Avrupa'nın Hastaneleri Neden Milyonlarca Sülük İstiyordu?

1832 yılında Fransa'nın ithal ettiği tıbbi sülük sayısı tam 57 milyon 487 bine ulaşmıştı.

Bugün şaşırtıcı görünen bu rakam, 19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa tıbbında yaşanan olağanüstü bir dönemin göstergesiydi.

O yıllarda birçok hekim, hastalıkların tedavisinde vücuttan kan alınmasının yararlı olduğuna inanıyordu. Sülükler ise kan alma işleminin en yaygın araçlarından biri hâline gelmişti.

Ateşli hastalıklardan çeşitli iltihaplanmalara, göğüs rahatsızlıklarından ağrılı durumlara kadar geniş bir hastalık grubunda sülük uygulanıyordu.

Hastaneler, eczaneler ve hekimler sürekli yeni sülüklere ihtiyaç duyuyordu.

Talep büyüdükçe tüccarlar Avrupa'nın göllerini, bataklıklarını ve sulak alanlarını dolaşmaya başladı.

Doğal kaynaklar yetersiz kaldığında başka ülkelerden sülük getirilmeye başlandı.

Fransa'dan İspanya'ya, Orta Avrupa'dan Osmanlı topraklarına kadar uzanan büyük bir ticaret ağı oluştu.

Ancak Avrupa'da giderek yaygınlaşan bu tedavi anlayışı, zamanla yine tıp dünyasının içinden yükselen eleştirilerle karşılaşacaktı.

Sülük Tedavisi Aslında Ne Kadar Eskiydi?

Sülüklerin tıpta kullanılması 19. yüzyılda ortaya çıkmadı.

Antik Mısır'dan itibaren çeşitli toplumlarda kan alma uygulamalarına ve tıbbi amaçlı sülük kullanımına ilişkin tarihsel kayıtlar bulunmaktadır.

Antik Yunan ve Roma tıbbında hastalıklar uzun süre vücut sıvıları arasındaki dengenin bozulmasıyla açıklanıyordu.

Bu anlayışa göre vücuttaki kan miktarının azaltılması, bazı hastalıklarda bozulan dengenin yeniden kurulmasına yardımcı olabilirdi.

Kan alma işlemleri ve sülük uygulamaları yüzyıllar boyunca farklı tıp geleneklerinde varlığını sürdürdü.

Orta Çağ İslam tıbbında da sülüklerin tedavi amacıyla kullanıldığı bilinmektedir. İbn Sînâ'nın el-Kânûn fi't-Tıbb adlı eserinde sülük uygulamalarına ilişkin açıklamalar bulunmaktadır.

Ancak tarih boyunca kullanılmış olması, bir tedavi yöntemine atfedilen bütün etkilerin modern bilimsel yöntemlerle doğrulandığı anlamına gelmemektedir.

  1. yüzyılda yaşanan gelişme, sülüklerin yalnızca geleneksel tedavinin araçlarından biri olmaktan çıkarak milyonlarca adet ticareti yapılan önemli bir tıbbi malzemeye dönüşmesiydi.

Bu değişimin merkezinde özellikle bir Fransız hekimin görüşleri bulunuyordu.

Fransız Hekim Broussais Sülük Çılgınlığını Nasıl Büyüttü?

François-Joseph-Victor Broussais (1772–1838), 19. yüzyılın ilk yarısında Fransız tıbbının etkili isimlerinden biriydi.

Napolyon döneminde askerî hekimlik deneyimi kazanan Broussais, birçok hastalığın temelinde organlardaki tahriş ve iltihaplanmanın bulunduğunu savunuyordu.

Ona göre hastalıklı olduğu düşünülen bölgeden kan alınması, iltihaplanmayı azaltarak iyileşmeye yardımcı olabilirdi.

Broussais bu düşünce doğrultusunda sülüklerin yaygın biçimde kullanılmasını destekledi.

Özellikle 1820'li yıllarda görüşleri Fransız tıp çevrelerinde önemli bir etki yarattı.

Hastaların göğüslerine, karınlarına ve hastalıkla ilişkili olduğu düşünülen başka bölgelerine sülük uygulanıyordu.

