1931 yılında Amerikalı psikolog Winthrop Kellogg, insan davranışlarının ne kadarının kalıtımdan, ne kadarının yetiştirilme biçiminden kaynaklandığını araştırmak için kendi oğlunu bir şempanzeyle birlikte büyütmeye başladı. İki yavru aynı evde beslendi, oyun oynadı ve gelişim testlerine alındı. Şempanze bazı becerileri çocuktan önce öğrenirken küçük Donald onun seslerini taklit etmeye başladı. Dokuz ay sonra deney sona erdi. Peki, araştırmacılar neyi öğrenmişti? Deney neden durdurulmuştu? Donald ve Gua'nın sonraki yaşamlarında neler oldu?

Aynı Evde Bir Çocuk ve Bir Şempanze

26 Haziran 1931'de ABD'nin Florida eyaletindeki Orange Park'ta psikoloji tarihinin en sıra dışı araştırmalarından biri başladı.

Indiana Üniversitesi'nde görev yapan deneysel psikolog Winthrop Niles Kellogg ve eşi Luella Kellogg, 10 aylık oğulları Donald ile yaklaşık yedi buçuk aylık dişi şempanze Gua'yı aynı aile ortamında yetiştirerek insan ve şempanze gelişimini karşılaştırmayı amaçlıyordu.

15 Kasım 1930'da Küba'da doğan Gua, Yale Üniversitesi'nin Florida'daki primat araştırma istasyonundan Kellogg ailesinin evine getirildi. Bunun için henüz annesinin bakımına ihtiyaç duyduğu dönemde annesinden ayrılmıştı.

Artık evde iki küçük yavru vardı.

Biri insan, diğeri şempanzeydi.

Her ikisi de çevrelerini tanımayı, iletişim kurmayı ve günlük davranışları öğrenmeyi sürdürüyordu.

Kellogg ailesi, Gua'yı evcil hayvan olarak değil, Donald'ın kardeşi gibi yetiştirmeye çalışacaktı.

Bunun arkasında psikoloji tarihinin en eski tartışmalarından biri bulunuyordu:

İnsan davranışlarını belirleyen asıl etken kalıtım mıydı, yoksa yetişilen çevre mi?

Deneyin Fikri Nasıl Ortaya Çıktı?

Winthrop Kellogg'un bu araştırmaya ilgisi 1920'li yıllara uzanıyordu.

O dönemde psikoloji dünyasında, insanlardan uzak ortamlarda büyüdüğü ileri sürülen çocukların hikâyeleri tartışılıyordu. Özellikle Hindistan'da kurtlarla birlikte yaşadığı iddia edilen çocukların hikâyeleri, çevrenin insan davranışları üzerindeki etkisine ilişkin soruları gündeme getirmişti.

Bu anlatıların tarihsel güvenilirliği günümüzde ciddi biçimde tartışmalıdır. Ancak Kellogg, söz konusu hikâyelerden hareketle önemli bir sorunun peşine düşmüştü.

İnsan topluluğundan uzakta büyüyen bir çocuk, insanlara özgü davranışları geliştiremiyorsa bunun nedeni doğuştan gelen özellikleri mi, yoksa yetiştiği ortam mıydı?

Bu soruyu bir insan bebeğini toplumdan uzaklaştırarak araştırmak, ciddi etik sorunlar taşıyacaktı.

Kellogg bunun yerine tersinden ilerlemeyi düşündü.

Bir şempanze yavrusu insan ailesinin içinde büyütülürse insana özgü davranışların ne kadarını öğrenebilirdi?

Araştırmacı, deneyin bilimsel gerekçelerini 1931 yılında Psychological Review dergisinde yayımladığı Humanizing the Ape başlıklı makalesinde açıkladı.

Araştırmanın temel amacı yalnızca bir şempanzeye konuşmayı öğretmek değildi. Konuşma, incelenecek çok sayıda gelişim alanından biriydi.

