfor içeren karışımlara batırılıyor, kurutuluyor ve paketleniyordu. Üretimin farklı aşamalarındaki işçiler fosfor buharlarına, fosfor içeren karışımlara ve henüz kurumamış kibritlere tekrar tekrar maruz kalabiliyordu.

Özellikle genç kadınların ve çocukların yoğun biçimde çalıştırıldığı bazı kibrit fabrikalarında zamanla ağır bir hastalık ortaya çıktı.

Tıbbın ona verdiği isim fosfor nekrozuydu.

İşçilerin kullandığı isim ise çok daha kısa ve ürkütücüydü:

Phossy jaw.

Önce sıradan bir diş ağrısı gibi başlıyordu

Phossy jaw çoğu zaman diş ağrısıyla başlıyordu.

Diş etinde hassasiyet, çenede ağrı, yüzde şişlik ve ağız içinde iyileşmeyen yaralar ortaya çıkabiliyordu. Bazı vakalarda ağrıyan diş çekiliyor ancak çekim bölgesi normal biçimde iyileşmiyordu.

Ardından enfeksiyon ilerliyor, irinli akıntılar ortaya çıkıyor ve çene kemiğinde nekroz gelişebiliyordu.

Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ölü kemik parçaları canlı dokudan ayrılabiliyor, fistüller oluşabiliyor ve kronik osteomiyelit gelişebiliyordu.

Bazı hastalarda çenenin bir bölümünün, ağır vakalarda ise çok daha geniş kısımlarının cerrahi olarak çıkarılması gerekiyordu.

Phossy jaw'ın temel klinik özellikleri bugün çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit olarak tanımlanıyor. Bununla birlikte hastalığın biyolojik mekanizmasının bütün ayrıntıları hâlâ kesin olarak açıklanabilmiş değil.

Beyaz fosfor maruziyetinin hastalıkla ilişkisi güçlü biçimde ortaya konmuş olsa da, yalnızca fosfor buharının solunmasının tek başına bütün vakaları açıkladığını söylemek doğru değil. Fosforlu maddelerin ağız dokularıyla teması, diş hastalıkları, enfeksiyonlar ve dönemin kötü çalışma koşulları da hastalığın gelişiminde rol oynamış olabilir.

Karanlıkta parlayan çeneler

Phossy jaw'ın tıp tarihindeki en ürpertici ayrıntılarından biri, dönemin bazı gözlem ve kayıtlarında anlatılan fosforesan parıltıydı.

Bazı vakalarda hastaların nefesinde veya hastalıklı çene dokusunda karanlıkta soluk bir parıltı görüldüğü bildirildi. Royal College of Surgeons kayıtlarında diş etlerinde yeşilimsi-beyaz bir parlaklıktan da söz edilir.

Bu görüntü, hastalığın işçiler arasında neden korkutucu bir ün kazandığını anlamayı kolaylaştırıyor.

“Phossy” sözcüğü de zaten İngilizce “phosphorus” kelimesinden türemişti.

Ancak asıl korkunç olan bu sıra dışı görüntü değildi.

Asıl korkunç olan, yaşayan bir insanın çene kemiğinin giderek canlılığını kaybetmesiydi.

16 yaşındaki Cornelia'nın çenesi çıkarıldı

Phossy jaw'ın insan vücudunda yol açabileceği yıkımı gösteren en çarpıcı tarihsel vakalardan biri Cornelia adlı genç bir işçiye aittir.

Cornelia henüz 16 yaşındaydı.

New York'taki bir kibrit fabrikasının paketleme bölümünde yaklaşık iki buçuk yıl çalışmıştı.

1855 yılında diş ağrısı ve sağ alt çenesinde şişlik başladı. Önce diş eti açıldı, ardından bir dişi çekildi.

Ancak yara iyileşmedi.

Şişlik büyüdü ve çenenin altında sürekli irin boşaltan bir açıklık oluştu.

Cornelia bütün bunlara rağmen fabrikada çalışmaya devam etti.

17 Aralık 1855'te Bellevue Hospital'a yatırıldığında çene kemiğinde ciddi hasar vardı.

Cerrah James Rushmore Wood, 19 Ocak 1856'da ölü kemiği çıkarmak için ameliyat yaptı.

Royal College of Surgeons kayıtlarına göre operasyon anestezi kullanılmadan gerçekleştirildi.

Cerrah sonunda sağ alt çenenin tamamına yakın bölümünü çıkarmak zorunda kaldı.

Fakat hastalık burada durmadı.

Sol tarafta da hastalık gelişti ve 16 Şubat 1856'da alt çenenin kalan bölümü de çıkarıldı.

Cornelia hayatta kaldı.

Ancak bir kibrit fabrikasında çalışmanın bedeli, henüz 16 yaşındaki bir genç kız için alt çenesini kaybetmek olmuştu.

Yoksulların ve kadın işçilerin hastalığı

Phossy jaw toplumun bütün kesimlerini eşit biçimde etkileyen bir hastalık değildi.

Bu, büyük ölçüde sanayi işçilerinin hastalığıydı.

Kibrit fabrikalarında düşük ücretlerle çalışan kadınlar ve gençler, fosforla en yoğun temas eden gruplar arasındaydı.

1000’den Fazla Öğrenci Hastaları Elle Soluttu: Modern Yoğun Bakım Böyle Doğdu
1000’den Fazla Öğrenci Hastaları Elle Soluttu: Modern Yoğun Bakım Böyle Doğdu
İçeriği Görüntüle

Fabrikalarda çalışma saatleri uzundu. Havalandırma ve hijyen koşulları bugünün standartlarından son derece uzaktı. İşçiler sağlık sorunları yaşadığında işlerini kaybetme korkusuyla çalışmaya devam edebiliyordu.