Bazı hastalarda çok sayıda sülük kullanılması, ciddi miktarda kan kaybına yol açabilecek uygulamaları da beraberinde getiriyordu.

Broussais'nin görüşleri Fransa'yla sınırlı kalmadı. Avrupa'nın başka ülkelerinde de benimsendi.

Tıp tarihi araştırmalarında bu dönemdeki olağanüstü sülük talebi, İngilizcede leech fever olarak ifade edilen bir tür sülük çılgınlığı şeklinde tanımlanmaktadır.

Broussais'nin yaklaşımı, tek başına bütün Avrupa'daki sülük kullanımını açıklamasa da talebin olağanüstü büyümesinde önemli rol oynadı.

Sonunda sülükler yalnızca hastanelerin değil, uluslararası ticaretin de önemli ürünlerinden biri hâline geldi.

Fransa Bir Yılda 57 Milyondan Fazla Sülük İthal Etti

Avrupa'daki sülük kullanımının ulaştığı boyutlar, dönemin ticaret kayıtlarında açıkça görülüyor.

Medical History dergisinde 2009 yılında yayımlanan, Jean-Baptiste Sarlandière'nin mekanik sülük cihazlarını konu alan araştırmada Fransa'nın 1827–1836 yılları arasındaki sülük ithalatına ilişkin tarihsel veriler değerlendirildi.

Bu kayıtlara göre Fransa'nın sülük ithalatı 1827 yılında 33 milyon 653 bin 694, 1832 yılında 57 milyon 487 bin, 1833 yılında ise 41 milyon 654 bin 300 adet olarak gerçekleşti.

Yalnızca 1832 yılında ithal edilen sülüklerin kayıtlı değeri 1 milyon 724 bin 610 Fransız frangıydı.

Aynı yıl için kayıtlara geçen ülke içi tüketim miktarı ise yaklaşık 55,6 milyon sülüktü.

Burada önemli bir ayrım bulunuyor: İthalat ve ticari tüketim rakamları, doğrudan hastalara uygulanan sülük sayısı olarak değerlendirilmemelidir.

Ancak bu veriler, sülüklerin tıbbi bir araç olarak ne kadar büyük ekonomik talep yarattığını göstermektedir.

Fransa'daki doğal kaynakların talebi karşılamakta zorlanması üzerine başka ülkelerdeki sulak alanlara yönelen tüccarlar, geniş bir uluslararası tedarik ağı oluşturdu.

Sülükler artık toplanıyor, depolanıyor, sınıflandırılıyor ve sınır ötesine taşınarak satılıyordu.

Avrupa'nın bataklıklarında yaşayan küçük bir canlı, milyonlarca adet işlem gören bir ticaret ürününe dönüşmüştü.

İspanya'da Sülükler Azaldı, Hükûmet İhracatı Yasakladı

Artan sülük talebinin ekonomik olduğu kadar çevresel sonuçları da ortaya çıktı.

Damián Copena ve María Gómez-Martín tarafından hazırlanan ve 2024 yılında Medical History dergisinde yayımlanan araştırma, Fransa ile İspanya arasındaki sülük ticaretinin gelişimini ayrıntılı biçimde ele aldı.

Araştırmaya göre 1820'li yıllarda Fransız tüccarlar İspanya'nın doğal sülük kaynaklarına yöneldi.

Yalnızca 1827 yılında İspanya'dan Fransa'ya resmî kayıtlara göre 2,1 milyondan fazla sülük ihraç edildi.

Kayıt dışı ticaret de dikkate alındığında gerçek miktarın daha yüksek olması mümkündü.

Ancak yoğun toplama faaliyetleri, bazı bölgelerde doğal sülük topluluklarının azalmasına neden oldu.

Sülüklerin bulunduğu bataklıklar ve sulak alanlar giderek daha fazla ticari baskı altında kaldı.

İspanyol yetkililer hem yerli tıbbi ihtiyaçların karşılanması hem de kaynakların korunması amacıyla çeşitli düzenlemelere yöneldi.

Temmuz 1839'da İspanya'dan sülük ihracatı yasaklandı.