Asıl hedef, kalıtım ile çevrenin davranış ve gelişim üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktı.

Böylece Kellogg'un yıllardır üzerinde düşündüğü araştırma, kendi ailesinin günlük yaşamına taşındı.

Gua ve Donald Aynı Şartlarda Yetiştirildi

Kellogg çiftinin amacı, iki yavrunun mümkün olduğunca benzer çevresel koşullarda büyümesini sağlamaktı.

Avrupa'nın Domates Korkusu: Kurşunlu Tabakların Ardındaki Gerçek
Avrupa'nın Domates Korkusu: Kurşunlu Tabakların Ardındaki Gerçek
İçeriği Görüntüle

Gua da Donald gibi giydiriliyor, yıkanıyor, besleniyor ve günlük aile yaşamına katılıyordu. İki yavruya benzer oyuncaklar veriliyor, davranışları ayrıntılı biçimde kaydediliyordu.

Araştırma yalnızca yemek, uyku ve oyunla sınırlı değildi.

Kellogg çifti, haftanın yedi günü, günde yaklaşık 12 saatlik yoğun bir araştırma ve gözlem programı yürütüyordu.

Vücut ölçüleri, kan basıncı, kas gücü, refleksler, denge, hareket becerileri, görsel ve dokunsal tepkiler, öğrenme, hafıza, korku davranışları ve iletişim yetenekleri karşılaştırılıyordu.

Araştırmacılar iki yavrunun dikkat süresini, nesnelere verdikleri tepkileri, problem çözme becerilerini ve günlük davranışlarını da inceliyordu.

Çalışma fotoğraflarla ve hareketli görüntülerle belgeleniyordu.

Böylece sıradan bir aile evi, günlük yaşamın büyük bölümünün araştırmaya dönüştüğü bir gözlem ortamı haline gelmişti.

İlk Şaşırtıcı Sonuç: Gua Bazı Becerileri Daha Hızlı Öğrendi

Araştırmanın ilk aylarında Gua'nın gelişimi dikkat çekiciydi.

Şempanze, bazı hareket ve öğrenme görevlerinde Donald'dan daha başarılı görünüyordu.

Nesneleri kavrama, tırmanma, dengede durma ve belirli hareketleri gerçekleştirme gibi alanlarda Gua'nın üstünlük gösterdiği gözlendi.

Örneğin Gua, yemek yerken kaşık kullanmayı Donald'dan daha erken öğrendi. Kaşığındaki yiyeceği ağzına götürürken daha az döküyordu.

Çevresindeki insanların hareketlerine dikkat ediyor, kendisine gösterilen bazı davranışları öğrenebiliyordu.

Araştırmacılar, Gua'nın günlük komutlara verdiği tepkileri de izliyordu. İlk aylarda bazı sözlü yönergelere Donald'dan daha erken ve daha tutarlı biçimde karşılık verdiği görüldü.

Ancak burada önemli bir biyolojik farklılık vardı.

Şempanzeler ile insanlar aynı hızda olgunlaşmaz.

Bir şempanze yavrusu, yaşamının ilk döneminde bazı bedensel becerileri insan bebeğinden daha hızlı geliştirebilir. Dolayısıyla Gua'nın belirli testlerde öne çıkması, insanlardan daha yüksek genel zekâya sahip olduğunu göstermiyordu.

1934 yılında Nature dergisinde yayımlanan kitap değerlendirmesinde de Gua'nın bazı hareket ve koordinasyon becerilerindeki üstünlüğünün, şempanzelerin daha hızlı olgunlaşmasıyla ilişkili olabileceği belirtildi.

Deney, aynı evde büyüyen ve yaşları birbirine yakın iki canlının biyolojik olarak aynı gelişim aşamasında olmayabileceğini gösteriyordu.

Donald Gua'yı Taklit Etmeye Başladı

Deneyin en dikkat çekici gözlemlerinden biri, iki yavrunun birbirlerinden öğrendikleri davranışlarla ilgiliydi.

