“Ebe Hanımlara Öğütlerim”: Besim Ömer Paşa Ebelere Ne Anlatıyordu?
Bir ebe doğuma çağrıldığında ilk ne yapmalıydı?
Doğum yapılacak oda nasıl hazırlanmalıydı?
Kullanılan makas, iplik ve bezler nasıl temizlenmeliydi?
Ebe hangi durumda müdahale etmekten vazgeçip hekime haber vermeliydi?
- yüzyılın başında Besim Ömer Paşa, bu sorulara cevap veren küçük fakat dikkat çekici bir eser kaleme aldı.
Adı:
“Ebe Hanımlara Öğütlerim.”
Kitap yalnız doğumu anlatmıyordu.
Ebenin nasıl davranması gerektiğinden temizliğe, doğum sırasında yapılmaması gerekenlerden lohusanın izlenmesine kadar mesleğin hemen her alanına ilişkin öğütler içeriyordu.
En dikkat çekici bölümlerinden birinde ise ebeler için tam 40 öğüt sıralanıyordu.
İlk öğüt mesleği öğrenmeye devam etmekti
Besim Ömer Paşa’nın ilk öğüdü doğrudan bir doğum tekniği değildi.
Ebelere mesleklerini sürekli öğrenmelerini söylüyordu.
Onun ifadesiyle ebelik “nazik” ve ilerlemeye açık bir sanattı.
Bu nedenle ebe öğrendikleriyle yetinmemeli, bilmediğini öğrenmeye devam etmeliydi.
Besim Ömer bu düşüncesini Avrupa’dan örneklerle destekliyor, bazı ülkelerde ebelerin bilgilerinin yeniden değerlendirildiğini ve tekrar eğitimlerine çağrıldığını anlatıyordu.
Bu yaklaşım, dönemin Osmanlı ebelik dünyasında yaşanan önemli değişimi de gösteriyordu.
Ebelik giderek yalnız tecrübeyle aktarılan bir uğraş olmaktan çıkarılıyor; ders, uygulama, sınav ve yazılı bilgiyle desteklenen bir meslek haline getirilmeye çalışılıyordu.
“İlk yapılacak şey temizliktir”
Kitabın en belirgin temalarından biri temizlikti.
Besim Ömer’e göre doğuma çağrılan ebenin ilk yapması gereken işlerden biri doğum ortamını hazırlamaktı.
Doğumun geniş ve hava alan bir odada yapılmasını istiyor, yatağın ve kullanılan örtülerin temizliğine özellikle dikkat çekiyordu.
Çarşafların, yastık yüzlerinin ve bazı tekstil malzemelerinin kaynatılması gerektiğini anlatıyordu.
Ebenin kullanacağı araç ve malzemelerin de gelişigüzel bir yere konulmamasını istiyordu.
Kaynatılmış su, bezler, pamuklar, fırçalar ve dönemin doğum bakımında kullanılan çeşitli malzemeler önceden hazırlanmalıydı.
Buradaki amaç açıktı:
Doğum başlamadan önce oda ve malzemeler hazır olmalıydı.
Makas da iplik de kaynatılmalıydı
Besim Ömer’in üzerinde en fazla durduğu konulardan biri doğum sırasında kullanılan araçların temizliğiydi.
Göbek bağını bağlamak için kullanılan iplikten kesici alete kadar malzemelerin kaynatılmasını istiyordu.
Özellikle yenidoğanda görülen ve dönemin dilinde “çene olmak” şeklinde tarif edilen tetanoz vakalarını göbek bakımındaki temizliğin bozulmasıyla ilişkilendiriyordu.
Bu satırlar aynı zamanda 19. yüzyılın sonlarından itibaren mikrop, antisepsi ve asepsi bilgisinin Osmanlı doğum pratiğine nasıl girmeye başladığını göstermesi bakımından önem taşıyor.
Ebe doğumu hızlandırmamalıydı
Kitaptaki dikkat çekici öğütlerden biri doğumun hızlandırılmasıyla ilgiliydi.
