“Biliyorum… Dilimin ucunda… Ama söyleyemiyorum.”
Bazen bir insanın söylemek istediği tek bir kelime, onun için uzun bir yolculuğa dönüşebilir.
“Su” demek ister, söyleyemez.
Çocuğunun adını bilir ama bir türlü dile getiremez.
Ne anlatmak istediğini bilir; fakat kelimelere ulaşmakta veya onları doğru biçimde kullanmakta zorlanabilir.
Ve çevresindekiler bazen yalnızca şunu görür:
“Konuşamıyor.”
Oysa afazide mesele yalnızca konuşamamak değildir.
Afazi; beyindeki dil ağlarının etkilenmesi sonucunda konuşma, söyleneni anlama, okuma ve yazma gibi dil becerilerinin birinde ya da birkaçında ortaya çıkabilen edinilmiş bir dil bozukluğudur.
Afazinin en sık nedeni inmedir. Bunun yanında travmatik beyin hasarları, beyin tümörleri, enfeksiyonlar ve bazı nörolojik hastalıklar da afaziye yol açabilir.
Ancak afaziyi yalnızca bir hastalık tanımıyla anlatmak, yaşananı eksik bırakır.
Çünkü afazi, bazen bir insanın kendini anlatma biçimini ve çevresiyle kurduğu iletişimi kökten değiştirir.
“Beni anlıyor musun?”
Afazili bireylerin önemli bir kısmı için en zor deneyimlerden biri, çevresindeki insanların onları artık eskisi gibi değerlendirmemesidir.
Bir yetişkin düşünün…
Yıllarca ailesiyle konuşmuş, mesleğini yapmış, fikirlerini savunmuş, şakalar yapmış, çocuklarını büyütmüş.
Sonra bir gün geçirdiği inme sonrasında kelimelerle arasındaki bağ değişiyor.
Çoğu zaman ne anlatmak istediğini biliyor ancak bunu dile dönüştürmekte zorlanabiliyor.
Bazen söylemek istediği kelimenin yerine başka bir kelime çıkıyor.
Bazen cümlesi yarım kalıyor.
Bazen karşısındaki kişinin söylediklerini anlamakta zorlanıyor.
Bazen okumak veya yazmak güçleşiyor.
Ve belki de en incitici tarafı şu:
Çevresindeki insanlar onun düşünemediğini sanabiliyor.
Oysa afazi tek başına zekâ kaybı anlamına gelmez.
Bir kişinin bir kelimeyi söyleyememesi, o kelimeyi bilmediği ya da düşünemediği anlamına gelmeyebilir.
Elbette afaziye bazı kişilerde dikkat, bellek, yürütücü işlevler veya başka nörolojik sorunlar da eşlik edebilir. Bu nedenle her bireyin durumu kendi içinde değerlendirilmelidir.
Ancak afazili bir bireyle iletişim kurarken temel ilkelerden biri, kişinin dil güçlüğünü düşünsel kapasitesiyle otomatik olarak eşitlememektir.
Afazi yalnızca “konuşma” değildir
Toplumda afazi çoğu zaman “konuşma bozukluğu” olarak düşünülür.
Fakat afazi bundan çok daha geniş bir alanı kapsar.
Dil; yalnızca söylediğimiz kelimelerden ibaret değildir.
Bir şeyi anlamak, adlandırmak, cümle kurmak, okumak, yazmak, sorulara yanıt vermek ve düşüncelerimizi dil aracılığıyla ifade etmek de dil sistemimizin parçalarıdır.
Bu nedenle afazinin belirtileri kişiden kişiye değişebilir.
Bir kişi akıcı biçimde konuşabilir ancak söylenenleri anlamakta zorlanabilir.
Başka biri söylenenleri büyük ölçüde anlayabilir ancak kendini ifade etmekte ciddi güçlük yaşayabilir.
Bir başkası ise konuşması görece iyi olmasına rağmen okuma veya yazma becerilerinde belirgin sorunlar yaşayabilir.
Bu nedenle afaziyi tek bir kalıba sığdırmak mümkün değildir.
Her afazi, kendine özgü bir hikâyedir.
Afazinin ayrıca dizartri veya konuşma apraksisiyle aynı şey olmadığını bilmek önemlidir.
Afazi esas olarak bir dil bozukluğudur. Dizartri ve konuşma apraksisi ise konuşmanın motor üretimini farklı biçimlerde etkileyen bozukluklardır. Bununla birlikte bu tablolar bazı kişilerde afaziyle birlikte de görülebilir.
Peki afazi iyileşir mi?
Bu soru, afazili bireylerin ve ailelerinin en sık sorduğu sorulardan biridir.
Cevabı ise tek kelimelik değildir.
İyileşme; afazinin nedenine, beynin etkilenen bölgelerine, bozukluğun türüne ve şiddetine, kişinin genel sağlık durumuna, eşlik eden problemlere ve rehabilitasyon sürecine göre değişebilir.
Bazı kişilerde özellikle ilk aylarda belirgin bir iyileşme görülebilir. Bazılarında ise dil becerilerinin yeniden yapılandırılması ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi daha uzun süreli bir rehabilitasyon gerektirebilir.
