İnsan bedeninin içindeki hastalıkları anlamak için mutlaka onu görmek gerekir mi?
- yüzyılda Avusturyalı bir hekim, bu soruya alışılmadık bir yöntemle cevap aradı: Göğüs duvarına hafifçe vurmak ve ortaya çıkan sesleri değerlendirmek.
Leopold Auenbrugger, 1761 yılında yayımladığı 95 sayfalık çalışmasıyla göğüs boşluğundaki bazı hastalıkların, vücut yüzeyine uygulanan darbelerin oluşturduğu seslerden anlaşılabileceğini gösterdi.
Bugün perküsyon olarak bilinen bu yöntem, fizik muayenenin gelişmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Ancak keşfin yaygın biçimde benimsenmesi yaklaşık yarım yüzyıl sürdü. Auenbrugger’in çalışması, başlangıçta yeterince ilgi görmemesine rağmen sonraki kuşakların klinik muayene anlayışını değiştirdi.
Keşfin kökenine ilişkin en ünlü anlatı ise Avusturya’nın Graz kentindeki bir hana ve şarap fıçılarına uzanıyor.
Bu hikâyenin ne kadarının tarihsel gerçek olduğu ise ayrı bir araştırma konusu.
Bir şarap fıçısının sesi hastalıkları anlamaya nasıl ilham verdi?
Leopold Auenbrugger, 19 Kasım 1722’de Avusturya’nın Graz kentinde doğdu.
Babası Sebastian Auenbrugger, kentte han işletmeciliği yapıyordu.
Tıp tarihi kitaplarında sıkça tekrarlanan anlatıya göre genç Leopold, babasının hanında şarap fıçılarının doluluk miktarının tahtaya vurularak kontrol edildiğini öğrenmişti.
Fıçıya vurulduğunda çıkan ses, içindeki hava ve sıvı miktarına göre değişebiliyordu.
Boş bir fıçıyla dolu bir fıçının farklı sesler vermesi, içeriği doğrudan görmeden değerlendirmeye imkân tanıyordu.
Yaygın anlatıya göre Auenbrugger, yıllar sonra aynı düşünceyi insan göğsüne uyarladı.
Peki bu hikâye gerçekten yaşandı mı?
Tarihsel belgeler, Auenbrugger’in bir hancının oğlu olduğunu doğruluyor. Ancak çocukluk yıllarında fıçılara vurmayı öğrenmesinin keşfine doğrudan ilham verdiğini gösteren kesin bir belge bulunmuyor.
Bu bağlantıyı tıp tarihi literatürüne taşıyan Max Neuburger de anlatının doğrudan belgesel kanıta dayanmadığını belirtmişti.
Bilim ve tıp tarihi araştırmacısı Peter Pesic’in 2016 yılında yayımlanan çalışması da bu ayrımı vurguluyor.
Bununla birlikte şarap fıçısı benzetmesi tamamen sonradan üretilmiş değil.
Auenbrugger, 1761 tarihli eserinde göğüsten elde edilen sesleri açıklamak amacıyla davul ve fıçı benzetmelerinden yararlanmıştı.
Dolayısıyla fıçıyla insan göğsü arasındaki fiziksel benzerliğin Auenbrugger’in düşünce dünyasında bulunduğu açık. Fakat bu benzerliğin çocukluğundaki belirli bir gözlemden doğduğunu kesin olarak söylemek mümkün değil.
Hastalıkları görmeden anlamanın yolları aranıyordu
- yüzyılın ortalarında hekimlik, insan bedeninin iç organlarında gelişen hastalıkları yaşayan hastada değerlendirebilmek açısından önemli sınırlılıklarla karşı karşıyaydı.
Hastanın yakınmaları, nabzı, solunum özellikleri ve gözle görülebilen değişiklikler klinik değerlendirmenin temelini oluşturuyordu.
Otopsiler sayesinde organların hastalık sırasında geçirdiği yapısal değişiklikler incelenebiliyordu.
Ancak ölümden sonra gözlemlenen bu değişiklikleri, yaşayan hastada belirleyebilmek kolay değildi.
Özellikle göğüs boşluğundaki hastalıkların yeri ve niteliğinin anlaşılması güçlük oluşturuyordu.
Akciğer çevresinde sıvı birikmesi, akciğer dokusunun yoğunlaşması veya kalbin bulunduğu bölgedeki bazı değişiklikler dışarıdan doğrudan görülemiyordu.