Yasak 1839–1840 döneminde yürürlükte kaldı. Bununla birlikte aynı dönemde de Fransa'nın İspanya'dan sülük ithal ettiğini gösteren gümrük kayıtları bulunuyordu.

1841 yılında iki ülke arasındaki ticaret yeniden canlandı.

Üstelik sülüklere duyulan ihtiyaç uzun yıllar devam etti.

Araştırmada aktarılan tarihsel belgelere göre İspanya'daki Valencia Genel Hastanesi, 1866 yılında yıllık yaklaşık 400 bin sülüklük tedarik ihtiyacı öngörüyordu.

Bu sayı gerçekleşmiş kesin tüketimi değil, hastanenin planlanan tedarik miktarını gösteriyordu.

Avrupa'da sülük çılgınlığı bilimsel eleştirilerle karşılaşsa da hastanelerin uygulamayı terk etmesi uzun yıllara yayıldı.

Osmanlı İmparatorluğu Sülük Ticaretinin Önemli Merkezlerinden Biri Oldu

Avrupa'da giderek büyüyen sülük talebi Osmanlı İmparatorluğu'nda da ekonomik sonuçlar doğurdu.

Osmanlı topraklarındaki geniş sulak alanlar, tıbbi sülüklerin yaşaması ve toplanması için uygun doğal ortamlar sağlıyordu.

Anadolu, Balkanlar ve imparatorluğun farklı bölgelerindeki su kaynakları uluslararası ticarete konu olan sülüklerin temin edildiği alanlar arasındaydı.

Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünden Büşra Arabacı'nın 2023 yılında Medical History dergisinde yayımlanan araştırması, Osmanlı sülük ticaretinin ekonomik ve diplomatik boyutlarını Osmanlı arşiv belgeleri üzerinden inceledi.

Araştırma, özellikle 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması sonrasında sülük ticaretinin Osmanlı yönetimi ile İngiliz tüccarlar arasında anlaşmazlıklara neden olduğunu ortaya koydu.

Osmanlı Devleti, sülük toplama faaliyetlerinden gelir elde etmek amacıyla çeşitli vergi düzenlemeleri uyguluyordu.

Bazı bölgelerde vergi tahsil etme ve ticareti işletme hakları mültezimlere devrediliyordu.

İngiliz tüccarlar ise kimi zaman bu uygulamaların ticaret serbestisiyle bağdaşmadığını ileri sürüyordu.

Böylece tıbbi amaçla kullanılan sülükler, Osmanlı ile Avrupa devletleri arasındaki ekonomik ilişkilerin tartışmalı konularından biri oldu.

İzmir'de Bir Sülük Sevkiyatı Diplomatik Soruna Dönüştü

1849 yılında İzmir'de yaşanan olay, bu anlaşmazlıkların dikkat çekici örneklerinden biriydi.

Richard Boulth adlı İngiliz tüccar, İzmir'den Marsilya'ya sülük göndermeye hazırlanıyordu.

Ancak Osmanlı gümrük görevlileri, gerekli izin belgesini sunamadığı gerekçesiyle sevkiyata izin vermedi.

Boulth, uygulamayı İngiliz konsolosluğuna şikâyet etti.

Gümrük görevlileri ise sülüklerin yasal biçimde toplandığını ve satın alındığını gösteren belgenin sunulmadığını belirtti.

İngiliz tüccar, 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması'na dayanarak ticaret yapma hakkını savunuyordu.

Bu olay, sülük ticaretinin sıradan bir alışverişten çıkarak gümrük düzenlemelerini ve diplomatik ilişkileri ilgilendiren bir mesele hâline geldiğini gösteriyordu.

Fransa'nın İthal Ettiği Sülüklerin Yarısı Osmanlı'dan Geliyordu

Büşra Arabacı'nın araştırmasında aktarılan verilere göre Fransa, 1852 yılında yaklaşık 10 milyon sülük ithal etti.

Bu miktarın yaklaşık yarısı Osmanlı İmparatorluğu kaynaklıydı.

