Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kayıp Doğa Tarihi Müzesi-1Tıbbiye’nin Kayıp Bilim Hazinesi: Fosillerden Binlerce Böceğe

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane denildiğinde akla anatomi dersleri, hekimler ve Osmanlı’da modern tıp eğitiminin doğuşu geliyor.

Ancak Tıbbiye’nin bugün çok az bilinen başka bir yüzü daha vardı.

Bu okulun içinde 19. yüzyıl şartları düşünüldüğünde olağanüstü sayılabilecek bir bilim hazinesi oluşturulmuştu.

Mineraller...

Kayaçlar...

Fosiller...

Bitkiler...

Böcekler...

Zoolojik örnekler...

Bilimsel kitaplar...

Ve bunların eğitim amacıyla sınıflandırıldığı bir Doğa Tarihi Müzesi.

Üstelik 1870’lerin başında yalnızca müzenin mineraloji ve jeoloji bölümündeki örneklerin sayısı 11 bin 821’e ulaşmıştı. [1]

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin Kayıp Doğa Tarihi Müzesi-1-1

TÜRKİYE’DEKİ İLK DOĞA TARİHİ MÜZESİ TIBBİYE’DE KURULDU

Bilim tarihçisi Feza Günergun’un araştırmasına göre Türkiye’deki ilk Doğa Tarihi Müzesi 1839 yılında İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde kuruldu. [1]

Müzede başlangıçta Avrupa’dan getirilen botanik, mineraloji ve zooloji örnekleri bulunuyordu.

Bu durum aslında dönemin tıp anlayışını da anlatıyor.

19. yüzyılda hekim yetiştirmek yalnız anatomi, cerrahi ve hastalıkları öğretmek anlamına gelmiyordu. Botanik, zooloji, kimya ve doğa bilimleri tıp eğitiminin önemli parçaları arasındaydı.

Tıbbiye bu nedenle yalnız bir tıp mektebi değil, giderek çok disiplinli bir bilim merkezine dönüşüyordu. [1][2]

TIBBİYE’NİN BOTANİK BAHÇESİ VE HERBARYUMU DA VARDI

Doğa tarihi çalışmalarının bir başka önemli ayağını bitkiler oluşturuyordu.

1844 yılında Alman eczacı Friedrich Wilhelm Noë, Mekteb-i Tıbbiye’nin Botanik Bahçesi’nin yönetimine getirildi.

Noë aynı yıl okulun bitki koleksiyonunu barındıran herbaryumunu kurdu. [1]

Herbaryum; bilimsel olarak toplanmış, kurutulmuş, tanımlanmış ve sınıflandırılmış bitki örneklerinden oluşan bir araştırma ve eğitim koleksiyonuydu.

Bu nedenle 1840’ların Tıbbiye öğrencisini yalnız anatomi salonunda düşünmek eksik kalıyor.

Öğrencinin çevresinde bir kütüphane, laboratuvarlar, botanik bahçesi ve doğa tarihi koleksiyonu da bulunuyordu. [1]

11 EKİM 1848: BİLİM HAZİNESİ ALEVLERİN ARASINDA KALDI

Sonra Tıbbiye tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşandı.

11 Ekim 1848’de Beyoğlu’nda çıkan büyük yangın Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye binasını da vurdu.

Yangında okul binasının yanı sıra botanik bahçesi, doğa tarihi koleksiyonu, kütüphane ve laboratuvarlar büyük ölçüde harap oldu. [1][3]

Yaklaşık on yılda oluşturulan bilimsel altyapının önemli bölümü böylece ortadan kalktı.

Tıbbiye eğitimine başka binalarda devam etti ancak 1839’dan itibaren oluşturulan ilk büyük doğa tarihi koleksiyonunun önemli kısmı artık yoktu.

MÜZEYİ YENİDEN AYAĞA KALDIRAN ADAM: MACARLI ABDULLAH BEY

Aradan yaklaşık yirmi yıl geçti.

