Bugün anatomi tarihinden söz edildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Andreas Vesalius’tur.
Vesalius’un 1543 yılında yayımlanan De Humani Corporis Fabrica adlı eseri, insan disseksiyonlarına dayanan gözlemleri ve ayrıntılı anatomik çizimleriyle modern anatomi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilir.
Ancak insan bedeninin sistematik çizimlerle anlatılması Vesalius ile başlamadı.
Ondan yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce Şiraz’da yaşayan hekim Mansur ibn İlyas, insan anatomisini farklı vücut sistemlerine ayırarak resimlerle anlatan dikkat çekici bir Farsça eser hazırlamıştı.
Eserin adı Tashrih-i Badan-i İnsan, yani “İnsan Bedeninin Anatomisi” idi.
Tıp tarihi literatüründe eser daha çok Tashrih-i Mansuri, yani “Mansur’un Anatomisi” adıyla anılıyor.
Şiraz’dan Timurlu saray çevresine
Mansur ibn İlyas, Şiraz’da faaliyet gösteren hekim ve âlimlerden oluşan bir aileye mensuptu.
Eserinin 14. yüzyılın sonlarında kaleme alındığı kabul ediliyor.
Kitap, Ziyaeddin Pir Muhammed Bahadır adlı bir hükümdara ithaf edilmişti. National Library of Medicine, bu kişinin büyük olasılıkla Timur’un torunu Pir Muhammed ibn Ömer ibn Timur olduğunu belirtiyor.
Pir Muhammed, 1394-1409 yılları arasında Fars bölgesini yönetmişti.
Bu bağlantı, eseri yalnızca İran ve İslam tıp tarihi açısından değil, Timurlu dönemi bilim ve kültür tarihi açısından da dikkat çekici hale getiriyor.
İnsan bedeni beş ayrı sistem halinde çizildi
Mansur’un eseri bir girişin ardından insan bedeninin beş temel sistemini ele alan bölümlere ayrılıyordu:
Kemikler
Sinirler
Kaslar
Toplardamarlar
Atardamarlar
Bu bölümlerin her birine tam sayfa insan figürleri eşlik ediyordu.
İskelet ayrı bir çizimde, sinir sistemi başka bir çizimde, kaslar ve damar sistemleri ise farklı figürlerde gösteriliyordu.
Böylece insan bedeni tek bir görüntü içerisinde verilmek yerine, adeta katmanlarına ayrılarak anlatılıyordu.
Bugünün anatomi atlaslarıyla bilimsel yöntem, doğruluk ve ayrıntı bakımından eş tutulması elbette mümkün değil.
Ancak farklı anatomik sistemlerin tam boy insan figürleri üzerinde ayrı ayrı gösterilmesi, döneminin görsel tıp kültürü açısından oldukça dikkat çekiciydi.
Günümüze ulaşan en eski örneklerden biri
Mansur’un çalışmasını önemli kılan unsurlardan biri de anatomik resimleridir.
National Library of Medicine’e göre İslam dünyasından, Mansur ibn İlyas’ın eseriyle ilişkilendirilen çizimlerden daha eski tarihe ait tüm insan bedenini gösteren korunmuş anatomik resimler bilinmiyor.
Ancak bu bilgi dikkatli yorumlanmalı.
Bu durum, Mansur’un insan bedenini tarihte ilk kez çizdiği anlamına gelmiyor.
Araştırmalar, eserdeki tam boy anatomik figürlerin Mansur’dan önce var olan daha eski bir görsel geleneğe dayanmış olabileceğini gösteriyor.
Nitekim bazı figürlerin Orta Çağ Avrupa’sında görülen erken Latin anatomik çizimleriyle benzerlik taşıdığı da belirtiliyor.
Bu nedenle tarihsel açıdan en güvenli tanımlama şu:
Mansur ibn İlyas’ın eseri, İslam dünyasından günümüze ulaşan en eski sistematik tam boy anatomi çizimi dizilerinden birini içeriyor.
Figürlerin sıra dışı duruşu
Mansur’un eseriyle aktarılan anatomik figürler bugünkü anatomi kitaplarından oldukça farklı görünüyor.
Figürlerde bacakların iki yana açıldığı ve bedenin çömelmeyi andıran bir pozisyonda gösterildiği görülüyor.
İskelet ve sinir sistemi gibi bazı çizimlerde insan bedeni arkadan betimlenmişti.
