Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Türkiye’nin en ağır halk sağlığı sorunlarından biri olan veremle mücadelede dönemin en etkili iletişim araçlarından da yararlanıldı. Sinema filmleri, sağlık afişleri, resimli levhalar, broşürler, kartpostallar ve seyyar sergiler; hastalıkların nasıl önlenebileceğini halka anlatmak için kullanıldı.
Bu çalışmaların erken örneklerinden biri, Cumhuriyet’in ilanından birkaç ay önce, 18 Şubat 1923’te Dr. Behçet Salih Uz öncülüğünde kurulan İzmir Verem Mücadele Cemiyeti tarafından yürütüldü. Cemiyet, Cumhuriyet döneminde veremle mücadelede tedavinin yanı sıra halkın bilgilendirilmesine de ağırlık verdi.
Sinema salonları sağlık eğitiminin parçası oldu
Verem hakkında bilgi vermek için kullanılan araçlardan biri sinemaydı.
İzmir’de düzenlenen konferansların ardından halka verem konusunda hazırlanmış öğretici filmler gösterildi. Dr. Behçet Salih Bey’in verdiği konferanslardan biri Tayyare Sineması’nda gerçekleştirildi. Daha sonraki dönemde Milli Sinema’da da düzenli toplantılar ve film gösterimleri yapıldı.
Böylece sinema salonları yalnız eğlence mekânı olarak değil, geniş kitlelere aynı anda sağlık bilgisi ulaştırabilen bir eğitim alanı olarak da kullanılmaya başlandı.
Ancak dönemin kayıtlarında önemli bir ayrım bulunuyor: 1920’lerde verem filmlerinin sinemalarda gösterildiği, köylere ise sağlıkla ilgili resim ve sergilerin götürüldüğü görülüyor. Film projektörlerinin doğrudan köy köy dolaştırılması daha sonraki yıllarda yaygınlaştı.
Sağlık resimleri en uzak köylere taşındı
Sağlık eğitiminin şehir merkezleriyle sınırlı kalmaması için görsel materyallerden yoğun biçimde yararlanıldı.
Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Sağlık Müzesi’nde görev yapan hekim ve ressamların hazırladığı resimler ile öğretici levhalar, seyyar sergiler aracılığıyla köylere gönderildi.
Amaç, sağlık bilgisini ülkenin yalnız büyük şehirlerinde değil, sağlık hizmetlerine erişimin daha sınırlı olduğu yerleşimlerde de görünür hale getirmekti.
Okuryazarlığın bugüne göre daha düşük olduğu bir dönemde resimler, afişler ve levhalar ayrıca önem taşıyordu. Hastalığın nasıl yayıldığını veya korunmak için hangi davranışların gerektiğini uzun metinler yerine görsellerle anlatmak mümkün oluyordu.
Broşürler ve kartpostallar da kullanıldı
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sağlık eğitimini yalnız konferans ve filmlerle yürütmedi.
Halka ücretsiz dağıtılmak üzere broşürler, ilanlar, afişler ve sağlık kartpostalları hazırlandı. Okullara yönelik yayınlarla çocuklara da ulaşılmaya çalışıldı.
İzmir’de gazetelerin yayımlanmadığı cumartesi günlerinde “Cumartesi” adlı bir yayın çıkarıldı. Bu yayın daha sonra “Sıhhî Cidâl” adıyla yayımlandı. Dergide veremin zararları, hastalıktan korunma yolları ve genel sağlık bilgileri halka yönelik bir dille anlatıldı.
Yayın daha sonraki yıllarda farklı adlarla devam etti. 1930 yılında Sıhhat Mecmuası’nın binlerce nüsha basılarak ücretsiz dağıtıldığı kayıtlara geçti.
On bin duvar afişi ve dört bin sağlık kartpostalı
İzmir Verem Mücadele Cemiyeti’nin 1930-1931 dönemine ait faaliyet kayıtları, sağlık iletişiminde kullanılan araçların ulaştığı boyutu gösteriyor.
Kayıtlarda 62 konferansın yanı sıra 10 bin duvar afişi ve 4 bin sağlık kartpostalından söz ediliyor. Cemiyet bünyesindeki müzeyi ziyaret edenlerin sayısı da 5 binin üzerindeydi.
Bu rakamlar, veremle mücadelenin yalnız hekim ile hasta arasındaki ilişkiye bırakılmadığını; toplumun tamamını hedefleyen bir sağlık eğitimi kampanyasına dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Yere tükürmeye karşı kampanyalar yapıldı
Dönemin veremle mücadele kampanyalarında halka verilen mesajlardan biri de yere tükürülmemesiydi.
