Her Şey İki Etiketsiz Şişeyle Başladı

İstanbul, 8 Şubat 1853.

Ortaköy'de faaliyet gösteren bir eczanede iki farklı hasta için ilaç hazırlanıyordu. Şişelerden birinde içilmek üzere verilen balık yağı, diğerinde ise yaraya uygulanacak zehirli kroton yağı vardı.

İlaçlar hazırlanmıştı. Ancak önemli bir ayrıntı gözden kaçırılmıştı: Şişelerin üzerinde hangi ilacı içerdiğini veya hangi hastaya ait olduğunu gösteren etiketler bulunmuyordu.

Eczacı Haleplioğlu Yakop'un çırağı, ilaçları sahiplerine götürürken şişeleri karıştırdı.

Bir hastanın içmesi gereken balık yağı başka bir şişede kaldı. Ona verilen şişede ise ağız yoluyla alındığında ağır zehirlenmeye yol açabilen kroton yağı bulunuyordu.

Bu karışıklık bir insanın ölümüyle sonuçlanacaktı.

Olayın ayrıntıları, Osmanlı arşiv belgeleri üzerine yapılan tıp tarihi araştırmalarında günümüze kadar ulaştı. Özellikle Prof. Dr. Ayten Altıntaş'ın 1998 yılında yayımlanan çalışması, davanın tarihsel seyrini ortaya koyan temel kaynaklardan biri oldu.

Artin Efendi'nin İçtiği Son İlaç

Hazine-i Hassa'nın satın alma işleriyle ilgilenen görevlilerinden Babaoğlu Artin, göğsündeki rahatsızlık nedeniyle Hekim Arakil'e başvurmuştu.

Dönemin belgelerinde hastalığı illet-i sadriye olarak tanımlanıyordu. Göğüs bölgesiyle ilgili bir rahatsızlığa işaret eden bu ifadeden hareketle hastalığın bugünkü tıbbi karşılığını kesin biçimde belirlemek mümkün değildir.

Hekim Arakil, Artin Efendi'ye bir reçete yazdı.

Artin Efendi, reçetesini eczaneye ulaştırması için yolda karşılaştığı Yakop'un çırağına verdi.

Eczacı Yakop, reçetede belirtilen balık yağını bir şişeye koydu. Aynı sırada başka bir hastanın yarasında kullanılmak üzere kroton yağı da hazırlıyordu.

İkinci ilaç daha küçük bir şişeye konuldu.

İki şişe, teslim edilmek üzere çırağa verildi.

Ancak çırak bunları karıştırarak Artin Efendi'ye kroton yağını götürdü.

Artin Efendi, kendisine getirilen sıvıyı hekim tarafından reçete edilen ilaç sanarak gece saatlerinde bir kaşık içti.

Kısa süre sonra fenalaştı.

Sabah eczacı Yakop'a haber verildi. Yakop, çırağın yanlış şişeyi teslim ettiğini öğrenince bir hekim çağrıldı.

Ancak yapılan müdahaleler Artin Efendi'yi kurtarmaya yetmedi. Hasta, zehirlenmenin ardından hayatını kaybetti.

Ölüme neden olan hata, reçeteye farklı bir ilacın yazılması değil, hazırlanan iki ilacın teslimat sırasında karıştırılmasıydı.

Kroton Yağı: Tedavide Kullanılan Zehirli Madde

Artin Efendi'nin ölümüne yol açan kroton yağı, Croton tiglium bitkisinin tohumlarından elde ediliyordu.

Geçmişte çok güçlü müshil etkisi nedeniyle ağız yoluyla da kullanılan bu yağ, bazı deri rahatsızlıklarında haricen uygulanıyordu.

Ancak kroton yağı son derece tahriş edici ve toksik özelliklere sahiptir.

Ağız yoluyla alınması ağızda ve mide bölgesinde yanmaya, şiddetli kusmaya, bağırsaklarda ağır tahrişe, ishale ve ciddi sıvı kaybına neden olabilir. Ağır zehirlenmelerde dolaşım bozukluğu, şok ve ölüm meydana gelebilir.

ABD Ulusal Tıp Kütüphanesinin toksikoloji kaynaklarında da kroton yağının yüksek tehlike taşıdığı, geçmişteki tıbbi kullanımının ölümcül sonuçlara yol açabildiği belirtilmektedir.

1853'te yaşanan olayda bu madde, bir hastanın yarasına uygulanmak üzere hazırlanmıştı.

Ancak yanlış hastaya ulaştığında kullanım amacı tamamen değişti.

Haricen kullanılacak zehirli bir madde, içilmesi gereken ilaç sanılarak tüketilmişti.