1870 yılında Mekteb-i Tıbbiye’nin zooloji ve jeoloji profesörlüğüne sıra dışı bir bilim insanı getirildi:

Karl Eduard Hammerschmidt.

Osmanlı bilim tarihinde daha çok “Macarlı Abdullah Bey” adıyla tanınacaktı.

1799 doğumlu Hammerschmidt doğa bilimleri, zooloji, jeoloji ve özellikle böcek bilimiyle ilgileniyordu.

1848 Avrupa devrimlerinin ardından Osmanlı topraklarına gelen bilim insanlarından biriydi.

Tıbbiye’de göreve başladıktan sonra kaybolan Doğa Tarihi Müzesi’ni yeniden kurmaya girişti. [1]

VİYANA İLE İSTANBUL ARASINDA BİLİM KÖPRÜSÜ

Abdullah Bey’in en önemli avantajlarından biri Avrupa bilim çevreleriyle kurduğu ilişkilerdi.

Viyana’daki bilim insanları ve kurumlarla bağlantıya geçti.

Sonuçta İstanbul’a yalnız birkaç eğitim materyali değil, binlerce bilimsel örnek gönderildi.

Mineraller, kayaçlar, fosiller, böcek koleksiyonları ve bilimsel kitaplar Viyana’dan İstanbul’daki Tıbbiye’ye ulaştırıldı. [1]

Böylece Tıbbiye’nin kaybolan müzesi yeniden doğmaya başladı.

11 BİN 821 ÖRNEK: AMA BU SAYI MÜZENİN TAMAMI DEĞİLDİ

Tıbbiye’nin bilim koleksiyonunun büyüklüğünü gösteren en çarpıcı rakam 11 bin 821.

Ancak bu sayı çoğu zaman yanlış anlaşılabilecek bir ayrıntı taşıyor.

Kibrit Fabrikalarının Korkunç Hastalığı: “Phossy Jaw”
Kibrit Fabrikalarının Korkunç Hastalığı: “Phossy Jaw”
İçeriği Görüntüle

11 bin 821, Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bütün nesnelerin toplamı değildi.

1871’de yapılan sayıma ilişkin kayıtlara göre müzenin mineraloji ve jeoloji koleksiyonu çeşitli bağış ve ilavelerle 11 bin 821 örneğe ulaşmıştı. [1]

Başka bir ifadeyle böcekler ve diğer zoolojik materyaller bu rakamın dışındaydı.

VİYANA’DAN 1.642 BÖCEK GELDİ

Müzenin entomoloji, yani böcek bilimi bölümü de şaşırtıcı derecede büyüktü.

Viyana İmparatorluk Zooloji Müzesi Entomoloji Bölümü yöneticisi Ludwig Redtenbacher çevresindeki bilimsel ağdan Tıbbiye için Coleoptera, Lepidoptera, Diptera gibi farklı böcek gruplarını içeren 1.642 örneklik bir koleksiyon sağlandı. [1]

Bununla da kalınmadı.

Viyana Belediyesi sekreteri Vittorio de Plason ve Viyana Uluslararası Sergisi Genel Sekreteri Marquis Adolph de Plason tarafından çeşitli böcek gruplarından oluşan 3 bin 658 örneklik başka bir koleksiyon bağışlandı. [1]

Başka katkılar ve Abdullah Bey’in Bursa’dan topladığı örneklerle birlikte Tıbbiye’nin Entomoloji Bölümü’ndeki koleksiyon yaklaşık 5 bin 300 örneğe ulaştı. [1]

Bir tıp fakültesinin içinde binlerce böcekten oluşan bilimsel koleksiyon bulunması bugün şaşırtıcı gelebilir.

Ancak 19. yüzyıl bilim dünyasında tıp ile doğa tarihi arasındaki sınırlar bugünkü kadar keskin değildi.

TIBBİYE’NİN FOSİL AVCILARI İSTANBUL BOĞAZI’NDAYDI

Koleksiyonun belki de en heyecan verici bölümü fosillerdi.

