Altay kurganlarından çıkan sıra dışı cerrahi kanıt

Yaklaşık 2.500 yıl önce Altay Dağları’nda yaşayan erken göçebe topluluklar, bazı ağır kafa yaralanmaları ve hastalıklarda kafatasını cerrahi olarak açıyordu.

Gorny Altay bölgesindeki mezarlardan çıkarılan yaklaşık 150 kafatasının incelenmesi sırasında üç trepanasyon vakası belirlendi. Kafataslarındaki açıklıklar, kemik yüzeyindeki işlem izleri ve bilgisayarlı tomografi bulguları bunların rastlantısal kırıklar değil, bilinçli müdahaleler olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar üç işlemden ikisini başarılı trepanasyon olarak değerlendirdi. Bu iki kafatasında operasyon sonrasında oluşmuş yeni kemik dokusu bulunuyordu.

Buluntular genel olarak MÖ 5.–3. yüzyıllardaki Altay erken göçebe dünyasıyla ilişkilendiriliyor. Ancak burada önemli bir ayrım gerekiyor: Bu kişilerin tamamını doğrudan Hun, Türk veya hatta tek bir arkeolojik topluluğun üyesi olarak tanımlamak bilimsel açıdan doğru değil.

Araştırmalarda Pazyryk kültürü öne çıkmakla birlikte, bazı mezarlıkların Pazyryk geleneklerinden farklı özellikler taşıdığı ve bölgede farklı göçebe grupların etkileşim içinde bulunduğu belirtiliyor. Bu nedenle buluntular en güvenli biçimde Altay’ın erken göçebe topluluklarının kafatası cerrahisi olarak tanımlanabilir.

Trepanasyon neydi?

Trepanasyon, kafatası kemiğinde kontrollü biçimde bir açıklık oluşturulması işlemi.

İnsanlık tarihindeki ilk trepanasyonlar Altay’a ait değil. Dünyanın farklı bölgelerinde çok daha eski örnekleri bulunuyor.

Altay vakalarını dikkat çekici yapan özellik ise işlemin nasıl yapıldığının araştırılabilmesi ve bazı hastaların operasyondan sağ çıktığını gösteren kemik iyileşmesinin korunmuş olması.

Kemik dokusu ölümden sonra iyileşemez.

Bu nedenle trepanasyon açıklığının çevresinde yeni kemik oluşması, kişinin müdahaleden sonra yaşamaya devam ettiğinin en güçlü göstergelerinden biri kabul ediliyor.

50–60 yaşındaki hasta uzun süre yaşadı

En güçlü kanıtlardan biri Bikeh III mezarlığındaki yaklaşık 50–60 yaşındaki bir erkeğin kafatasında görüldü.

Sol parietal kemikte yarı oval biçimli bir trepanasyon açıklığı bulunuyordu. Açıklığın dış ölçüleri yaklaşık 45 × 52 milimetreydi.

Kafatasında müdahaleyi açıklayabilecek belirgin bir travma görülmedi. Bilgisayarlı tomografide tümörle uyumlu belirgin bir bulgu da saptanmadı. Bu nedenle operasyonun kesin nedeni bilinmiyor.

Araştırmacılar hastalık veya kemikte iz bırakmayan başka bir sağlık sorununun trepanasyona yol açmış olabileceğini değerlendirdi.

Buna karşılık ameliyattan sonraki dönem hakkında çok daha güçlü bir kanıt vardı.

Trepanasyon açıklığının çevresinde geniş yeni kemik oluşumu saptandı.

Araştırmanın ifadesiyle bu bulgu, hastanın ameliyatı atlattığını ve sonrasında uzun süre yaşadığını gösteriyordu.

Yaklaşık 2.500 yıl sonra kafatasında görülen iyileşme, operasyonun yaşayan bir insana uygulandığının doğrudan biyolojik kanıtı haline gelmişti.

40–45 yaşındaki erkekte ciddi kafa travması

İkinci başarılı vaka Kyzyl-Dzhar V mezarlığından çıkarılan yaklaşık 40–45 yaşındaki bir erkeğe ait.

Kafatasının sol temporal ve parietal kemiklerinde çizgisel bir kırık bulunuyordu.

