Mezotelyoma yalnızca nadir görülen bir kanser değildir. Geçmişte solunan liflerin yıllar sonra gelen hesabıdır. İnsan maruziyeti unutabilir. Akciğer zarı ise unutmaz.
Hastalık çoğunlukla plevradan gelişir. Plevra, akciğeri çevreleyen ince zardır. Bu nedenle mezotelyoma, akciğer kanseriyle aynı hastalık değildir. Belirtileri ve tedavi yaklaşımı da farklıdır.
En güçlü risk etkeni asbesttir. Bütün asbest türleri insan için kanserojendir. Güvenli kabul edilen bir maruziyet düzeyi bulunmaz. Risk yalnızca madenlerde veya fabrikalarda doğmaz.
Eski binalar önemli bir maruziyet kaynağıdır. Yalıtım ürünleri ve çatı malzemeleri asbest içerebilir. Kontrolsüz yıkımlar lifleri yeniden havaya karıştırabilir. Görünmeyen toz, yıllar sonra ağır bir bedel çıkarabilir.
Türkiye’nin ayrıca kendine özgü bir hikâyesi bulunuyor. Bazı bölgelerde asbestli toprak geçmişte ev yapımında kullanıldı. Erionit adlı doğal lifsi mineral de risk taşıyor. Kapadokya çevresindeki bazı yerleşimler bunun sonuçlarını yaşadı.
Bu gerçek hastalığı kişisel kader olmaktan çıkarıyor. Mezotelyoma, çevre politikalarının ve çalışma güvenliğinin aynasıdır. Çünkü maruziyet çoğu zaman bireysel bir seçim değildir. Tehlike, insanın evine veya işine önceden yerleşmiştir.
Mezotelyomanın en çarpıcı özelliği uzun sessizliğidir. Hastalık, maruziyetten onlarca yıl sonra ortaya çıkabilir. Kişi işini bırakmış olabilir. Yaşadığı şehir bile değişmiş olabilir. Ancak biyolojik süreç kendi takvimini sürdürür.
Göğüs hastalıkları açısından ilk önemli adım, doğru şüphedir. Nefes darlığı ve göğüs ağrısı sık görülür. İnatçı öksürük veya kilo kaybı eşlik edebilir. Akciğer zarları arasında sıvı birikebilir.
Bu yakınmalar tek başına mezotelyoma anlamına gelmez. Çok daha yaygın hastalıklarda da görülebilir. Fakat tekrarlayan tek taraflı plevra sıvısı dikkat ister. Meslek ve çevre öyküsü ayrıntılı sorgulanmalıdır.
Yıllar önce yapılan iş bile önem taşıyabilir. İnşaat, gemi, izolasyon ve fren sanayisi özellikle sorgulanmalıdır. Eski yapılarda geçirilen çalışma süresi de kaydedilmelidir. Hastaya yalnızca bugünü sormak yetmez.
Tomografi şüpheyi güçlendirebilir. Fakat görüntüleme tek başına kesin tanı koydurmaz. Plevra sıvısının incelenmesi de bazen yetersiz kalır. Çoğu hastada uygun yerden doku örneği gerekir.
Patoloji yalnızca hastalığın adını koymaz. Hücresel tip, tedavi kararını da etkiler. Gerekli durumlarda moleküler incelemeler tabloyu tamamlar. Tanı bu nedenle deneyimli merkezlerde doğrulanmalıdır.
Erken teşhis elbette değerlidir. Ancak burada dürüst bir sınır bulunuyor. Toplumun tamamına uygulanabilecek yerleşik bir tarama programı yoktur. Her maruziyet öyküsüne gelişigüzel tomografi çekmek doğru değildir.
Riskli kişiler bireysel olarak değerlendirilmelidir. Yeni başlayan belirtiler geciktirilmeden araştırılmalıdır. Tekrarlayan plevra sıvısı sıradanlaştırılmamalıdır. Erken teşhis, şüphe ile doğruluk arasındaki dengedir.
Tedavi alanı son yıllarda belirgin biçimde değişti. Uzun süre temel seçenek platin ve pemetrekset kemoterapisiydi. Bu yaklaşım hâlâ önemini koruyor. Ancak artık tek sistemik seçenek değil.
