Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi

Bugün bir tıp fakültesinde anatomi eğitimi denildiğinde akla kadavra laboratuvarları, anatomik modeller ve ayrıntılı görüntüleme yöntemleri geliyor. Ancak Osmanlı’da modern tıp eğitiminin kuruluş yıllarında öğrencilerin önünde önemli bir problem vardı: İnsan vücudunun anatomisini gerçek bir kadavra üzerinde incelemek son derece sınırlıydı.

Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı? 1841’in Bilinmeyen Hikâyesi

Bu durum 1841’de değişmeye başladı.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin tarihinde fazla bilinmeyen bu gelişme, Türkiye’de modern anatomi eğitiminin en önemli dönüm noktalarından biri oldu.

Mekteb-i Tıbbiye’de Kadavra Eğitimi Nasıl Başladı?

AVRUPA TIBBI ÖĞRETİLİYORDU AMA ÖNEMLİ BİR PARÇA EKSİKTİ

14 Mart 1827’de Tıphâne-i Âmire’nin açılmasıyla modern askerî tıp eğitiminin kurumsal temelleri atılmıştı. Kurum 1830’ların sonunda Galatasaray’a taşındı ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adıyla yeniden yapılandırıldı.

Avrupa’daki tıp okullarına benzer bir eğitim sistemi kurulmak isteniyordu.

Fakat anatomi konusunda önemli bir eksiklik vardı.

Öğrenciler insan vücudunu kitaplardan, anatomik çizimlerden, modellerden ve elde bulunan diğer eğitim materyallerinden öğrenebiliyor; insan kadavrası üzerinde sistemli diseksiyon eğitimi ise yapılamıyordu.

Avrupa’da modern anatominin gelişiminde insan vücudunun doğrudan incelenmesi yüzyıllardır önemli bir yere sahipti. Mekteb-i Tıbbiye’nin Avrupa standartlarında hekim yetiştirebilmesi için aynı yöntemin İstanbul’da da uygulanması gerektiği düşünülüyordu.

VİYANA’DAN İSTANBUL’A GELEN HEKİM: KARL AMBROS BERNARD

Bu dönüşümün merkezindeki isimlerden biri Avusturyalı hekim Karl Ambros Bernard’dı.

Bernard, Osmanlı tıp eğitimini yeniden düzenlemek amacıyla İstanbul’a getirilen Avusturyalı hekimlerden biriydi. Mekteb-i Tıbbiye’de yöneticilik ve öğretim görevleri üstlendi.

İstanbul’a geldiğinde anatomi öğretimindeki eksikliği fark etti.

Bernard’a göre hekim adaylarının insan anatomisini yalnız modeller üzerinden öğrenmesi yeterli değildi. Öğrencinin organları, dokuları, damarları ve vücuttaki anatomik ilişkileri doğrudan görebilmesi gerekiyordu.

Bunun yolu kadavra diseksiyonundan geçiyordu.

Ancak mesele yalnız bilimsel değildi.

Ölü bedenine müdahale edilmesi toplumsal ve dinî hassasiyetleri beraberinde getiriyordu. Ayrıca kullanılacak kadavraların nereden ve hangi hukuki yetkiyle temin edileceği de çözülmesi gereken bir devlet meselesiydi.

BERNARD DEVLETİN KAPISINI ÇALDI

Bernard, dönemin hekimbaşısının desteğiyle kadavra üzerinde eğitim yapılabilmesi için girişimlerde bulundu.

Bu girişimlerin sonucunda Sultan Abdülmecid döneminde 1841 yılında insan kadavrası üzerinde diseksiyon yapılabilmesinin önünü açan resmî izin çıktı.

Tıp tarihi araştırmaları 1841’i Türkiye’de eğitim amaçlı kadavra diseksiyonunun resmen başlaması açısından temel dönüm noktası kabul ediyor.

Fakat izin alınması problemin yalnızca yarısını çözmüştü.

Şimdi başka bir soru ortaya çıkmıştı:

Kadavra nereden bulunacaktı?

TIBBİYE’NİN KADAVRA ARAYIŞI

Arşiv belgelerine dayanan çalışmalar bu konuda şaşırtıcı ayrıntılar ortaya koyuyor.

Mekteb-i Tıbbiye öğrencilerinin anatomi eğitimi için gerekli cesetlerin temininde Tersane çevresindeki mahkûm ve kimsesizlerin defnedildiği mezarlıkların gündeme geldiği görülüyor.

1841 tarihli bir belgede Hekimbaşı Abdülhak Molla ile devlet makamları arasında yapılan yazışmalar, meselenin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.

Tıbbiye’nin yeni düzenlenen anatomi bölümünde öğrencilerin eğitim görebilmesi için kadavra gerektiği belirtiliyor ve Tersane’de prangada bulunan mahkûmlardan ölenlerin cesetlerinin okula gönderilmesi konusunda izin isteniyordu.

Cesetlerin gelişigüzel taşınması da söz konusu değildi. Mektebin sağlayacağı sandıklarla nakledilmeleri planlanıyordu.

Bir başka ilginç ayrıntı Çürüklük Mezarlığı çevresinde yaşandı.

Kaynaklarda, mezarlık görevlisinin kadavraların alınması konusunda yetkili makamdan resmî izin talep ettiği anlatılıyor. Bunun üzerine mesele Kaptanpaşa ve merkezî devlet makamlarına kadar taşındı.

Yani bugün sıradan bir anatomi laboratuvarı işlemi olarak düşündüğümüz kadavra temini, 1840’ların İstanbul’unda devletin en üst makamlarının ilgilendiği bürokratik bir mesele haline gelmişti.