Bu nedenle phossy jaw yalnızca tıp tarihinin değil, işçi sağlığı, kadın emeği ve sanayi tarihinin de önemli konularından biri hâline geldi.

1888: Kibritçi kızlar greve çıktı

1888 yılında Londra'nın East End bölgesindeki Bryant & May kibrit fabrikasında çalışan kadın işçiler greve çıktı.

Tarihe “Match Girls' Strike” olarak geçen bu hareketin temelinde düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, işçilere uygulanan para cezaları ve kötü çalışma koşulları bulunuyordu.

Grevi yalnızca “beyaz fosfora karşı yapılmış bir grev” olarak tanımlamak doğru değildir.

Ancak fosforun yol açtığı sağlık sorunları, fabrikadaki çalışma koşullarının ne kadar ağır olduğunu gösteren önemli unsurlardan biriydi. Grev ve sonrasında gelişen kamuoyu baskısı, kibrit işçilerinin maruz kaldığı sağlık risklerinin daha fazla tartışılmasını sağladı.

Buna rağmen beyaz fosfor hemen ortadan kalkmadı.

Bryant & May fabrikası beyaz fosfor kullanımını ancak 1901 yılında bıraktı.

Bu ayrıntı, işçi sağlığı tarihinin en önemli gerçeklerinden birini gösteriyor:

Bir tehlikenin bilinmesi, her zaman o tehlikenin hemen ortadan kaldırılması anlamına gelmiyordu.

Daha güvenli alternatif vardı

Üstelik beyaz fosforun alternatifi bulunmuştu.

Kırmızı fosfor, beyaz fosfora göre çok daha güvenli biçimde kibrit üretiminde kullanılabiliyordu.

Ancak ekonomik maliyetler, üretim teknikleri, patentler ve uluslararası rekabet nedeniyle geçiş hemen gerçekleşmedi.

Bazı ülkelerde ve fabrikalarda işçi sağlığını koruyacak teknolojiler mevcut olduğu hâlde beyaz fosfor kullanılmaya devam etti.

Böylece küçük bir tüketim ürününün ucuz üretimiyle işçilerin sağlığı arasında uzun yıllar süren bir mücadele ortaya çıktı.

Dünya sonunda beyaz fosfora karşı harekete geçti

  1. yüzyılın başlarında beyaz fosforlu kibritlere yönelik uluslararası baskı giderek arttı.

Önemli dönüm noktalarından biri, 26 Eylül 1906'da kabul edilen Bern Sözleşmesi oldu.

Sözleşmeyle taraf devletler beyaz ya da sarı fosfor içeren kibritlerin üretimini, ithalatını ve satışını yasaklama yönünde yükümlülük üstlendi.

Birleşik Krallık da 1908 yılında White Phosphorus Matches Prohibition Act adlı yasayı çıkardı.

Yasanın beyaz fosforun kibrit üretiminde kullanılmasını yasaklayan temel hükümleri 1 Ocak 1910'da yürürlüğe girdi. Perakende satışa ilişkin yasak ise 1 Ocak 1911'de uygulanmaya başladı.

Beyaz fosforun kibrit endüstrisinden uzaklaştırılmasıyla birlikte phossy jaw vakaları da giderek azaldı.

Phossy jaw kanser değildi

Tarihsel bazı popüler anlatımlarda phossy jaw için zaman zaman “kemik kanseri” benzeri ifadeler kullanılmıştır.

Ancak bu tanımlama tıbbi açıdan doğru değildir.

Phossy jaw bir kanser değil; beyaz fosfor maruziyetiyle ilişkili çene kemiği nekrozu ve kronik osteomiyelit tablosudur.

Bu ayrım önemlidir çünkü hastalığın tarihsel korkunçluğu, onu olduğundan farklı bir hastalık gibi tanımlamaya gerek bırakmayacak kadar çarpıcıdır.

Tıp tarihinin verdiği ders

Phossy jaw bugün büyük ölçüde tarihe karışmış bir meslek hastalığıdır.

Ancak ardında bıraktığı ders hâlâ günceldir.

Bir kimyasalın sağlık riskleri bilindiği hâlde ekonomik gerekçelerle kullanılmaya devam edilmesi, hastalıkların yeterince bildirilmemesi, işçilerin sağlığı ile üretim maliyetlerinin karşı karşıya gelmesi ve en ağır bedeli toplumun düşük gelirli kesimlerinin ödemesi yalnızca 19. yüzyıla özgü sorunlar değildir.

Phossy jaw aynı zamanda modern iş sağlığı ve güvenliği anlayışının neden gerekli olduğunu gösteren tarihsel örneklerden biridir.

Bir zamanlar milyonlarca insanın hayatını kolaylaştıran küçücük bir kibrit, onu üreten bazı işçiler için ağrı, enfeksiyon, yüz deformitesi ve çene kaybı anlamına geliyordu.

Phossy jaw'ın tıp tarihine bıraktığı en önemli ders belki de şudur: Bir teknolojinin başarısı yalnızca kullanıcıya sağladığı kolaylıkla değil, onu üreten insanların ödediği bedelle de değerlendirilmelidir.

Kaynaklar

British Dental Journal — A historical review of “phossy jaw”
Royal College of Surgeons of England — “Phossy jaw” and the matchgirls: a nineteenth-century industrial disease
The National Archives — The 1888 Match Girls’ Strike
International Labour Organization — Bern Convention / White Phosphorus düzenlemeleri
UK Legislation — White Phosphorus Matches Prohibition Act 1908