Eski eponimin terk edilmesinde yalnızca genetik gelişmeler değil, Julius Hallervorden ve Hugo Spatz’ın Nazi döneminde öldürülen hastaların beyin dokularının kullanıldığı araştırmalarla bağlantılarının belgelenmesi de etkili oldu. Ancak kritik bir ayrıntı var: Hastalığın 1922’deki ilk tanımı Nazi kurbanları üzerinde yapılan araştırmalara dayanmıyordu. Karanlık hikâye daha sonra başladı.

Bir hastalığın adından çok daha fazlası

Tıp tarihinde bazı hastalıklar onları ilk tanımlayan hekimlerin isimleriyle anılır.

Alzheimer, Parkinson, Hodgkin ve Behçet hastalıkları bunun bilinen örnekleri arasındadır.

Fakat bazen bir ismin arkasındaki tarih, bilimsel keşfin önüne geçebilir.

Hallervorden–Spatz hastalığı bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu.

Nadir görülen ve beyinde demir birikimiyle seyreden bazı nörodejeneratif hastalıklar yaklaşık bir asır boyunca iki Alman nöropatoloğun, Julius Hallervorden ile Hugo Spatz’ın soyadlarıyla anıldı.

Bugün ise bu isim giderek tıp tarihine bırakılıyor.

Modern terminolojide PANK2 genindeki patojenik varyantlarla ilişkili hastalık Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon — PKAN olarak adlandırılıyor.

PKAN, NBIA — Neurodegeneration with Brain Iron Accumulation, yani beyinde demir birikimiyle seyreden nörodejenerasyon hastalıklarının oluşturduğu daha geniş grubun alt tiplerinden biridir.

Bu ayrım önemlidir.

Tarihsel olarak “Hallervorden–Spatz hastalığı” adı altında değerlendirilen her olgunun bugün mutlaka PKAN olarak sınıflandırılması doğru değildir.

Genetik araştırmalar, beyinde demir birikimiyle seyreden hastalıkların tek bir hastalık olmadığını, farklı genlerle ilişkili çok sayıda alt tipten oluştuğunu ortaya koymuştur.

Peki yaklaşık 80 yıl kullanılan bir hastalık adı neden terk edildi?

Yanıt yalnızca genetikte değil, 20. yüzyıl tıp tarihinin en karanlık dönemlerinden birinde saklı.

Hikâye 1922’de başladı

Julius Hallervorden ve Hugo Spatz 1922 yılında aynı aileden beş kız kardeşte ilerleyici bir nörolojik hastalık tanımladı.

Ailede toplam 12 çocuk bulunuyordu ve bu çocuklardan beş kız kardeş benzer nörolojik tablo gösteriyordu.

Çocuklarda hareket bozuklukları, konuşma güçlüğü ve giderek ağırlaşan nörolojik belirtiler bulunuyordu.

Ölümlerinden sonra yapılan incelemelerde beynin özellikle globus pallidus ve substantia nigra bölgelerinde dikkat çekici kahverengimsi renk değişiklikleri görüldü.

Bu görünümün yüksek demir içeriğiyle ilişkili olduğu anlaşıldı.

Böylece beyin dokusunda anormal demir birikimiyle seyreden bir nörodejeneratif hastalık tıp literatürüne girmiş oldu.

Yıllar içinde hastalık “Hallervorden–Spatz hastalığı” veya “Hallervorden–Spatz sendromu” adıyla tanınmaya başladı.

Ancak burada önemli bir tarihsel ayrım yapılması gerekiyor.

1922’de tanımlanan ilk hastaların Nazi “ötenazi” programıyla bağlantısı yoktu.

Hastalığın ilk bilimsel tanımı, Nazi rejiminin Almanya’da iktidara gelmesinden yaklaşık 11 yıl önce yapılmıştı.

Hallervorden ve Spatz’ın adlarını etik açıdan tartışmalı hâle getiren olaylar daha sonraki yıllarda yaşandı.

