Ancak kayıtların eksik ve çelişkili olması nedeniyle kesin sayı bilinmiyor. Daha sonraki bilimsel incelemeler, deneylerin yalnızca ağır etik ihlaller içermediğini, elde edilen verilerin bilimsel güvenilirliğinin de ciddi biçimde sorunlu olduğunu ortaya koydu.
Alman pilotlarını kurtarmak için başlatıldı
İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Hava Kuvvetleri Luftwaffe, özellikle Kuzey Denizi gibi soğuk sularda düşürülen uçakların mürettebatının karşı karşıya kaldığı hipotermi sorununa çözüm arıyordu.
Bu askeri amaç doğrultusunda Dachau toplama kampındaki mahkûmlar üzerinde insan deneyleri gerçekleştirildi.
Dönemin kayıtlarına göre Dachau’daki sistematik hipotermi deneyleri 15 Ağustos 1942’de başladı. Nürnberg belgeleri, çalışmaların farklı biçimlerde 1943 yılının ilk yarısına kadar sürdüğünü göstermektedir.
Programın temel amacı, soğuk suya düşen bir insanın ne kadar süre yaşayabildiğini, vücut sıcaklığının hangi düzeye kadar düşebildiğini ve ağır hipotermi gelişen kişilerin hangi yöntemlerle yeniden ısıtılabileceğini araştırmaktı.
Ancak bu sorular gönüllü araştırma katılımcıları üzerinde değil, özgür iradeleri ellerinden alınmış toplama kampı mahkûmları üzerinde araştırıldı.
Mahkûmlar buzlu su tanklarına sokuldu
Nürnberg’de delil olarak sunulan dönemin raporlarına göre mahkûmlar, bazı deneylerde uçuş kıyafetleri giydirilerek, bazı deneylerde ise farklı koşullar altında soğuk su tanklarına yerleştirildi.
Sigmund Rascher’in 1942 tarihli ara raporunda su sıcaklıklarının yaklaşık 2,5 ile 12 derece arasında değiştiği belirtiliyordu.
Araştırmacılar vücut sıcaklığını, klinik bulguları ve bazı biyokimyasal ve fizyolojik ölçümleri kaydetmeye çalışıyordu.
Ancak daha sonraki incelemeler, deneylerde ölçüm yöntemlerinin standart olmadığını, bazı temel fizyolojik parametrelerin yetersiz biçimde izlendiğini ve deney kayıtlarının bilimsel açıdan ciddi eksiklikler içerdiğini ortaya koydu.
Deneyler yalnızca buzlu su tanklarıyla sınırlı değildi. Savaş sonrası ifadelerde bazı mahkûmların kış koşullarında açık havada uzun süre soğuğa maruz bırakıldığı da anlatıldı.
Bu uygulamaların hiçbirinde günümüzde tıbbi araştırmaların temel şartlarından biri olan özgür ve bilgilendirilmiş onam bulunmuyordu.
Amaç yalnızca dayanma süresini ölçmek değildi
Dachau programının ikinci önemli bölümünü yeniden ısıtma deneyleri oluşturuyordu.
Ağır biçimde soğutulan kişilerin hangi yöntemlerle yeniden ısıtılabileceği araştırıldı. Sıcak su banyoları ve farklı ısıtma yöntemleri karşılaştırıldı.
Nürnberg belgeleri, SS lideri Heinrich Himmler’in de bu deneylerle yakından ilgilendiğini ve yeniden ısıtma yöntemleri hakkında araştırmacılarla yazıştığını gösteriyor.
Hipotermi deneylerinin en çok adı geçen isimlerinden biri SS doktoru Sigmund Rascher oldu.
United States Holocaust Memorial Museum arşivlerinde 1942’de Dachau’da çekilen bir fotoğrafta Rascher’in, soğuk su tankındaki bir mahkûm üzerinde yürütülen deneyi izlediği görülmektedir.
Kaç kişi kullanıldı, kaç kişi öldü?
Dachau hipotermi deneyleriyle ilgili en tartışmalı konulardan biri kesin sayılardır.