Besim Ömer, ebenin doğumu çabuklaştırmak amacıyla gelişigüzel müdahalelerde bulunmasına karşı çıkıyordu.
Dönemde rahim kasılmalarını artırmak amacıyla kullanılabilen bazı maddelerin ebenin kendi kararıyla verilmemesini özellikle belirtiyordu.
Ebenin görevi her doğumu zorla hızlandırmak değildi.
Doğumun seyrini takip etmek ve gerektiğinde yardım istemekti.
Forseps kullanmak ebenin işi değildi
Besim Ömer, ebenin mesleki sınırlarını da açık biçimde çizmeye çalışıyordu.
Kitabında “mengene” olarak da anılan forsepsin ebe tarafından kullanılmaması gerektiğini yazıyordu.
Aynı şekilde güçleşen veya olağan seyrinden çıkan doğumlarda ebenin tek başına müdahaleyi sürdürmesini istemiyordu.
Burada önemli bir mesleki ayrım kuruluyordu:
Normal seyreden doğumda ebenin görevi vardı.
Fakat durum kendi bilgi ve yetkisinin dışına çıktığında hekim çağrılmalıydı.
Hekim ne zaman çağrılacaktı?
“Ebe Hanımlara Öğütlerim”in en dikkat çekici bölümlerinden biri de hekimin çağrılması gereken durumların ayrıntılı biçimde sıralanmasıydı.
Besim Ömer bunları gebelik, doğum ve lohusalık dönemleri için ayrı ayrı ele aldı.
Gebelik sırasında kanama görülmesi, yüksek ateş, sürekli kusma, belirgin şişlikler veya doğum yoluyla ilgili sorunlardan şüphe edilmesi hekime haber verilmesi gereken durumlar arasındaydı.
Doğum sırasında ise doğumun uzaması, bebeğin gelişinin olağan olmaması, kanama görülmesi, göbek kordonunun sarkması, ikiz doğumda sorun yaşanması veya ebenin nasıl davranacağını kestirememesi gibi pek çok durum sıralanıyordu.
Besim Ömer’in özellikle dikkat çekici öğütlerinden biri şuydu:
Ebe ne yapacağını bilemiyorsa hekime haber verilmeliydi.
Bu yaklaşım, ebelikte yalnız ne yapılacağını değil, hangi noktada durulacağını bilmenin de mesleğin bir parçası kabul edildiğini gösteriyordu.
Ebe doğum bitince hemen gitmemeliydi
Doğum gerçekleşmiş olsa bile ebenin işi bitmiş sayılmıyordu.
Besim Ömer, ebenin anne ve bebeğin durumundan emin olmadan evden ayrılmaması gerektiğini söylüyordu.
Kanama veya başka bir sorun ihtimalinin ortadan kalktığından emin olunması isteniyordu.
Plasentanın ve zarların eksiksiz çıkıp çıkmadığının kontrol edilmesi de ebenin görevleri arasında anlatılıyordu.
Doğum, yalnız bebeğin dünyaya gelmesiyle tamamlanan bir olay olarak görülmüyordu.
Lohusalığın ilk saatleri ve günleri de dikkatle izlenmesi gereken dönemin bir parçasıydı.
Lohusa odasının penceresi açılmalıydı
Besim Ömer doğumdan sonraki odanın düzenine de uzun uzun değiniyordu.
Lohusa odasının temiz tutulmasını, gereksiz eşya bulundurulmamasını ve kış mevsiminde bile belirli aralıklarla havalandırılmasını öneriyordu.
Anneye ait sıcaklık ve nabız gibi gözlemlerin kaydedilmesini istiyordu.
Ayrıca kim olduğu ve daha önce hangi hastayla temas ettiği bilinmeyen kişilerin lohusanın odasına gelişigüzel alınmasına karşı çıkıyordu.
Bu satırlar, dönemin doğum bakımında ev ortamının ne kadar merkezi olduğunu da ortaya koyuyor.