Nivolumab ile ipilimumab birlikte kullanılabiliyor. Bu ikili, bağışıklık sisteminin tümöre karşı yanıtını güçlendiriyor. Özellikle ameliyat edilemeyen hastalıkta önemli bir seçenek oluşturuyor. Bazı hücresel tiplerde yararı daha belirgin olabiliyor.
Pembrolizumabın kemoterapiyle birlikte kullanımı da yeni bir seçenek sundu. Böylece ilk basamak tedavide üç temel yaklaşım oluştu. Kemoterapi, ikili immünoterapi veya kemoterapiyle immünoterapi seçilebiliyor. Karar, hastaya göre verilmelidir.
İmmünoterapi sözü doğal olarak umut uyandırıyor. Fakat bu tedaviler herkeste aynı sonucu sağlamıyor. Bağışıklık sistemiyle ilişkili ciddi yan etkiler gelişebilir. Başarı, yalnızca ilacın yeniliğine bağlı değildir.
Hücresel tip ve hastalığın yaygınlığı önemlidir. Hastanın genel durumu da kararı değiştirir. Eşlik eden hastalıklar mutlaka hesaba katılmalıdır. Tedavi seçimi bir ekip kararı olmalıdır.
Cerrahinin yeri daha sınırlı ve tartışmalıdır. Her erken görünen hastalık ameliyata uygun değildir. Cerrahi, seçilmiş hastalarda deneyimli merkezlerde düşünülebilir. Ameliyatın büyüklüğü kadar sağlayacağı gerçek yarar sorgulanmalıdır.
Göğüs hastalıkları, onkoloji ve cerrahi birlikte çalışmalıdır. Radyoloji ve patoloji de bu ekibin temel parçalarıdır. Nadir hastalıklarda kurum deneyimi daha fazla önem kazanır. Dağınık kararlar, değerli zamanı tüketebilir.
Araştırma cephesinde de dikkat çekici gelişmeler bulunuyor. Pegargiminaz, tümörün arginin ihtiyacını hedefleyen deneysel bir tedavidir. Faz üç çalışmasında kemoterapiye eklendiğinde yaşam süresini uzattı. Ancak sağlanan ortanca kazanç sınırlı kaldı.
Bu sonuç ne küçümsenmeli ne de abartılmalıdır. Faz üç başarısı bilimsel olarak değerlidir. Yine de pegargiminaz her yerde yerleşik standart değildir. Ruhsat ve erişim koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.
Mezotelin hedefli hücresel tedaviler de araştırılıyor. CAR-T hücreleri doğrudan plevra boşluğuna uygulanabiliyor. İlk çalışmalar uygulanabilirliğe ilişkin umut verdi. Fakat bunlar henüz erken aşamadadır.
BAP1, MTAP ve NF2 gibi değişiklikler de inceleniyor. Amaç, doğru ilacı doğru tümörle buluşturmaktır. Bugün için onaylanmış hedefli tedavi seçeneği bulunmuyor. Biyobelirteç umudu, klinik kanıtın önüne geçmemelidir.
Tedavideki ilerleme kıymetlidir. Fakat hiçbir yeni ilaç korunmanın yerini tutamaz. En etkili mücadele, tehlikeli liflerle teması önlemektir. Bu görev yalnızca bireye bırakılamaz.
Eski yapıların envanteri çıkarılmalıdır. Yıkım ve yenileme uzman ekiplerce yürütülmelidir. Çalışanlara yalnızca maske vermek yeterli değildir. Maruziyet ölçülmeli ve uygun koruma sağlanmalıdır.
Ulusal Mezotelyoma Farkındalık Ayı bu nedenle önemlidir. Farkındalık yalnızca mavi kurdele taşımak değildir. Hastalığın adını bilmek de tek başına yetmez. Geçmiş maruziyetleri kaydetmek ve yenilerini önlemek gerekir.
Mezotelyoma bize zaman hakkında sert bir gerçek öğretir. Sağlık zararları, takvim değişince ortadan kalkmaz. Bugünkü ihmal başka bir kuşağın hastalığı olabilir. Akciğer zarının hafızası uzundur. Toplumun hafızası daha kısa olmamalıdır.