Belgelerin bir kısmının savaş sırasında yok edilmesi, aynı kişilerin birden fazla deneye maruz bırakılması ve savaş sonrası tanıklıklar arasındaki farklılıklar nedeniyle rakamlar kaynaklara göre değişmektedir.
New England Journal of Medicine’da 1990 yılında yayımlanan Robert L. Berger imzalı tarihsel incelemede, savaş sonrası ifadelerin yaklaşık 280–300 kişinin 360–400 kadar deneyde kullanılmış olabileceğine işaret ettiği belirtilmektedir.
Aynı değerlendirmede bazı savaş sonrası tanıklıkların yaklaşık 80–90 ölümden söz ettiği aktarılmaktadır.
Nürnberg’de görülen Pohl Davası kayıtlarında da yaklaşık 300 mahkûmun deneylere maruz bırakıldığı ve 80’den fazla kişinin öldüğü ifade edilmiştir.
Bu nedenle Dachau hipotermi deneyleriyle ilgili rakamları kesin tarihsel sayılar olarak vermek yerine, “savaş sonrası tanıklıklara göre yaklaşık 280–300 kişi ve yaklaşık 80–90 ölüm” şeklinde ifade etmek daha doğru kabul edilmektedir.
Deneylerin bilimsel değeri de ciddi biçimde sorgulandı
Dachau deneyleriyle ilgili tartışma savaş sonrasında yalnızca etik suçlar üzerinden yürütülmedi.
Bazı araştırmacılar, yöntemler insanlık dışı olsa da elde edilen kimi verilerin hipotermi tıbbında kullanılabileceğini savundu.
Ancak daha sonraki bilimsel incelemeler bu görüşe ciddi itirazlar getirdi.
Robert Berger’in 1990 yılında New England Journal of Medicine’da yayımlanan kapsamlı değerlendirmesi, Dachau hipotermi çalışmalarında düzenli bir deney protokolünün bulunmadığını, temel değişkenlerin yeterince kaydedilmediğini ve yöntemlerin standartlaştırılmadığını ortaya koydu.
Berger ayrıca deney raporlarında tutarsızlıklar bulunduğuna, bazı verilerin değiştirilmiş veya uydurulmuş olabileceğine ilişkin göstergeler olduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle Dachau deneylerini “etik dışı fakat bilimsel açıdan başarılı araştırmalar” şeklinde tanımlamak tarihsel ve bilimsel açıdan sorunlu kabul edilmektedir.
Sorun yalnızca insanların zorla denek yapılması ve ölümler değildi; elde edilen verilerin güvenilirliği de ciddi biçimde tartışmalıydı.
Dachau verilerinin modern hipotermi tedavisinin temeli olduğu iddiası desteklenmiyor
Dachau deneyleri hakkında zaman zaman ortaya çıkan iddialardan biri, günümüzde hipotermi tedavisinde kullanılan bilgilerin önemli bir bölümünün bu çalışmalardan elde edildiğidir.
Ancak bilimsel literatürde bu görüşü destekleyen güçlü bir temel bulunmamaktadır.
Berger’in değerlendirmesi, deneylerin yöntemsel sorunları ve veri güvenilirliğindeki ciddi eksiklikler nedeniyle Dachau sonuçlarının bilimsel açıdan güvenilir kabul edilemeyeceğini savunmuştur.
Modern hipotermi bilgisi; kontrollü fizyoloji araştırmaları, kazara hipotermi vakaları, dağ ve deniz kurtarma tıbbı, yoğun bakım deneyimleri ve sonraki dönemlerde gerçekleştirilen etik araştırmaların birikimiyle gelişmiştir.
Bu ayrım önemlidir. Nazi döneminde gerçekleştirilen tıbbi suçların sonradan “modern tıbbın temelini oluşturduğu” biçiminde sunulması, hem bilimsel gerçekliği hem de tarihsel bağlamı çarpıtabilmektedir.
Dachau yalnızca hipotermi deneylerinin merkezi değildi
Dachau’da mahkûmlar üzerinde başka insan deneyleri de gerçekleştirildi.
Bunların arasında düşük basınç odalarında yapılan yüksek irtifa deneyleri, deniz suyunun içilebilir hâle getirilmesine yönelik çalışmalar ve sıtmayla ilgili deneyler bulunuyordu.