Hekimlerin ihtiyaç duyduğu şey, bedenin dışından elde edilen fiziksel bulgularla içerideki anatomik değişiklikler arasında güvenilir bağlantılar kurabilmekti.
Auenbrugger’in çalışması, bu ihtiyaca cevap veren önemli gelişmelerden biri oldu.
Viyana’daki hastanede başlayan yedi yıllık araştırma
Auenbrugger, Viyana Üniversitesi’nde tıp eğitimi aldı ve 1752 yılında mezun oldu.
Döneminin önemli hekimlerinden Gerard van Swieten’in öğrencisiydi.
1751 yılından itibaren Viyana’daki İspanyol Hastanesi’nde görev yapmaya başladı.
Burada göğüs hastalıkları bulunan hastaları düzenli biçimde inceleme fırsatı buldu.
Göğüs duvarının farklı bölgelerine hafifçe vurarak ortaya çıkan sesleri karşılaştırdı.
Hava içeren normal akciğer bölgelerinden gelen seslerle bazı hastalıklı bölgelerden gelen seslerin farklılaştığını gözlemledi.
Ancak onun çalışmasını sıradan bir gözlemden ayıran asıl özellik, duyduğu seslerin anatomik karşılıklarını araştırmasıydı.
Yaklaşık yedi yıl boyunca klinik gözlemlerini sürdürdü.
Hastaların muayenelerinde elde ettiği bulguları ölüm sonrası anatomik incelemelerle karşılaştırdı.
Kadavraların göğüs boşluklarına sıvı vererek oluşan ses değişikliklerini de araştırdı.
Böylece göğüs boşluğundaki sıvı birikimiyle perküsyon sesindeki farklılaşmalar arasında ilişki kurmaya çalıştı.
Bu araştırma biçimi, dönemin klinik tıbbı açısından son derece önemliydi.
Çünkü Auenbrugger yalnızca sesleri sınıflandırmıyor, onların hastalıklarla ilişkisini gözlem ve anatomik incelemelerle sınamaya çalışıyordu.
Perküsyonun bilimsel değeri, tam da bu sistematik yaklaşımda ortaya çıktı.
1761 yılında yayımlanan 95 sayfalık kitap
Auenbrugger, araştırmalarının sonuçlarını 1761 yılında Viyana’da Latince yayımladığı bir eserde topladı.
Kitabın adı Inventum Novum ex Percussione Thoracis Humani ut Signo Abstrusos Interni Pectoris Morbos Detegendi idi.
Türkçeye yaklaşık olarak “İnsan Göğsüne Vurarak Göğüs İçindeki Gizli Hastalıkları Belirlemeye Yönelik Yeni Bir Buluş” şeklinde çevrilebilen eser, 95 sayfadan oluşuyordu.
Kitapta göğüs perküsyonunun uygulanışı, normal seslerin özellikleri ve hastalıklarla ilişkili değişiklikler sistematik biçimde ele alındı.
Auenbrugger, normal göğüs sesini açıklarken üzeri kalın bir örtüyle kapatılmış davulun çıkardığı sesi örnek gösterdi.
Hava içeren bölgelerle daha yoğun yapıların bulunduğu alanlarda farklı sesler duyulabileceğini belirtti.
Bazı hastalıklarda sesin matlaşabileceğini, göğüsteki sıvı birikimlerinin de perküsyon bulgularını değiştirebileceğini anlattı.
Kalbin bulunduğu bölgenin perküsyonda farklı ses özellikleri göstermesinden yararlanarak organların konumlarının değerlendirilmesine de katkıda bulundu.
Bununla birlikte yöntemin bütün göğüs hastalıklarını belirlemeye yeterli olmadığını kabul etti.
Auenbrugger’in amacı tek bir muayene işaretinden kesin tanıya ulaşmak değil, göğüs hastalıklarının değerlendirilmesine yeni bir fiziksel bulgu kazandırmaktı.
1761 tarihli eser, göğüs perküsyonunun sistematik bir klinik inceleme yöntemi olarak tanımlanması bakımından tıp tarihinin temel metinlerinden biri hâline geldi.
Perküsyon hangi sesleri ortaya çıkarıyordu?
Perküsyonun temelinde, vücut yüzeyine uygulanan kontrollü darbeler sonucunda oluşan seslerin değerlendirilmesi bulunuyordu.
