Zenginleri Hasta Eden, Fakirlere Zarar Vermeyen Meyve
-
yüzyıl Avrupa'sında olduğunuzu düşünün.
Soyluların sofralarında gösterişli metal tabaklar, sürahiler ve çeşitli servis kapları bulunuyor. Atlantik'in ötesinden gelen, henüz herkesin tanımadığı kırmızı bir meyve de Avrupa'da dikkat çekmeye başlıyor: Domates.
Yüzyıllardır anlatılan bir rivayete göre bu meyveyi tüketen bazı zenginler ağır biçimde hastalanıyor, hatta hayatlarını kaybediyordu.
Buna karşılık aynı domatesi ahşap kaplarda yiyen yoksulların hiçbir zarar görmediği söyleniyordu.
Ortaya çıkan açıklama oldukça çarpıcıydı: Domates zehirliydi.
Oysa hikâyenin devamında bambaşka bir suçlu gösteriliyordu.
Zenginlerin kullandığı bazı sofra kaplarında kurşun bulunuyordu. Domatesin doğal asitliği bu kurşunun yiyeceğe karışmasına neden oluyor, insanlar farkında olmadan zehirleniyordu.
Peki bu anlatı gerçekten yaşanmış bir olay mıydı?
Tıp tarihinin en ilginç sorularından biri burada başlıyor. Çünkü kurşun içeren uygunsuz kapların zehirlenmelere yol açabildiği bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da domates tüketimi nedeniyle öldüğü belgelenmiş Avrupalı aristokratların isimlerine güvenilir tarihsel kaynaklarda rastlanmıyor.
Hikâyenin kimyasal açıdan mümkün olması, anlatıldığı biçimde yaşandığını kanıtlamıyor.
Domates Avrupa'ya Geldiğinde Neden Korkuyla Karşılandı?
Domatesin Avrupa'daki bilinen geçmişi 16. yüzyıla uzanıyor.
Anavatanı Amerika kıtası olan bu bitki, İspanyol sömürgeciliği döneminde Avrupa'ya taşındı. İlk örnekler özellikle dönemin botanikçilerinin ve seçkin çevrelerinin ilgisini çekti.
1544 yılında İtalyan hekim ve botanikçi Pietro Andrea Mattioli, domatesi Avrupa'da yazılı olarak tanımlayan ilk bilim insanlarından biri oldu.
Mattioli'nin anlatımı, domatesin İtalya'da yenilebilir bir bitki olarak tanındığını da gösteriyordu.
Ancak Avrupa'nın her bölgesinde aynı yaklaşım benimsenmedi.
Domates, patlıcangiller ailesine mensuptu. Bu ailede patates ve patlıcan gibi yenilebilir bitkilerin yanında güzelavrat otu gibi zehirli türler de bulunuyordu.
Bu botanik akrabalık, yeni tanınan bitki hakkındaki kuşkuları artırmış olabilir.
1597 yılında İngiliz botanikçi John Gerard'ın yayımladığı bitki kitabında domatesin özelliklerine ilişkin olumsuz ifadeler bulunuyordu. Gerard'ın değerlendirmeleri, dönemin İngiltere'sinde bu yeni bitkiye yönelik mesafeli yaklaşımın örneklerindendi.
Ancak domatesin bütün Avrupa'da aynı anda zehirli kabul edildiğini söylemek doğru değil.
İtalya'da domates tüketimine ilişkin erken kayıtlar bulunurken Avrupa'nın başka bölgelerinde bitki daha çok botanik merak konusu olarak yetiştiriliyordu.
Domatesin sofralarda yaygınlaşması, ülkeler ve bölgeler arasında farklı zamanlarda gerçekleşti.
Kurşunlu Tabaklar İnsanları Nasıl Zehirleyebilirdi?
Domatesin zenginleri öldürdüğü hikâyesinin merkezinde pewter adı verilen metal alaşımı bulunuyor.
Başlıca kalaydan üretilen bu alaşım, Avrupa'da yüzyıllar boyunca tabak, kupa, sürahi ve başka sofra eşyalarının yapımında kullanıldı.
Bazı tarihî kalay alaşımlarının bileşiminde kurşun da vardı.
Ancak bütün kalay alaşımları aynı özellikte değildi. Özellikle tabaklar ve bazı içecek kapları için kullanılan alaşımların kurşun oranları farklılık gösterebiliyordu.
