Mektup, uzun süren değerlendirmenin ardından makalesinin yayımlanmayacağını bildiriyordu. Editör Rory Howlett, hakemlerden birinin olumlu görüşüne rağmen diğerinin çalışmayı Nature’da yayımlanmayı haklı çıkaracak ölçüde önemli bir ilerleme olarak görmediğini açıklıyordu. Dergideki yer rekabeti de gerekçe gösteriliyor, makalenin daha uzmanlaşmış bir dergiye uygun olabileceği belirtiliyordu.
Ratcliffe’in araştırdığı soru ise yaşamın temel meselelerinden biriydi: Hücreler oksijenin azaldığını nasıl fark ediyor?
Böbrekten başlayan, hücrelere uzanan soru
Vücudun oksijene ihtiyacı olduğu biliniyordu. Oksijen azaldığında, böbreklerin eritropoietin adlı hormonun üretimini artırdığı da biliniyordu. Bu hormon, kemik iliğinde oksijen taşıyan kırmızı kan hücrelerinin yapımını teşvik ediyordu.
Ancak bu yanıtı başlatan algılama mekanizması henüz açıklığa kavuşmamıştı.
Ratcliffe ve çalışma arkadaşları, eritropoietin geninin oksijene bağlı olarak nasıl düzenlendiğini araştırırken önemli bir bulguya ulaştı: Bu algılama sistemi, yalnızca hormonu üreten özel hücrelerle sınırlı görünmüyordu. Farklı hücre türlerinde de çalışıyordu.

Böbreğe özgü olduğu düşünülen bir sorunun arkasından, çok daha yaygın bir biyolojik mekanizma çıkıyordu. Patrick Maxwell, Christopher Pugh ve Ratcliffe’in bu bulguları ortaya koyan makalesi, 15 Mart 1993’te PNAS dergisinde yayımlandı.
Beklediği yanıt bu değildi
Ratcliffe, yıllar sonra Nobel konferansında o dönemi anlattı. Bulgularının önemine güveniyordu. Makalenin hızla kabul edilebileceğini düşünerek Nature’ın Londra’daki ofisine gitmişti.
Yaklaşık dört ay sonra gelen yanıt, beklediğinin tersiydi.
Bu ayrıntı, bugün dolaşan ret mektubunu daha anlamlı kılıyor: Ratcliffe, araştırmasının önemine inanmıştı; ancak bu inanç, dönemin yayın değerlendirmesinde karşılık bulmamıştı.
Çalışma başka bir dergide yayımlandı. Araştırmalar devam etti. Yeni deneyler, hücrelerin oksijen değişikliklerine verdiği yanıtın ayrıntılarını ortaya çıkardı.
27 yıl sonra gelen Nobel
2019’da Peter Ratcliffe, William G. Kaelin Jr. ve Gregg L. Semenza ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. Ödül, hücrelerin oksijen düzeylerini nasıl algıladığını ve bu düzeylere nasıl uyum sağladığını açıklayan keşifleri için verildi.
Bu araştırmalar, oksijen azlığında hücrelerin belirli genleri nasıl devreye soktuğunu anlamamızı sağladı. Kansızlık ve kanser gibi hastalıkların araştırılmasına, yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine temel oluşturdu.
Burada hikâyenin önemli bir ayrıntısı var: Nobel, 1992’de reddedilen tek makaleye verilmedi. O çalışma, yıllar boyunca biriken ve üç araştırmacının katkılarıyla açıklığa kavuşan keşifler bütününün erken parçalarından biriydi.
Bu ayrıntı, hikâyenin gücünü azaltmıyor. Bilimin nasıl ilerlediğini daha iyi gösteriyor.
Bir mektubun sınırları
Ratcliffe’in hikâyesinden, reddedilen her çalışmanın büyük bir keşif olduğu sonucu çıkarılamaz. Bilimde eleştiri, kuşku ve değerlendirme gereklidir. Bir fikrin değerini ortaya koyan, onu destekleyen kanıtların zaman içinde sınanmasıdır.
Ama bir derginin kararı da bir araştırmanın geleceğini bütünüyle belirleyemez.
1992 tarihli mektup, o gün verilmiş bir yayın kararıydı. Sonraki yıllarda yapılan deneyler ise hücrelerin yaşamı sürdürmek için kullandığı temel bir mekanizmayı görünür kıldı.
Peter Ratcliffe’in Nobel’e uzanan yolculuğunda belirleyici olan, ret mektubundan sonra araştırmanın sürmesiydi.
Bir makale reddedilmişti. Soru hâlâ cevap bekliyordu.




