Tıp Bu İki Doktorun Adını Neden Terk Etti? Hallervorden–Spatz Hastalığının Nazi Geçmişi
Tıp Bu İki Doktorun Adını Neden Terk Etti? Hallervorden–Spatz Hastalığının Nazi Geçmişi
İçeriği Görüntüle

Günümüze ulaşan farmakope kayıtları, eczane kapları ve modern kimyasal analizler bunun yalnızca tarihî bir söylenti olmadığını gösteriyor.
Bugün bir eczanenin rafında üzerinde “MUMIA” yazan bir kavanoz görmek ürpertici olurdu.
Ancak birkaç yüzyıl önce Avrupa eczacılığında bu isimle satılan maddelere rastlamak mümkündü.
Hastaya verilen ürün her zaman aynı içeriğe sahip değildi. Bazı dönemlerde bitüm veya benzeri doğal maddeler “mumia” olarak adlandırılırken, bazı ürünlerde mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve başka maddeler bulunuyordu. Fakat tarihsel belgeler, belirli örneklerde gerçekten mumyalanmış insan dokusunun ve insan kalıntılarının tıbbi madde olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.
Modern tıp tarihçileri bu uygulamaları daha geniş bir çerçevede “corpse medicine”, yani ceset tıbbı kapsamında inceliyor.
Bitümden insan bedenine uzanan bir anlam değişimi
“Mumia”nın hikâyesinin en dikkat çekici yönlerinden biri, kelimenin başlangıçta doğrudan insan bedeni anlamına gelmemesi.
Orta Çağ İslam dünyasında kullanılan mūmiyāʾ sözcüğü, bitüm veya asfalt benzeri doğal maddelerle ilişkilendiriliyordu. Bu maddelerin özellikle yara ve travmalarda iyileştirici özelliklere sahip olduğuna inanılıyordu.
Zamanla Mısır mumyalarında görülen koyu renkli maddeler ile doğal bitüm arasında bağlantı kuruldu. Mumyalama sırasında kullanılan reçineler ve benzeri maddeler de aynı kavram altında değerlendirilmeye başladı.
Avrupa’ya aktarılan tıbbi bilgi ve ticaret ağları içerisinde “mumia” kelimesinin anlam alanı giderek genişledi.
Önce mumyalarda bulunan reçinemsi ve bitümlü maddeler ilaç olarak kullanılmaya başlandı.
Daha sonra ise sınır daha da ileri taşındı:
Mumyanın kendisi tıbbi maddeye dönüştü.
Böylece doğal bir mineral veya bitüm için kullanılan kelime, bazı dönemlerde mumyalanmış insan bedeninden elde edilen maddeleri de ifade eder hale geldi.
Adı bile vardı: “Mumia vera Aegyptiaca”
Mumia ticaretinde ürünlerin içeriği ve kalitesi zamanla önemli bir sorun oluşturdu.
Piyasada doğal bitümden insan dokusuna kadar farklı maddelerin aynı ad altında satılabilmesi, “gerçek” mumia ile taklit ürünlerin ayrılması ihtiyacını doğurdu.
Bu bağlamda “Mumia vera Aegyptiaca”, yani kabaca “gerçek Mısır mumyası” ifadesi kullanılmaya başlandı.
Bu ad, eski Mısır mumyalarından elde edildiği ileri sürülen malzemeyi başka maddelerden veya daha yakın tarihte ölmüş insanlardan hazırlanan ürünlerden ayırmayı amaçlıyordu.
Bugün kulağa bir korku filmi ayrıntısı gibi gelen bu ifade, dönemin farmasötik ticaretinde gerçek bir ürün kategorisiydi.
Mumia resmî farmakopelere kadar girdi
Mumia yalnızca halk arasında kullanılan gizemli bir karışım değildi.
Eczacılığın kurumsallaşmaya başladığı dönemde hazırlanan bazı resmî farmakopelerde de yer aldı.
İngiltere’de College of Physicians tarafından yayımlanan Pharmacopoeia Londinensis’in ilk baskısı 1618 yılında çıktı. Bu eser, Londra’da kullanılacak ilaçların ve bileşenlerin standartlaştırılması açısından önemli bir dönüm noktasıydı.
Tarihsel araştırmalar ilk baskılarda insan kökenli maddelerin ve mumianın farmasötik repertuvar içinde bulunduğunu gösteriyor.
Daha da çarpıcı olanı, 1655 tarihli Pharmacopoeia Londinensis’in günümüze ulaşan dijital nüshalarında “Mumia” adının doğrudan görülebilmesi.
Dolayısıyla Avrupa’da mumyanın ilaç olarak kullanıldığı iddiası yalnızca yüzyıllar sonra anlatılmış sıra dışı bir hikâyeye dayanmıyor.
Dönemin farmakolojik kayıtlarında da iz bırakmış durumda.
Kanama, ezilme ve yaralanmalar için öneriliyordu
Mumia için ileri sürülen tedavi alanları dönemden döneme değişiyordu.
