Van’da yıllardır tedavi edilen ağır donma vakalarından elde edilen klinik deneyim, uluslararası bilim literatürüne taşındı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni çalışma, donma yaralanmalarında hangi hastaların uzuv kaybı açısından daha yüksek risk altında olduğunun erken dönemde belirlenmesine ışık tutuyor.
Scandinavian Journal of Trauma, Resuscitation and Emergency Medicine dergisinde 11 Eylül 2026’da yayımlanan araştırmada, Ocak 2020 ile Aralık 2025 arasında hastaneye yatırılan 128 donma hastasının verileri geriye dönük olarak değerlendirildi.
Araştırmanın en dikkat çekici sonucu amputasyon oranında ortaya çıktı.
128 hastanın 54’ünde amputasyon gerekti
Çalışmaya alınan 128 hastanın 54’ünde amputasyon uygulandı. Bu, araştırma grubunun yüzde 42,2’sine karşılık geliyor.
Hastaların 126’sının, yani yüzde 98,4’ünün yabancı uyruklu olması da araştırmanın dikkat çeken bulguları arasında yer aldı.
Van ve çevresinin yüksek rakımı, sert kış koşulları ve sınır güzergâhındaki coğrafi özellikleri nedeniyle bölgede özellikle uzun süre soğuğa maruz kalan kişilerde ağır donma yaralanmaları görülebiliyor.
Ancak araştırmacılar yalnızca vakaların sayısını incelemekle kalmadı. Çalışmanın temel sorusu, hastaneye başvuru sırasında hangi klinik bulguların ileride amputasyon gerekip gerekmeyeceği konusunda hekimlere yol gösterebileceğiydi.
Üçüncü derece donmada risk belirgin biçimde yükseldi
Sonuçlar, donma yaralanmasının derinliğinin en güçlü erken göstergelerden biri olduğunu ortaya koydu.
Üçüncü derece donma saptanan 65 hastanın 53’ünde amputasyon gerekti. Buna karşılık birinci veya ikinci derece donması bulunan 63 hastanın yalnızca birinde amputasyon uygulandı.
Bu büyük fark, donma yaralanmasının başlangıçtaki klinik derecesinin hastanın sonraki seyri açısından ne kadar önemli olabileceğini gösterdi.
Araştırmacıların öne çıkardığı ikinci önemli gösterge ise donmadan etkilenen toplam vücut yüzey alanıydı.
İki bulgu birlikte daha güçlü sonuç verdi
Araştırmada yaralanmanın derinliği ile donmadan etkilenen vücut yüzey alanı birlikte değerlendirildiğinde amputasyon riskini öngörme performansının daha da yükseldiği görüldü.
Çalışmada bu iki klinik değişkenin birlikte kullanıldığı modelin AUC değerinin 0,948 olduğu bildirildi.
Bu sonuç özellikle ileri görüntüleme yöntemlerine erişimin sınırlı olduğu sağlık merkezleri açısından önem taşıyor. Çünkü araştırmanın işaret ettiği temel risk göstergeleri, hastanın ilk değerlendirmesi sırasında klinik olarak belirlenebilecek özelliklerden oluşuyor.
Araştırmacılar CRP, nötrofil/lenfosit oranı, albümin ve Prognostik Nütrisyonel İndeks gibi laboratuvar göstergelerini de değerlendirdi.
Bu değerlerin bazıları amputasyon uygulanan ve uygulanmayan hastalar arasında farklılık gösterse de yaralanmanın şiddeti hesaba katıldığında bağımsız öngördürücü olarak öne çıkmadılar.
Başka bir ifadeyle araştırma, karmaşık biyobelirteçlerden önce hastanın donma yaralanmasının ne kadar derin ve ne kadar geniş olduğuna dikkat edilmesi gerektiğine işaret ediyor.
Van’ın donma deneyimi bilimsel veriye dönüşüyor
Van’daki ekip için bu çalışma konuyla ilgili ilk bilimsel yayın değil.
Prof. Dr. Sebahattin Çelik, Servet Elçin Alpat, Selin Bulut ve Hakan Köksal tarafından hazırlanan daha önceki araştırma, 2022 yılında Eastern Journal of Medicine’de yayımlanmıştı.
Bu çalışmada 26 Ocak–25 Şubat 2020 arasındaki kısa bir dönemde başvuran 38 hasta değerlendirilmiş ve hastaların yüzde 74’ünde üçüncü veya dördüncü derece donma yaralanması bulunduğu bildirilmişti.
Yeni araştırma ise gözlem dönemini 2020–2025 yıllarına genişletiyor ve 128 hastalık daha büyük bir hasta grubunda özellikle amputasyon riskinin erken tahminine odaklanıyor.
Araştırmanın başında Dr. İbrahim Doğan bulunuyor
2026 tarihli araştırmanın ilk yazarı Dr. İbrahim Doğan. Çalışmanın yazarları arasında Ali Rıza Karayıl, Serpil Sevimli Deniz, Sıdkı Arşad Narçin, Berk Topaloğlu, Serdar Çoban, Ezgi Sönmez, Mehmet Kadir Bartın, Meltem Ceylan Delice ve Prof. Dr. Sebahattin Çelik de bulunuyor.
Araştırmacılar sonuçların özellikle kaynakların sınırlı olduğu acil sağlık ortamlarında ve göçle ilişkili soğuk yaralanmalarının sık görüldüğü bölgelerde yüksek riskli hastaların daha erken belirlenmesine yardımcı olabileceğini değerlendiriyor.
Çalışma aynı zamanda bir bölge hastanesinde yıllar boyunca biriken klinik tecrübenin bilimsel araştırmaya dönüştürülmesinin önemini de gösteriyor.
Van’da ağır kış şartları ve bölgenin coğrafi özellikleri nedeniyle karşılaşılan donma vakaları, böylece yalnızca tedavi edilen klinik olgular olarak kalmıyor; gelecekte benzer hastaların değerlendirilmesine katkı sağlayabilecek uluslararası bilimsel veriye dönüşüyor.





