Ancak bu sıra dışı yeteneğin ardında beklenmedik güçlükler vardı. Hafızasıyla bilim tarihine geçen adamın hikâyesi, insan beyninin yalnızca hatırlamaya değil, unutmaya da neden ihtiyaç duyduğunu gösteren önemli bir örneğe dönüştü.

Her Şey Not Tutmayan Bir Gazeteciyle Başladı

Moskova'da bir gazetenin yazı işleri toplantısı yapılıyordu. Gazeteciler kendilerine verilen görevleri, isimleri ve çeşitli ayrıntıları defterlerine kaydediyordu.

Ancak içlerinden biri hiçbir şey yazmıyordu.

O kişi Solomon Veniaminoviç Şereşevski'ydi.

Yöneticisi, gazetecinin not tutmamasını fark ederek verilen görevleri nasıl hatırlayacağını sordu. Şereşevski ise yazmaya ihtiyaç duymadığını, duyduğu bilgileri hatırlayabildiğini söyledi.

Anlatılanlara göre yöneticisi onu sınamak için bir gazeteden uzun bir bölümü sesli okudu. Şereşevski, dinlediği bilgileri olağanüstü bir doğrulukla yeniden aktarabildi.

Bunun üzerine hafızasının bilimsel olarak incelenmesi istendi.

Şereşevski'nin kendi yaşam notlarına göre nöropsikolog Aleksandr Romanoviç Luriya ile ilk görüşmesi 13 Nisan 1929 tarihinde gerçekleşti. Luriya'nın daha sonraki anlatımında ise ilk karşılaşmanın tarihi ve Şereşevski'nin yaşı konusunda farklı bilgiler bulunuyordu.

Tarihsel kaynaklar arasındaki bu farklılığa rağmen araştırmaların başlangıcını oluşturan olayın özü aynıydı.

Sıradan görünen bir gazeteci, bilim insanlarının alışılmış bellek ölçümleriyle açıklamakta zorlandıkları bir hatırlama yeteneği sergiliyordu.

Bilim İnsanları Hafızasının Sınırını Bulmakta Zorlandı

Luriya, Şereşevski'nin hafızasını anlamak için çeşitli deneyler gerçekleştirdi.

Ona rastgele sayılar, birbirleriyle ilişkisi bulunmayan kelimeler ve farklı uzunluklarda diziler verildi.

Şereşevski bu bilgileri şaşırtıcı bir başarıyla hatırlayabiliyordu.

Üstelik mesele yalnızca yeni öğrendiği bilgileri birkaç dakika sonra tekrarlaması değildi.

Luriya'nın aktardığı gözlemlerde, bazı kelime ve sayı dizilerinin aradan on beş yılı aşkın süre geçtikten sonra bile yeniden hatırlanabildiği belirtiliyordu.

Deneylerin önemli bir bölümünde Şereşevski, verilen bilgileri yalnızca başlangıç sırasıyla değil, farklı düzenlemelerle de aktarabiliyordu.

Luriya, uzun yıllar süren incelemelerinde bu hafıza performansının belirgin bir üst sınırını saptayamadığını yazdı.

Modern Tıp Etiğinin Karanlık Tarihi: İnsanlar Üzerinde Yapılan Deneylerden Doğan Kurallar
Modern Tıp Etiğinin Karanlık Tarihi: İnsanlar Üzerinde Yapılan Deneylerden Doğan Kurallar
İçeriği Görüntüle

Ancak burada önemli bir bilimsel ayrım bulunuyor.

Bir kişinin hafızasının sınırının deneylerde belirlenememesi, o kişinin sınırsız hafızaya sahip olduğunu veya hiçbir bilgiyi unutmadığını kanıtlamıyor.

Şereşevski'nin olağanüstü yeteneği gerçekti; fakat daha sonra ortaya çıkan biyografik belgeler, bu başarının güçlü zihinsel canlandırma becerileri, dikkat ve bilinçli hatırlama teknikleriyle yakından ilişkili olduğunu gösterdi.

Kelimeleri Duyduğunda Renkler ve Şekiller Görüyordu

Şereşevski'nin zihinsel dünyasını sıra dışı yapan özelliklerden biri, farklı duyusal deneyimlerin birbirine karışmasıydı.

Bir ses duyduğunda yalnızca işitsel bir deneyim yaşamıyordu.

Bazı sesler zihninde renkleri, şekilleri, dokuları veya tatları çağrıştırabiliyordu.

Kelimeler ve sayılar da güçlü görsel imgelerle ilişkilendirilebiliyordu.