Abdullah Bey yalnız Avrupa’dan materyal getirtmedi.

İstanbul ve Anadolu’yu bizzat bir araştırma sahası olarak kullandı.

Dönemin envanterinde Abdullah Bey’in Kanlıca ve Arnavutköy’den topladığı 468 fosil örneği kayıtlıdır. [1]

Baltalimanı’ndan toplanan fosillerin sayısı ise 500 olarak verilir. [1]

Bugün Boğaziçi’nin en yoğun yerleşim bölgeleri arasında bulunan bu semtler, yaklaşık 150 yıl önce Tıbbiye’nin jeolojik araştırmalarının yapıldığı sahalardı.

BOĞAZİÇİ’NDEN 2 BİN DEVONİYEN FOSİLİ

Daha da çarpıcı bir kayıt var.

Abdullah Bey, Viyana Uluslararası Sergisi için 40 tablo içerisinde yaklaşık 2 bin Devoniyen fosil örneğinden oluşan bir “Boğaziçi Faunası” sergisi hazırladı. [1]

Devoniyen, yaklaşık 419 ila 359 milyon yıl öncesini kapsayan jeolojik dönemdir.

Dolayısıyla Tıbbiye’deki araştırmacılar yalnız insanın güncel hastalıklarıyla ilgilenmiyor; İstanbul’un yüz milyonlarca yıllık jeolojik geçmişinin izlerini de topluyordu.

Bu ayrıntı Mekteb-i Tıbbiye’nin bilim tarihindeki konumunu tamamen farklı bir yere taşıyor.

İSTANBUL SADECE AVRUPA’DAN BİLİM ALMIYORDU

Tıbbiye’nin Doğa Tarihi Müzesi hikâyesindeki en önemli ayrıntılardan biri bilimsel alışverişin tek yönlü olmamasıydı.

Viyana’dan İstanbul’a mineraller, fosiller, böcekler ve kitaplar gelirken Abdullah Bey’in Anadolu ve İstanbul’da topladığı örneklerin bazıları da Avrupa’daki bilimsel koleksiyonlara gönderiliyordu. [1]

Bu durum 19. yüzyıl İstanbul’unun yalnız Avrupa’dan bilgi ithal eden pasif bir merkez olmadığını gösteriyor.

Tıbbiye, Avrupa ile karşılıklı materyal ve bilgi dolaşımının gerçekleştiği uluslararası bir bilim ağının parçasıydı.

1872’DE MÜZENİN KAYDI YAYIMLANDI

Bugün bu kayıp koleksiyon hakkında bu kadar ayrıntılı bilgi sahibi olmamızın çok önemli bir nedeni var.

Abdullah Bey, 1872 yılında İstanbul’da yayımlanan Fransızca Gazette Médicale d’Orient dergisinde Mekteb-i Tıbbiye Doğa Tarihi Müzesi’nin koleksiyonunu anlatan bir çalışma yayımladı. [1][4]

Bu kayıt sayesinde yaklaşık bir buçuk asır sonra müzenin içinde nelerin bulunduğunu kısmen yeniden oluşturabiliyoruz.

Minerallerden kayaçlara, fosillerden böceklere kadar çok geniş bir bilimsel dünyanın Tıbbiye’nin duvarları içinde toplandığı görülüyor.

FOTOĞRAFLARDA GÖRDÜĞÜMÜZ MÜZE AYNI MÜZE Mİ?

Mekteb-i Tıbbiye’ye ait tarihî fotoğraflarda camekânlarla, iskeletlerle, anatomik modellerle ve çeşitli preparatlarla dolu müze salonları görülüyor.

Ancak burada tarihsel açıdan önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Bu fotoğrafların bir bölümü kaynaklarda Anatomi Müzesi veya genel olarak Tıbbiye Müzehanesi şeklinde tanımlanıyor.

Bu nedenle günümüze ulaşan her Tıbbiye müze fotoğrafını “11 bin 821 mineraloji ve jeoloji örneğinin bulunduğu Doğa Tarihi Müzesi” olarak sunmak doğru değildir.

