Emekliliği düşünürken çalar saati kapatacağımız sabahı hayal etmek kolay. Acele etmeden kahvaltı yapmayı, yetişilecek bir yer olmamasını, biraz dinlenmeyi…
Daha az düşündüğümüz şey, haftalar sonra o sabahların nasıl hissedileceği. İşe gitme zorunluluğu ortadan kalktığında, günün içindeki yerimizi yeniden bulmamız gerekebilir.
Çalışma hayatı, farkında olmadan birçok ihtiyacımıza bir düzen verir. Birileri adımızı bilir, bir konuda fikrimizi sorar, gelmediğimizde yokluğumuzu fark eder. Öğle arasında aynı masaya oturmak bile günün tanıdık bir parçasıdır. İşten ayrılınca görevlerle birlikte bu kendiliğinden karşılaşmalar da azalabilir. Bazen özlenen, yapılan işten çok, o işin içinde sahip olunan yerdir.
Bu nedenle emeklilikle gelen rahatlama ve eksiklik duygusu aynı insanda bulunabilir. Yıllarca yorulduğu bir işi bırakmak isteyen kişi, ayrıldıktan sonra iş arkadaşlarını arayabilir. Dinlenmekten memnunken kendini gereksiz hissettiği anlar yaşayabilir. Bu duyguların bir arada bulunması, emeklilik kararının yanlış olduğunu göstermez. Bir düzeni geride bırakırken, onun içinde sevdiğimiz şeyleri de kaybedebiliriz.
Klinik açıdan üzerinde durulması gereken ayrımlardan biri, “Artık bu işi yapmıyorum” düşüncesinin ne zaman “Artık bir işe yaramıyorum” hükmüne dönüştüğüdür. İlk cümle hayatımızdaki değişikliği anlatır. İkincisi, bütün değerimizi o değişiklik üzerinden tartar. Kendini uzun süre mesleğiyle tanımlamış biri için bu geçiş sarsıcı olabilir. Kartvizitteki unvanı kaldırmak kolaydır; insanın kendisini anlatırken kullanacağı başka kelimeleri bulması zaman alabilir.
Tam burada verilen “Kendine bir uğraş bul” tavsiyesi bazen meseleyi ıskalar. Takvimi doldurmak, kişinin kendini yeniden ait hissetmesini kendiliğinden sağlamaz. Sırf boş kalmamak için gidilen bir kurs da yeni bir göreve dönüşebilir. İnsan neye ilgi duyduğunu, kimlerle birlikte olmak istediğini ve hangi sorumlulukları gönüllü olarak üstleneceğini araştırmaya ihtiyaç duyabilir. Yıllarca yapılması gerekenlere göre yaşamış biri için, ne istediğini hemen bilmemek anlaşılır bir durumdur.
Üstelik herkes emekliliğe aynı koşullarda ulaşmaz. Gelir kaygısı taşıyan, yakınlarına bakım veren veya sağlık sorunları nedeniyle evden çıkmakta zorlanan birine, önünde sınırsız bir serbest zaman varmış gibi konuşamayız. İleri yaşta ruhsal iyilik hâli; maddi güvence, sosyal destek ve kişinin önem verdiği şeyleri yapabilme imkânıyla yakından ilişkilidir. Yeni bir düzen kurmak, bazen önce bu imkânları sağlayacak desteği bulmayı gerektirir.
Koşullar elverdiğinde, küçük ve tekrarlanabilir buluşmalar iyi bir başlangıç olabilir. Eski bir iş arkadaşıyla “Bir ara görüşelim” demek yerine haftanın belirli bir gününde çay içmek, ilişkinin işyerinden sonra nasıl süreceğine somut bir cevap verir. Merak edilen bir konuya düzenli zaman ayırmak da günün kişiye ait bir bölümünü oluşturabilir. Böyle bir düzenin değeri, ne kadar yoğun göründüğünden çok, insanın onu isteyerek sürdürmesindedir.
Ailenin tutumu da bu arayışa yer açabilir. Emekli olan kişinin artık her an müsait olduğunu varsaymak, ona kendi zamanını kurma fırsatı vermeyebilir. Torunuyla vakit geçirmekten hoşlanması, bütün bakım sorumluluğunu üstlenmek istediği anlamına gelmez. Bir yakınının ihtiyacını karşılamak anlamlı olabilir; kendi isteğini söyleyebilmesi de en az bunun kadar değerlidir. Aidiyetin içinde seçim yapabilmek ve gerektiğinde hayır diyebilmek için de yer bulunmalı.
Dinlenmenin sürekli hak edilmesi gereken bir ödül gibi görülmesini de sorgulamak gerekiyor. Emeklilikte her günün sonunda tamamlanmış bir iş göstermek zorunda değiliz. Bir kitabı yavaş okumak veya sevdiğimiz biriyle uzun uzun konuşmak, verimli geçtiğini kanıtlamamız gereken faaliyetler değildir. Üretmekten keyif alabiliriz; kendimize duyduğumuz saygıyı yalnızca ortaya çıkardığımız sonuçlara bağlamak ise dinlenmeyi bile suçlulukla yaşatabilir.
Bununla birlikte, uzayan isteksizliği yalnızca emekliliğe alışma süreci sayıp geçmemek gerekir. Çökkünlük veya eskiden sevilen şeylere ilginin kaybı, günlerin çoğunda en az iki hafta sürüyorsa ve günlük yaşamı etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanının değerlendirmesi önemlidir. Böyle bir durumda kişiden kendini zorlayarak oyalanmasını beklemek, ihtiyaç duyduğu yardımı geciktirebilir.
Emeklilikten sonra sabah kalkma nedenimiz hemen belirginleşmeyebilir. Bir süre dinlenmek, bazı uğraşları deneyip bırakmak, ilişkileri yeni koşullarda sürdürmeyi öğrenmek mümkündür. Zamanla bir sabahı, görüşmek istediğimiz birini veya devamını merak ettiğimiz bir işi düşünerek karşılayabiliriz. O gün bizi bekleyen şeyin büyük olması gerekmez; bizim için bir anlamı olması yeterli olabilir.