1899’dan Gülhane’ye Tarihî Tanıklık: 150 Yataklı “Model Hastane” Böyle Kuruldu
1899’dan Gülhane’ye Tarihî Tanıklık: 150 Yataklı “Model Hastane” Böyle Kuruldu
İçeriği Görüntüle

Bir hastanenin yalnızca hekime ihtiyacı yoktur.
Hastanın ateşini takip edecek, yarasını gözleyecek, ilaçlarını güvenli biçimde uygulayacak, ameliyat sonrasında saatler boyunca başında bulunacak ve hastanın durumundaki değişikliği ilk fark edecek eğitimli sağlık çalışanlarına da ihtiyaç vardır.
Bugün son derece doğal görünen bu durum, bundan bir asırdan biraz daha uzun süre önce Osmanlı sağlık sisteminin önemli eksikliklerinden biriydi.
Savaşlar art arda geliyor, hastaneler yaralılarla doluyor; ancak eğitimli hasta bakıcı ve hemşire sayısı son derece sınırlı kalıyordu.
Türkiye’de modern hemşirelik eğitiminin doğuşu da büyük ölçüde bu ihtiyacın fark edilmesiyle başladı.
Fakat bu hikâyeyi tek bir tarihle başlatmak mümkün değil.
Besim Ömer Paşa’nın girişimleri, gönüllü hastabakıcılık dersleri, savaş yıllarında açılan kurslar, 1920’de Amerikan Hastanesi bünyesindeki düzenli eğitim ve 1925’te kurulan Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi aynı dönüşümün birbirini izleyen basamaklarıydı.
Üsküdar’dan dünyaya uzanan hemşirelik mirası
Türkiye topraklarının modern hemşirelik tarihindeki yeri aslında daha eskiye uzanır.
Kırım Savaşı sırasında Florence Nightingale, 1854’ten itibaren Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda yaralı askerlerin bakımında görev yaptı.
Nightingale’in burada yürüttüğü çalışmalar, modern hemşireliğin dünya tarihindeki simgesel dönüm noktalarından biri haline geldi.
Ancak bu gelişme Osmanlı Devleti’nde aynı yıllarda düzenli bir hemşirelik eğitim sisteminin kurulduğu anlamına gelmiyordu.
Hasta bakımının gönüllü bir yardım faaliyetinden çıkarak eğitim gerektiren bir mesleğe dönüşmesi için daha uzun bir yol vardı.
Türkiye’de bu dönüşümün öncü isimlerinden biri Besim Ömer Paşa, daha sonraki adıyla Prof. Dr. Besim Ömer Akalın oldu.
Besim Ömer Paşa’nın gördüğü eksiklik
Besim Ömer Paşa yalnızca kadın hastalıkları ve doğum alanının öncü hekimlerinden biri değildi.
Ebelik eğitiminin modernleştirilmesi, kadınların sağlık alanında eğitilmesi ve hastabakıcılığın meslekleşmesi için de önemli çalışmalar yürüttü.
1887–1891 yılları arasında Avrupa’da bulunduğu dönemde özellikle Londra’daki Florence Nightingale Hastabakıcılık Okulu’nun eğitim düzeniyle ilgilendiği ve burada gördüğü disiplinli mesleki yapıdan etkilendiği kaynaklarda aktarılmaktadır. Doğrudan Florence Nightingale ile görüştüğüne ilişkin kesin bir belge bulunmadığından, bu konuda daha ileri bir iddiada bulunmak doğru değildir.
Besim Ömer Paşa’nın üzerinde durduğu temel mesele açıktı:
İyi niyet ve fedakârlık önemliydi.
Fakat hastaya bakmak için bunlar tek başına yeterli değildi.
Hasta bakımının da öğrenilmesi gerekiyordu.
1910: Kadınlara hastabakıcılık dersleri
Bu düşüncenin kurumsallaşması adım adım gerçekleşti.
