Roma'da Bir Reçeteye Neler Yazılırdı?
Günümüzden yaklaşık iki bin yıl önce Roma'da yaşayan bir hasta, hekimine başvurduğunda bugün alışık olduğumuz ilaç isimleriyle karşılaşmazdı. Hekim, hastalığa göre bitkileri, reçineleri, mineralleri ve bazen hayvansal maddeleri bir araya getiren özel bir karışım önerebilirdi.
Bazı ilaçlar toz haline getiriliyor, bazıları şarapla hazırlanıyor, bazıları ise balla karıştırılıyordu. Kullanılacak maddelerin miktarı ve hazırlanma yöntemi de tedavinin önemli bir parçasıydı.
Roma'da ilaçların nasıl hazırlandığını anlamamızı sağlayan önemli isimlerden biri, MS 1. yüzyılda yaşamış hekim Scribonius Largus'tur.
Largus, Compositiones adlı eserinde yaklaşık 270 ilaç formülünü bir araya getirdi. Baş ağrılarından göz hastalıklarına, yaralardan zehirlenmelere kadar çeşitli rahatsızlıklar için kullanılan karışımları anlattı.
Bu eser, günümüzde hastaya verilen bireysel reçetelerden çok, hekimlerin başvurabileceği bir ilaç formülleri derlemesiydi.
Reçetelerde yalnızca hangi maddelerin kullanılacağı değil, bunların nasıl hazırlanacağı da açıklanıyordu.
Fakat Roma dünyasında öyle bir ilaç vardı ki sıradan tedavi karışımlarından çok daha büyük bir ün kazanacaktı.
Bu ilacın ortaya çıkışında hastalıktan ziyade başka bir korku etkili olmuştu: Zehirlenerek öldürülmek.
Zehirlenmekten Korkan Kralın Panzehiri
Theriac'ın kökenleri, Roma'nın güçlü rakiplerinden Pontus Kralı VI. Mithridates'in yaşadığı MÖ 1. yüzyıla kadar uzanır.
Antik kaynakların aktardığına göre Mithridates, düşmanları tarafından zehirlenmekten korkuyordu. Bu nedenle kendisini farklı zehirlere karşı koruyabilecek bir karışım geliştirmeye çalışıyordu.
Kralın çeşitli zehirleri küçük miktarlarda kullanarak bunlara karşı dayanıklılık kazanmaya çalıştığı da anlatılır. Ancak bu tarihî anlatı, bütün zehirlere karşı bağışıklık kazanmanın mümkün olduğunu göstermez.
Mithridates'e atfedilen karışım zamanla Mithridatium adıyla tanındı.
Romalı tıp yazarı Aulus Cornelius Celsus, De Medicina adlı eserinde bu ünlü panzehirin formülünü kaydetti.
Tarifte safran, zencefil, tarçın, mür, çeşitli bitki kökleri, aromatik maddeler ve reçineler bulunuyordu.
Celsus'un anlatımında bu maddeler belirli miktarlarda alınıyor, eziliyor ve balla karıştırılıyordu. Zehirlenme durumunda karışımın badem büyüklüğündeki bir parçasının şarapla verilmesi tarif ediliyordu.
Bu örnek, antik Roma'da bir ilaç formülünün nasıl kaydedildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Ancak Celsus'un aktardığı Mithridatium ile daha sonra ün kazanacak Theriac aynı ilaç değildi.
Mithridatium, Theriac'ın gelişiminde etkili olan önceki panzehir geleneğinin önemli bir örneğiydi.
Nero'nun Hekimi Reçeteye Engerek Eti Ekledi
MS 1. yüzyılda Roma İmparatoru Nero'nun hekimlerinden Andromakhos, önceki panzehir tariflerinden yararlanarak yeni bir karışım geliştirdi.
Karışımın en dikkat çekici özelliği, içerisine engerek yılanı etinin eklenmesiydi.
Andromakhos'un hazırladığı ve Galene adıyla da bilinen bu karışım, Theriac'ın en ünlü tarihî biçimlerinden biri haline geldi.
Antik kaynaklarda ve sonraki incelemelerde karışımın bileşen sayısına ilişkin farklı bilgiler bulunmaktadır. Bazı aktarımlarda 55, bazılarında ise 60'ın üzerinde maddeden söz edilir.
Peki bir hekim neden ilacına yılan eti eklemişti?
O dönemde zehirli bir hayvandan elde edilen maddenin, aynı hayvanın zehrine karşı koruyucu olabileceğine inanılıyordu.