Luriya'nın gözlemlerine göre bu çağrışımlar, Şereşevski'nin bilgileri hatırlamasında önemli bir rol oynuyordu.

Modern nörobilimde farklı duyusal deneyimler arasında ortaya çıkan bu tür otomatik ilişkiler sinestezi olarak adlandırılıyor.

Sinestezili bir kişi, örneğin belirli harfleri kendiliğinden belirli renklerle ilişkilendirebilir veya bazı sesleri görsel özelliklerle birlikte deneyimleyebilir.

Bu durum tek başına bir hastalık anlamına gelmiyor.

Sinestezi konusunda 2013 yılında Annual Review of Psychology dergisinde yayımlanan bilimsel derleme, bu özelliğin algı, zihinsel canlandırma ve hafıza süreçleriyle ilişkisini ele aldı.

Bununla birlikte sinesteziye sahip herkesin olağanüstü hafızası bulunmuyor.

Dolayısıyla Şereşevski'nin başarısını yalnızca sinesteziyle açıklamak mümkün değil.

Onun deneyiminde duyusal çağrışımların, güçlü zihinsel görüntülerin ve öğrenilmiş hafıza stratejilerinin birlikte etkili olduğu düşünülüyor.

Hafızasının En Güçlü Araçlarından Biri Zihnindeki Sokaklardı

Şereşevski, hatırlaması gereken kelimeleri ve sayıları zihninde belirli yerlere yerleştirebiliyordu.

Bunun için kimi zaman Moskova'nın tanıdığı sokaklarını, kimi zaman da çocukluğundan bildiği mekânları hayal ediyordu.

Bir kelimeyi bir binanın önüne, başka bir kelimeyi yol kenarındaki bir noktaya yerleştiriyor ve bilgileri hatırlamak istediğinde aynı güzergâhta zihinsel olarak yeniden yürüyordu.

Bu yöntem, bugün mekân yöntemi (method of loci) veya hafıza sarayı tekniği olarak biliniyor.

Yöntemin temelinde, hatırlanacak bilgilerin tanıdık bir mekânın belirli noktalarıyla ilişkilendirilmesi bulunuyor.

Üstelik bu teknik yalnızca olağanüstü hafızaya sahip kişiler tarafından kullanılmıyor.

2021 yılında Science Advances dergisinde yayımlanan bir araştırmada, altı haftalık mekân yöntemi eğitimi alan katılımcıların daha kalıcı anılar oluşturma performansında iyileşme gözlendi.

Araştırmacılar, hafıza eğitiminin belirli beyin ağlarının çalışma biçimi ve bilgilerin kalıcı hâle gelmesiyle ilişkili süreçler üzerinde etkili olabildiğini bildirdi.

Bu bulgular Şereşevski'nin beyin yapısına ilişkin doğrudan bir kanıt sunmasa da kullandığı yöntemin neden güçlü bir hatırlama aracı olabileceğini açıklamaya yardımcı oluyor.

Olağanüstü Hafıza Günlük Hayatı da Zorlaştırabiliyordu

Şereşevski'nin güçlü hafızasının beklenmedik bir yönü vardı.

Bazı kelimeler onun zihninde son derece ayrıntılı sahneler oluşturuyordu.

Örneğin bir mekândan söz edildiğinde, yalnızca o mekânın anlamını düşünmek yerine içerideki insanları, eşyaları ve çevresel ayrıntıları canlandırabiliyordu.

Luriya, bu yoğun çağrışımların bazı soyut kavramları ve mecazlı ifadeleri anlamlandırmasını güçleştirdiğini aktardı.

Çünkü günlük düşünme yalnızca ayrıntıları saklamaya dayanmıyor.

İnsan zihni aynı zamanda farklı deneyimler arasındaki ortak noktaları belirlemek, gereksiz ayrıntıları geri plana almak ve soyut kavramlar oluşturmak zorunda.

Şereşevski'nin zihinsel imgeleri bazen bu süreçlerin önüne geçebiliyordu.

Ancak bu gözlemlerden hareketle olağanüstü hafızanın insanlarda mutlaka soyut düşünme güçlüğü oluşturduğu sonucuna varılamaz.

Luriya'nın çalışması tek bir kişinin ayrıntılı vaka incelemesiydi. Günümüzdeki kontrollü nörobilim araştırmalarıyla aynı yöntemsel özelliklere sahip değildi.

Yine de çalışma, güçlü hafızanın günlük bilişsel işlevlerle her zaman sorunsuz biçimde birleşmediğini gösteren dikkat çekici tarihsel gözlemler içeriyordu.

