Antik Roma'da Katarakt Ameliyatı Nasıl Yapılıyordu?
Bugün göz hastalıkları uzmanları tarafından modern cerrahi cihazlar ve yapay göz içi mercekleri kullanılarak gerçekleştirilen katarakt ameliyatlarının geçmişi, Antik Çağ'a kadar uzanıyor.
Roma İmparatorluğu döneminde görme yetisini kaybeden bazı hastalar, son derece hassas ve riskli bir cerrahi girişimle yeniden görmeye çalışıyordu. Cerrahların kullandığı temel araç, gözün içine ilerletilen ince bir metal iğneydi.
Ancak bu ameliyatların amacı günümüzdeki katarakt cerrahisinden oldukça farklıydı.
Romalı cerrahlar, bulanıklaşmış doğal göz merceğini çıkararak yerine yeni bir mercek yerleştirmiyordu. Bunun yerine merceği bulunduğu konumdan uzaklaştırarak ışığın gözün arka bölümüne ulaşmasını sağlamaya çalışıyordu.
Tıp tarihinde couching adıyla bilinen bu yöntem, yüzyıllar boyunca katarakt cerrahisinin temel uygulamalarından biri olarak varlığını sürdürdü.
Antik Roma'daki uygulamaların nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin en önemli kaynaklardan biri ise MS 1. yüzyılda yaşayan Aulus Cornelius Celsus'un De Medicina adlı eseri oldu.
Romalı Hekimler Kataraktın Neden Oluştuğunu Biliyor muydu?
Katarakt, gözün doğal merceğinin saydamlığını kaybetmesi sonucunda ortaya çıkıyor. Sağlıklı bir gözde ışığı retinaya odaklamaya yardımcı olan mercek, bulanıklaştığında görme kalitesi azalıyor.
Hastalık ilerledikçe bulanık görme, ışıkta kamaşma, renklerin soluk algılanması ve ciddi görme kaybı gibi sorunlar meydana gelebiliyor.
Antik Roma'da ise göz anatomisi ve kataraktın oluşumu bugünkü bilgilerden farklı biçimde açıklanıyordu.
Dönemin Grek-Roma tıp anlayışında kataraktın, gözün içinde biriken ve zamanla yoğunlaşan bir madde nedeniyle oluştuğu düşünülüyordu.
Celsus da eserinde görmeyi engelleyen oluşumu, göz içindeki bir sıvının zamanla sertleşmesiyle ilişkilendiriyordu.
Modern tıp açısından bu açıklama doğru değil. Katarakt, ayrı bir sıvı tabakasının sertleşmesinden değil, doğal göz merceğinin saydamlığını kaybetmesinden kaynaklanıyor.
Bununla birlikte Antik Çağ cerrahları, göz içindeki görme engelinin yer değiştirmesiyle bazı hastaların yeniden ışığı veya çevresindeki nesneleri algılayabildiğini gözlemlemişti.
Bu deneyim, katarakt cerrahisinin ilk dönemlerinde kullanılan yöntemlerin gelişmesine katkı sağladı.
Celsus'un Eserinde Katarakt Ameliyatı
Roma döneminin önemli tıp yazarlarından Aulus Cornelius Celsus, De Medicina adlı sekiz kitaplık eserinde hastalıkları, ilaçları ve cerrahi girişimleri ayrıntılı biçimde ele aldı.
Eserin yedinci kitabında göz hastalıklarına yönelik ameliyatlar da anlatılıyor.
Celsus'un katarakt ameliyatına ilişkin açıklamaları, günümüze ulaşan en önemli erken dönem cerrahi tariflerinden birini oluşturuyor.
Yazar, ameliyatı yalnızca teknik bir müdahale olarak değerlendirmiyor. Hangi hastalarda girişimden fayda beklenebileceği, ameliyat öncesi hazırlık ve sonrasındaki bakım konusunda da önerilerde bulunuyor.
Celsus'a göre hastanın yaşı, gözün görünümü, kataraktın rengi ve ışık algısının korunup korunmadığı ameliyat kararında önem taşıyordu.
Çocuklar ve ileri yaştaki hastalar için daha olumsuz sonuçlar beklenirken orta yaşlardaki kişilerin ameliyat açısından daha uygun olabileceği düşünülüyordu.
Ayrıca kataraktın belirli bir olgunluğa ulaşmasının beklenmesi gerektiği belirtiliyordu.