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Başkan Vekili Besim Ömer Paşa kadınlara sağlık ve hastabakıcılık konusunda konferanslar verirken, Gülhane Hastanesi hekimlerinden Asaf Derviş Bey Mart 1910’da kadınlara hastabakıcılık dersleri vermeye başladı.
Bu gelişme önemlidir.
Çünkü artık kadınların hasta bakımında görev almaları yalnızca savaş zamanında ortaya çıkan gönüllü bir ihtiyaç olarak değil, eğitim verilmesi gereken bir alan olarak görülmeye başlanıyordu.
1911’de Washington’da düzenlenen uluslararası Kızılhaç toplantısı da Besim Ömer Paşa’nın dünyanın farklı ülkelerindeki hemşirelik örgütlenmelerini yakından incelemesine imkân sağladı. Kızılay kaynaklarında bu deneyimin Türkiye’de hemşirelik eğitiminin geliştirilmesine yönelik girişimleri desteklediği belirtilmektedir.
Kadırga’da başlayan eğitim
Trablusgarp ve ardından Balkan Savaşları, eğitimli hastabakıcı eksikliğini çok daha ağır biçimde ortaya çıkardı.
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Kadırga’daki Osmanlı Viladethanesi’nde kadın hastabakıcı yetiştirmek üzere kurs açılması yönünde girişimde bulundu.
Maddi ve teşkilat sorunları nedeniyle bazı girişimler süreklilik kazanamadı. Buna rağmen eğitim çalışmaları devam etti.
1912’de düzenlenen kurslara Müslüman kadınların katıldığı ve diploma aldığı; 1913–1914 döneminde de kadınların Kadırga Hastanesi’nde hekimlerin yanında uygulamalı hastabakıcılık eğitimi gördüğü Kızılay tarih çalışmalarında yer almaktadır.
1914–1915 yıllarında İstanbul Darülfünununda yürütülen kurslarda da hastabakıcı adayları yetiştirildi. Sınavların askerî sağlık makamları ve Hilâl-i Ahmer tarafından gerçekleştirildiği, bu eğitimlerden geçen yüzlerce kadının savaş yıllarında sağlık hizmetlerinde görev aldığı belirtilmektedir.
Bazı hemşirelik tarihi çalışmalarında 1914’te Kadırga Hastanesi bünyesinde oluşturulan küçük dershane, Türkiye’deki ilk hastabakıcılık ya da hemşirelik okulu girişimi olarak değerlendirilmektedir. Ancak bunun sürekli ve bağımsız bir okul niteliği taşıyıp taşımadığı konusunda kaynaklarda farklı tanımlamalar bulunmaktadır.
İşte bu nedenle Türkiye’de hemşirelik tarihindeki “ilk okul” sorusunun tek cümlelik bir cevabı yoktur.
Savaşlar hemşireleri sahaya çıkardı
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı, kadınların hasta bakımındaki rolünü çok daha görünür hale getirdi.
Bu dönemin en önemli isimlerinden biri Safiye Hüseyin Elbi oldu.
Safiye Hüseyin Hanım, kaynaklarda Türkiye’nin ilk Türk hemşiresi olarak anılan öncü kadınlardan biridir. Hastabakıcılık eğitimlerine katıldı ve savaş yıllarında yaralı askerlerin bakımında görev aldı.
Onun ve aynı dönemde çalışan diğer kadınların deneyimleri önemli bir gerçeği ortaya koyuyordu:
Kısa süreli kurslarla önemli bir başlangıç yapılmıştı.
Fakat Türkiye’nin artık sürekli, programlı ve uygulamalı eğitim veren hemşirelik okullarına ihtiyacı vardı.
1920: 12 öğrenciyle başlayan yeni dönem
Bu ihtiyaca yönelik en önemli kurumsal adımlardan biri 1920 yılında İstanbul’da atıldı.