Nazi Almanyası’nda “ötenazi” adı verilen cinayet programı

1939’dan itibaren Nazi Almanyası zihinsel, nörolojik ve fiziksel engelleri bulunan insanları sistematik biçimde öldürmeye başladı.

Rejimin kullandığı “ötenazi” kelimesi yanıltıcıydı.

Burada söz konusu olan hastaların kendi istekleriyle veya acılarını sonlandırmak amacıyla gerçekleştirilen bir tıbbi uygulama değildi.

Engelli, psikiyatrik veya nörolojik hastalığı bulunan insanların devlet tarafından organize edilen biçimde öldürülmesiydi.

Programın en bilinen bölümü Aktion T4 adıyla yürütüldü.

Ocak 1940 ile Ağustos 1941 arasındaki merkezi T4 gazla öldürme döneminde 70 binden fazla insan öldürüldü.

Nazi “ötenazi” programının savaş boyunca devam eden farklı aşamalarında hayatını kaybedenlerin toplam sayısının ise yaklaşık 250 bine ulaştığı tahmin ediliyor.

Kurbanların önemli bir bölümünü psikiyatri hastaları, nörolojik hastalığı bulunan kişiler, zihinsel veya fiziksel engelliler ve çocuklar oluşturuyordu.

Fakat suç yalnızca öldürmelerle sınırlı kalmadı.

Öldürülen insanların bedenleri ve organları bazı bilim insanları için araştırma materyaline dönüştürüldü.

Öldürülen insanların beyinleri araştırma merkezlerine gönderildi

Berlin-Buch’taki Kaiser Wilhelm Beyin Araştırmaları Enstitüsü, Nazi döneminin önemli nörobilim merkezlerinden biriydi.

Hugo Spatz enstitünün yöneticileri arasında yer aldı.

Julius Hallervorden ise burada nöropatoloji çalışmalarını yürütüyordu.

Günümüzde Max Planck Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nün kurumsal tarihçesinde, Nazi rejiminin öldürdüğü hastalardan elde edilen beyin dokularının 1940–1945 yılları arasında araştırmalarda kullanıldığı açıkça belirtiliyor.

Hallervorden’in bu materyallerle ilişkisi özellikle güçlü biçimde belgelenmiştir.

Tarihsel araştırmalar, Nazi “ötenazi” programı kurbanlarından elde edilen yaklaşık 698 beyin örneğinin Hallervorden tarafından Kaiser Wilhelm Beyin Araştırmaları Enstitüsü’nde incelendiğini bildiriyor.

Daha sonraki arşiv araştırmaları Hallervorden koleksiyonunun izini sürmeye devam etti.

Çalışmalar, Hallervorden’in Nazi öldürme merkezlerinden yüzlerce beyin örneğine eriştiğini ve bu materyallerin bir bölümünü savaş sonrasında da bilimsel çalışmalarında kullandığını gösterdi.

Hugo Spatz’ın rolü neydi?

Hallervorden’in Nazi “ötenazi” programından elde edilen beyin dokularıyla ilişkisi, tarihsel belgelerde daha açık biçimde ortaya konmuştur.

Spatz’ın doğrudan rolü ise daha dikkatli değerlendirilmesi gereken bir konudur.

2021 yılında yayımlanan bir araştırmada, Spatz’a atfedilen 1940–1945 dönemine ait 305 otopsi indeks kartı, Nazi “ötenazi” programında öldürülen kişilere ait arşiv kayıtlarıyla karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, Nazi “ötenazi” programında öldürüldüğü belirlenen dört kişinin Spatz’ın kayıtlarıyla eşleştiğini tespit etti.

Bu bulgu, Spatz’ın çalışmaları ile Nazi “ötenazi” programından elde edilen insan materyalleri arasında bilimsel bir bağlantı bulunduğuna ilişkin kanıtları güçlendirdi.