Gua, evin içinde yeni oyunlar keşfedebiliyor ve Donald çoğu zaman onu izleyerek aynı hareketleri yapıyordu.

Örneğin Gua, koltuk minderlerinin çıkarılabildiğini keşfettiğinde onları yerlerinden çıkarıp üzerlerinde oynamıştı. Donald da bu davranışı gözlemleyerek oyuna katılmıştı.

Şempanze kapının altından bakmaya başladığında Donald da onu taklit ediyordu.

Gua zaman zaman dört ayak üzerine indiğinde, yürümeyi öğrenmiş olan Donald da onun peşinden emekliyordu.

Asıl dikkat çekici gelişme ise seslerde yaşandı.

Gua, özellikle sevdiği bir yiyeceği gördüğünde kısa ve kendine özgü sesler çıkarıyordu. Araştırmacıların yiyecek isteme sesi olarak tanımladıkları bu davranış, Donald'ın da ilgisini çekmişti.

Donald yaklaşık 14 aylıkken aynı sesleri taklit etmeye başladı.

Üstelik zamanla bu sesleri yalnızca Gua'nın ardından değil, kendi isteğiyle de çıkarıyordu.

Kellogg çiftinin 1933 yılında yayımladığı araştırma kitabında Donald'ın bazı yiyecekleri istediğinde Gua'nın seslerine benzeyen sesler çıkardığı anlatılıyordu.

Bu gözlem, deneyin beklenmedik yönünü ortaya koyuyordu.

Araştırmacılar, şempanzenin insana özgü davranışları ne ölçüde öğreneceğini incelerken insan çocuğunun da şempanzeden davranış öğrendiğini görmüşlerdi.

Ancak Donald'ın bu hareketleri taklit etmesi, onun insan gelişiminden kalıcı biçimde uzaklaştığını kanıtlamıyordu.

Çocukların çevrelerindeki canlıların hareketlerini ve seslerini taklit etmesi, öğrenme süreçlerinin doğal bir parçasıdır.

Gua 95, Donald 107 Kelimelik Sözel Kayıtta Yer Aldı

Kellogg çiftinin önem verdiği gelişim alanlarından biri de dildi.

Araştırmacılar, Gua'nın insan konuşmalarına verdiği tepkileri inceledi. Şempanze, belirli kelimeleri veya komutları duyduğunda beklenen hareketleri yapabiliyordu.

Bazı durumlarda kendisinden istenen nesneyi getiriyor, kapıyı kapatıyor veya verilen basit yönergelere uygun davranıyordu.

Araştırmanın sonunda, tepki verilen sözlü ifadelerin içindeki kelimeler ayrı ayrı sayıldığında Donald için 107, Gua için 95 kelimelik bir karşılaştırma değeri elde edildi.

Ancak bu rakamlar dikkatle yorumlanmalıdır.

Gua'nın 95, Donald'ın 107 kelimeyi bağımsız biçimde anladığı veya konuşabildiği kanıtlanmış değildi.

Nitekim Kellogg çifti de çok kelimeli ifadelerdeki sözcüklerin tek tek anlaşılmış olmayabileceğini belirterek bu sayısal karşılaştırmanın sınırlı değer taşıdığını kabul etti.

Bir komuta uygun davranmak, kullanılan bütün kelimelerin anlamının ayrı ayrı kavrandığını kanıtlamaz. Ses tonu, bağlam ve tekrar eden durumlar da davranışları etkileyebilir.

Daha önemlisi, söylenen bir ifadeye tepki vermek ile konuşarak kendini ifade etmek aynı beceri değildir.

Kellogg çifti, Gua'ya "papa" gibi sözcüklerin seslerini çıkarmayı da öğretmeye çalıştı.

Şempanze ağız ve dudak hareketlerine ilgi gösterse de anlaşılır bir insan kelimesi söyleyemedi.