Söz konusu veri, Osmanlı'nın Avrupa'daki tıbbi sülük pazarında önemli bir tedarikçi olduğunu gösteriyor.

Ancak yoğun sülük toplama faaliyetleri Osmanlı'nın doğal kaynaklarında da sorunlar yaratmaya başladı.

1848 yılında Osmanlı gümrük görevlilerine sülüklerin azalmasının ekonomik ve çevresel sonuçları hakkında uyarılar gönderildi.

Çok küçük ve çok büyük sülüklerin toplanması ile taşınmasına sınırlamalar getirildi.

1851 yılında bu kurallar yeniden hatırlatıldı. Ayrıca toplayıcıların sülüklerin yaşadığı çamurlu alanlara zarar vermemesi istendi.

Yetkililer bir yandan hazine gelirlerini korumaya, diğer yandan sülük stoklarının tükenmesini önlemeye çalışıyordu.

Ancak sonraki yıllarda bazı bölgelerde kaynakların azalması, sülük toplama işini işleten mültezimlerin ekonomik güçlüklerle karşılaşmasına neden oldu.

1870'li yıllarda kimi bölgelerde sülük toplama ve vergi işletmeciliğinin sürdürülemez hâle geldiği tarihsel kayıtlara yansıdı.

Avrupa'nın tedavi alışkanlıkları böylece Osmanlı'nın doğal kaynaklarını, vergi uygulamalarını ve dış ticaret ilişkilerini etkileyen büyük bir ekonomik sürece dönüşmüştü.

Sülüklerin Yerini Alacak Makineler Bile Geliştirildi

Sülüklerin giderek pahalılaşması ve temin edilmesinin zorlaşması, hekimleri alternatif yöntemler aramaya yöneltti.

Fransız hekim Jean-Baptiste Sarlandière, 1817 yılında sülüklerin kan alma işlevini mekanik olarak gerçekleştirmeyi amaçlayan bir cihaz geliştirdi.

Bdellomètre olarak adlandırılan bu düzenek, canlı sülükler kullanılmadan kontrollü biçimde kan alınmasına yönelik bir girişimdi.

Sarlandière'nin cihazı, sülüklerin pahalı veya yetersiz olduğu koşullarda uygulanabilecek bir alternatif olarak tasarlanmıştı.

İlerleyen yıllarda farklı mekanik kan alma araçları da geliştirildi.

Bu cihazlar, sülüklerin dönemin tıbbi uygulamalarındaki önemini göstermesi açısından dikkat çekiciydi.

Ancak tıp tarihinde asıl değişim, sülüklerin yerine yeni makinelerin kullanılmasından çok, kan alma yönteminin gerçekten yararlı olup olmadığının sorgulanmasıyla yaşandı.

Bir Hekim Kan Alma Tedavisinin Etkisini Sorguladı

  1. yüzyılın ilk yarısında kan alma uygulamalarının yararı konusunda şüphe duyan hekimler ortaya çıktı.

Bunların en önemlilerinden biri Fransız hekim Pierre-Charles-Alexandre Louis (1787–1872) idi.

Louis, zatürre hastalarında kan alma işleminin sonuçlarını sistematik biçimde incelemeye çalıştı.

1828 yılında yayımladığı araştırması, daha sonra genişletilerek 1835 yılında kitap hâline getirildi.

Louis'nin değerlendirdiği 77 hastanın 41'inden hastalığın ilk dört gününde, 36'sından ise daha sonraki günlerde kan alınmıştı.

İlk dört gün içinde kan alınan 41 hastanın 18'i hayatını kaybetmişti. Bu gruptaki ölüm oranı yaklaşık yüzde 44'tü.

Daha sonraki günlerde kan alınan 36 hastanın ise 9'u hayatını kaybetmişti. Bu gruptaki ölüm oranı yüzde 25 olarak hesaplanmıştı.

Sonuçlar, kan alma tedavisinin dönemde kabul edildiği kadar yararlı olmayabileceği yönünde önemli sorular ortaya çıkardı.

Bununla birlikte araştırma günümüzdeki anlamıyla randomize kontrollü bir klinik çalışma değildi.