Kurşun, tarihsel Avrupa'da yalnızca metal eşyalarda kullanılmıyordu. Bazı seramik kapların parlak ve su geçirmez yüzey elde etmek amacıyla kullanılan sırlarında da kurşun bulunuyordu.
Tehlike burada ortaya çıkıyordu.
Domates doğal olarak asitli bir yiyecektir. Asitli gıdalar, kurşun içeren ve gıdayla temas için güvenli olmayan yüzeylerdeki kurşunun çözünerek yiyeceğe geçmesini kolaylaştırabilir.
Böyle bir gıdayı tüketen insan, farkına varmadan kurşun alabilir.
Kurşun vücuda girdikten sonra farklı organlarda zararlı etkiler oluşturabilir. Tekrarlayan maruziyetlerde kemiklerde birikmesi ve uzun yıllar boyunca sağlık sorunlarına katkıda bulunması mümkündür.
Ancak önemli bir ayrım var.
Kurşun sırlı seramiklerin asitli yiyeceklere yüksek miktarda kurşun bırakabildiği deneylerle gösterilmiş durumda. Buna karşılık tarihî kalay alaşımlı tabaklarda servis edilen domatesin aristokratları öldürdüğüne ilişkin doğrudan kanıt bulunmuyor.
Yani bilimsel açıdan gerçek olan tehlike, domatesin kendisi değil, yiyecekle temas eden bazı kurşunlu malzemeler.
1767: Bir İngiliz Hekim Gizemli Hastalığın İzini Sürdü
Kurşun içeren üretim araçlarının insanları nasıl zehirleyebildiğini gösteren önemli olaylardan biri, 18. yüzyılda İngiltere'de yaşandı.
Devon bölgesinde bazı insanlar şiddetli karın ağrısı, kabızlık ve başka sağlık sorunlarıyla hastalanıyordu.
Hastalığın ağır biçimlerinde kas güçsüzlüğü ve felç belirtileri de görülebiliyordu.
Bu rahatsızlık, bölgenin adıyla anılıyordu: Devonshire koliği.
Hastalığın elma şarabı tüketimiyle ilişkili olabileceği düşünülüyordu. Ancak açıklanması gereken önemli bir durum vardı.
Elma şarabı İngiltere'nin başka bölgelerinde de üretilip tüketiliyordu. Buna karşılık Devon'daki hastalık tablosu özellikle dikkat çekiyordu.
İngiliz hekim Sir George Baker, bu farklılığın nedenini araştırmaya başladı.
Baker'ın yaklaşımı, dönemin koşullarına göre son derece önemliydi.
Yalnızca hastaların ne içtiğini sormakla yetinmedi. İçeceğin nasıl üretildiğini, hangi araçların kullanıldığını ve bölgeler arasındaki üretim farklılıklarını da inceledi.
Araştırmaları onu elma preslerine götürdü.
Devon'daki bazı üretim araçlarında kurşun kullanılıyordu. Özellikle preslerdeki kurşun parçalar, asitli elma suyunun bu metalle temas etmesine neden olabiliyordu.
Baker, kimyasal incelemeler ve bölgesel karşılaştırmalarla hastalığın kurşunla kirlenmiş elma şarabından kaynaklandığı görüşünü destekledi.
29 Haziran 1767'de Londra'daki College of Physicians'ta sunduğu araştırması, aynı yıl yayımlandı.
Baker kurşunun zehirli olduğunu ilk keşfeden kişi değildi. Ancak hastalığın kaynağını üretim yöntemleriyle ilişkilendirmesi, dönemin çevresel ve mesleki sağlık araştırmaları açısından önemliydi.
İnsanları hasta eden şey elmanın kendisi değildi. Elma suyuna karışabilen kurşundu.
George Baker domates zehirlenmesini araştırmamıştı. Fakat çalışması, asitli bir gıdanın kurşun içeren malzemelerle temas ettiğinde nasıl tehlikeli hâle gelebileceğini anlamamıza yardımcı oldu.
1996: Asitli Salsa Sosu Laboratuvarda İncelendi
Kurşun içeren sofra kaplarının tehlikesi, modern laboratuvar yöntemleriyle de araştırıldı.
1996 yılında E. González de Mejía ve A. L. Craigmill, kurşun sırlı seramik kaplardan gıdalara geçen kurşun miktarını inceleyen bir çalışma yayımladı.
Araştırmacılar, iki farklı yiyecek kullandı.
Bunlardan biri domates içeren asitli salsa sosu, diğeri ise asitliği daha düşük olan fasulye yemeğiydi.