Ancak mevcut belgeler, Spatz’ın bu kişilerin öldürülmesini bizzat talep ettiğini veya söz konusu materyalleri doğrudan kendisinin istediğini kesin biçimde göstermiyor.

Bu nedenle Hallervorden ile Spatz’ın tarihsel sorumluluklarının aynı düzeyde ve aynı kesinlikle ifade edilmesi doğru değildir.

Buna karşın modern tıp etiği literatüründe her iki ismin de eski eponimde kullanılmasının uygunluğu ciddi biçimde sorgulanmıştır.

Savaş bitti ama beyin örnekleri ortadan kalkmadı

Hikâyenin belki de en rahatsız edici bölümlerinden biri savaş sonrasında yaşandı.

Nazi rejimi 1945’te sona ermesine rağmen kurbanlardan veya Nazi döneminde ölen hastalardan elde edilen histolojik preparatların bir bölümü bilimsel koleksiyonlarda onlarca yıl saklanmaya devam etti.

Hallervorden ve Spatz da savaş sonrasında bilimsel çalışmalarını sürdürdüler.

Güzel Bir Cilt İçin Arsenik Yiyorlardı: Güzellik Endüstrisinin Karanlık Geçmişi
Güzel Bir Cilt İçin Arsenik Yiyorlardı: Güzellik Endüstrisinin Karanlık Geçmişi
İçeriği Görüntüle

Kaiser Wilhelm sisteminin yerini alan Max Planck kurumlarında Nazi döneminden kalan çok sayıda histolojik preparat bulunduğu daha sonraki yıllarda ortaya çıktı.

1990 yılında yaklaşık 4 bin kişiden geldiği düşünülen yaklaşık 150 bin beyin preparatı Münih’teki Waldfriedhof Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Ancak bu materyallerin tamamının Nazi “ötenazi” programı kurbanlarına ait olduğu kesin olarak belirlenmiş değildi.

Koleksiyonların kökenleri uzun süre tam olarak aydınlatılamadı.

25 Mayıs 1990’da Münih’teki Waldfriedhof Mezarlığı’nda düzenlenen törenle bu materyaller defnedildi ve kurbanların anısına bir anıt taşı dikildi.

Daha sonraki yıllarda Max Planck Topluluğu, Kaiser Wilhelm kurumlarının Nazi dönemindeki faaliyetlerini ve koleksiyonların kökenini araştırmak amacıyla kapsamlı tarih projeleri başlattı.

Bilim hastalığın moleküler nedenlerinden birini buldu

Bu sırada nörogenetik alanındaki gelişmeler hastalığın bilimsel kimliğini de değiştirmeye başlamıştı.

2001 yılında Nature Genetics dergisinde yayımlanan önemli bir çalışmada, bugün PKAN olarak tanımlanan hastalıkla PANK2 genindeki patojenik değişiklikler arasında ilişki kuruldu.

PANK2 geni, pantotenat kinaz 2 adlı enzimi kodlar.

Bu enzim, hücre metabolizması açısından kritik öneme sahip olan koenzim A sentez yolunda görev yapar.

PANK2 genindeki iki hastalık yapıcı varyantın bulunması, bugün PKAN olarak adlandırılan hastalığın moleküler tanısının temelini oluşturdu.

Böylece hastalığı iki hekimin soyadıyla tanımlamak yerine biyolojik mekanizmasını esas alan yeni bir isim kullanılmaya başlandı:

Pantothenate Kinase-Associated Neurodegeneration — PKAN

Türkçesiyle:

Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon.

Ancak PKAN, bütün NBIA hastalıklarının yeni adı değildir.

NBIA daha geniş bir hastalık grubudur.

PKAN ise bu grubun genetik olarak tanımlanmış alt tiplerinden yalnızca biridir.

Beyinde “kaplan gözü” görüntüsü

PKAN’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri beynin belirli bölgelerinde demir birikmesidir.