İZİN ÇIKTI AMA KADAVRA SORUNU BİTMEDİ

1841’deki izin modern anatomi eğitiminin kapısını açtı fakat yeterli sayıda kadavra bulunması yıllarca sorun olmaya devam etti.

Bazı araştırmalarda ilk aşamada gayrimüslimlerin veya mahkûmların cesetlerinden yararlanılması yönünde uygulamalar bulunduğu, daha sonraki yıllarda kadavra temini yetersiz kaldıkça farklı çözümler arandığı belirtiliyor.

Bu noktada dönemin toplumsal hassasiyetleri nedeniyle uygulamaların zaman zaman büyük gizlilik içinde yürütüldüğünü bildiren çalışmalar da bulunuyor.

1846 yılına ilişkin kayıtlarda Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’de iki siyahi köle kadının cesedinin diseksiyon amacıyla kullanıldığına ilişkin bilgiler de yer alıyor.

Bu ayrıntı, tıp tarihinin ilerleme hikâyesinin aynı zamanda dönemin toplumsal eşitsizlikleri ve insan bedeni üzerindeki güç ilişkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

ANATOMİ DERSLERİ ARTIK DEĞİŞECEKTİ

1841’deki kararın asıl önemi burada ortaya çıkıyor.

Tıp öğrencisi artık insan vücudunu yalnızca bir anatomi kitabındaki çizimden öğrenmek zorunda değildi.

Kasların birbirleriyle ilişkisini, damarların seyrini, organların konumlarını ve insan bedeninin üç boyutlu yapısını gerçek beden üzerinde inceleyebilecekti.

1000’den Fazla Öğrenci Hastaları Elle Soluttu: Modern Yoğun Bakım Böyle Doğdu
1000’den Fazla Öğrenci Hastaları Elle Soluttu: Modern Yoğun Bakım Böyle Doğdu
İçeriği Görüntüle

Bu, ezbere dayalı anatomi bilgisinden uygulamalı anatomi eğitimine geçiş açısından büyük bir adımdı.

Avusturyalı anatomist Sigmund Spitzer’in de Mekteb-i Tıbbiye’de anatomi eğitiminin geliştirilmesinde önemli rol oynadığı biliniyor.

Böylece İstanbul’daki tıp eğitimi Viyana ve diğer Avrupa tıp merkezlerindeki uygulamalı eğitim anlayışına biraz daha yaklaşmış oldu.

AYNI DÖNEMDE ADLİ TIP DA DOĞUYORDU

1841’in başka bir önemi daha vardı.

Bernard aynı dönemde Mekteb-i Tıbbiye’de “Tıbb-ı Kanunî” adı altında adli tıp dersleri vermeye başladı.

Kadavra diseksiyonu ile ölüm nedenini belirlemeye yönelik otopsi birbirinden farklı işlemler olmakla birlikte, her ikisinin gelişmesi de insan bedeninin doğrudan bilimsel yöntemlerle incelenmesinin önünü açtı.

Kaynaklarda Bernard’ın gerçekleştirdiği ilk modern adli otopsinin tarihi konusunda 1841 ve 1843 şeklinde farklı tarihlendirmeler bulunuyor. Bununla birlikte olayın ayrıntısı büyük ölçüde ortak:

Başına ağır bir sırık veya benzeri bir cismin düşmesi sonucu hayatını kaybeden bir işçinin ölüm nedeni, bedeninin açılarak incelenmesi yoluyla araştırılmıştı.

Bu olay Türkiye’de modern adli tıp ve patolojik inceleme tarihinin erken örneklerinden biri kabul ediliyor.

BİR KADAVRADAN ÇOK DAHA FAZLASI

1841’de yaşananları yalnızca “Osmanlı’da ilk kez kadavra üzerinde ders yapıldı” şeklinde okumak eksik kalır.

Asıl değişim tıp eğitiminin yöntemindeydi.

İnsan vücudu artık yalnız eski otoritelerin kitaplarından öğrenilecek bir bilgi nesnesi değildi. Öğrenci görecek, inceleyecek, karşılaştıracak ve kendi gözlemi üzerinden öğrenecekti.

Bu yaklaşım modern bilimsel tıbbın temel düşüncelerinden biriydi.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin sonraki yıllarda klinik eğitim, patoloji, bakteriyoloji ve laboratuvar bilimlerinin gelişmesinde oynayacağı rol düşünüldüğünde, 1841’de açılan anatomi masasını büyük dönüşümün sembollerinden biri olarak görmek mümkün.

Bugün tıp öğrencilerinin “ilk öğretmeni” olarak da nitelendirilen kadavranın Türkiye’deki modern tıp eğitimi serüveni yaklaşık iki asır önce, Mekteb-i Tıbbiye’nin koridorlarında verilen bu mücadeleyle yeni bir döneme girdi.

KAYNAKLAR

Akkin SM, Dinc G. A Glimpse Into the Process of Gaining Permission for the Educational Dissection of Human Cadavers in the Ottoman Empire. Clinical Anatomy. 2014;27:964–971.

Şehsuvaroğlu BN. Bizde Disseksiyon Ne Zaman ve Nasıl Başladı. Belleten.

Osmanlılarda Otopsi. Belleten, Türk Tarih Kurumu.

Turamanlar O. Türkiye’de İlk Kadavra Temini ve Disseksiyon Çalışmaları ile Günümüze Yansımaları. Black Sea Journal of Health Science. 2024.

Mekteb-i Tıbbiye ve Osmanlı tıp eğitiminde anatomi, adli tıp ve diseksiyon tarihini inceleyen Türk tıp tarihi araştırmaları.