Donald'ın konuşma gelişimi ise araştırmacıların dikkatini çeken başka bir konuydu.

Kellogg çiftinin kayıtlarına göre Donald, araştırmanın bittiği yaklaşık 19 aylık dönemde etkin olarak yalnızca üç kelime kullanıyordu.

O zamana kadar toplam altı farklı kelime söylemişti. Ancak bazı kelimeleri kullanmayı bırakırken yenilerini öğrenmesi nedeniyle etkin kelime sayısı üç civarında kalmıştı.

Araştırmacılar bu sınırlı ilerlemede yoğun test programının ve Donald'ın yaşıtlarıyla sınırlı düzeyde görüşmesinin etkili olabileceğini değerlendirdi.

Gua ile birlikte büyümenin Donald'ın konuşma gelişimini nasıl etkilediğini ise kesin olarak ortaya koyamadılar.

Dolayısıyla Donald'ın dil gelişimindeki yavaşlığın tek nedeninin şempanzeyle büyümesi olduğunu ileri sürmek doğru değildir.

Dokuz Ay Sonra Deney Neden Durduruldu?

28 Mart 1932'de araştırma sona erdi.

Başlangıçta daha uzun süreli olması düşünülen gelişim gözlemi, yalnızca dokuz ay sürmüştü.

Deney sona erdiğinde Donald yaklaşık 19, Gua ise 16,5 aylıktı.

Peki, Kellogg çifti neden devam etmedi?

Bu sorunun kesin bir yanıtı bulunmuyor.

Winthrop ve Luella Kellogg, çalışmalarını ayrıntılı olarak anlattıkları 1933 tarihli kitaplarında deneyin sonlandırılma nedenini açık biçimde belirtmedi.

Psikoloji tarihçileri Ludy T. Benjamin Jr. ve Darryl Bruce, 1982 yılında The Psychological Record dergisinde yayımladıkları kapsamlı incelemede dört olasılığı değerlendirdi.

Birinci olasılık, araştırmanın aile üzerinde yarattığı yorgunluktu. Dokuz ay boyunca haftanın yedi günü devam eden yoğun gözlem ve test programı oldukça yorucuydu.

İkinci olasılık, araştırma kitabının hazırlanmasıydı. Kellogg, Indiana Üniversitesi'nden araştırma izniyle Florida'ya gitmişti. Kalan zamanını araştırma sonuçlarını kitaplaştırmak için kullanmak istemiş olabilirdi.

Üçüncü olasılık, Gua'nın hızla büyümesi ve güçlenmesiydi. Şempanze giderek daha güçlü hale geliyor, bazı davranışlarının kontrol edilmesi zorlaşıyordu. Araştırmacılar, Gua'nın istemeden Donald'a zarar verme olasılığının aileyi endişelendirmiş olabileceğini değerlendirdi.

Dördüncü olasılık ise Donald'ın konuşma gelişimindeki yavaşlamaydı. Küçük çocuğun Gua'nın seslerini taklit etmesi ve sınırlı kelime kullanması, araştırmayı sürdürmenin çocuk açısından uygun olup olmadığı sorusunu gündeme getirmiş olabilir.

Ancak bu dört olasılıktan herhangi birinin deneyin tek ve kesin bitiş nedeni olduğunu gösteren yeterli tarihsel kanıt bulunmuyor.

1933 yılında yayımlanan bazı dönem değerlendirmelerinde araştırmanın, çevrenin gelişim üzerindeki etkisini ve biyolojik sınırları göstermesinin ardından sona erdiği ileri sürüldü.

Fakat bu açıklama da Kellogg çiftinin kitabında doğrulanmış bir sonlandırma gerekçesi olarak yer almıyordu.

Dolayısıyla internette sıkça anlatılan "Çocuk maymuna dönüşmeye başladığı için deney durduruldu" iddiası, bilimsel bulgulardan daha ileri giden yanıltıcı bir yorumdur.