Unutmak İçin Yazdığı Kâğıtları Yaktığı Anlatıldı

Şereşevski'nin yaşamındaki en sıra dışı anlatılardan biri, artık hatırlamak istemediği bilgilerden kurtulma çabasıydı.

Hafıza gösterileri düzenlemeye başladığında seyirciler ona çok sayıda kelime ve rakam veriyordu.

Bir gösteride öğrendiği bilgilerin daha sonraki gösterilerdeki bilgilerle karışması, hatırlama sürecini güçleştirebiliyordu.

Luriya'nın kitabında anlatıldığına göre Şereşevski, bazı bilgileri unutmak amacıyla onları kâğıtlara yazmayı denedi.

Bilgileri kâğıda aktardığında artık zihninde tutmak zorunda kalmayacağını düşünüyordu.

Ancak bu girişim beklediği etkiyi oluşturmadı.

Bunun üzerine yazdığı kâğıtları yakmayı da denedi.

Luriya'nın aktardığı bu olay, unutmakta zorlanan bir insanın dikkat çekici deneyimi olarak psikoloji literatüründe yer aldı.

Bununla birlikte kâğıtların yakılması olayı bağımsız olarak doğrulanmış bir deney değil, tarihsel bir vaka anlatısıdır.

Ayrıca Şereşevski'nin hiçbir şeyi unutamadığını da kanıtlamıyor.

Nitekim yıllar sonra incelenen kişisel notları ve aile üyelerinin aktardıkları, onun bazı bilgileri hatırlayabilmek için yoğun çaba harcadığını ortaya koydu.

Bu yönüyle hikâye, kusursuz bir hafızanın varlığından çok, hatırlamak ve unutmak arasındaki karmaşık ilişkiyi düşündürüyor.

Olağanüstü Bir Yeteneğe Rağmen Zor Bir Hayat

Şereşevski bilimsel incelemelerin ardından hafıza yeteneğini sahnede sergilemeye başladı.

Seyircilerden gelen sayı dizilerini, sözcükleri ve çeşitli bilgileri ezberleyerek gösteriler düzenledi.

Yeteneğiyle geçimini sağlamaya çalışıyordu.

Ancak olağanüstü hafızası, ekonomik güçlüklerden veya yaşadığı dönemin siyasi koşullarından korunmasını sağlamadı.

Gazeteci Reed Johnson'ın 2017 yılında The New Yorker dergisinde yayımlanan araştırmasında, Şereşevski'nin ailesine ve kişisel yaşamına ilişkin daha önce yeterince bilinmeyen ayrıntılar aktarıldı.

Aile üyelerinin anlatımlarına göre Şereşevski, eşi ve oğluyla birlikte Moskova'da oldukça mütevazı koşullarda yaşıyordu.

Gösteri kariyeri de her zaman başarılı ilerlemedi.

Bir akrabasının anlatımında, Sovyetler Birliği'ndeki siyasi baskı ortamında gösterilerinin engellendiği ve mesleki yaşamının olumsuz etkilendiği öne sürüldü.

Bu bilgilerin bir bölümü aile tanıklıklarına dayandığından, bütün ayrıntıları bağımsız biçimde doğrulanmış tarihsel olgular olarak kabul edilmemeli.

Ancak Şereşevski'nin yaşamı hakkında ortaya çıkan belgeler önemli bir noktayı açıkça gösteriyor.

Hafıza yeteneği olağanüstüydü, fakat hayatı yalnızca bu yetenekten ibaret değildi.

Ailesi, ekonomik sorunları, mesleki mücadelesi ve yaşadığı dönemin koşullarıyla birlikte gerçek bir insan hikâyesi bulunuyordu.

İnsan Beyni Neden Unutmaya İhtiyaç Duyuyor?

Şereşevski'nin hikâyesi, nörobilimin en temel sorularından birini gündeme getiriyor.

İnsan beyni neden öğrendiği her şeyi kalıcı olarak saklamıyor?

Uzun yıllar boyunca unutma, büyük ölçüde belleğin bir eksikliği veya bilgilerin zamanla kaybolması üzerinden ele alındı.

Ancak modern araştırmalar bazı unutma süreçlerinin etkin sinirsel mekanizmalarla ilişkili olduğunu gösteriyor.

2021 yılında Annual Review of Psychology dergisinde yayımlanan kapsamlı bir değerlendirmede Michael C. Anderson ve Justin C. Hulbert, etkin unutmanın beyin tarafından nasıl düzenlenebildiğini inceledi.