Bu ayrıntı, olayı sıradan bir ilaç karışıklığından çok daha ağır bir hasta güvenliği vakasına dönüştürüyordu.

Ailesi Şikâyetçi Olmadı, Devlet Soruşturma Başlattı

Artin Efendi'nin ölümünden sonra olay Zaptiye Nezaretine bildirildi.

Yetkililer, hayatını kaybeden hastanın ailesine eczacıdan şikâyetçi olup olmadıklarını sordu.

Aile şikâyette bulunmadı.

Ancak Osmanlı yönetimi dosyayı kapatmadı.

Çünkü bir sağlık mesleği mensubunun dikkatsizliği sonucunda ölüm meydana gelmişti.

Olayın mesleki yönden incelenmesi amacıyla konu Mekteb-i Tıbbiye'ye iletildi.

Mekteb-i Tıbbiye bünyesinde hekimlerin, eczacıların ve ilaç uygulamalarının denetimiyle ilgilenen Meclis-i Umûr-ı Tıbbiye, dosyayı değerlendirdi.

İncelemede üç önemli eksiklik ortaya çıktı.

İlaç şişelerinin üzerinde etiket bulunmuyordu. Hangi şişenin hangi hastaya ait olduğu belirtilmemişti. Teslimat sırasında meydana gelen karışıklığı önleyecek yeterli bir tanımlama yapılmamıştı.

Eczacı Yakop, hazırladığı ilaçların güvenli biçimde hastalara ulaştırılmasından sorumlu tutuldu.

Çırağın şişeleri karıştırması, eczacının mesleki sorumluluğunu ortadan kaldırmadı.

Meclis, eczacının ilaçları hazırlarken olduğu kadar dağıtırken de dikkatli davranması gerektiği görüşüne vardı.

Böylece soruşturma yalnızca yanlış ilacı teslim eden kişinin davranışına değil, hatayı mümkün kılan eczacılık uygulamasına da odaklandı.

Altı Ay Hapis ve Eczanenin Kapatılması

Mekteb-i Tıbbiye'nin değerlendirmesinin ardından mesele Meclis-i Vâlâ'da görüşüldü.

Eczacı Yakop'un hastayı öldürme kastıyla hareket etmediği, ancak dikkatsizliğinin ölümle sonuçlandığı kabul edildi.

Karar, eczacı açısından ağırdı.

Yakop'a altı ay hapis cezası verildi. Aynı süre boyunca eczanesinin de kapalı tutulması kararlaştırıldı.

16 Kasım 1853 tarihinde padişah tarafından onaylanan karar, devletin resmî gazetesi Takvim-i Vekayi aracılığıyla kamuoyuna duyuruldu.

8 Aralık 1853 tarihli 495. sayıda yayımlanan ilan, olayın yalnızca ilgili eczacıya verilen bir ceza olarak görülmediğini de ortaya koyuyordu.

Eczacıların ilaçların hazırlanması ve dağıtımı sırasında dikkatli davranmaları, şişelere hastanın kimliğini belirten etiketler koymaları gerektiği meslek mensuplarına hatırlatılıyordu.

Burada önemli bir tarihsel ayrıntı bulunuyor.

2014 yılında yayımlanan bir akademik çalışmada Yakop'a verilen hapis cezası dokuz ay olarak aktarılmıştır. Buna karşılık Ayten Altıntaş'ın 1998 tarihli araştırması ve arşiv belgelerini değerlendiren Mahmut Tokaç'ın çalışması cezanın altı ay olduğunu belirtmektedir.

Daha erken tarihli araştırma ve kararın ayrıntılarını aktaran belgeler esas alındığında altı aylık ceza bilgisi öne çıkmaktadır.

Osmanlı'da İlaç Etiketleri Nasıl Düzenleniyordu?

Eczacı Yakop davasının yaşandığı dönem, Osmanlı eczacılığında mesleki kuralların yazılı düzenlemelerle şekillenmeye başladığı yıllardı.

17 Mayıs 1852 tarihli Nizamnâme-i Eczacıyan der Memalik-i Osmaniye, eczacılık mesleğinin uygulanmasına ilişkin önemli hükümler içeriyordu.

Düzenlemede ilaçların hazırlanması ve verilmesi sırasında yapılan hatalara yönelik sorumluluklar da ele alınmıştı.

Yakop davası ise kuralların günlük uygulamada ne kadar hayati olabileceğini somut biçimde gösterdi.

2 Şubat 1861 tarihinde yürürlüğe giren Beledî İspençiyarlık Sanatının İcrasına Dair Nizamname, ilaçların hastalara verilmesine ilişkin daha ayrıntılı hükümler getirdi.