Göğüs içinde hava, sıvı ve yoğun dokuların dağılımı sesin özelliklerini etkileyebiliyordu.
Normal, hava içeren akciğer bölgelerinde genellikle rezonanslı bir ses duyuluyordu.
Akciğeri çevreleyen plevral boşlukta sıvı birikmesi durumunda ise ses matlaşabiliyordu.
Akciğer dokusunun bazı hastalıklarda yoğunlaşması da benzer değişikliklere yol açabiliyordu.
Auenbrugger açısından önemli olan yalnızca farklı seslerin varlığı değildi.
Bu seslerin göğsün hangi bölgesinde duyulduğu, komşu alanlarla nasıl farklılaştığı ve hastalığın seyri sırasında değişip değişmediği de anlam taşıyordu.
Yöntem, göğüs içindeki organların durumunu doğrudan göstermiyordu. Ancak anatomik incelemelerle ilişkilendirildiğinde hekime hastalığın yerini değerlendirmede yardımcı olabilecek bilgiler sunuyordu.
Bu yaklaşım, fizik muayenenin yalnızca gözlemlenen belirtilere değil, kontrollü biçimde oluşturulan fiziksel işaretlere de dayanabileceğini ortaya koydu.
Tıp dünyası keşfi neden hemen benimsemedi?
Auenbrugger’in 1761 yılında yayımladığı eser, beklenen bilimsel karşılığı kısa sürede bulamadı.
Çalışma bazı çevrelerde eleştirildi. Dönemin önde gelen hekimleri arasında da yöntemi klinik uygulamalarına taşımayanlar bulunuyordu.
Perküsyonun benimsenmesi için yalnızca yöntemin tanımlanması yeterli değildi.
Hekimlerin farklı sesleri ayırt etmeyi öğrenmesi, elde edilen bulguların güvenilirliğini değerlendirmesi ve bunları hastalıkların anatomik özellikleriyle ilişkilendirmesi gerekiyordu.
Bununla birlikte keşif tamamen unutulmadı.
Viyana’da Maximilian Stoll gibi bazı hekimler yöntemin değerini fark ederek klinik uygulamalarında kullanmaya başladı.
1770 yılında Fransız hekim Rozière de la Chassagne, Auenbrugger’in eserini Fransızcaya çevirdi.
Ancak bu yayın da perküsyonun Avrupa’daki hekimler arasında hızla yaygınlaşmasını sağlayamadı.
Keşfin yeniden güçlü biçimde gündeme gelmesi için 19. yüzyılın başlarının beklenmesi gerekti.
Bu kez gelişmenin merkezinde, dönemin en tanınmış Fransız hekimlerinden biri bulunuyordu.
Napolyon’un hekimi keşfi yeniden gündeme getirdi
Jean-Nicolas Corvisart, 19. yüzyılın başlarında Fransa’nın önde gelen klinisyenleri arasındaydı.
Aynı zamanda Napolyon Bonapart’ın hekimliğini yapıyordu.
Corvisart, Auenbrugger’in perküsyon yönteminin değerini fark etti ve uzun yıllar boyunca kendi hastaları üzerinde uyguladı.
1808 yılında Inventum Novum adlı eserin Fransızca çevirisini, kapsamlı açıklamaları ve kendi klinik deneyimleriyle birlikte yayımladı.
Bu yayın, perküsyonun tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Corvisart’ın akademik itibarı, klinik gözlemleri ve yöntemi tıp eğitimine taşıması, perküsyonun daha geniş çevrelerde benimsenmesine katkı sağladı.
Auenbrugger’in 1761 yılında ortaya koyduğu yöntem, yaklaşık 47 yıl sonra Avrupa tıbbında daha güçlü bir karşılık buldu.
Keşfinin yeniden önem kazandığına tanıklık eden Auenbrugger, 1809 yılında Viyana’da hayatını kaybetti.
Böylece yıllarca sınırlı ilgi gören bilimsel çalışmasının değerinin anlaşılmaya başlandığını yaşamının son döneminde görebildi.
Stetoskopun icadından önce göğsün sesini araştırdı
Perküsyonun tarihsel önemini artıran bir başka nokta, stetoskoptan önce geliştirilmiş olmasıydı.
Fransız hekim René Laennec, 1816 yılında stetoskopu geliştirdi.