Özellikle travmalar, ezilmeler, kanamalar ve vücutta biriktiği düşünülen kanın dağıtılması gibi durumlarda yararlı olduğuna inanılıyordu.
Bazı hekimler ve eczacılar mumianın iyileştirici özelliklerini çok daha geniş hastalık gruplarına yaydı.
Bu düşüncenin arkasında yalnızca maddenin kimyasal özelliklerine ilişkin varsayımlar yoktu.
Erken modern Avrupa tıbbında insan bedeninin ölümden sonra bile bazı şifalı özellikleri koruyabileceğine ilişkin düşünceler bulunuyordu.
Bu nedenle yalnızca mumyalar değil; insan kanı, yağ dokusu ve kafatası gibi bugün ilaç olarak değerlendirilmesi düşünülemeyecek maddeler de dönemin bazı tedavi uygulamalarında kullanılabildi.
Talep arttı, “sahte mumia” ortaya çıktı
Mısır’dan getirilen gerçek mumya materyalinin sınırlı ve pahalı olması başka bir sorun doğurdu.
Taklit veya sahte mumia ticareti.
Tarihsel kaynaklarda, eski Mısır mumyalarının yerine daha yakın tarihlerde ölmüş insanların kurutulmuş bedenlerinden hazırlanan ürünlerin kullanıldığına ilişkin kayıtlar bulunuyor.
Bazı erken modern tıp metinlerinde ise mumianın Avrupa’da doğrudan hazırlanabileceğine ilişkin tarifler bile yer aldı.
Alman hekim ve Paracelsusçu yazar Oswald Croll, 1609 yılında yayımlanan eserinde şiddet sonucu ölmüş genç bir erkeğin bedeninden ilaç hazırlanmasına ilişkin son derece çarpıcı bir tarif aktarıyordu.
Tarifte bedenin parçalanması, çeşitli maddelerle işlenmesi, alkole yatırılması ve kurutulması gibi işlemler bulunuyordu.
Bu noktada mumia artık yalnızca Antik Mısır’dan getirilen egzotik bir ilaç olmaktan çıkmıştı.
İnsan bedeni doğrudan farmasötik hammadde olarak düşünülmeye başlanmıştı.
Ünlü cerrah Ambroise Paré karşı çıktı
Mumia kullanımını herkes kabul etmiyordu.
yüzyılın en önemli cerrahlarından Ambroise Paré, mumianın tıbbi yararlarını sorgulayan isimlerden biri oldu.
Paré, Fransız gezgin André Thevet’nin Mısır’dan aldığı mumia sonrasında mide rahatsızlığı, kusma ve kötü ağız kokusu yaşadığına ilişkin anlatıyı aktardı.
Mumianın gerçek bir tıbbi yarar sağlamadığı görüşünü savundu ve kullanılmasına karşı çıktı.
Dolayısıyla mumianın etkisizliği ve olası zararları hakkındaki eleştiriler yalnızca modern bilimsel tıbbın ortaya çıkmasından sonra başlamadı.
Şüpheler ve itirazlar 16. yüzyılda bile bulunuyordu.
300 yıllık eczane kabını modern laboratuvar inceledi
Mumia tarihinin en önemli sorularından biri şuydu:
Tarihî eczanelerde bulunan “mumia” gerçekten insan mumyası içeriyor muydu?
Çünkü aynı isim farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalama maddeleri, insan dokuları ve taklit ürünler için kullanılabiliyordu.
Bu soruya modern kimya dikkat çekici bir cevap verdi.
2013 yılında Organic Geochemistry dergisinde yayımlanan bir araştırmada, Heidelberg’deki Alman Eczacılık Müzesi’nde bulunan 18. yüzyıl başlarına tarihlenen ve üzerinde “MUMIA” yazan tarihî bir ilaç kabındaki kalıntılar analiz edildi.
Araştırmacılar yalnızca asfalt benzeri bir madde bulmadı.
Analizlerde bandaj veya kumaş lifleri, reçineler, balmumu, yağ bileşenleri, mumyalama maddeleriyle uyumlu materyaller ve mumyalanmış deri ya da doku kalıntıları tespit edildi.
Ayrıca Ölü Deniz bölgesinden gelen asfaltla uyumlu kimyasal işaretler bulundu.
Araştırmacılar bütün bu bulguların birlikte değerlendirildiğinde kabın içindeki maddenin gerçek mumya materyali olduğuna dair güçlü kanıt oluşturduğu sonucuna vardı.
Böylece “eczanelerde mumya satılıyordu” şeklindeki tarihsel anlatının en azından bazı örneklerde gerçek mumyalanmış insan materyaline dayandığı modern laboratuvar yöntemleriyle de desteklenmiş oldu.
“MUMIA” yazılı eczane kapları bugün hâlâ müzelerde
Mumia yalnızca yazılı belgelerde kalmadı.
Avrupa’daki bazı eczacılık ve tıp tarihi koleksiyonlarında üzerinde “MUMIA” yazılı tarihî kaplar günümüze ulaştı.