Erken ve geç kan alınan hastaların yaşları, hastalık şiddetleri ve tedavi zamanları gibi özellikler sonuçları etkilemiş olabilir.

Nitekim Louis de hasta grupları arasındaki farklılıkların ölüm oranlarını etkileyebileceğinin farkındaydı.

Bu nedenle araştırmadan erken kan almanın doğrudan ölüme yol açtığı şeklinde kesin bir sonuç çıkarılamaz.

Louis ayrıca kan alma işleminin bütün durumlarda yararsız olduğunu ileri sürmemiş, olası yararının sanılandan daha sınırlı olduğunu savunmuştu.

Buna rağmen çalışması, tıp tarihinde önemli bir dönüşümü temsil ediyordu.

Hiçbir Şeyi Unutamayan Adam: Olağanüstü Hafızanın Gizli Bedeli
Hiçbir Şeyi Unutamayan Adam: Olağanüstü Hafızanın Gizli Bedeli
İçeriği Görüntüle

Hekimlerin otoritesine ve yerleşik tedavi alışkanlıklarına dayanan kararlar, giderek hastalardan elde edilen verilerle sorgulanmaya başlıyordu.

Avrupa'daki Sülük Çılgınlığı Neden Gözden Düştü?

  1. yüzyılın ilerleyen dönemlerinde hastalıkların nedenlerine ilişkin bilgiler değişti.

Patoloji, mikrobiyoloji ve klinik araştırma yöntemlerinin gelişmesi, birçok hastalığın tek bir iltihaplanma kuramıyla açıklanamayacağını ortaya koydu.

Bu süreçte yaygın kan alma uygulamalarının yararına ilişkin şüpheler güçlendi.

Sülüklerin doğal yaşam alanlarında azalması ve ticari maliyetlerin artması da tedavinin kullanımını etkiledi.

Ancak Avrupa'daki değişim bütün ülkelerde aynı zamanda gerçekleşmedi.

Bazı sağlık kurumlarında sülükler 19. yüzyılın ikinci yarısında da kullanılmaya devam etti.

Tıbbi görüşlerdeki değişim, doğal kaynaklardaki azalma ve alternatif tedavi yöntemlerinin gelişmesiyle sülük kullanımının yaygınlığı giderek azaldı.

Yüzyılın sonlarına doğru bir zamanların gözde tedavi araçlarından biri olan sülük, Avrupa'daki eski önemini büyük ölçüde kaybetmişti.

Yine de sülüklerin tıp tarihindeki yolculuğu sona ermemişti.

Modern Tıpta Sülükler Neden Hâlâ Kullanılıyor?

Sülüklerin tıptaki rolü, 19. yüzyıldaki yaygın kan alma uygulamalarından farklı bir yöne evrildi.

1884 yılında John Berry Haycraft, sülük salgılarının kanın pıhtılaşmasını engelleyici etkisini bilimsel olarak tanımladı.

1904 yılında ise Fritz Jacoby, bu etkiden sorumlu maddeyi izole ederek hirudin adını verdi.

Bu keşifler, sülüklerin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağladı.

Günümüzde tıbbi sülükler özellikle bazı rekonstrüktif cerrahi işlemlerden sonra ortaya çıkan toplardamar kaynaklı kan birikiminin giderilmesine yardımcı olmak amacıyla kullanılabiliyor.

Örneğin yeniden yerine dikilen bir parmakta veya cerrahi olarak nakledilen bazı dokularda toplardamar dolaşımı yetersiz kalabiliyor.

Bu durumlarda sülükler, biriken kanın uzaklaştırılmasına ve doku dolaşımının geçici olarak desteklenmesine katkıda bulunabiliyor.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 21 Haziran 2004 tarihinde tıbbi sülüklerle ilgili K040187 numaralı başvuruda, ürünün mevcut düzenleyici ölçütler açısından eşdeğerliğine ilişkin olumlu karar verdi.

Bu karar, belirli tıbbi amaçlarla kullanılan sülüklerin ABD'de pazarlanabilmesine ilişkin bir düzenleyici işlemdi.