O yıllarda özellikle veremli hastaların balgamının çevreye bırakılması önemli bir tehlike olarak görülüyor, afiş ve levhalarda bu davranıştan kaçınılması isteniyordu. İzmir’de belediyenin belirli yerlere tükürük hokkaları yerleştirdiği ve yere tükürmeye karşı cezai tedbirlerin gündeme geldiği de tarihî kayıtlarda bulunuyor.
Bugün tüberkülozun esas olarak aktif akciğer veya gırtlak tüberkülozu bulunan kişinin öksürmesi, konuşması veya şarkı söylemesi sırasında havaya yayılan bakterileri taşıyan parçacıkların solunmasıyla bulaştığı biliniyor. Bu nedenle dönemin afişleri, kendi dönemlerinin hastalık bilgisi ve koruyucu sağlık anlayışı içinde değerlendirilmelidir.
1930’da sağlık filmleri kanuna girdi
Sağlık eğitiminin film ve görsel araçlarla yürütülmesi zamanla devlet politikasında da açık biçimde yer aldı.
1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 280. maddesi, halka sağlık bilgisinin kitap, levha ve risaleler yoluyla aktarılmasını, konferanslar düzenlenmesini ve sinema filmleri gösterilmesini öngörüyordu.
Kanunda gerektiğinde gerekli araçlarla donatılmış “seyyar sıhhi propaganda kolları” kurulmasına da yer verildi.
Bu düzenleme, sağlık bilgisinin yalnız sağlık kurumlarında bekleyen kişilere değil, gerektiğinde doğrudan halkın bulunduğu yerlere götürülmesi anlayışının hukuki çerçevesini oluşturdu.
Seyyar projeksiyonlarla köylere sağlık filmi
1930’ların ikinci yarısına gelindiğinde sağlık eğitiminde sinemanın kullanımı yeni bir aşamaya geçti.
1937-1939 döneminde sinema salonu bulunmayan yerlerde gösterim yapılabilmesi amacıyla seyyar projeksiyon cihazlarından yararlanıldı. Elektrik bulunmayan bölgelerde kullanılabilecek benzinle çalışan sistemler de devreye sokuldu.
Bu gezici gösterimlerde yalnız verem değil; frengi, difteri, diş sağlığı, hijyen ve sineklerle mücadele gibi farklı halk sağlığı konularını anlatan filmler gösterildi.
Böylece birkaç yıl önce şehirlerdeki sinema salonlarında başlayan görsel sağlık eğitimi, teknik imkânların gelişmesiyle birlikte kasabalara ve köylere kadar uzandı.
Sağlık bilgisinin doktor odasından çıkışı
Bugünün televizyonu, interneti ve sosyal medyası bulunmadığı için erken Cumhuriyet döneminin sağlık yöneticileri halka ulaşmak amacıyla dönemin mevcut iletişim araçlarını kullanıyordu.
Bir sinema perdesi, köy meydanına getirilen bir projeksiyon cihazı, duvara asılan bir verem afişi veya eve götürülen sağlık kartpostalı aynı hedefe hizmet ediyordu: hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi etmek kadar, hastalık ortaya çıkmadan önce insanlara korunma bilgisini ulaştırmak.
Türkiye’nin seyyar sağlık sinemaları ve veremle mücadelede kullanılan görsel propaganda faaliyetleri bu yönüyle yalnız tıp tarihinin değil, ülkedeki sağlık iletişimi tarihinin de dikkat çekici sayfalarından birini oluşturuyor.
KAYNAKLAR
• İzmir Göğüs Hastanesi Dergisi – Cumhuriyetin İlk Yıllarında İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti’nin Propaganda Faaliyetleri
• İzmir Verem Mücadele Cemiyeti – Sıhhat ve İktisat Mücadele Almanağı 1930-1931
• Sağlık Bakanlığı – 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu
• Lokman Hekim Dergisi – Cumhuriyet Döneminde Sürdürülen Sağlığın Geliştirilmesi Mücadelesinde Halk Sağlığı Temaları
• Belgi Dergisi – Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti’nin Kuruluşu ve Erken Cumhuriyet Dönemindeki Faaliyetleri
Film, Afiş ve Kartpostal: Cumhuriyet’in Halk Sağlığı Seferberliği
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında veremle mücadele yalnız dispanser ve hastanelerle sınırlı kalmadı. İzmir Verem Mücadele Cemiyeti sinemalarda verem filmleri gösterirken Sağlık Müzesi’nde hazırlanan resimler seyyar sergilerle köylere ulaştırıldı; 1930’ların ikinci yarısında ise seyyar projeksiyon cihazlarıyla sağlık filmleri sinema salonu ve elektriği bulunmayan yerleşimlere kadar taşındı.
Yorumlar