Sol parietal kemikte, kırığa yakın bölgede yaklaşık 63 × 64 milimetrelik büyük bir trepanasyon açıklığı vardı.

Hem kırık hattının hem de trepanasyon açıklığının çevresinde yeni kemik oluşumu saptandı.

Bilgisayarlı tomografi de iyileşme sürecinin normal ilerlediğine ilişkin bulgular ortaya koydu. Araştırmacılar bu nedenle kişinin travmayı ve cerrahi müdahaleyi atlattığı sonucuna vardı.

Bu vaka, trepanasyonun neden yapılmış olabileceği konusunda da önemli ipuçları sağladı.

Kafa içindeki kanı boşaltmak istemiş olabilirler

Kafatasındaki kırık sagittal sütüre kadar uzanıyordu.

Araştırmacılar travmanın bir epidural hematoma, yani kafatası ile beynin dış zarlarından biri arasında kan birikmesine yol açmış olabileceğini değerlendirdi.

Trepanasyon açıklığının kırık hattı üzerinde bulunması ve yeterince geniş olması nedeniyle operasyonun bu kan birikimini boşaltmayı amaçlamış olabileceği ileri sürüldü.

Ancak bu noktada arkeolojik kanıtın sınırını korumak gerekiyor.

Yaklaşık 2.500 yıllık bir kafatasından hastaya kesin olarak “epidural hematom” tanısı koymak mümkün değil. Hastada böyle bir kanama bulunduğu ve cerrahın bunu teşhis ettiği kanıtlanmış değil.

Bu, travmanın ve ameliyat bölgesinin konumundan hareketle araştırmacıların yaptığı tıbbi bir yorum.

Dolayısıyla “Altay cerrahları epidural hematomu tedavi ediyordu” yerine “operasyonun travmaya bağlı kafa içi kan birikimini boşaltmak amacıyla yapılmış olabileceği” ifadesi daha doğru.

Üçüncü hasta ameliyattan sağ çıkmamış olabilir

Kyzyl-Dzhar IV mezarlığından çıkarılan üçüncü kafatası yaklaşık 30 yaşındaki bir kadına aitti.

Kadının sağ temporal kemiğinde ve kafatası tabanında ağır travma izleri bulunuyordu. Araştırmacılar yaralanmanın şiddetli bir düşmeyle meydana gelmiş olabileceğini değerlendirdi.

Kafatasında yaklaşık 39 × 36 milimetrelik trepanasyon açıklığı vardı.

Fakat diğer iki vakadan farklı olarak açıklığın kenarlarında yeni kemik oluşumu görülmedi. Bilgisayarlı tomografi de kemik dokusunda ameliyat sonrası yeniden yapılanma göstermedi.

Araştırmacılar kadının operasyon sırasında veya kısa süre sonra ölmüş olabileceği sonucuna vardı. Trepanasyonun ölümden hemen sonra gerçekleştirilmiş olması ihtimali de tamamen dışlanamadı.

Dolayısıyla üç vakanın ikisi başarılı cerrahi girişim olarak değerlendirilirken üçüncü vakada ameliyat sonrası yaşam kanıtı bulunmuyor.

Kafatasını delmek yerine kazıdılar

Altay trepanasyonlarında kullanılan yöntem de dikkat çekici.

Araştırmacılar açıklıkların kafatasının bir matkapla doğrudan delinmesinden çok, kemiğin kontrollü biçimde kazınarak giderek inceltilmesi yöntemiyle oluşturulduğunu belirledi.

Daha ayrıntılı analizler işlemin iki aşamalı bir kazıma yöntemiyle yapılmış olabileceğini gösterdi.

Bu yaklaşımın önemli bir avantajı vardı.

Kemik tabakasının yavaş yavaş inceltilmesi, kafatasının içindeki yapılara kontrolsüz biçimde girme riskini azaltmış olabilir.

Ancak bunun operasyonu yapan kişilerin modern cerrahlar gibi belirli bir güvenlik protokolü uyguladıkları anlamına geldiği söylenemez.

Arkeolojik bulgular yalnızca kullanılan tekniğin yeniden oluşturulmasına imkân veriyor.