Bu ölçütler, dönemin anatomik bilgileri ve klinik gözlemleri çerçevesinde geliştirilmişti. Günümüzdeki katarakt cerrahisi kararlarıyla aynı bilimsel geçerliliğe sahip değiller.
Celsus'un önemini artıran özellik, ameliyat öncesi değerlendirme ile cerrahi işlemi birbirini tamamlayan aşamalar olarak anlatmasıdır.
Ancak eserinde bir ameliyatı ayrıntılı biçimde tanımlaması, Celsus'un söz konusu işlemi bizzat gerçekleştirdiğini kanıtlamıyor.
Metal Bir İğneyle Görme Engelini Kaldırmaya Çalışıyorlardı
Celsus'un anlattığı ameliyat, modern cerrahi yöntemlerle karşılaştırıldığında oldukça ilkel ve riskli görünse de belirli bir uygulama düzenine dayanıyordu.
Ameliyat öncesinde hastanın beslenmesi sınırlandırılıyor, cerrahi işlem için aydınlık bir ortam tercih ediliyordu.
Hasta cerrahın karşısına oturtuluyor, başının hareket etmesini önlemek amacıyla bir yardımcı tarafından arkadan destekleniyordu.
Celsus, başın küçük bir hareketinin bile hastanın görmesini kalıcı biçimde kaybetmesine yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyordu.
Cerrah, ameliyat edilmeyen gözü yün ve bandajla kapatıyordu. Sol gözün sağ elle, sağ gözün ise sol elle ameliyat edilmesini öneriyordu.
Bu ayrıntılar, dönemin cerrahlarının müdahale sırasında el hâkimiyeti ve hastanın hareketsiz kalması gibi konulara önem verdiğini gösteriyor.
Ardından cerrah, metal bir iğneyi gözün dış tarafındaki uygun bir noktadan içeri ilerletiyordu.
İğne yardımıyla görme eksenini kapatan bulanıklaşmış mercek aşağı doğru kaydırılmaya çalışılıyordu.
Merceğin göz bebeği hizasından uzaklaştırılmasıyla ışığın yeniden retina üzerine ulaşması hedefleniyordu.
Mercek yeni konumunda kalırsa işlem başarılı kabul edilebiliyordu.
Celsus, yeniden yukarı hareket eden görme engelinin iğneyle daha küçük parçalara ayrılmasını da tarif ediyordu.
Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor:
Antik Roma'daki temel katarakt ameliyatında doğal mercek gözden çıkarılmıyor, gözün içinde görüş hattının dışına itiliyordu.
Modern anatomi açısından değerlendirildiğinde işlem, bulanıklaşmış merceğin gözün arka bölümündeki vitreus boşluğuna doğru yer değiştirmesine neden olabiliyordu.
Bu yöntemde doğal merceğin normal yerinden uzaklaşması, bazı hastalarda ışık algısının veya görmenin kısmen düzelmesini sağlayabilirdi. Ancak gözün odaklama işlevi de ciddi biçimde etkileniyordu.
Roma Cerrahlarının Kullandığı Aletler Günümüze Ulaştı mı?
Antik Roma'da göz cerrahisinin varlığı yalnızca yazılı belgelerle bilinmiyor.
Roma İmparatorluğu'nun hâkimiyetindeki çeşitli bölgelerde yapılan arkeolojik kazılarda, cerrahi işlemlerle ilişkilendirilen metal iğneler ve özel araçlar bulundu.
Bu buluntular arasında katarakt ameliyatlarında kullanılmış olabileceği değerlendirilen ince ve sivri metal aletler de yer alıyor.
Bazı iğnelerin gövdesindeki kalınlaşmış bölümlerin, aletin göz içine gereğinden fazla ilerlemesini sınırlandırmaya yardımcı olmuş olabileceği düşünülüyor.
Araştırmacılar, bu tür araçların yapısını tarihsel ameliyat tarifleriyle karşılaştırarak kullanım amaçlarını değerlendirmeye çalışıyor.
Ancak her cerrahi iğnenin katarakt ameliyatında kullanıldığını kesin biçimde söylemek mümkün değil.
Arkeolojik bulgular, dönemin cerrahi araç teknolojisini anlamak açısından önemli kanıtlar sunsa da tek başlarına ameliyatların ne sıklıkta yapıldığını veya ne kadar başarılı olduğunu göstermiyor.