Engerek etinin panzehir amacıyla kullanılmasının ardında bu düşünce bulunuyordu.
Ancak bu inanç, modern tıpta geçerli bir tedavi ilkesi değildir.
Theriac'ın farklı tarihî formüllerinde engerek etinin yanı sıra afyon, tarçın, mür, biber, çeşitli aromatik bitkiler, reçineler ve bal gibi maddeler de yer alıyordu.
Üstelik bu karışımı hazırlamak kolay değildi.
Maddelerin ayrı ayrı işlenmesi, belirli oranlarda bir araya getirilmesi ve bazı tariflerde hazırlanan ilacın olgunlaşmasının beklenmesi gerekiyordu.
Böylece Theriac, yalnızca çok sayıda maddeden oluşan bir ilaç değil, hazırlanması özel ustalık gerektiren değerli bir ürün olarak görülmeye başlandı.
Roma İmparatorunun Kullandığı Ünlü İlaç
Theriac'ın ünü, Roma sarayında kullanılmasıyla daha da arttı.
Antik çağın en tanınmış hekimlerinden Galen, İmparator Marcus Aurelius'un tedavisiyle ilgilenen hekimler arasındaydı.
Galen'in aktarımları, Marcus Aurelius'un Theriac'ı düzenli olarak kullandığını göstermektedir.
İmparatorun bu karışımı kullanması, Theriac'ın saray çevresindeki önemini ortaya koyuyordu.
Galen'in kayıtlarında, ilacın içeriğindeki afyonun imparator üzerindeki etkilerine ve kullanım miktarındaki değişikliklere ilişkin ayrıntılar da bulunmaktadır.
Bir imparatorun kullandığı ilacın toplumun varlıklı kesimlerinde ilgi görmesi şaşırtıcı değildi.
Zamanla Theriac'ın zehirlenmelerden korunmanın ötesinde birçok hastalığa iyi gelebileceği düşüncesi yaygınlaştı.
Ateşli hastalıklar, çeşitli ağrılar, sindirim sorunları ve başka rahatsızlıklar için de önerilmeye başlandı.
Böylece başlangıçta panzehir olarak ün kazanan karışım, giderek her derde deva olduğuna inanılan bir ilaca dönüştü.
Ancak antik hekimlerin bir ilacı çok sayıda hastalık için önermesi, ilacın bu hastalıkları gerçekten iyileştirdiği anlamına gelmiyordu.
Roma'dan Orta Çağ'a: Yüzyıllarca Süren Bir İlaç Efsanesi
Roma İmparatorluğu'nun siyasi gücü ortadan kalksa da Theriac'ın tıp tarihindeki yolculuğu devam etti.
Karışım Bizans ve İslam tıp geleneklerinde de yer buldu. Arapça tıp literatüründe tiryak adıyla bilinen panzehir geleneği, zamanla farklı coğrafyalara yayıldı.
Orta Çağ ve erken modern Avrupa'da Theriac'ın çeşitli biçimleri kullanılmaya devam etti.
Özellikle Venedik'te hazırlanan Theriac büyük bir ün kazandı.
İlacın hazırlanması bazı dönemlerde halka açık biçimde gerçekleştiriliyordu. Kullanılacak maddeler sergileniyor, hazırlanma süreci hekimlerin ve yetkililerin gözetimine açılabiliyordu.
Bunun önemli bir nedeni vardı.
Theriac oldukça değerli bir üründü. Pahalı maddelerin daha ucuz olanlarla değiştirilmesi veya yanlış miktarlarda kullanılması ihtimali, ilacın güvenilirliğine ilişkin kaygılar doğuruyordu.
Bu nedenle maddelerin niteliğinin ve hazırlanma sürecinin denetlenmesi önem kazandı.
İlacın beklenen etkiyi göstermediği durumlarda ise başarısızlığın nedeni çoğu zaman formülün kendisinde değil, yanlış hazırlanmasında aranıyordu.
Theriac'ın tarihi böylece ilaç üretiminin denetlenmesi ve standartlaştırılmasına yönelik erken uygulamalar açısından da dikkat çekici hale geldi.
Karışım, farklı bölgelerde değişik formüllerle yüzyıllarca kullanılmayı sürdürdü.
Bilim İnsanları 1630 Yılına Ait Bir Reçeteyi İnceledi
Peki bütün bu anlatılanların ardından asıl soruya gelelim: Theriac gerçekten işe yarıyor muydu?