Heidelberg’de bulunan Alman Eczacılık Müzesi’nin koleksiyonları da geçmişte kullanılan binlerce farmasötik maddeyi sergiliyor.
Müzenin tarihî materia medica koleksiyonlarında geçmişin sıra dışı ilaçları arasında mumya da bulunuyor.
Bu objeler tıp tarihinin rahatsız edici fakat önemli bir gerçeğini gözler önüne seriyor:
Bir insan bedeninin kalıntıları, belirli dönemlerde eczacılık hammaddesi statüsüne girebilmişti.
Hikâye 18. yüzyılda hemen sona ermedi
Aydınlanma dönemi, anatomi bilgisinin gelişmesi ve modern bilimsel tıbbın yükselmesiyle birlikte mumianın tıbbi itibarı giderek azaldı.
Fakat ürünün ticari izleri şaşırtıcı biçimde uzun süre devam etti.
Tarihsel farmasötik kataloglara ilişkin araştırmalar, Alman ilaç şirketi E. Merck’in 1924 tarihli fiyat listesinde “Mumia vera Aegyptica”nın hâlâ yer aldığını gösteriyor.
Ürünün kilogramı 12 Goldmark olarak listelenmişti.
Bu kayıt son derece dikkat çekici.
Çünkü kökenleri Orta Çağ’a uzanan bir tıbbi maddenin adı, modern ilaç sanayisinin kurumsallaştığı 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bile bir farmasötik katalogda yaşamaya devam ediyordu.
Bu durum, elbette mumianın 1924 yılında modern tıpta yaygın bir tedavi olduğu anlamına gelmiyor.
Ancak ticari ve farmasötik hafızasının ne kadar uzun sürdüğünü gösteriyor.
Önemli ayrıntı: Her “mumia” insan eti değildi
Mumia tarihi anlatılırken önemli bir bilimsel ayrımın korunması gerekiyor.
Tarihî bir belgede yalnızca “mumia” kelimesinin görülmesi, o ürünün kesinlikle insan dokusu içerdiğini göstermiyor.
Kelime farklı dönemlerde doğal bitüm, mumyalamada kullanılan reçinemsi maddeler, eski insan mumyalarından elde edilen materyaller veya bunların taklitleri için kullanılabiliyordu.
Dolayısıyla tarihî kayıtlardaki her “mumia” örneğini doğrudan “öğütülmüş Mısır mumyası” olarak tanımlamak doğru değil.
Ancak bunun tersi de geçerli:
İnsan kalıntılarından hazırlanan mumianın gerçekten var olduğu artık yalnızca söylentilere dayanmıyor.
Tarihsel tıp kitapları, farmakope kayıtları, eczane koleksiyonları ve modern kimyasal analizler belirli mumia ürünlerinin gerçek mumyalanmış insan materyali içerdiğini güçlü biçimde ortaya koyuyor.
Tıbbın en karanlık raflarından biri
Mumia’nın öyküsü yalnızca geçmiş insanların sıra dışı tedavi yöntemlerini anlatmıyor.
Bu tarih aynı zamanda tıbbi bilginin kültürler arasında aktarılırken nasıl değişebildiğini, bir kelimenin anlamının yüzyıllar içinde nasıl dönüşebildiğini, ticari talebin tedavi alışkanlıklarını nasıl etkileyebildiğini ve bilimsel kanıt bulunmadan bir uygulamanın ne kadar uzun süre yaşayabileceğini gösteriyor.
Bir zamanlar farmakopelerde adı bulunan, eczane kavanozlarında saklanan ve hastalara ilaç olarak verilen bir madde bugün insan kalıntılarının etik kullanımı açısından düşünülemeyecek bir uygulama olarak görülüyor.
Ancak Avrupa’nın bazı tıp ve eczacılık müzelerinde o dönemin sessiz tanıkları hâlâ duruyor.
Üzerlerinde tek bir kelime yazıyor:
MUMIA.
Kaynaklar
Scholz-Böttcher BM, Nissenbaum A, Rullkötter J. An 18th century medication “Mumia vera aegyptica” – Fake or authentic? Organic Geochemistry. 2013;65:1–18.
Varotto E, Papa V, Toscano F, Artico M, Vaccarezza M, Habicht ME, Galassi FM. Historico-medical considerations on the use of mummy as a drug: a bona fide ineffective medicament or a noxious charlatanry? Medicina nei Secoli. 2025;37(2):167–178.
Pharmacopoeia Londinensis. 1655 tarihli nüsha. Wellcome Collection.
Kinski M. Historical studies on human-derived medicinal substances and early modern pharmacopoeias. Humboldt-Universität zu Berlin.
Deutsches Apotheken-Museum, Heidelberg. Historical Materia Medica Collection.
Discover başlığı
Avrupa Eczanelerinde İnsan Kalıntısı Satılıyordu: “Mumia”nın Karanlık Tıp Tarihi