Çünkü doğumların önemli bölümü hastanede değil evlerde gerçekleşiyordu.
Bu yüzden ebe yalnız doğumu yaptıran kişi değildi.
Doğum yapılan evin düzenini de yönlendiren sağlık görevlisiydi.
Doğumdan sonra eve tekrar gitmek
Besim Ömer’in ebeden beklediği görevler doğum günüyle sınırlı değildi.
Lohusanın ve bebeğin izlenmesini, annenin durumunun takip edilmesini ve gerektiğinde ev ziyaretleri yapılmasını önemsiyordu.
Ateş, kanama, kötü kokulu akıntı ve annenin genel durumundaki bozulma gibi belirtiler ciddiye alınmalıydı.
Bebekte olağan dışı bir durum görüldüğünde de hekim yardımı istenmesini belirtiyordu.
Böylece ebe; gebelik, doğum ve lohusalığı birbirinden kopuk üç olay olarak değil, birbirini izleyen bir süreç içinde takip ediyordu.
Bir kitabın anlattığından daha fazlası
“Ebe Hanımlara Öğütlerim” yalnızca bir sağlık kitabı olarak okunmamalı.
Eser aynı zamanda Osmanlı’nın son döneminde ebeliğin nasıl yeniden tanımlanmaya çalışıldığını gösteren bir meslek tarihi belgesi.
Besim Ömer Paşa, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de doğum alanında görev yaptı; Paris’te kadın-doğum alanında eğitim gördü ve İstanbul’a dönüşünün ardından ebelik eğitimine ağırlık verdi.
1892’de Mekteb-i Tıbbiye yakınındaki küçük bir binada oluşturulan viladethanede tıp öğrencileri ve ebeler uygulamalı doğum eğitimi almaya başladı.
Onun için mesele yalnız yeni bir doğumhane açmak değildi.
Bilgili, eğitimli ve sorumluluğunun sınırlarını bilen ebelerin yetişmesi gerekiyordu.
“Ebe Hanımlara Öğütlerim” de bu düşüncenin yazıya dökülmüş örneklerinden biriydi.
40 öğütte bir mesleğin dönüşümü
Kitabın satırlarında bugün artık kullanılmayan araçlar, maddeler ve dönemin tıp anlayışına özgü uygulamalar bulunuyor.
Fakat tarihçinin gözüyle bakıldığında asıl değer başka yerde.
Bir ebenin yalnız “doğum yaptırması” yeterli görülmüyordu.
Temizliği sağlaması, anneyi gözlemesi, bebeği izlemesi, yaptığı işin sınırlarını bilmesi, gerektiğinde hekime başvurması ve bilgisini sürekli geliştirmesi bekleniyordu.
Yaklaşık 120 yıl önce yazılmış 40 öğüt, böylece Osmanlı’da ebeliğin usta-çırak geleneğinden eğitimli bir sağlık mesleğine doğru geçirdiği dönüşümün küçük bir özeti hâline geliyor.
TARİHÎ NOT
Haberde aktarılan tıbbi yöntem ve malzemeler, eserin yazıldığı dönemin uygulamalarını göstermektedir. Bunlar güncel tıbbi uygulama veya sağlık önerisi olarak değerlendirilmemelidir.
KAYNAKLAR
- Besim Ömer Akalın, Ebe Hanımlara Öğütlerim, Matbaa-i Ahmed İhsan, İstanbul, 1322; Sağlık Bilimleri Üniversitesi yayına hazırlayan baskısı, 2020.
- Hürü Sağlam Tekir, “Pencereleri Kafesli Muayenehane: Osmanlıda Viladethanelerin Açılması ve Doktor Besim Ömer Paşa”, Türk Tarih Kurumu.
- Gülüzar Sade, Eylem Toker, “Besim Ömer Akalın’ın ‘Ebe Hanımlara Öğütlerim’ Kitabındaki Önerilerinin Günümüzdeki Ebelik Bakım Uygulamaları ile Karşılaştırılması”, Türkiye Biyoetik Dergisi, 2025.