Özellikle globus pallidus etkilenir.

Manyetik rezonans görüntülemede bazı hastalarda karakteristik bir görünüm ortaya çıkabilir.

Bu görüntü literatürde “eye-of-the-tiger sign” — kaplan gözü bulgusu olarak bilinir.

T2 ağırlıklı MR görüntülerinde globus pallidus içinde merkezi hiperintens alanın çevresindeki hipointens bölge bu görüntüyü oluşturabilir.

Ancak kaplan gözü bulgusu tek başına PKAN tanısı koydurmaz.

PANK2 mutasyonu doğrulanmış bazı hastalarda erken dönemde görülmeyebilir ve benzer görüntüler başka nörolojik hastalıklarda da bildirilmiştir.

Bu nedenle günümüzde klinik değerlendirme, görüntüleme ve genetik incelemeler birlikte ele alınır.

Hastalık çocuklukta başlayabiliyor

Klasik PKAN çoğunlukla çocukluk çağında başlayan ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır.

Belirtiler arasında:

  • distoni,
  • konuşma güçlüğü,
  • kas sertliği,
  • istemsiz hareketler,
  • yürüme bozukluğu,
  • spastisite
  • ve bazı hastalarda pigmenter retina dejenerasyonu

yer alabilir.

Daha geç başlayan atipik PKAN ise daha yavaş ilerleyebilir.

Bu hastalarda konuşma bozuklukları, distoni ve bazı nöropsikiyatrik belirtiler ön planda olabilir.

PKAN bugün tek başına bütün “beyinde demir birikimi” hastalıklarını ifade etmiyor.

Aksine, NBIA adı verilen daha geniş bir genetik hastalık grubunun alt tiplerinden birini oluşturuyor.

Bu grupta PANK2 dışında PLA2G6, C19orf12, WDR45, COASY ve FA2H gibi farklı genlerle ilişkili hastalıklar da bulunuyor.

Bu bilimsel gelişmeler eski Hallervorden–Spatz teriminin neden hem genetik hem de sınıflandırma açısından yetersiz kaldığını gösteriyor.

Bir hastalığın adını değiştirmek tarihi değiştirebilir mi?

Elbette bir hastalığın adını değiştirmek geçmişte yaşananları ortadan kaldırmaz.

Fakat tıbbi terminoloji yalnızca teknik bir sınıflandırma sistemi değildir.

Bir hastalığın her söylenişinde ona adı verilen kişinin bilim tarihindeki yeri de yeniden üretilir.

Bu nedenle Nazi dönemiyle bağlantılı hekimlerin adlarını taşıyan hastalıkların, anatomik yapıların ve tıbbi terimlerin yeniden adlandırılması uzun yıllardır tıp etiğinde tartışılıyor.

Hallervorden–Spatz örneğinde iki ayrı gerekçe aynı noktada birleşti.

Bilimsel gerekçe:

PANK2 geninin bulunması ve NBIA hastalıklarının farklı genetik alt tiplere ayrılması, daha doğru ve mekanizmaya dayalı bir sınıflandırmayı mümkün kıldı.

Etik gerekçe:

Hallervorden’in Nazi rejimi tarafından öldürülen insanların beyin dokularını kullanan araştırmalarla güçlü biçimde belgelenmiş bağlantısı ve Spatz’ın çalışmalarında da Nazi “ötenazi” programı kurbanlarına ait materyallerle bağlantılar bulunduğunun gösterilmesi, bu iki ismi yaşatan eponimin kullanılmasını etik açıdan tartışmalı hâle getirdi.

En önemli tarihsel ayrıntı

Hallervorden–Spatz hikâyesi anlatılırken yapılabilecek en ciddi hata, hastalığın Nazi kurbanlarının beyinleri üzerinde keşfedildiğini söylemektir.

Bu doğru değildir.