İskelet figüründe baş belirgin biçimde geriye doğru uzatılmış ve yüz yukarı çevrilmişti.
Araştırmacılar bu duruşların bazı erken Latin anatomi çizimleriyle benzerliğine dikkat çekiyor.
Figürlerin çevresinde ise Arapça ve Farsça anatomik açıklamalar bulunuyordu.
Kas, damar ve sinir yapılarının isimleri çizimlerin çevresine yerleştirilen notlarla okuyucuya aktarılıyordu.
Hamile kadın figürü
Eserin son bölümünde kalp ve beyin gibi birleşik organların yanı sıra fetüsün oluşumu da ele alınıyordu.
Bu bölümle bağlantılı en dikkat çekici resimlerden biri hamile kadın figürüydü.
Çizimde rahim içerisinde bir fetüs gösteriliyordu.
Ancak bu figürün doğrudan Mansur ibn İlyas tarafından geliştirildiğini kesin olarak söylemek mümkün değil.
National Library of Medicine, hamile kadın çiziminin Mansur’un katkısı olabileceğini değerlendiriyor; ancak eserin metninde bu çizimin açık biçimde anılmadığını da belirtiyor.
Bu nedenle figürü kesin biçimde “Mansur’un özgün çizimi” olarak tanımlamak doğru olmaz.
Yine de söz konusu resim, Orta Çağ tıp yazmalarında insan anatomisiyle fetüs gelişiminin aynı görsel anlatım içerisinde ele alınmasının dikkat çekici örneklerinden biri.
Çizimlerin hepsi Mansur’a mı aitti?
Burada tıp tarihinin en ilginç sorularından biri ortaya çıkıyor.
Mansur’un kitabındaki figürlerin tamamının onun tarafından geliştirildiğini söylemek mümkün değil.
National Library of Medicine, eserde kullanılan anatomik çizimlerin çoğunun Mansur’a özgü olmadığını ve tam boy figürlerden oluşan bu görsel geleneğin 14. yüzyıl sonundaki eserinden daha eskiye uzandığını belirtiyor.
Özellikle kemik, sinir, kas, toplardamar ve atardamar sistemlerini gösteren ilk beş figürün bazı Orta Çağ Latin anatomi çizimleriyle benzerliği dikkat çekiyor.
Ancak bu anatomik resim geleneğinin Mansur’a hangi yolla ulaştığı bugün kesin olarak bilinmiyor.
İşte bu belirsizlik eseri daha da ilginç hale getiriyor.
Çünkü Tashrih-i Mansuri yalnızca anatomi tarihini değil, Orta Çağ dünyasında bilimsel bilginin ve görsel kültürün farklı coğrafyalar arasında nasıl dolaştığını da düşündürüyor.
Çizimler yüzyıllarca yaşamaya devam etti
Mansur’un anatomi eseri kendi döneminde unutulup gitmedi.
Onun eseriyle ilişkilendirilen anatomik figürler sonraki yüzyıllarda tekrar tekrar kopyalandı.
National Library of Medicine kayıtlarına göre günümüze İslam dünyasına ait 70’ten fazla tam sayfa anatomik çizim dizisi ulaştı.
Bunların yaklaşık üçte ikisi Mansur ibn İlyas’ın anatomi eserinin nüshalarıyla ilişkili.
Diğer çizimler ise daha sonraki dönemlerde bağımsız olarak dolaşmış veya farklı eserlerin içerisine eklenmişti.
Bu durum, Mansur’un eserinin sonraki dönemlerin tıp yazmalarında etkili bir görsel gelenek oluşturduğunu gösteriyor.
Bugün gördüğümüz nüshalar daha sonraki tarihlerden
Burada önemli bir ayrıntı daha var.
Mansur ibn İlyas eserini 14. yüzyılın sonunda kaleme almış olsa da bugün elimizde bulunan resimli nüshalar daha sonraki dönemlere ait.
National Library of Medicine’de korunan ve tarihlendirilmiş en erken nüshalardan biri 8 Aralık 1488’de İsfahan’da Hasan ibn Ahmed adlı bir müstensih tarafından tamamlandı.
Aynı kurumda bulunan başka bir nüshanın ise kâğıt, mürekkep ve yazı özelliklerine göre 15. yüzyılın sonları ile 16. yüzyılın başları arasında hazırlandığı düşünülüyor.