Konstantinopolis Amerikan Hastanesi kurulurken hastanenin hedefleri arasında yalnızca hastalara sağlık hizmeti sunmak değil, Türkiye’deki hemşire ihtiyacını karşılayacak kadınları yetiştirmek de bulunuyordu.
Hastanenin kuruluşunda etkili isimlerden biri ABD Donanması mensubu Amiral Mark Lambert Bristol idi.
Amerikan Hastanesi 20 Ağustos 1920’de resmen açıldı ve hastane bünyesinde bir hemşirelik okulu oluşturuldu.
İlk sınıf Eylül 1920’de yalnızca 12 öğrenciyle eğitime başladı.
Okulun başında hastanenin başhemşiresi Annie E. Rothrock bulunuyordu.
Eğitim süresi başlangıçta iki buçuk yıldı.
Öğrenciler yalnızca teorik dersler almıyor; hastane ortamında uygulamalı hasta bakımı eğitimi de görüyorlardı.
Ama adı henüz Amiral Bristol değildi
Burada önemli bir tarih ayrıntısı var.
Bugün bu kurum genellikle Amiral Bristol Hemşirelik Okulu adıyla biliniyor.
Fakat 1920’de okulun adı bu değildi.
İlk resmî adı:
Amerikan Hastanesi Hastabakıcılık Kursu idi.
Okul ilk mezunlarını 1923 yılında verdi.
1931’de eğitimin süresi üç yıla çıkarıldı ve kurum Amerikan Hastanesi Hastabakıcılık Dershanesi adını aldı.
Amiral Mark Lambert Bristol’ün 1939’da ölümünün ardından hastaneye ve hemşirelik eğitimine yaptığı katkıları yaşatmak amacıyla okulun adı ancak 1945 yılında Amiral Bristol Hemşirelik Okulu olarak değiştirildi.
Dolayısıyla tarihsel olarak:
“1920’de Amiral Bristol Hemşirelik Okulu açıldı”
demek yerine,
“1920’de Amerikan Hastanesi bünyesinde açılan hemşirelik okulu, 1945’te Amiral Bristol Hemşirelik Okulu adını aldı”
demek daha doğrudur.
1925: Cumhuriyet’in millî hemşirelik okulu
Cumhuriyet’in kurulmasının ardından hemşire yetiştirilmesi konusunda bir başka önemli kurumsal adım atıldı.
Hilâl-i Ahmer Cemiyeti 1924 yılında uluslararası örneklere uygun bir hastabakıcılık okulu kurulmasına yönelik hazırlıklarını tamamladı.
Ve 21 Şubat 1925’te Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi İstanbul’da eğitime başladı.
Okul Aksaray’daki Kazasker Ali Bey Konağı’nda açıldı. Kızılay tarih çalışmasında ilk dönemde 24 kayıtlı öğrenci bulunduğu belirtilmektedir. Eğitim öncesinde hazırlık dönemi ve ardından iki yıllık teorik ve uygulamalı eğitim öngörülüyordu.
Kurum daha sonraki yıllarda Kızılay Hemşirelik Okulu adıyla anılacaktı.
Peki bu okul Türkiye’nin ilk hemşirelik okulu muydu?
Kaynakların kullandığı tanımlar burada farklılaşmaktadır.
Bazı Kızılay yayınlarında 1925’teki okul “Türkiye’nin ilk hemşirelik okulu” olarak tanımlanırken, daha önceki 1914 ve 1920 girişimlerini dikkate alan hemşirelik tarihi çalışmalarında okul daha isabetli biçimde “Türkiye’nin ilk ulusal ya da millî hemşirelik okulu” olarak tanımlanmaktadır.
Bu yazıda da tarihsel karışıklığı önlemek için bu ikinci tanımlamayı kullanıyoruz.
Birbirini tamamlayan üç büyük basamak
Türkiye’de modern hemşireliğin gelişimini bu nedenle tek bir “ilk” üzerinden okumak yerine, birbirini tamamlayan üç büyük aşama üzerinden değerlendirmek daha doğru görünüyor.