Amaç, yiyeceklerin özelliklerinin kurşun geçişini nasıl etkilediğini anlamaktı.
Ortaya çıkan sonuçlar dikkat çekiciydi.
Salsa sosuna geçen kurşun miktarı, kullanılan seramik kaplara ve deney koşullarına bağlı olarak milyon parçada 8 ile 500'ün üzerinde değişen değerlere ulaştı.
Bu miktarlar, ciddi bir gıda güvenliği sorununun ortaya çıkabileceğini gösteriyordu.
Araştırma ayrıca kurşun geçişinin her kapta aynı olmadığını ve kullanım tekrarlarıyla değişebildiğini ortaya koydu.
Bu çalışmanın önemi, asitli bir sosun uygun olmayan kurşun sırlı kaplardan tehlikeli miktarda kurşun alabileceğini doğrudan göstermesiydi.
Ancak araştırma, geçmişteki aristokrat ölümlerini incelemiyordu.
Domatesin tarihsel olarak zenginleri öldürdüğünü değil, kurşun sırlı bazı kapların yiyecekleri kirletebildiğini kanıtlıyordu.
2022: Bir Dükün Şatosundan Çıkan Tabaklar Bilim İnsanlarını Şaşırttı
Hikâyenin en dikkat çekici bilimsel bağlantılarından biri, 2022 yılında yayımlanan arkeokimya araştırmasıyla ortaya çıktı.
Danimarka Güney Üniversitesi'nden Kaare Lund Rasmussen ve çalışma arkadaşları, Danimarka'nın güneyi ile Almanya'nın kuzeyindeki altı arkeolojik alandan çıkarılan Rönesans dönemi seramiklerini inceledi.
Araştırmada 1536–1660 dönemine tarihlenen 45 seramik parçası değerlendirildi.
Bunlar arasında tabaklara, pişirme kaplarına ve başka kap türlerine ait parçalar bulunuyordu.
Örneklerin çıkarıldığı yerlerden biri, Grøngaard adlı tarihî av şatosuydu.
Şato, Dük Hans tarafından 1570 yılında yaptırılmıştı. Dönemin soylu yaşamını yansıtan yapı, av gezileri ve konuk ağırlama amacıyla kullanılıyordu.
Araştırmacılar, kazılardan çıkarılan kurşun sırlı seramiklerin asitli maddelerle temas ettiğinde ne kadar kurşun salabildiğini öğrenmek istedi.
Laboratuvarda yüzde 4'lük asetik asit çözeltisi kullanıldı. Bu madde, sirkenin temel asit bileşeniydi.
Sonuçlar çarpıcıydı.
Özellikle Grøngaard şatosuna ait bazı sırlı tabak parçalarından çok yüksek miktarda kurşun açığa çıktı.
En yüksek ölçüm, bir santimetrekarelik yüzey için bir günlük deney süresinde yaklaşık 29 bin mikrogram kurşun salınımına karşılık geliyordu.
Bu sayı insanın aldığı gerçek dozu değil, laboratuvarda belirlenen kurşun çözünmesini gösteriyordu.
Araştırmacılar, böyle kapların sirke içeren yiyeceklerin servisinde kullanılması hâlinde akut zehirlenmeye yol açabilecek bir risk oluşturabileceğini değerlendirdi.
Bu, tarihsel sofra eşyalarının sağlık üzerindeki etkilerini anlamak açısından önemli bir bulguydu.
Yüzyıllar önce kullanılan bazı kapların, günümüz laboratuvarlarında bile son derece tehlikeli miktarda kurşun salabildiği gösterilmişti.
Fakat deneyin sınırları açıktı.
Araştırmada domates kullanılmadı. İncelenen malzemeler kurşun sırlı seramiklerdi; kalay alaşımlı metal tabaklar değildi.
Ayrıca araştırmacılar, bu kapları kullanan kişilerin gerçekten zehirlendiğini veya kurşun nedeniyle öldüğünü kanıtlamadı.
Böylece Avrupa'nın tarihî sofralarında gerçek bir zehirlenme tehlikesinin bulunmuş olabileceği gösterildi. Ancak domatesin zenginleri öldürdüğü rivayeti doğrulanmış olmadı.
Peki Ölen Ünlü Aristokratlar Kimlerdi?
Hikâyenin en merak edilen kısmı da bu.
Domates yüzünden hastalanıp öldüğü söylenen aristokratların isimleri, ölüm tarihleri ve olayların koşulları nelerdir?
Bu soruya doğrulanmış bir isim listesiyle yanıt vermek mümkün değil.
