Bir üniversitenin büyüklüğünü yalnızca yetiştirdiği mezunların sayısıyla, yayımladığı bilimsel makalelerle veya uluslararası sıralamalardaki yeriyle ölçmüyorum.

Benim için üniversitenin gerçek değeri, yetiştirdiği insanın bilgisi kadar karakterinde, mesleki yeterliliği kadar vicdanında ve topluma karşı taşıdığı sorumlulukta saklıdır.

Bir rektör olarak üniversite hayatının bütün renklerini önemsiyorum. Gençlerimizin bilimde, sanatta, sporda, edebiyatta ve kültürel faaliyetlerde kendilerini geliştirmelerini istiyorum. Üniversitelerimizde horon da oynansın, halay da çekilsin, zeybek de oynansın. Anadolu’nun bütün renkleri, farklı coğrafyaların kültürel zenginlikleri kampüslerimizde yaşasın. Gençlerimiz tiyatro yapsın, şiir okusun, müzikle uğraşsın, bilimsel meseleleri tartışsın.

Farklı düşünceler yan yana gelsin. Öğrencilerimiz birbirlerine katılmadıkları konuları medeni bir ortamda konuşabilsin. Çünkü üniversite, herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yer değildir. Bilim, soru sorabilen, itiraz edebilen ve gerektiğinde yerleşik kabulleri sorgulayabilen zihinlerle ilerler.

Fakat bütün bu özgürlüklerin üzerinde önemle durmamız gereken bir sorumluluk var.

Türkiye’nin dört bir yanındaki aileler, büyük emeklerle büyüttükleri evlatlarını üniversitelerimize gönderiyor. Kimi anne baba yıllarca biriktirdiği parayla çocuğunu okutuyor. Kimi ailesinden yüzlerce kilometre uzakta, mütevazı imkânlarla eğitimini sürdürüyor. Kimi genç, ailesinde üniversite kapısından giren ilk kişi olmanın heyecanını taşıyor.

O ailelerin bizden beklentisi açıktır. Çocuklarının iyi bir eğitim alması, güvenli bir ortamda yetişmesi, meslek sahibi olması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesidir. Bizlere duyulan bu güven, rektörlük makamının taşıdığı en büyük sorumluluklardan biridir.

Üstelik biz sağlık alanında eğitim veren bir üniversiteyiz. Yetiştirdiğimiz gençler yarın bir hastanın başucunda, bir ameliyathanede, bir laboratuvarda veya toplum sağlığını ilgilendiren önemli bir görevde bulunacak. İnsan hayatına dokunacaklar. Verecekleri kararlar bazen bir ailenin bütün geleceğini etkileyecek.

Bu nedenle öğrencilerimizi yalnızca mesleki bilgiyle donatmayı yeterli göremeyiz. Onlara insan hayatının değerini, farklılıklara saygıyı, sorumluluk almayı ve zor zamanlarda sağduyuyla hareket etmeyi de kazandırmak zorundayız.

Üniversitenin asli görevi budur.

Burada tavrım son derece açık ve kesindir.

Üniversitelerimizi toplumsal huzuru bozmak, gençlerimizi karşı karşıya getirmek, eğitim ortamını sabote etmek veya farklı görüşleri çatışmanın bahanesi hâline getirmek isteyen hiçbir girişimin faaliyet alanına dönüştürmeyeceğim.

Öğrencilerimizin samimi talepleriyle gençlerin heyecanını istismar eden provokatif girişimleri birbirinden ayırmak zorundayız. Bir öğrencinin üniversite yönetimini eleştirmesi, bir karara itiraz etmesi veya düşüncesini barışçıl biçimde ifade etmesi meşru bir haktır. Bunun karşısında durmam.

Fakat tehdit, şiddet, zorbalık, ayrımcılık, eğitim faaliyetlerini engelleme ve öğrenciler arasında düşmanlık üretme girişimlerinin düşünce özgürlüğünün arkasına saklanmasına da izin vermem.

Eleştiriyle kışkırtmayı, fikir mücadelesiyle fiziksel saldırıyı, demokratik hak kullanımıyla başkalarının haklarını ortadan kaldırmayı aynı kefeye koyamayız.

Benim yönetim anlayışımda hiçbir öğrenci düşüncesi, inancı, memleketi, dili veya kültürel kimliği nedeniyle kendisini dışlanmış hissetmemelidir. Aynı şekilde hiçbir öğrenci, bir başka grubun baskısı yüzünden dersine girmekten, kütüphanede çalışmaktan veya kampüsün imkânlarından yararlanmaktan çekinmemelidir.