Ancak kararın sülük tedavisinin geçmişte uygulandığı bütün hastalıklarda etkili olduğunu gösteren genel bir tedavi onayı olarak değerlendirilmemesi gerekiyor.

Modern kullanımın da önemli riskleri bulunmaktadır.

Özellikle Aeromonas türü bakterilerle ilişkili enfeksiyonlar, uzun süreli kanama ve buna bağlı kansızlık dikkat edilmesi gereken komplikasyonlar arasındadır.

Bu nedenle tıbbi sülükler, uygun hasta seçimi, enfeksiyon kontrolü ve gerekli koruyucu önlemler sağlanarak uzman gözetiminde kullanılmalıdır.

  1. yüzyıldaki yaygın ve çoğu zaman bilimsel olarak yeterince değerlendirilmemiş uygulamalarla modern cerrahideki sınırlı kullanımın birbirinden ayrılması gerekir.

Sülük Çılgınlığının Tıp Tarihine Bıraktığı Ders

Avrupa'nın sülük çılgınlığı yalnızca geçmişin şaşırtıcı bir tedavi hikâyesi değildir.

Aynı zamanda tıp, ekonomi, uluslararası ticaret ve çevre tarihinin kesiştiği önemli bir örnektir.

Bir hekimin görüşleri geniş bir kabul görmüş, bu kabul hastanelerin ihtiyaçlarını değiştirmiş, talebin büyümesi uluslararası ticareti etkilemiş ve doğal kaynaklar yoğun biçimde kullanılmıştır.

Fransa milyonlarca sülük ithal ederken İspanya kaynaklarını korumak için ihracat yasağı uygulamış, Osmanlı İmparatorluğu ise sülük ticareti nedeniyle diplomatik anlaşmazlıklarla karşılaşmıştır.

Bütün bunlar yaşanırken tıp dünyasında başka bir dönüşüm başlamıştır.

Tedavilerin etkisi yalnızca geleneklere ve hekimlerin görüşlerine göre değil, hastalardan elde edilen sistematik verilerle de değerlendirilmeye başlanmıştır.

Bir zamanlar Avrupa'nın birçok hastanesinde yaygın biçimde kullanılan yöntemler, bilimsel bilginin gelişmesiyle yeniden sorgulanmıştır.

Sülük çılgınlığının tıp tarihine bıraktığı en önemli ders şudur: Bir tedavinin yaygın kullanılması, uzun bir geçmişe sahip olması veya güçlü savunucularının bulunması, tek başına onun etkili olduğunun bilimsel kanıtı değildir.


KAYNAKLAR

  1. Arabacı, B. (2023). “'Pearls' of the Nineteenth-Century: From Therapeutic Actors to Global Commodities Medicinal Leeches in the Ottoman Empire.” Medical History, 67(2), 128–147. Cambridge University Press.

  2. Copena, D. ve Gómez-Martín, M. (2024). “Spanish–French Leech Trade and Its Consequences: From the Increase in Medical Demand to Resource Depletion and Technical Innovation.” Medical History, 68(1), 42–59. Cambridge University Press.

  3. van Heiningen, T. W. (2009). “Jean-Baptiste Sarlandière's Mechanical Leeches (1817–1825): An Early Response in the Netherlands to a Shortage of Leeches.” Medical History, 53(2), 253–270.

  4. Morabia, A. (2006). “Pierre-Charles-Alexandre Louis and the Evaluation of Bloodletting.” Journal of the Royal Society of Medicine, 99(3), 158–160.

  5. Whitaker, I. S., Rao, J., Izadi, D. ve Butler, P. E. (2004). “Hirudo medicinalis: Ancient Origins of, and Trends in the Use of Medicinal Leeches throughout History.” British Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 42(2), 133–137.

  6. Fields, W. S. (1991). “The History of Leeching and Hirudin.” Haemostasis, 21(Suppl. 1), 3–10.

  7. Verriere, B. ve arkadaşları (2016). “Medicinal Leech Therapy and Aeromonas spp. Infection.” European Journal of Clinical Microbiology & Infectious Diseases.

  8. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA). Medicinal Leeches – 510(k) Premarket Notification, K040187. Karar tarihi: 21 Haziran 2004