Tarihsel anlatılarda Avrupa'nın zengin ailelerinden söz edilse de domates tüketimi sonucunda kurşun zehirlenmesiyle öldüğü güvenilir biçimde belgelenen belirli bir aristokrat gösterilemiyor.
Örneğin Grøngaard şatosunun sahibi Dük Hans'ın 1580 yılında öldüğü tarihsel olarak biliniyor.
Ancak ölümünü domates tüketimine, kurşunlu tabaklara veya herhangi bir gıda kaynaklı kurşun zehirlenmesine bağlayan kanıt bulunmuyor.
Dükün şatosunda zehirli olabilecek seramikler bulunması, onun bu nedenle öldüğü anlamına gelmiyor.
Peki geçmişte yaşamış ünlü kişilerin kurşuna maruz kaldığı bilimsel olarak gösterilebilir mi?
Evet. Bunun dikkat çekici örneklerinden biri Ludwig van Beethoven.
1827 yılında ölen Alman bestecinin sağlık sorunları, ölümünün ardından da uzun süre araştırıldı.
2024 yılında Clinical Chemistry dergisinde yayımlanan bir çalışmada, Beethoven'a ait olduğu doğrulanmış iki saç tutamı modern laboratuvar yöntemleriyle incelendi.
Her iki örnekte de yüksek kurşun düzeyleri saptandı.
Araştırmacılar, bestecinin yaşamı boyunca yaşadığı bazı sağlık sorunlarında kurşun maruziyetinin payı olabileceğini değerlendirdi.
Ancak kurşunun Beethoven'ın doğrudan ölüm nedeni olduğunu gösteren kanıt bulunmadığını da belirttiler.
Üstelik Beethoven'ın kurşuna domates veya sofra tabakları nedeniyle maruz kaldığını gösteren hiçbir bulgu yok.
Bu nedenle Beethoven, domatesin kurbanı olarak değil, tarihsel kişilerin kurşun maruziyetinin modern bilimle araştırılmasına örnek olarak değerlendirilebilir.
Fakirler Neden Hayatta Kalmış Olabilir?
Domates efsanesinin en çarpıcı iddiası, zenginlerin zehirlenirken yoksulların aynı yiyeceği tüketmelerine rağmen zarar görmemesiydi.
Bu açıklamada, yoksulların ahşap kaplar kullandığı öne sürülüyor.
Gerçekten de tarihsel Avrupa'da ahşap kaplar ve farklı malzemelerden üretilmiş servis eşyaları kullanılıyordu.
Kurşun içermeyen bir ahşap kap, kurşunlu bir seramik veya metal kapla ilişkili zehirlenme riskini taşımaz.
Ancak bütün yoksulların ahşap, bütün zenginlerin kurşun içeren metal tabak kullandığını varsaymak doğru değil.
Üstelik kurşun maruziyetini belirleyen tek unsur sofra eşyaları değildi.
Kullanılan su boruları, boyalar, meslekler, üretim araçları ve yaşanılan çevre de önemliydi.
Rönesans dönemi seramikleri üzerine yapılan 2022 tarihli araştırmada değerlendirilen önceki iskelet analizleri, bazı kent topluluklarında kurşun maruziyetinin kırsal kesimdekilere göre daha yüksek olduğunu gösteriyordu.
Ancak bu bulgular, bütün zenginlerin zehirlendiğini veya bütün yoksulların kurşundan korunduğunu kanıtlamıyor.
Dolayısıyla hikâyenin zengin-fakir karşıtlığı, tarihsel gerçekliği bütünüyle yansıtmıyor.
Asıl mesele insanların ne kadar zengin olduğu değil, hangi kaynaklardan ve ne ölçüde kurşuna maruz kaldığı.
Kurşun Vücutta Ne Yapıyor?
Kurşun, insan vücudu için gerekli olmayan zehirli bir metaldir.
Vücuda girdikten sonra kan dolaşımıyla farklı organlara taşınır. Beyin, böbrekler, karaciğer ve sinir sistemi üzerinde ciddi etkiler oluşturabilir.
Kurşun zehirlenmesinde karın ağrısı, kabızlık, kansızlık, yüksek tansiyon, kas güçsüzlüğü ve böbrek fonksiyonlarında bozulma görülebilir.
Ağır vakalarda nörolojik hasar ve yaşamı tehdit eden tablolar ortaya çıkabilir.
Üstelik kurşun maruziyetinin etkileri her zaman hemen belirti vermeyebilir.