Nature’dan ret, 27 yıl sonra Nobel: Peter Ratcliffe’in bilim yolculuğu
Nature’dan ret, 27 yıl sonra Nobel: Peter Ratcliffe’in bilim yolculuğu
İçeriği Görüntüle

Bu düzenlemenin 18. maddesinde, reçeteye göre hazırlanan ilaçların ağızlarının kapatılması ve üzerlerine hangi hasta için hazırlandıklarını, nasıl kullanılacaklarını belirten etiketlerin konulması öngörülüyordu.

Ağız yoluyla kullanılan ilaçlar için etiket rengi de düzenlenmişti.

Bununla birlikte 1861 tarihli düzenlemenin doğrudan Yakop davası nedeniyle çıkarıldığını gösteren kesin bir kanıt bulunmamaktadır.

Yine de dava ile sonraki düzenlemelerin ele aldığı temel sorun ortaktı: İlaçların doğru tanımlanması ve güvenli biçimde hastaya ulaştırılması.

173 Yıl Sonra Aynı Tehlike: Yanlış Hastaya Yanlış İlaç

Bugün ilaçların hazırlanması, saklanması, etiketlenmesi ve uygulanması çok daha ayrıntılı güvenlik kurallarına bağlı.

Hastanın kimliğinin doğrulanması, ilacın adının ve dozunun kontrol edilmesi, uygulanma yolunun belirlenmesi ve kullanım zamanının doğru planlanması hasta güvenliğinin temel aşamaları arasında yer alıyor.

Ancak ilaç hataları günümüzde de tamamen ortadan kaldırılmış değil.

Dünya Sağlık Örgütü, 2017 yılında başlattığı Medication Without Harm girişimiyle önlenebilir ilaç kaynaklı zararların azaltılmasını küresel bir hasta güvenliği hedefi olarak belirledi.

Örgüte göre ilaç hataları yalnızca bireysel dikkatsizlikten kaynaklanmıyor. Yetersiz kontrol mekanizmaları, iletişim eksiklikleri ve güvenli olmayan çalışma süreçleri de hataların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

1853'teki Eczacı Yakop davası bu bakımdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor.

Şişelerin etiketlenmesi, ilaçların hastalara teslim edilmeden önce kontrol edilmesi ve içeriklerinin doğrulanması gibi önlemler, bugün güvenli ilaç kullanımının temel uygulamaları arasında bulunuyor.

Artin Efendi'nin ölümü ise bu önlemlerin eksikliğinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Aradan 173 yıl geçti.

İlaçlar değişti, eczaneler değişti, sağlık teknolojileri gelişti.

Fakat temel soru değişmedi:

Doğru ilacın, doğru hastaya, doğru şekilde ulaştığından nasıl emin olabiliriz?

1853 yılında Ortaköy'de yaşanan olay, bu sorunun yalnızca modern tıbbın değil, tıp tarihinin de en önemli meselelerinden biri olduğunu hatırlatıyor.

Bir hastanın hayatını kaybetmesine yol açan iki etiketsiz şişe, sağlık hizmetlerinde küçük görülen bir eksikliğin bile ölümcül sonuçlar doğurabileceğinin tarihsel bir örneği olarak kayıtlardaki yerini koruyor.


Kaynaklar

  1. Altıntaş, Ayten. “1853 Yılında İstanbul'da Bir Eczacının Cezalandırılması.” Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, Sayı 4, 1998, s. 181-186.

  2. Takvim-i Vekayi. 8 Aralık 1853, Sayı 495. Eczacı Yakop davasına ilişkin resmî kararın ilanı.

  3. Tokaç, Mahmut. “Türk Tıp Tarihine Ait Belgelerde Hasta Güvenliği.” Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi, Sayı 7, 2008.

  4. Kocacık, Eyüp Talha ve Mat, Afife. “İstanbul'da Zehirler ve Zehirlenme Vakaları (1846-1917).” Osmanlı Bilimi Araştırmaları, Cilt XV, Sayı 2, 2014, s. 21-38.

  5. Yıldırım, Nuran ve Sert, Gürkan. “Eczacılık Mevzuatımızın Tarihsel Sürecinde Eczane Açma/Eczacı Olma Koşulları ve Hekim/Eczacı İlişkisi (1852-1953).” Osmanlı Bilimi Araştırmaları, Cilt XI, Sayı 1-2, 2010, s. 291-303.

  6. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi. PubChem, Croton Oil. Kimyasal ve toksikolojik bilgiler.

  7. Dünya Sağlık Örgütü. Medication Without Harm, Küresel Hasta Güvenliği Girişimi, 2017.