Romalılar Kataraktı İğneyle Çekerek de Tedavi Etmiş Olabilir mi?
Antik Roma göz cerrahisine ilişkin en dikkat çekici tartışmalardan biri, içi boş metal iğnelerin kullanım amacıyla ilgili.
Fransa'nın Montbellet ve İspanya'nın Viladamat bölgelerinde bulunan Roma dönemine ait bazı cerrahi araçların içi boş bir yapıya sahip olması, araştırmacıların dikkatini çekti.
Bu buluntular, bazı cerrahların yumuşak katarakt içeriğini ince bir araç yardımıyla göz dışına çekmeye çalışmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.
2015 yılında Acta Ophthalmologica dergisinde yayımlanan ve Rafael J. Pérez-Cambrodí ile çalışma arkadaşları tarafından hazırlanan tarihsel araştırma, söz konusu arkeolojik bulguları değerlendirdi.
Araştırmacılar, içi boş iğnelerin katarakt aspirasyonu amacıyla kullanılmış olabileceğini belirtti.
Ancak bunun kesin olarak kanıtlanmadığını, yöntemin başarılı olduğuna ilişkin güvenilir veriler bulunmadığını ve yaygın bir uygulama olduğunun söylenemeyeceğini de vurguladı.
Bu nedenle Antik Roma'da günümüzdeki katarakt aspirasyonuna benzeyen bir ameliyatın rutin olarak gerçekleştirildiğini ileri sürmek doğru değil.
Tarihsel açıdan daha güçlü kanıtlarla desteklenen yöntem, kataraktlı merceğin metal bir iğneyle yerinden kaydırılmasıdır.
İçi boş iğnelerle aspirasyon ihtimali ise araştırılmaya devam edilen ayrı bir cerrahi uygulama olarak değerlendiriliyor.
Ameliyat Sonrasında Hastalara Nasıl Bakılıyordu?
Celsus'un anlatımında ameliyat sonrasındaki bakım da önemli bir yer tutuyor.
İğne gözden çıkarıldıktan sonra gözün üzerine yumurta akıyla ıslatılmış yumuşak yün yerleştirilmesi öneriliyordu.
Bunun üzerine iltihaplanmayı azaltması amaçlanan çeşitli maddeler uygulanıyor ve göz bandajlanıyordu.
Hastanın dinlenmesi, başlangıçta çene hareketini azaltmak amacıyla sıvı gıdalar tüketmesi ve belirli bir süre su dışında içecek kullanmaması tavsiye ediliyordu.
Bu uygulamalar, dönemin iyileşme sürecine ilişkin anlayışını yansıtıyor.
Ancak Antik Roma'da mikrobiyoloji, modern antisepsi ve göz içi enfeksiyonların mekanizmaları hakkında bugünkü bilgiler bulunmuyordu.
Dolayısıyla yumurta akı veya benzeri maddelerin göze uygulanması, modern tıp açısından güvenli bir ameliyat sonrası bakım yöntemi olarak değerlendirilemez.
Roma dünyasında göz hastalıklarına yönelik ilaçların kullanıldığı da biliniyor.
Özellikle Roma Britanyası ve Galya'da bulunan, üzerinde hekim ve ilaç adlarının yer aldığı taş damgalar bu konuda dikkat çekici arkeolojik kanıtlar arasında bulunuyor.
Bu damgaların göz merhemlerini tanımlamak amacıyla kullanıldığı düşünülüyor.
Üzerlerinde farklı göz rahatsızlıklarına yönelik ilaç adları ve kullanım alanları belirtiliyor.
Ancak bu bulgular, söz konusu ilaçların kataraktı iyileştirdiğini kanıtlamıyor. Günümüzde de oluşmuş kataraktı ortadan kaldırdığı kanıtlanmış bir göz damlası bulunmuyor; etkili tedavi cerrahiyle sağlanıyor.
Katarakt Ameliyatlarının Başarı Oranı Ne Kadardı?
Antik Roma'daki katarakt ameliyatlarının ne kadar başarılı olduğu, tıp tarihinin kesin biçimde yanıtlanamayan sorularından biri.
Dönemin tıp metinlerinde ameliyat yöntemleri ayrıntılı biçimde açıklanmasına rağmen hastaların uzun dönemli sonuçlarını ortaya koyan sistematik klinik kayıtlar bulunmuyor.
Bu nedenle Roma dönemine ait güvenilir bir ameliyat başarı oranı vermek mümkün değil.