Laennec’in çalışmaları, kalp ve akciğerlerin kendi oluşturduğu seslerin değerlendirilmesini geliştirdi.
Ancak perküsyonla oskültasyon farklı fiziksel ilkelere dayanıyordu.
Perküsyonda hekim, göğüs duvarına hafif darbeler uygulayarak ortaya çıkan sesi değerlendiriyordu.
Oskültasyonda ise organların kendi faaliyetleri sırasında oluşturduğu sesler dinleniyordu.
Bu iki yöntemin bir arada kullanılması, 19. yüzyılda göğüs hastalıklarının fizik muayenesine yeni imkânlar kazandırdı.
Sonraki dönemde Pierre Adolphe Piorry, perküsyon için pleksimetre adı verilen bir araç geliştirdi.
Joseph Škoda ise perküsyon ve oskültasyonun fiziksel temellerini daha ayrıntılı biçimde inceleyerek bu bulguların klinik yorumuna önemli katkılarda bulundu.
Auenbrugger’in başlattığı sistematik göğüs perküsyonu yaklaşımı, böylece farklı hekimlerin çalışmalarıyla gelişmeye devam etti.
Sesleri ayırt eden hekim aynı zamanda müzikle ilgileniyordu
Auenbrugger’in yaşamındaki ilginç ayrıntılardan biri de müzikle kurduğu yakın ilişkiydi.
Yalnızca hekimlikle ilgilenmiyor, dönemin Viyana müzik çevreleriyle de bağlantı kuruyordu.
Besteci Antonio Salieri’nin 1781 yılında sahnelenen Der Rauchfangkehrer adlı operasının librettosunu yazmıştı.
Auenbrugger’in kızları Marianna ve Katharina da yetenekli klavye çalgısı icracılarıydı. Besteci Joseph Haydn, piyano sonatlarından bir grubunu onlara ithaf etmişti.
Müzik tarihiyle tıp tarihinin bu noktada kesişmesi, Auenbrugger’in seslere gösterdiği ilgiyi daha da dikkat çekici hâle getiriyor.
Peter Pesic’in 2016 tarihli araştırmasında da Auenbrugger’in müzikal birikimiyle tıbbi çalışmalarında seslere verdiği önem arasındaki bağlantı ele alınıyor.
Ancak müzik yeteneğinin perküsyonun keşfindeki rolünü kesin biçimde belirlemek mümkün değil.
Bu nedenle onun çalışmasını yalnızca müzikal duyarlılıkla açıklamak, yıllarca sürdürdüğü klinik gözlemlerin ve anatomik araştırmaların önemini gölgede bırakabilir.
Auenbrugger’in başarısı, sesleri duyabilmesinin ötesinde, aralarındaki farklılıkları bilimsel biçimde değerlendirmeye çalışmasındaydı.
Auenbrugger perküsyonu gerçekten ilk keşfeden hekim miydi?
Tıp tarihinde Auenbrugger’in rolü değerlendirilirken önemli bir ayrıntının gözden kaçırılmaması gerekiyor.
Vücuda vurarak ses değerlendirme yaklaşımı, onun döneminden önce de bütünüyle bilinmeyen bir uygulama değildi.
Özellikle karın bölgesindeki bazı fiziksel değişikliklerin değerlendirilmesinde vurma yönteminden yararlanıldığı biliniyordu.
Auenbrugger’in özgün katkısı, bu temel fiziksel yaklaşımı göğüs muayenesinde sistematik olarak geliştirmesi ve ortaya çıkan bulguları anatomik incelemelerle ilişkilendirmesiydi.
Bu bakımdan onun çalışması, tek bir hareketin icadından çok daha kapsamlı bir bilimsel gelişmeyi temsil ediyordu.
Göğse vurmak, tek başına yeni bir bilgi üretmiyordu.
Bilimsel yenilik, ortaya çıkan sesleri karşılaştırmakta, bunların hangi koşullarda değiştiğini araştırmakta ve sonuçları hastalıkların anatomik özellikleriyle ilişkilendirmekteydi.
Auenbrugger, perküsyonu göğüs hastalıklarının değerlendirilmesinde düzenli biçimde uygulanabilecek bir muayene yöntemine dönüştürdü.
Bu nedenle modern fizik muayene tarihinin öncü isimleri arasında kabul ediliyor.