Tıbbiye’nin aynı bilimsel ekosistem içinde farklı eğitim koleksiyonlarına sahip olduğu anlaşılıyor.

Bu fotoğraflar yine de bize çok önemli bir şey gösteriyor:

Tıbbiye’de müzecilik, öğrencinin eğitiminde kullanılan gerçek bir öğretim yöntemiydi.

PEKİ 11 BİN 821 ÖRNEĞE NE OLDU?

İşte hikâyenin hâlâ tam olarak cevaplanamayan tarafı bu.

Tıbbiye tarih boyunca yangınlar, taşınmalar ve büyük idarî dönüşümler yaşadı.

1839’da oluşturulan ilk koleksiyonun önemli bölümü 1848 yangınında kaybedildi. [1]

1870’lerde Abdullah Bey tarafından yeniden kurulan koleksiyon ise sonraki yıllarda çeşitli kurumlara dağıldı, kayıplara uğradı ve bütünlüğünü koruyamadı.

Bugün 1871 envanterinde kayıtlı binlerce örneğin tamamını tek bir müze salonunda görmek mümkün değil.

Fakat Abdullah Bey’in 1872’de bıraktığı kayıtlar sayesinde kaybolmuş koleksiyonun bilimsel hafızası hâlâ yaşıyor. [1][4]

BİR TIP OKULUNDAN ÇOK DAHA FAZLASI

Mekteb-i Tıbbiye’nin Doğa Tarihi Müzesi, Osmanlı tıp tarihine farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

Burada doktor adayları yalnız hastalık ezberlemiyordu.

İnsan bedenini inceliyor, bitkileri sınıflandırıyor, mineralleri tanıyor, fosilleri değerlendiriyor ve zoolojik örnekleri görüyordu.

Bir yandan Viyana’dan bilimsel materyal geliyor, diğer yandan Boğaziçi’nden toplanan yüz milyonlarca yıllık fosiller Avrupa’daki bilim dünyasına taşınıyordu.

1839’da başlayan, 1848’de alevlerin arasında büyük ölçüde kaybolan ve 1870’lerde Abdullah Bey’in çabalarıyla yeniden doğan bu müze, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin yalnız modern Türk tıbbının değil, Türkiye’de doğa bilimleri ve bilimsel müzeciliğin gelişiminde de önemli merkezlerden biri olduğunu gösteriyor.

Bugün koleksiyonun büyük bölümü ortada değil.

Ama 11 bin 821 mineraloji-jeoloji örneği, yaklaşık 5 bin 300 böcek, Boğaziçi’nden yüzlerce fosil ve Avrupa ile İstanbul arasında dolaşan binlerce bilimsel materyalin kayıtları bize aynı şeyi söylüyor:

Mekteb-i Tıbbiye, yalnız bir tıp okulu değildi.

19. yüzyıl Osmanlısının büyük bilim laboratuvarlarından biriydi.


KAYNAKLAR

[1] Feza Günergun, “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 1870’li Yılların Başındaki Doğa Tarihi Koleksiyonu”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, Cilt 11, Sayı 1, 2010, s. 337–344. Çalışma, Abdullah Bey’in 1872 tarihli Fransızca makalesinin çevirisini ve koleksiyon envanterini içermektedir.

[2] Türk Maarif Ansiklopedisi, “Tıp Eğitimi”; Osmanlı döneminde Mekteb-i Tıbbiye’nin eğitim programı ve bilimsel yapılanmasına ilişkin tarihçe.

[3] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mekteb-i Tıbbiyye”; Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’nin 11 Ekim 1848 yangını ve sonraki kurumsal gelişmelerine ilişkin tarihçe.

[4] Karl Eduard Hammerschmidt (Macarlı Abdullah Bey), Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane Doğa Tarihi Müzesi koleksiyonuna ilişkin çalışma, Gazette Médicale d’Orient, İstanbul, 1872.