Kataraktlı merceğin görme ekseninden uzaklaştırılması, bazı hastalarda görmenin belirli ölçüde geri kazanılmasını sağlamış olabilir.
Ancak doğal merceğin normal konumundan uzaklaşması, gözün ışığı düzgün biçimde odaklama yeteneğini azaltıyordu.
Bunun yanı sıra ciddi komplikasyon riskleri bulunuyordu.
Göz içi kanama, enfeksiyon, iltihaplanma, göz içi basınç artışı ve kalıcı görme kaybı, bu tür müdahalelerle ilişkilendirilen önemli sorunlar arasında yer alıyor.
Dönemin cerrahları modern anestezi, steril cerrahi ortam, mikroskop ve gelişmiş göz içi aletlerinden yoksundu.
Bu koşullar, ameliyat sırasında göz dokularının zarar görmesi ve işlem sonrasında komplikasyon gelişmesi riskini artırıyordu.
Dolayısıyla bazı hastaların ameliyat sonrasında ışığı yeniden algılamış olması, modern anlamda başarılı ve kalıcı bir görme rehabilitasyonu sağlandığı şeklinde yorumlanmamalı.
Katarakt Ameliyatını İlk Romalılar mı Buldu?
Katarakt cerrahisinin tarihi Roma İmparatorluğu'ndan daha eskiye uzanıyor.
Antik Hint tıp geleneğindeki Suśruta Saṃhitā adlı eserde göz hastalıkları ve cerrahi müdahalelere ilişkin ayrıntılı açıklamalar bulunuyor.
Antik Yunan tıp geleneğinde de katarakta yönelik girişimlere ilişkin erken dönem bilgiler yer alıyor.
Bununla birlikte katarakt ameliyatının ilk kez nerede ve kim tarafından geliştirildiği kesin olarak bilinmiyor.
2020 yılında Annals of Translational Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir tarih araştırmasında, Hint ve Grek-Roma metinlerindeki cerrahi tarifler karşılaştırıldı.
Araştırmacılar, farklı coğrafyalarda kullanılan yöntemlerde önemli benzerlikler bulunduğunu ancak cerrahinin kesin başlangıç yerinin belirlenemediğini ortaya koydu.
Çalışmada ayrıca eski Hint tıp metinlerinin tarihlendirilmesiyle ilgili belirsizliklere dikkat çekildi.
Bu nedenle katarakt ameliyatının tek bir kişi veya uygarlık tarafından kesin olarak icat edildiğini söylemek mümkün değil.
Antik Roma'nın bu alandaki önemi, önceki tıbbi geleneklerden aktarılan bilgilerin ayrıntılı biçimde yazıya geçirilmesi ve cerrahi yöntemlerin tarihsel kaynaklarda korunmasıdır.
Katarakt Cerrahisi Ne Zaman Değişti?
Antik Çağ'dan itibaren uygulanan merceği yerinden kaydırma yöntemi, uzun süre katarakt cerrahisinin başlıca tekniklerinden biri olmaya devam etti.
Göz anatomisine ilişkin bilgilerin gelişmesiyle birlikte kataraktın, gözün önünde biriken ayrı bir sıvıdan değil, bulanıklaşmış doğal mercekten kaynaklandığı anlaşıldı.
Bu değişim, cerrahi tedavinin yönünü de etkiledi.
-
yüzyılda Fransız cerrah Jacques Daviel, kataraktlı merceğin gözden çıkarılmasına yönelik yöntemlerin gelişmesinde önemli bir rol oynadı.
Daviel'in 1747 yılında gerçekleştirdiği bir girişim, uzun yıllar modern mercek çıkarma ameliyatlarının başlangıcı olarak gösterildi.
Ancak daha yeni tarihsel araştırmalar, 1747'deki müdahalenin başlangıçta planlanmış bir mercek çıkarma ameliyatı olmadığını belirtiyor.
2024 ve 2025 yıllarında yayımlanan araştırmalarda, Daviel'in planlı mercek çıkarma girişimine ilişkin günümüze ulaşan çağdaş kayıtların 1750 yılına uzandığı ortaya konuldu.
Bu çalışmalar, tıp tarihindeki önemli cerrahi gelişmelerin tarihlerinin de yeni belgeler ışığında yeniden değerlendirilebildiğini gösteriyor.