Hastalık 1922’de, Nazi rejimi Almanya’da iktidara gelmeden yaklaşık 11 yıl önce tanımlandı.

Hallervorden ve Spatz’ın Nazi dönemiyle ilgili etik tartışmaları, hastalığın ilk tanımından değil; daha sonraki yıllarda Nazi rejimi tarafından öldürülen hastaların beyin dokularının bilimsel araştırmalarda kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

Bu ayrım tarihsel gerçeği korumak açısından son derece önemlidir.

Çünkü tıp tarihinin karanlık sayfalarını anlatmak, olayları olduğundan daha sansasyonel hâle getirmeyi değil; belgelerin izin verdiği sınırlar içinde olabildiğince doğru aktarmayı gerektirir.

Tıp tarihinin bıraktığı soru

Bugün bir nörolog, PANK2 genindeki patojenik varyantlarla ilişkili hastalık için büyük olasılıkla “Hallervorden–Spatz hastalığı” yerine PKAN tanımını kullanacaktır.

Bu değişim yalnızca tıbbi terminolojide yapılan küçük bir düzeltme değildir.

Bir yanda beynin neden demir biriktirdiğini anlamaya çalışan bilimsel ilerleme vardır.

Diğer yanda ise bilimsel araştırma adına insan onurunun nasıl yok sayılabildiğini gösteren tarihsel bir uyarı.

Hallervorden–Spatz’tan PKAN’a uzanan yaklaşık yüz yıllık hikâye, tıp tarihinin en önemli sorularından birini yeniden hatırlatıyor:

Bilimsel bilgi, nasıl elde edildiği sorusundan bağımsız düşünülebilir mi?

Modern tıbbın verdiği yanıt giderek daha açık:

Bilimsel değer, etik sorumluluğun yerine geçemez.


KISA BİLGİ KUTUSU

Tarihsel adı: Hallervorden–Spatz hastalığı / sendromu

Günümüzde PANK2 ile ilişkili hastalığın adı: Pantotenat Kinaz İlişkili Nörodejenerasyon — PKAN

Hastalık grubu: NBIA — Beyinde demir birikimiyle seyreden nörodejenerasyonlar

PKAN ile ilişkili gen: PANK2

Kalıtım: Otozomal resesif

Önemli beyin bölgesi: Globus pallidus

Karakteristik fakat tek başına tanı koydurmayan MR bulgusu: “Kaplan gözü” bulgusu

İlk klasik tanımlama: Hallervorden ve Spatz, 1922

PANK2 ilişkisinin ortaya konması: 2001

Eski eponimin terk edilmesinin başlıca nedenleri: Genetik sınıflandırmanın gelişmesi ve isim sahiplerinin Nazi dönemindeki etik sorunlarla bağlantılarının belgelenmesi


Kaynaklar

  1. Max Planck Institute for Brain Research. Kurumsal tarih ve Nazi dönemi beyin araştırmaları kayıtları.
  2. Max Planck Society. Kaiser Wilhelm Society ve Nazi dönemi araştırmalarının tarihsel incelemeleri.
  3. United States Holocaust Memorial Museum. Nazi “Euthanasia Program” ve Aktion T4 arşivleri.
  4. Hughes JT. Neuropathology in Germany during World War II: Julius Hallervorden and the Nazi programme of “euthanasia”. Journal of Medical Biography. 2007.
  5. Wässle H. A Collection of Brain Sections of “Euthanasia” Victims: The Series H of Julius Hallervorden. Endeavour. 2017.
  6. Krauss JK ve ark. Renaming of Hallervorden–Spatz disease: the second man behind the name of the disease. Journal of Neural Transmission. 2021.
  7. Gregory A, Hayflick SJ. Pantothenate Kinase-Associated Neurodegeneration. GeneReviews.
  8. Zhou B ve ark. A novel pantothenate kinase gene (PANK2) is defective in Hallervorden-Spatz syndrome. Nature Genetics. 2001.