Burada önemli bir nokta vardır:
Dil ve konuşma terapisi, afazi rehabilitasyonunun temel bileşenlerinden biridir.
Dil ve konuşma terapistleri bireyi değerlendirerek hangi dil alanlarının etkilendiğini belirler ve kişinin ihtiyaçlarına uygun bir terapi programı oluşturur.
Terapi yalnızca “kelime söyletmekten” ibaret değildir.
Amaç, kişinin mümkün olduğunca etkili ve bağımsız biçimde iletişim kurabilmesini sağlamaktır.
Bazen bir kelimeyi yeniden söyleyebilmek…
Bazen ailesinin söylediklerini daha iyi anlayabilmek…
Bazen telefonda birkaç cümle kurabilmek…
Bazen yeniden kendi adını yazabilmek…
Bazen de konuşma yeterli olmadığında jest, mimik, yazı, çizim, fotoğraf veya farklı iletişim araçlarıyla kendini ifade edebilmek…
Dışarıdan küçük gibi görünen bu adımlar, kişinin yaşamında çok büyük anlamlar taşıyabilir.
Aile de terapinin bir parçasıdır
Afazide yalnızca bireyin değil, ailenin ve yakın çevrenin de desteğe ihtiyacı vardır.
Çünkü iletişim tek taraflı değildir.
Afazili bir bireyle konuşurken:
- Ona yanıt vermesi için yeterli zaman tanımak,
- Sözü sürekli onun yerine tamamlamamak,
- Gerektiğinde daha kısa ve anlaşılır cümleler kullanmak,
- Gürültülü ortamlarda iletişimi kolaylaştırmak,
- Jest, mimik, yazı, çizim veya görseller gibi farklı iletişim yollarından yararlanmak,
- Söyleyemediği bir kelime nedeniyle onun yerine karar vermemek,
- Konuşma güçlüğünü zekâ eksikliği olarak yorumlamamak,
- Anlayıp anlamadığını uygun biçimde kontrol etmek
iletişimi önemli ölçüde kolaylaştırabilir.
Ve belki de en önemlisi:
Onunla çocuk gibi değil, yetişkin bir birey olarak konuşmaya devam etmek.
Çünkü afazi kişinin yetişkinliğini, yaşam deneyimini, geçmişini ve insan olarak değerini ortadan kaldırmaz.
Yalnızca kendini ifade etme ve başkalarıyla iletişim kurma yollarını zorlaştırabilir.
Bir kelime bazen bir hayat demektir
Bir dil ve konuşma terapisti olarak afazi alanında çalışırken en çok hatırlamamız gereken şeylerden biri şudur:
Biz yalnızca kelimelerle çalışmıyoruz.
Bir insanın hayatına yeniden bağlanmasına yardımcı oluyoruz.
Bir annenin çocuğuna “seni seviyorum” diyebilmesine…
Bir eşin yıllardır birlikte olduğu insana yeniden hislerini anlatabilmesine…
Bir babanın torununa kendi sesiyle seslenebilmesine…
Bir bireyin markette ihtiyacını söyleyebilmesine…
Bir kişinin doktoruna ne hissettiğini anlatabilmesine…
Bazen tek bir kelimenin yeniden kazanılması, dışarıdan bakıldığında küçük bir başarı gibi görünebilir.
Ama o kelimeyi söyleyen kişi için belki de o kelime, hayatının yeniden açılan kapısıdır.
Bu yüzden afazide hedef yalnızca “daha çok konuşmak” değildir.
Asıl hedef;
daha bağımsız olmak, daha etkili iletişim kurmak, sosyal yaşama yeniden katılmak ve kişinin kendi sesini yeniden duyulur hâle getirmesine yardımcı olmaktır.
Unutmayalım: İletişim, kelimelerden daha büyüktür
Afazili bir birey konuşmakta zorlanabilir.
Ama bu, söyleyeceklerinin olmadığı anlamına gelmez.
Bir kelimeyi bulamayabilir.
Ama o kelimenin taşıdığı duygu hâlâ orada olabilir.
Cümlesini tamamlayamayabilir.
Ama anlatmak istediği hikâye hâlâ ona aittir.
Bu nedenle afazili bir bireyle karşılaştığımızda iletişimden vazgeçmek yerine, iletişim kurabileceği yeni yollar aramalıyız.
Çünkü bazen iletişim;
bir kelimeyle,
bazen bir bakışla,
bazen bir işaretle,
bazen bir fotoğrafla,
bazen bir yazıyla,
bazen de yalnızca sabırla kurulur.
Dil ve konuşma terapisinde bazen görevimiz kişinin kelimelerini yeniden bulmasına yardımcı olmak; bazen de kelimeler yetmediğinde onun kendisini ifade edebileceği başka yollar açmaktır.
Ve unutmayalım:
Bir insanın kelimelerini kaybetmesi, sesini kaybettiği anlamına gelmez.
O sesi yeniden duyulur kılmak için bazen zaman vermek, bazen doğru desteği sunmak, bazen de iletişime açılan yeni bir kapı bulmak gerekir.
Sağlıklı günler dilerim…