Deneyden Sonra Donald ve Gua'ya Ne Oldu?

Araştırmanın tamamlanmasının ardından Gua, Orange Park'taki primat araştırma istasyonuna geri gönderildi.

Dokuz ay boyunca insan ailesinin yanında yaşayan şempanzenin araştırma istasyonundaki koşullara geçişi kademeli olarak gerçekleştirildi.

Ancak Gua'nın yaşamı uzun sürmedi.

21 Aralık 1933'te, henüz üç yaşındayken zatürreden öldüğü bildirildi.

Gua'nın yaşadığı ayrılığın ve çevre değişikliğinin sağlığını ne ölçüde etkilediği bilinmiyor. Ölümünün doğrudan insan ailesinden ayrılmasından kaynaklandığını gösteren yeterli bilimsel kanıt bulunmuyor.

Donald ise ailesiyle birlikte Indiana'ya döndü.

Çocukluk yıllarının ardından eğitimini sürdürdü. Yetişkinliğinde tıp eğitimi alarak psikiyatrist oldu.

1973 yılında, 42 yaşındayken hayatını kaybetti.

Donald'ın erken yaşta katıldığı deneyin yetişkinlik yaşamı üzerindeki uzun dönemli etkilerini ortaya koyan yeterli bilimsel izlem verisi bulunmuyor. Ölümü ile çocukluk dönemindeki deney arasında nedensel bir bağlantı kurmak da mümkün değil.

Kellogg çiftinin 1933 yılında yayımladığı The Ape and the Child: A Study of Environmental Influence upon Early Behavior adlı kitap ise araştırmayı bilim tarihine taşıdı.

Böylece dokuz ay süren deney, kendisinden çok daha uzun bir bilimsel ve etik tartışmanın konusu oldu.

Bugün Böyle Bir Deney Yapılabilir mi?

Kellogg deneyini günümüz bilimsel araştırma ilkeleriyle değerlendirdiğimizde önemli yöntemsel ve etik sorunlarla karşılaşıyoruz.

Birincisi, araştırmada yalnızca bir insan çocuğu ve bir şempanze bulunuyordu.

Bu kadar sınırlı bir gözlemle çevresel etkenlerin bütün insanlar veya şempanzeler üzerindeki sonuçlarını belirlemek mümkün değildi.

İkincisi, Donald ile Gua aynı çevrede yaşasa da farklı türlerin üyeleriydi. Bedensel gelişimleri, sinir sistemlerinin olgunlaşma süreçleri ve doğal davranış özellikleri farklıydı.

Bu nedenle deney sırasında gözlenen bütün farklılıkların yalnızca kalıtımdan veya yalnızca çevreden kaynaklandığı söylenemezdi.

Üçüncüsü, Donald'ın gelişimini şempanzenin varlığından ve yoğun deney koşullarından bağımsız biçimde değerlendirebilecek yeterli karşılaştırma verisi bulunmuyordu.

Etik açıdan ise iki temel sorun öne çıkıyordu.

Donald, araştırmaya bilinçli onay verebilecek yaşta değildi. Günlük yaşamının büyük bölümü deneysel gözleme dönüştürülmüştü.

Gua ise henüz annesinin bakımına ihtiyaç duyduğu dönemde kendi türünün sosyal çevresinden ayrılmıştı. Daha sonra insan ailesiyle kurduğu yaşam düzeni de sonlandırılmıştı.

Günümüzde çocukların araştırmalara katılımında ebeveyn izni, çocuğun gelişim düzeyine uygun biçimde sürece katılımı, risklerin değerlendirilmesi ve güvenliğinin korunması önemli etik gerekliliklerdir.

Hayvan araştırmalarında ise gereksiz kullanımın önlenmesi, kullanılan hayvan sayısının azaltılması ve hayvan refahının iyileştirilmesi temel ilkeler arasında yer alır.