Üniversitenin kapısından içeri giren herkes, hukuk içinde aynı güvenceye sahip olmalıdır.

Farklılıklarımızı zenginlik olarak görürken bu farklılıkların düşmanlığa dönüştürülmesine müsamaha gösteremeyiz. Gençlerimizin enerjisini sokak gerilimlerinde tüketmek isteyenlere karşı üniversitelerimizin bilimsel ve insani misyonunu korumak zorundayız.

Rektörlük makamının görevi, olaylar büyüdükten sonra açıklama yapmakla sınırlı değildir. Öğrencilerin sorunlarını zamanında dinlemek, taleplerini ciddiye almak, adalet duygusunu güçlendirmek ve gerilime zemin hazırlayan meseleleri çözmek de bu sorumluluğun parçasıdır. Çünkü güvenli bir üniversite ortamı yalnızca güvenlik tedbirleriyle kurulamaz. Adalet, güven ve karşılıklı saygı da gerekir.

Üniversiteyi yönetmek, gençlerin üzerinde otorite kurma yarışı değildir. Onların geleceğini koruyacak bir eğitim ortamı oluşturma görevidir. Gerektiğinde dinlemeyi, gerektiğinde yanlışları düzeltmeyi, gerektiğinde de hukuk çerçevesinde kararlı biçimde müdahale etmeyi gerektirir.

Bir anne babanın üniversiteye gönderdiği evladının eğitim hakkının zorbalıkla elinden alınmasını kabul edemem. Bir akademisyenin dersinin tehditle engellenmesini kabul edemem. Bilim insanlarının, öğrencilerin veya üniversite çalışanlarının kendilerini güvensiz hissetmelerine yol açan girişimlere seyirci kalamam.

Hiç kimse üniversiteyi kişisel hesaplaşmaların, şiddetin veya toplumu kutuplaştırmaya yönelik organizasyonların sahnesi olarak göremez. Bu tür girişimlerin üniversitemizin kapısından içeri taşınmasına, yetkilerim ve hukukun verdiği imkânlar ölçüsünde, asla müsaade etmeyeceğim.

Bu kararlılığı özgürlüklerin karşısına koymuyorum. Tam tersine, özgürlüklerin herkes için korunabilmesinin şartı olarak görüyorum. Çünkü bir kişinin baskı kurma serbestisi, başka bir kişinin özgürlüğünü ortadan kaldırıyorsa orada üniversitenin koruması gereken bir hak ihlali vardır.

İstediğim üniversite tablosu bellidir.

Laboratuvarlarında yeni buluşların peşinden koşan, kütüphanelerinde sabahlayan, konferans salonlarında farklı fikirleri tartışan, sahnelerinde farklı kültürleri buluşturan, spor alanlarında dostça yarışan gençler görmek istiyorum.

Dünyayı tanıyan ama kendi toplumuna yabancılaşmayan, eleştirel düşünen ama başkalarının hukukuna saygı duyan, mesleğinde yetkin ama insanlığından ödün vermeyen nesiller yetiştirmek istiyorum.

Gençlerimiz elbette ülkenin meseleleriyle ilgilenecek. Düşünecek, tartışacak, itiraz edecek ve gerektiğinde çözüm önerecek. Üniversite yılları, toplumsal sorumluluk bilincinin geliştiği önemli bir dönemdir. Ancak ülkesinin geleceğini önemseyen bir gencin en büyük kazanımlarından biri, anlaşmazlıkları şiddete başvurmadan çözebilmeyi öğrenmesidir.

Bizim yetiştirmek istediğimiz gençlik, öfkesini başkasının hakkını çiğnemek için kullanan değil, bilgisini ve iradesini toplumun yararına sunabilen bir gençliktir.

Rektör olarak hem öğrencilerimize hem ailelerine hem de milletimize karşı bu sorumluluğun bilincindeyim.

Üniversitemizin bütün kapıları bilime, sanata, kültüre, farklı fikirlere ve medeni tartışmalara sonuna kadar açıktır. Fakat şiddete, tehdide, zorbalığa, gençlerimizin geleceğini karartacak provokasyonlara ve eğitim hakkını hedef alan hiçbir girişime açık olmayacaktır.

Bu benim için geçici bir yönetim tercihi değil, rektörlük sorumluluğumun temel ilkesidir.

Çünkü bize emanet edilen, yalnızca üniversite binaları ve eğitim kurumları değildir. Ailelerin yıllarca emek verdiği evlatları, ülkemizin yetişmiş insan gücü ve milletimizin geleceğidir.

O geleceği korumak da yetiştirmek kadar önemli bir görevdir.