265 yıl sonra yaşayan bir tıp mirası
1761 yılında yayımlanan Inventum Novum, yalnızca göğüs perküsyonunu anlatan tarihsel bir eser değil, klinik gözlemle anatomik bilginin bir araya getirilmesinin önemli örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Auenbrugger’in çalışması, hastalığın yerini belirlemek için bedenin fiziksel özelliklerinden yararlanılabileceğini ortaya koydu.
- yüzyılda perküsyon ve oskültasyonun gelişmesiyle fizik muayene daha sistematik bir yapıya kavuştu.
1895 yılında X ışınlarının keşfi ve sonraki dönemlerde görüntüleme teknolojilerinin gelişmesi, iç organların değerlendirilmesinde çok daha ayrıntılı imkânlar sağladı.
Buna rağmen perküsyon, özellikle göğüs ve karın muayenesinde kullanılabilen temel fizik muayene yöntemlerinden biri olmayı sürdürdü.
Elbette bu yöntem tek başına kesin tanı koydurmuyor. Ses özellikleri hastalığa özgü olmayabiliyor ve bazı küçük ya da derin yerleşimli değişiklikler muayenede fark edilemeyebiliyor.
Ancak bütün bu sınırlılıklar, Auenbrugger’in tıp tarihindeki katkısının önemini değiştirmiyor.
Çünkü onun geliştirdiği yaklaşım, hekimin hastalık hakkında bilgi edinmek için yalnızca belirtileri gözlemlemekle yetinmeyip bedenin fiziksel özelliklerini de sistematik olarak inceleyebileceğini gösterdi.
Bir hancının oğlundan tıp tarihine kalan ses
Leopold Auenbrugger’in yaşam öyküsü, bilim tarihinin dikkat çekici karşılaşmalarından birini temsil ediyor.
Bir tarafta Graz’da han işleten bir aile, diğer tarafta 18. yüzyıl Viyana’sının hastaneleri ve gelişmekte olan klinik tıbbı bulunuyor.
Şarap fıçılarının sesinden göğüs perküsyonuna uzanan ünlü anlatının bütün ayrıntıları tarihsel belgelerle doğrulanamıyor.
Fakat Auenbrugger’in gerçekten yaptığı çalışma, bu anlatının kendisinden daha önemli.
Yedi yıl süren araştırmalar, hastalardan elde edilen bulguların otopsilerle karşılaştırılması, kadavralarda gerçekleştirilen deneyler ve 1761 yılında yayımlanan bilimsel eser…
Bunlar, perküsyonun tıp tarihinde neden kalıcı bir yer edindiğini açıklıyor.
Auenbrugger, doğrudan görülemeyen anatomik değişikliklere ilişkin işaretlerin, dikkatle değerlendirilen seslerde bulunabileceğini ortaya koydu.
Keşfi, ilk yayımlandığında beklediği ilgiyi görmedi. Ancak yaklaşık yarım yüzyıl sonra başka hekimlerin çalışmalarıyla Avrupa tıbbında hak ettiği değeri kazanmaya başladı.
Bugün bir hekimin hastasının göğsüne hafifçe vurup oluşan sesi değerlendirmesi, yüzyıllar boyunca gelişerek günümüze ulaşan bu yöntemin devamıdır.
Auenbrugger’in tıp tarihine bıraktığı asıl miras, göğse vurmak değil; duyulan sesi gözlem, deney ve anatomik bilgiyle anlamlı bir klinik bulguya dönüştürmekti.
KAYNAKLAR
- Auenbrugger, L. (1761). Inventum Novum ex Percussione Thoracis Humani ut Signo Abstrusos Interni Pectoris Morbos Detegendi. Viyana.
- Pesic, P. (2016). Music, Mechanism, and the “Sonic Turn” in Physical Diagnosis. Journal of the History of Medicine and Allied Sciences.
- Walker, H. K. (1990). The Origins of the History and Physical Examination. Clinical Methods: The History, Physical, and Laboratory Examinations.
- Demaeyer, P. ve Pingitore, J. (2025). Redécouverte de la percussion thoracique et intégration à la méthode anatomoclinique aux 18e et 19e siècles. Revue Médicale de Bruxelles, 46(6).
- Deutsche Biographie. Auenbrugger, Johann Leopold, Edler von Auenbrugg.
- Wellcome Collection. Inventum Novum, 1761, ilk baskı bibliyografik kaydı.