-
ve 20. yüzyıllarda ise anestezi, antisepsi, cerrahi aletler ve göz anatomisine ilişkin bilgilerin gelişmesiyle katarakt ameliyatları büyük bir dönüşüm geçirdi.
Günümüzde Katarakt Ameliyatı Nasıl Yapılıyor?
Modern katarakt cerrahisinin temel amacı, saydamlığını kaybetmiş doğal göz merceğini çıkararak görmenin yeniden iyileştirilmesini sağlamak.
Günümüzde yaygın kullanılan fakoemülsifikasyon tekniğinde, bulanıklaşmış mercek ultrason enerjisinden yararlanılarak parçalanıyor ve gözden uzaklaştırılıyor.
Ardından çoğu hastada doğal merceğin yerine yapay göz içi merceği yerleştiriliyor.
Böylece yalnızca görme eksenindeki bulanıklığın giderilmesi değil, gözün ışığı odaklama işlevinin de yeniden düzenlenmesi amaçlanıyor.
Modern katarakt cerrahisi, geçmişteki yöntemlerle karşılaştırıldığında çok daha güvenli ve etkili sonuçlar sağlayabiliyor.
Ancak her cerrahi işlemde olduğu gibi enfeksiyon, kanama, göz içi basınç değişiklikleri ve diğer komplikasyon riskleri tamamen ortadan kalkmış değil.
ABD Ulusal Göz Enstitüsünün verilerine göre günümüzde katarakt ameliyatı geçiren yaklaşık her 10 hastadan 9'unda görmede iyileşme sağlanıyor.
Bu sonuç, modern cerrahinin ulaştığı düzeyi ortaya koysa da bireysel başarı hastanın göz sağlığına ve eşlik eden diğer hastalıklara göre değişebiliyor.
Antik Roma'dan Modern Göz Cerrahisine Uzanan Yol
Antik Roma'daki katarakt ameliyatları, modern tıbbın sunduğu güvenlik koşullarından uzak, ciddi riskler taşıyan müdahalelerdi.
Buna rağmen Celsus'un yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı ayrıntılı anlatım; hasta değerlendirmesi, cerrahi hazırlık, ameliyat tekniği ve işlem sonrası bakımın bir bütün olarak ele alındığını gösteriyor.
Antik cerrahlar, hastalığın gerçek anatomik nedenini tam olarak bilmeden görme kaybını azaltmaya çalışıyordu.
Günümüzde ise aynı hastalık, gelişmiş mikroskobik cerrahi teknikler ve yapay mercek teknolojileriyle tedavi edilebiliyor.
Bu tarihsel yolculuk, tıbbın yalnızca yeni aletlerin geliştirilmesiyle değil, insan anatomisinin ve hastalıkların nedenlerinin daha doğru anlaşılmasıyla ilerlediğini ortaya koyuyor.
Antik Roma'da bir metal iğneyle başlayan görmeyi geri kazandırma çabası, günümüzde gelişmiş katarakt cerrahisinin ulaştığı noktayı anlamak açısından tıp tarihinin en dikkat çekici örneklerinden birini oluşturuyor.
Kaynakça
-
Celsus AC. De Medicina. Kitap VII, Bölüm 7, özellikle 13–14. kısımlar. W. G. Spencer İngilizce çevirisi, Loeb Classical Library, 1935.
-
Leffler CT, Klebanov A, Samara WA, Grzybowski A. The History of Cataract Surgery: From Couching to Phacoemulsification. Annals of Translational Medicine. 2020;8(22):1551. DOI: 10.21037/atm-2019-rcs-04.
-
Pérez-Cambrodí RJ ve arkadaşları. Hollow Needle Cataract Aspiration in Antiquity. Acta Ophthalmologica. 2015;93(8):782–784. DOI: 10.1111/aos.12843.
-
Blatchford JW III. The Surgery of Celsus' De Medicina. Annals of Surgery Open. 2024;5(3). DOI: 10.1097/AS9.0000000000000482.
-
Leffler CT ve arkadaşları. Jacques Daviel (1696–1762) and the Competition to Extract Cataracts: A Reappraisal. Clinical Ophthalmology. 2025.
-
Roman Inscriptions of Britain. Oculists' Stamps. Roma dönemi göz merheci damgalarına ilişkin arkeolojik kayıtlar.
-
National Eye Institute. Cataract Surgery. Güncel katarakt tedavileri ve cerrahi sonuçlarına ilişkin bilgilendirme, Aralık 2024.