Bu araştırmaların önemli bir bölümü mahkûmların özgür iradesi ve rızası dışında yürütüldü.
Dachau böylece Nazi döneminde tıp, askeri araştırmalar ve toplama kampı sisteminin kesiştiği başlıca merkezlerden biri hâline geldi.
Doktorlar Nürnberg’de yargılandı
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Nazi dönemindeki tıbbi suçlar Nürnberg’de ayrı bir davanın konusu oldu.
Doktorlar Davası 9 Aralık 1946’da başladı.
Amerikan askeri mahkemesinde 23 Alman doktor ve yönetici savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve diğer ağır suçlamalarla yargılandı.
Yargılama sonucunda 16 sanık suçlu bulundu. Bunlardan yedisi idama mahkûm edildi.
Dava, Nazi döneminde gerçekleştirilen insan deneylerinin hukuki olarak değerlendirilmesi kadar, gelecekte insanlar üzerinde yapılacak araştırmaların hangi etik sınırlar içinde yürütülmesi gerektiğinin belirlenmesi açısından da tarihsel önem taşıdı.
Nürnberg Kodu’nun merkezinde gönüllü onam vardı
Mahkeme 19 Ağustos 1947 tarihli kararında, insanlar üzerinde kabul edilebilir tıbbi deneylerin uyması gereken 10 temel ilkeyi “Permissible Medical Experiments” başlığı altında ortaya koydu.
Bu ilkeler daha sonra Nürnberg Kodu adıyla anılmaya başlandı.
Kodun ilk ve en temel ilkesi, araştırmaya katılan kişinin gönüllü onamının kesinlikle gerekli olmasıydı.
Nürnberg Kodu ayrıca gereksiz fiziksel ve zihinsel acının önlenmesini, ölüm veya kalıcı sakatlık beklenen deneylerden kaçınılmasını, risklerin araştırmanın insani önemini aşmamasını ve katılımcının istediği zaman deneyden ayrılabilmesini öngörüyordu.
Nürnberg Kodu tek başına bugünkü araştırma etiği sisteminin tamamını oluşturmasa da, insan araştırmaları etiğinin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilmektedir.
Dachau’nun bıraktığı asıl tarihsel ders
Dachau hipotermi deneyleri, tıp tarihinde yalnızca Nazi rejiminin işlediği suçların örneklerinden biri olarak kalmadı.
Aynı zamanda bilimsel araştırmanın etik sınırlarının neden vazgeçilmez olduğunu gösteren en çarpıcı tarihsel vakalardan biri hâline geldi.
Dachau örneği, araştırmanın amacı yararlı olsa bile kullanılan yöntemin insan haklarını ihlal etmesi hâlinde bilimin meşruiyetini kaybedebileceğini gösterdi.
Bugün gönüllü ve bilgilendirilmiş onam, bağımsız etik kurul değerlendirmesi, araştırmacının katılımcıyı koruma yükümlülüğü ve risk–yarar değerlendirmesi gibi ilkelerin modern tıbbi araştırmaların merkezinde bulunmasında bu tarihsel deneyimlerin önemli payı vardır.
Dachau deneylerinin bıraktığı en önemli tarihsel ders, hipotermiye ilişkin veriler değil; insan üzerinde yapılan araştırmalarda bilimin etik sınırlar olmadan ne kadar tehlikeli hâle gelebileceğini gösteren uyarıdır.
Kaynaklar
United States Holocaust Memorial Museum – Holocaust Encyclopedia, Dachau.
United States Holocaust Memorial Museum – Nazi Medical Experiments.
United States Holocaust Memorial Museum – The Nuremberg Code.
Harvard Law School – Nuremberg Trials Project, Dachau Freezing Experiments ve ilgili mahkeme kayıtları.
Berger RL. Nazi Science — The Dachau Hypothermia Experiments. New England Journal of Medicine. 1990;322:1435–1440.
Angell M. The Nazi Hypothermia Experiments and Unethical Research Today. New England Journal of Medicine. 1990;322:1462–1464.