Araştırmacılar, özellikle prefrontal korteksin bellek süreçleri üzerindeki kontrol rolüne dikkat çekti.

Prefrontal korteks, planlama, dikkat ve bilişsel kontrol gibi işlevlerle ilişkili beyin bölgelerini kapsıyor.

Hipokampus ise yeni anıların oluşması ve geçmiş deneyimlerin hatırlanması bakımından önemli görevler üstleniyor.

Araştırmalar, prefrontal kontrol mekanizmalarının bazı durumlarda hipokampal etkinliği baskılayarak istenmeyen anıların geri çağrılmasını azaltabildiğini ortaya koyuyor.

Bu süreçler, zihnin mevcut amaçlara uygun bilgilere odaklanmasına yardımcı olabiliyor.

Ancak etkin unutma ile sıradan zaman kaynaklı unutma veya nörolojik hastalıklarla ilişkili bellek kayıpları aynı şey değil.

Ayrıca Şereşevski'nin beyninde bu kontrol mekanizmalarının bozuk olduğu gösterilmiş değil.

Onun yaşadığı deneyimleri, günümüzde tanımlanan belirli bir nörolojik bozukluğun doğrudan kanıtı olarak değerlendirmek doğru olmaz.

Bunun yerine hikâyesi, insan hafızasının seçiciliğini anlamak açısından tarihsel bir karşılaştırma imkânı sunuyor.

Her Şeyi Hatırlayan İnsanlar Gerçekten Var mı?

Modern bilimde olağanüstü hafızayla ilişkili başka bir özellik daha inceleniyor.

Üstün otobiyografik hafıza (Highly Superior Autobiographical Memory – HSAM) olarak adlandırılan bu özellik, kişinin kendi yaşamına ilişkin geçmiş olayları olağanüstü ayrıntıyla hatırlayabilmesiyle tanımlanıyor.

Bu özelliğe sahip kişiler, belirli tarihlerde yaşadıkları olayları ve kişisel deneyimlerini alışılmışın üzerinde doğrulukla hatırlayabiliyor.

Ancak HSAM, bütün bilgileri eksiksiz hatırlama anlamına gelmiyor.

2024 yılında çevrim içi yayımlanan ve Neuropsychology Review dergisinin 2025 cildinde yer alan sistematik derlemede, konuya ilişkin 20 deneysel çalışma değerlendirildi.

Araştırmada, HSAM sahibi kişilerin özellikle kendi yaşamlarına ait anıları hızlı, ayrıntılı ve doğru biçimde geri çağırabildiği belirtildi.

Beyin görüntüleme çalışmalarında ise otobiyografik bellekle ilişkili bazı ağlarda farklı etkinlik örüntüleri gözlendi.

Şereşevski'nin yeteneği bundan farklı özellikler taşıyordu.

O, özellikle kendisine sunulan kelimeleri, sayıları ve çeşitli bilgi dizilerini hatırlama konusunda üstün başarı gösteriyordu.

Bu nedenle Şereşevski'ye geriye dönük olarak HSAM tanısı koymak bilimsel açıdan uygun değil.

Her iki olgu da insan hafızasının olağanüstü biçimlerini anlamaya katkı sağlıyor, ancak aynı bilişsel özelliği temsil etmiyor.

Ölümünden Sonra Bilim Tarihine Geçti

Solomon Şereşevski 1958 yılında Moskova'da hayatını kaybetti.

Ancak onu dünya çapında tanınan bir nöropsikoloji vakasına dönüştüren en önemli eser, ölümünden yaklaşık on yıl sonra yayımlandı.

Aleksandr Luriya, 1968 yılında The Mind of a Mnemonist: A Little Book About a Vast Memory adlı kitabını yayımladı.

Eser, Şereşevski'nin hafızasını, duyusal deneyimlerini, zihinsel canlandırma yeteneğini ve gündelik yaşamında karşılaştığı güçlükleri bir araya getiriyordu.

Luriya'nın yaklaşımı, bir insanın zihinsel özelliklerini yalnızca test sonuçlarıyla değil, kişisel deneyimleri ve yaşam öyküsüyle birlikte ele alması bakımından dikkat çekiciydi.

Kitap ilerleyen yıllarda psikoloji ve nöropsikoloji alanında tanınan vaka incelemelerinden biri hâline geldi.

2013 yılında Cortex dergisinde yayımlanan tarihsel inceleme de Şereşevski'nin yaşamını ve bilim tarihinde kazandığı yeri yeniden değerlendirdi.