Birinci aşama, Besim Ömer Paşa ve dönemin hekimlerinin öncülüğünde 1910’lu yıllarda başlayan gönüllü hastabakıcılık dersleri ve kurslarıydı.
Bu dönem, hemşire yetiştirme düşüncesinin doğuşunu temsil ediyordu.
İkinci aşama, 1920’de Amerikan Hastanesi bünyesinde başlayan uzun süreli ve hastane temelli hemşirelik eğitimiydi.
Bu kurum, Türkiye’de düzenli ve örgün hemşirelik eğitiminin en önemli erken örneklerinden biri oldu.
Üçüncü aşama ise 1925’te Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’nin açılmasıydı.
Bu okul, millî hemşirelik eğitiminin Cumhuriyet dönemindeki kurumsal temelini oluşturdu.
Biri diğerinin yerine geçmedi.
Her biri aynı dönüşümün farklı bir basamağıydı.
Hastabakıcıdan hemşireye
Eski belgelerde bugün kullandığımız “hemşire” kelimesinin yerine sıklıkla “hastabakıcı” sözcüğüyle karşılaşılır.
Fakat zaman içinde değişen yalnızca kelime değildi.
Mesleğin kendisi de değişiyordu.
Hemşirelik; hekimin yanında yardımcı görev yapan veya hastanın temel ihtiyaçlarını karşılayan kişi anlayışından uzaklaşarak kendine özgü eğitim, klinik bilgi, uygulama becerisi ve mesleki sorumluluk gerektiren bir sağlık disiplinine dönüşüyordu.
Amiral Bristol Hemşirelik Okulu’nun sonraki tarihi de bu değişimin bir örneğidir.
1957’de eğitim süresi dört yıla çıkarıldı.
Okul daha sonraki dönemlerde farklı statü ve isimlerle eğitim vermeyi sürdürdü.
1995 yılında Vehbi Koç Vakfı bünyesine geçti.
1998–1999 eğitim yılında Koç Üniversitesi’ne bağlı Sağlık Yüksekokulu olarak dört yıllık lisans eğitimi başladı.
2005’te yapı Hemşirelik Yüksekokulu, 2016’da ise Koç Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi haline geldi.
Böylece 1920’de 12 öğrenciyle başlayan kurumsal miras, yaklaşık bir asır sonra üniversite düzeyindeki hemşirelik eğitimine kadar ulaştı.
Asıl değişen neydi?
Belki de bütün bu hikâyenin en önemli tarafı açılan okulların sayısı, kullanılan binalar ya da kurumların isimleri değildi.
Asıl değişen hastaya bakım anlayışıydı.
Bir zamanlar savaş çıktığında yaralıların başına iyi niyetli gönüllüler çağrılıyordu.
Zaman içerisinde ise çok daha önemli bir gerçek kabul edildi:
Hastanın başında bulunmak da bilgi ister.
Bir yaranın seyrini takip etmek, enfeksiyon belirtilerini fark etmek, ilacı güvenli biçimde uygulamak, ameliyat sonrasında hastayı izlemek, ateşini, nabzını ve solunumunu değerlendirmek yalnızca iyi niyetle yapılamaz.
Şefkat gerekir.
Fedakârlık gerekir.
Ama bunların yanında eğitim, disiplin ve bilim de gerekir.
Besim Ömer Paşa’nın desteklediği ilk hastabakıcılık eğitimlerinden Kadırga’daki kurslara, Amerikan Hastanesi’nin 12 öğrencisinden Hilâl-i Ahmer Hastabakıcı Mektebi’ne uzanan çizginin Türkiye sağlık tarihindeki asıl anlamı da burada yatıyor:
Hemşirelik, gönüllü bir yardım faaliyetinden eğitimli ve profesyonel bir sağlık mesleğine dönüşüyordu.
Ve bu dönüşüm yalnızca hemşirelik tarihini değil, Türkiye’de modern hastane hizmetlerinin gelişimini de değiştirdi.