Cerrahi alet kalaylı bronz olabilir

Araştırmacılar operasyon sırasında kullanılan aletin yapıldığı maddeyi belirleyebilmek için trepanasyon bölgelerindeki kemik dokusunu da analiz etti.

Açıklıkların çevresindeki kemikte yüksek bakır ve kalay yoğunlukları saptanırken demir ve arsenik izi görülmedi.

Bu sonuçlar kullanılan cerrahi aletin kalaylı bronzdan yapılmış olabileceğini düşündürdü.

Araştırmacılar ayrıca Güney Sibirya erken göçebe topluluklarında bilinen bıçaklara benzeyen metal bir alet üreterek deneysel trepanasyon gerçekleştirdi.

Deney, kafatasının kazıma yöntemiyle açılmasının böyle bir aletle teknik olarak mümkün olduğunu gösterdi.

Ancak arkeolojik kemikte bulunan metal izlerinden belirli bir bıçağın biçimini kesin olarak belirlemek mümkün olmadığından, “ameliyat kesin olarak şu tip bronz bıçakla yapıldı” şeklinde bir ifade kullanmak doğru değil.

Kafatası anatomisini biliyorlar mıydı?

Trepanasyon açıklıklarının konumu araştırmacıların dikkat çektiği başka bir nokta.

Söğüt Kabuğundan Aspirine: Binlerce Yıllık Ağrı Kesicinin Dönüşümü
Söğüt Kabuğundan Aspirine: Binlerce Yıllık Ağrı Kesicinin Dönüşümü
İçeriği Görüntüle

Kafatasının iç kısmında büyük venöz yapılar bulunuyor. Bunların ciddi biçimde yaralanması ağır kanamalara yol açabilir.

Çalışmaları yapan ekip, başarılı trepanasyonların konumu ve cerrahi yöntemin özelliklerinden hareketle operasyonu gerçekleştiren kişilerin kafatası anatomisi konusunda önemli bir pratik deneyime sahip olduğunu düşünüyor.

Araştırmacılar, Altay-Sayan bölgesindeki bazı erken göçebe topluluklarda karmaşık kafatası müdahalelerini gerçekleştirebilecek düzeyde cerrahi bilgi ve beceri bulunduğu sonucuna vardı.

Bunun modern anlamda anatomi eğitimi aldıkları veya sistematik bir tıp okuluna sahip oldukları anlamına gelmediği özellikle belirtilmeli.

Bu toplumlara ait günümüze ulaşmış bir cerrahi ders kitabı bulunmuyor.

Bilginin savaş yaralanmaları, önceki cerrahi uygulamalar, hayvan anatomisi ve kuşaklar boyunca aktarılan deneyimlerden oluşmuş olması mümkün.

Kemikte enfeksiyon izi bulunmadı

World Neurosurgery'de yayımlanan incelemede üç vakada da trepanasyonla ilişkili belirgin kemik enfeksiyonu işareti görülmediği bildirildi.

Ancak buradan “ameliyatlarda enfeksiyon gelişmiyordu” sonucu çıkarılamaz.

Her enfeksiyon kemiğe yansımaz ve yumuşak dokular arkeolojik materyalde çoğunlukla korunmaz.

Bu nedenle söylenebilecek güvenli sonuç, yalnızca incelenen kafataslarında kemik enfeksiyonuna ait belirgin iz saptanmadığıdır.

Hastalar seçkin yöneticiler değildi

Trepanasyon yapılan kişilerin mezarları da önemli bir ayrıntı sunuyor.

Araştırmacılar mezar biçimlerini ve mezarlarda bulunan eşyaları değerlendirerek üç kişinin de düşük sosyal statülü gömülerden geldiğini belirtti.

Bu bulgu, trepanasyonun yalnızca hükümdarlar veya toplumun en yüksek tabakaları için uygulanan bir yöntem olmayabileceğini düşündürüyor.

Ancak üç kafatası bütün toplum adına genelleme yapmak için yeterli değil.

Trepanasyonun ne kadar yaygın olduğu, kimlerin bu tedaviye erişebildiği veya operasyonları kaç kişinin yapabildiği bilinmiyor.

“Beyin ameliyatı” demek neden fazla iddialı?

Altay buluntuları popüler anlatılarda zaman zaman “antik beyin ameliyatı” veya “2.500 yıllık beyin cerrahisi” olarak tanımlanıyor.