Bu nedenle Kellogg çiftinin araştırmasının aynı yöntemle yeniden yapılmasının günümüz etik kurullarından onay alması oldukça güç olurdu.

Bilim Bu Deneyden Ne Öğrendi?

Kellogg deneyinin bilim tarihindeki önemi, yalnızca bir şempanzenin insan evinde büyütülmüş olmasından kaynaklanmıyor.

Araştırma, davranışların gelişiminde çevresel deneyimlerin rolünü incelerken biyolojik özelliklerin ve gelişim hızındaki farklılıkların da önemini ortaya koyan tarihsel bir örnek sundu.

Gua, insanlarla birlikte yaşayarak bazı günlük yaşam davranışlarını öğrenmişti.

Ancak dokuz aylık gözlem boyunca insan konuşmasını geliştirememişti. Bu sonuç, tek başına şempanzelerin bütün iletişim ve dil öğrenme kapasiteleri hakkında kesin bir hüküm vermeye yeterli değildi.

Donald ise şempanzenin hareketlerini ve seslerini taklit edebiliyordu. Bu durum, çocukların yakın çevrelerindeki davranışlardan etkilenebildiğine ilişkin dikkat çekici bir gözlemdi.

Bununla birlikte çalışma, insan dilinin gelişimi veya Donald'ın konuşmasındaki yavaşlamanın nedeni hakkında tek başına kesin sonuçlar çıkarmaya yeterli değildi.

Bugün gelişim psikolojisi ve sinirbilim, kalıtım ile çevreyi birbirine karşı iki ayrı güç olarak değil, gelişim boyunca sürekli etkileşim halinde bulunan etkenler olarak değerlendiriyor.

1931 yılında bir aile evinde başlayan araştırma da bu tartışmanın tarihindeki önemli örneklerden biri olarak yerini koruyor.

Kellogg, insanı insan yapan özelliklerin ne kadarının öğrenilebileceğini anlamaya çalışmıştı.

Dokuz ayın sonunda bir şempanzenin insan davranışlarından pek çok şey öğrenebildiği, bir insan çocuğunun da şempanzeyi taklit edebildiği gözlemlenmişti.

Ancak bu olağan dışı araştırma, bilimsel sonuçlarının yanında başka bir soruyu da geride bırakmıştı.

Bilimsel merak ne kadar ileri gidebilir? Bir araştırmanın bilgi üretme amacı, çocukların gelişimi ve hayvanların refahıyla çatıştığında sınır nerede çizilmelidir?

Kellogg deneyinin üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen bu sorular önemini koruyor.

Çünkü bilim tarihi yalnızca hangi bilgilerin nasıl keşfedildiğinin değil, bu bilgilerin hangi koşullarda ve hangi bedeller göze alınarak elde edildiğinin de tarihidir.


Kaynaklar

  1. Kellogg, W. N. ve Kellogg, L. A. (1933). The Ape and the Child: A Study of Environmental Influence upon Early Behavior. Whittlesey House, McGraw-Hill.

  2. Kellogg, W. N. (1931). Humanizing the Ape. Psychological Review, 38(2), 160–176.

  3. Benjamin, L. T. Jr. ve Bruce, D. (1982). From Bottle-Fed Chimp to Bottlenose Dolphin: A Contemporary Appraisal of Winthrop Kellogg. The Psychological Record, 32, 461–482.

  4. Nature (1934). The Ape and the Child: A Study of Environmental Influence upon Early Behavior. Kitap değerlendirmesi, 133, 891–892.

  5. JAMA (1933). The Ape and the Child: A Study of Environmental Influence Upon Early Behavior. Kitap değerlendirmesi, 101(15), 1181.

  6. U.S. Department of Health and Human Services. Subpart D — Additional Protections for Children Involved as Subjects in Research. 45 CFR 46.

  7. National Centre for the Replacement, Refinement and Reduction of Animals in Research (NC3Rs). The 3Rs.