Metal, kemiklerde ve dişlerde birikebilir. Uzun süreli maruziyetlerde sağlık sorunları zaman içinde gelişebilir.
Çocuklar, kurşunun sinir sistemi üzerindeki etkilerine özellikle duyarlıdır. Öğrenme güçlükleri ve kalıcı gelişim sorunları ortaya çıkabilir.
Dünya Sağlık Örgütü, kurşun maruziyetinin zararsız olduğu bilinen bir düzey bulunmadığını vurguluyor.
Bugün de uygun biçimde üretilmemiş kurşun sırlı seramikler sağlık açısından tehlike oluşturabiliyor.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi, özellikle eski, hasarlı, üretim güvenliği belirsiz veya yalnızca dekoratif amaçla hazırlanmış seramiklerin gıdayla temasında dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.
Sorun, bütün metal veya seramik tabakların tehlikeli olması değil; bazı kapların gıdaya kurşun bırakabilmesi.
Domatesin Suçsuzluğu, Tıp Tarihinin Büyük Dersi
Bugün domates, dünyanın en yaygın tüketilen gıdalarından biri.
Yüzyıllar önce bazı Avrupa toplumlarında kuşkuyla karşılanan bu meyve, zamanla mutfakların vazgeçilmez ürünlerinden biri hâline geldi.
Domatesin zehirli sayılmasına ilişkin eski düşünceler ile zenginlerin kurşunlu tabaklardan zehirlendiğini anlatan hikâye, zaman içinde birbirine bağlanmış olabilir.
Ancak bilimsel değerlendirmede iki ayrı gerçeği birbirinden ayırmak gerekiyor.
Birincisi, domates yüzünden ölen aristokratların hikâyesinin güvenilir tarihsel belgelerle doğrulanmamış olması.
İkincisi ise kurşun içeren uygun olmayan sofra kaplarının asitli yiyeceklerle temas ettiğinde ciddi zehirlenme riski oluşturabilmesi.
1767 yılında George Baker'ın araştırdığı elma şarabı vakaları, 1996 yılında yapılan gıda deneyleri ve 2022 yılında incelenen Rönesans seramikleri, ikinci durumun gerçek bir halk sağlığı tehlikesi olduğunu gösteriyor.
Bu araştırmaların hiçbiri domatesin aristokratları öldürdüğünü kanıtlamıyor.
Fakat hepsi önemli bir bilimsel yaklaşımı hatırlatıyor.
Bir insan hastalandığında yalnızca ne yediğini bilmek yeterli değildir. Yiyeceğin nasıl üretildiğini, hangi kapta hazırlandığını ve hangi maddelerle temas ettiğini de araştırmak gerekir.
Çünkü bazen hastalığın kaynağı, ilk bakışta şüphe duyulan yiyecek değildir.
Avrupa'da zenginleri öldürdüğü söylenen domatesin hikâyesi bize şu gerçeği hatırlatıyor: Tehlike her zaman tabağın içindekinde değil, bazen tabağın kendisinde gizlidir.
KAYNAKLAR
-
Van Andel, T., Vos, R. A., Michels, E. ve Stefanaki, A. (2022). Sixteenth-century tomatoes in Europe: who saw them, what they looked like, and where they came from. PeerJ, 10, e12790.
-
Rasmussen, K. L., Milner, G. R. ve arkadaşları (2022). Release of lead from Renaissance lead-glazed ceramics from southern Denmark and northern Germany: implications from acetic acid etching experiments. Heritage Science, 10, 63.
-
González de Mejía, E. ve Craigmill, A. L. (1996). Transfer of lead from lead-glazed ceramics to food. Archives of Environmental Contamination and Toxicology, 31(4), 581–584.
-
Baker, G. (1767). An Essay Concerning the Cause of the Endemial Colic of Devonshire. London. Wellcome Collection tarihî tıp arşivi.
-
McConaghey, R. M. S. (1967). Sir George Baker and the Devonshire Colic. Medical History, 11(4), 345–360.
-
Rifai, N., Meredith, W., Brown, K., Erdahl, S. A. ve Jannetto, P. J. (2024). High Lead Levels in 2 Independent and Authenticated Locks of Beethoven's Hair. Clinical Chemistry, 70(6), 878–879.
-
Dünya Sağlık Örgütü (2026). Lead Poisoning. 10 Haziran 2026 tarihli bilgi notu.
-
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). Questions and Answers on Lead-Glazed Traditional Pottery.