Özellikle 2017 yılında ortaya konulan biyografik belgeler ise onun hakkında yaygınlaşmış bazı anlatıların gerçeği tam olarak yansıtmadığını gösterdi.

Şereşevski'nin hafızası güçlüydü; ancak bütünüyle kusursuz değildi.

Her bilgiyi kendiliğinden hatırlamıyordu.

Hatırlama yeteneğinin önemli bir bölümünde yoğun dikkat, bilinçli çalışma ve geliştirdiği teknikler rol oynuyordu.

Bu nedenle onu yalnızca hiçbir şeyi unutamayan adam olarak tanımlamak, yaşamının ve zihinsel yeteneklerinin karmaşıklığını gölgede bırakabiliyor.

Bir İnsan Her Şeyi Hatırlayabilseydi Gerçekten Daha Mutlu Olur muydu?

Şereşevski'nin hikâyesi, insan hafızasına ilişkin alışılmış düşüncelerimizi sorgulatıyor.

Günlük yaşamda unutkanlıktan şikâyet ediyor, öğrendiğimiz bilgileri daha uzun süre saklamak ve geçmişimizi daha ayrıntılı hatırlamak istiyoruz.

Ancak hafızanın değeri yalnızca depolanan bilginin miktarıyla ölçülmüyor.

Önemli olan bilgilerin gerektiğinde geri çağrılabilmesi, anlamlandırılabilmesi ve içinde bulunulan koşullara uygun biçimde kullanılabilmesi.

İnsan zihni geçmişi hatırlarken aynı zamanda yeni deneyimlere yer açıyor.

Bazı bilgileri koruyor, bazılarını yeniden düzenliyor, bazılarına ise zamanla daha zor ulaşabiliyor.

Şereşevski'nin yaşamı, bu süreçlerin neden dengeli işlemesi gerektiğini düşünmek için önemli bir tarihsel örnek oluşturuyor.

Onun olağanüstü hafızası pek çok kişiye imkânsız görünen başarılar sağladı. Ancak güçlü hatırlama yeteneği yaşamındaki bütün güçlükleri ortadan kaldırmadı.

Solomon Şereşevski'nin bilim tarihine bıraktığı en önemli soru belki de ne kadar çok şeyi hatırlayabileceğimiz değil, sağlıklı bir zihinsel yaşam için neleri hatırlamaya ve neleri geride bırakmaya ihtiyaç duyduğumuzdur.


KAYNAKLAR

1. Luria, A. R. (1968). The Mind of a Mnemonist: A Little Book About a Vast Memory. Basic Books. Şereşevski'nin hafızası, sinestezik deneyimleri ve unutma girişimlerini ele alan temel vaka incelemesi.

Kitabın bibliyografik kaydı – WorldCat

2. Mecacci, L. (2013). Solomon V. Shereshevsky: The Great Russian Mnemonist. Cortex, 49(8), 2260–2263.

https://doi.org/10.1016/j.cortex.2013.05.007

3. Johnson, R. (2017, 12 Ağustos). The Mystery of S., the Man with an Impossible Memory. The New Yorker. Şereşevski'nin kişisel notları ve aile üyelerinin anlatımlarına dayanan biyografik araştırma.

Makalenin tamamı

4. Ward, J. (2013). Synesthesia. Annual Review of Psychology, 64, 49–75.

https://doi.org/10.1146/annurev-psych-113011-143840

5. Wagner, I. C., ve arkadaşları (2021). Durable Memories and Efficient Neural Coding Through Mnemonic Training Using the Method of Loci. Science Advances, 7(10), eabc7606.

https://doi.org/10.1126/sciadv.abc7606

6. Anderson, M. C. ve Hulbert, J. C. (2021). Active Forgetting: Adaptation of Memory by Prefrontal Control. Annual Review of Psychology, 72, 1–36.

https://doi.org/10.1146/annurev-psych-072720-094140

7. Talbot, J., Convertino, G., De Marco, M., Venneri, A. ve Mazzoni, G. (2025). Highly Superior Autobiographical Memory (HSAM): A Systematic Review. Neuropsychology Review, 35, 54–76. İlk çevrim içi yayın: 23 Şubat 2024.

https://doi.org/10.1007/s11065-024-09632-8

8. LePort, A. K. R., Stark, S. M., McGaugh, J. L. ve Stark, C. E. L. (2016). Highly Superior Autobiographical Memory: Quality and Quantity of Retention Over Time. Frontiers in Psychology, 6, 2017.

https://doi.org/10.3389/fpsyg.2015.02017