Dolayısıyla bugün gördüğümüz resimleri doğrudan Mansur ibn İlyas’ın kendi eliyle çizilmiş orijinal resimler olarak sunmak doğru değil.
Bunlar, onun eseri aracılığıyla aktarılan anatomik görsel geleneğin sonraki dönemlerde hazırlanmış örnekleri.
Vesalius’tan yaklaşık bir buçuk yüzyıl önce
Mansur’un eseri 14. yüzyılın sonlarına tarihleniyor.
Vesalius’un De Humani Corporis Fabrica adlı eseri ise 1543 yılında yayımlandı.
İki çalışma arasında yaklaşık bir buçuk yüzyıl bulunuyor.
Fakat bu iki eseri aynı bilimsel yöntemle hazırlanmış çalışmalar gibi değerlendirmek yanıltıcı olur.
Mansur’un eserindeki anatomi bilgisi, önemli ölçüde dönemin Galenik tıp geleneği içerisinde şekillenmişti.
Vesalius ise insan disseksiyonlarına dayanan doğrudan gözlemleriyle Galen’den aktarılan bazı anatomik bilgileri sorguladı ve anatomi tarihinde yeni bir dönemin simgelerinden biri haline geldi.
Dolayısıyla Mansur ibn İlyas’ı “Vesalius’tan önce modern anatomiyi keşfeden kişi” olarak tanımlamak doğru olmaz.
Mansur’un tarihsel önemi başka yerde yatıyor.
14. yüzyılın sonlarında Şiraz’da, insan bedeninin farklı anatomik sistemlerini tam boy figürlerle anlatan kapsamlı bir resimli tıp eseri ortaya konmuştu.
“Anatomi atlası” derken neyi kastediyoruz?
Bugünkü anlamıyla anatomi atlası; doğrudan anatomik gözleme dayanan, ayrıntılı ve standartlaştırılmış görsel kaynakları ifade ediyor.
Tashrih-i Mansuri ise bu modern tanımın yüzyıllar öncesinde hazırlanmış bir el yazmasıydı.
Bu nedenle eseri günümüz atlaslarıyla aynı bilimsel kategoriye yerleştirmek doğru değil.
Ancak insan bedenini farklı sistemler halinde tam sayfa resimlerle anlatması nedeniyle, modern anatomi atlaslarının çok erken görsel öncüllerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Başlıktaki “anatomi atlası” ifadesi de bu görsel anlatım geleneğine işaret ediyor.
Anatomi tarihi yalnızca Rönesans Avrupa’sından ibaret değil
Mansur ibn İlyas’ın eseri tıp tarihinin çoğu zaman gözden kaçan bir yönünü gösteriyor.
İnsan bedenini anlama çabası tek bir ülkede, tek bir uygarlıkta veya tek bir dönemde ortaya çıkmadı.
Antik Yunan ve Roma’dan İslam dünyasına, İran’dan Orta Asya’ya ve Orta Çağ Avrupa’sından Rönesans İtalya’sına kadar uzanan uzun bir bilgi aktarımı ve yeniden yorumlama süreci yaşandı.
Tashrih-i Mansuri bu uzun zincirin dikkat çekici halkalarından biri.
-
yüzyılın sonlarında Şiraz’da hazırlanan bir tıp eserinde insan bedeni; kemikleri, sinirleri, kasları ve damar sistemleriyle ayrı ayrı resmediliyordu.
Vesalius’un Fabrica’sının yayımlanmasına ise daha yaklaşık bir buçuk yüzyıl vardı.
Mansur’un eseri bize tıp tarihinin önemli bir gerçeğini hatırlatıyor:
İnsan bedenini anlama yolculuğu tek bir uygarlığın başarısı değildir. Bilgi, yüzyıllar boyunca farklı kültürler arasında taşınmış, yorumlanmış ve yeniden biçimlendirilmiştir.
Kaynaklar
-
U.S. National Library of Medicine, Islamic Medical Manuscripts — Tashrīḥ-i badan-i insān (Mansur’s Anatomy).
-
Shoja MM, Tubbs RS. The History of Anatomy in Persia. Journal of Anatomy. 2007;210(4):359–378.
-
Zarshenas MM, Zargaran A, Mehdizadeh A, Mohagheghzadeh A. Mansur ibn Ilyas: A Persian anatomist and his book of anatomy, Tashrih-i Mansuri. Journal of Medical Biography.
-
U.S. National Library of Medicine, History of Medicine Division, Islamic Medical Manuscripts Collection.