Ancak arkeolojik kanıtın kesin olarak gösterdiği işlem kafatası cerrahisi, yani trepanasyon.

Kafatası kemiğinin bilinçli şekilde açıldığı açık.

Buna karşılık beyin dokusuna doğrudan cerrahi işlem yapıldığını aynı kesinlikle gösterecek bir kanıt yok.

Bazı vakalarda kafa içindeki kan birikimine ulaşılmaya çalışılmış olması mümkün. Bu tür işlemler modern nöroşirürjinin çok uzak tarihsel öncülleri arasında değerlendirilebilir; ancak doğrudan modern “beyin ameliyatı” ile eşitlemek doğru olmaz.

En güvenli tanım, erken dönem kafatası cerrahisi.

Hunlarla aynı toplum değiller

Altay'daki bu insanların doğrudan Hun olarak adlandırılması da bilimsel açıdan sorunlu.

Araştırılan topluluklar erken Demir Çağı'nın Altay göçebe dünyasına ait ve arkeolojik olarak farklı grupları içeriyor. Pazyryk kültürü bunların en iyi bilinenlerinden biri.

Hun adı altında tarih kaynaklarına giren topluluklar ise daha sonraki dönemlerin farklı ve karmaşık siyasi oluşumlarını ifade ediyor. Avrupa Hunlarının tarih sahnesinde belirginleşmesi MS 4. yüzyıla kadar uzanıyor. Hunlarla Xiongnu arasındaki ilişkinin niteliği de tarih yazımında ayrıca tartışılan bir konu.

Bu nedenle Altay trepanasyonları “Hunların yaptığı ameliyatlar” olarak anlatılmamalı.

Bulguların önemi başka yerde: Hun çağından yüzyıllar önce Altay ve çevresindeki bozkır toplumlarında ileri sayılabilecek kafatası cerrahisi uygulamalarının bulunduğunu göstermesinde.

Kafatasında kalan 2.500 yıllık iyileşme izi

Bugün Altay'daki bu insanların adlarını bilmiyoruz.

Operasyonları kimin yaptığı, bilgiyi kimden öğrendiği veya hastaya müdahale sırasında ne tür yöntemler uygulandığı da bilinmiyor.

Ancak kafataslarında kalan izler bazı sorulara oldukça güçlü cevaplar veriyor.

Kemik bilinçli biçimde kazındı.

Kafatasında büyük bir açıklık oluşturuldu.

En az iki girişimde iyileşme başladı.

Bir vakada yeni kemik oluşumu, kişinin operasyondan sonra uzun süre yaşamaya devam ettiğini açık biçimde gösterdi. Diğer başarılı vakada hem kırık hattında hem trepanasyon çevresinde iyileşme görüldü.

Üçüncü hastada ise bu iyileşme gerçekleşmedi.

Yaklaşık 2.500 yıl sonra geriye kalan sonuç şu:

Altay'ın erken göçebe toplulukları arasında, yaşayan bir insanın kafatasını cerrahi olarak açabilecek ve bazı hastaların bu girişimden sağ çıkmasını sağlayabilecek teknik bilgiye sahip uygulayıcılar vardı.

Bu bulgu, bozkır tarihinin yalnızca savaşlar, atlı ordular ve göçlerle değil; hastalık, yaralanma ve insanı yaşatma çabasıyla da okunması gerektiğini gösteriyor.

6. Kaynaklar

World Neurosurgery — Alexey L. Krivoshapkin ve arkadaşları, Scythian Trepanations in the Gorny Altai in Hippocratic Times: Modern Expert Appraisal of Ancient Surgical Technologies, 2014.

Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia — T. A. Chikisheva ve arkadaşları, Trepanation among the Early Nomads of Gorny Altai: A Multidisciplinary Study, 2014.

Archaeology, Ethnology and Anthropology of Eurasia — T. A. Chikisheva ve arkadaşları, Early Iron Age Surgical Technologies: Ante-mortem Trepanation among the Early Nomads of Gorny Altai, 2014.

Encyclopaedia Iranica — Xiongnu ve Huns maddeleri; Hun–Xiongnu ilişkisi ve kronolojik ayrım için.