Bu soruyu bilimsel açıdan değerlendiren çalışmalardan biri, 2021 yılında Journal of Ethnopharmacology dergisinde yayımlandı.
Danuta Raj ve çalışma arkadaşları, 1630 yılında ilaç üretiminde kullanıldığı resmî belgelerle doğrulanan tarihî bir Theriac formülünü inceledi.
Araştırmacılar, reçetede bulunan maddeleri modern bilimsel adlarıyla tanımladı ve bunların içerdikleri etkin bileşenleri değerlendirdi.
Çalışmada özellikle afyondaki morfin ve deniz soğanındaki kalp üzerinde etkili glikozitler dikkate alındı.
Yapılan hesaplamalar, incelenen bu özel formülün tarihî kullanım miktarlarında söz konusu maddeler bakımından toksik veya narkotik etki göstermesinin beklenmediğine işaret etti.
Ancak bu sonuç, Theriac'ın her hastalığı tedavi ettiğinin kanıtlandığı anlamına gelmiyordu.
Araştırmacılar, tarih boyunca karışıma atfedilen geniş tedavi edici etkilerin bir bölümünün plasebo etkisiyle açıklanabileceğini değerlendirdi.
Bunun bir olasılık olduğunu ve daha ileri incelemelere ihtiyaç bulunduğunu da belirttiler.
Çalışma, ilacın hastalarda gerçekten etkili olup olmadığını ölçen bir klinik deney değildi. Tarihî belgeler ve farmakolojik bilgiler üzerinden yapılan bir değerlendirmeydi.
Dolayısıyla elde edilen sonuçlar, bütün Theriac formüllerinin güvenli veya etkili olduğunu göstermiyordu.
Bugün de Theriac'ın bütün zehirlere karşı koruduğunu ya da çok sayıda hastalığı iyileştirdiğini gösteren güvenilir klinik kanıt bulunmamaktadır.
İki Bin Yıllık Reçetenin Bugüne Bıraktığı Ders
Theriac'ın hikâyesi, insanlığın hastalıklara ve zehirlere karşı korunma arayışının dikkat çekici örneklerinden biridir.
Zehirlenmekten korkan bir kralın panzehir arayışı, Roma hekimlerinin geliştirdiği karmaşık formüllerle birleşti. Ardından imparatorların kullandığı, kuşaklar boyunca ününü koruyan bir ilaca dönüştü.
Bugün bize şaşırtıcı gelen engerek eti, afyon, bal ve onlarca bitkisel maddenin aynı karışımda bulunması, dönemin tıbbi düşüncesi içerisinde belirli bir anlam taşıyordu.
Üstelik Roma hekimleri bu karışımları yalnızca isim olarak kaydetmiyordu. Maddelerin miktarlarını, hazırlanma yöntemlerini ve kullanım biçimlerini de ayrıntılı şekilde anlatıyordu.
Bu bakımdan antik ilaç formülleri, farmakoloji tarihinin önemli belgeleri arasında yer almaktadır.
Ancak Theriac'ın yüzyıllarca kullanılmış olması, ona atfedilen bütün tedavi edici özelliklerin gerçek olduğunu kanıtlamaz.
İki bin yıllık bu hikâyenin bugüne bıraktığı en önemli ders şudur: Bir ilacın ne kadar ünlü olduğu değil, hastalar üzerinde gerçekten ne kadar güvenli ve etkili olduğunun gösterilmesi önemlidir.
Kaynaklar
1. Aulus Cornelius Celsus. De Medicina, Kitap V. Antik Roma ilaç formülleri ve Mithridates panzehiri.
2. Scribonius Largus. Compositiones. MS 1. yüzyıl.
3. Scarborough, John. Scribonius Largus and Friends. The Oxford Handbook of Science and Medicine in the Classical World. Oxford University Press, 2018.
4. Griffin, J. P. Venetian Treacle and the Foundation of Medicines Regulation. British Journal of Clinical Pharmacology, 2004.
5. Ahnfelt, Nils-Otto; Fors, Hjalmar; Wendin, Karin. Making and Taking Theriac: An Experimental and Sensory Approach to the History of Medicine. BJHS Themes, 2022.
6. Raj, Danuta; Pękacka-Falkowska, Katarzyna; Włodarczyk, Maciej; Węglorz, Jakub. The Real Theriac – Panacea, Poisonous Drug or Quackery? Journal of Ethnopharmacology, 2021.




