1962 yılında bugünkü Tanzanya'da üç öğrencinin gülme ve ağlama nöbetleriyle başlayan sıra dışı olay, yüzlerce insanı etkileyerek okulların kapanmasına yol açtı. Doktorlar yaptıkları incelemelerde belirtileri açıklayabilecek ortak bir enfeksiyon veya zehirlenme etkeni saptayamadı. Tıp tarihine "Tanganika Gülme Salgını" olarak geçen olay, bugün kitlesel psikojenik hastalığın en dikkat çekici tarihsel örnekleri arasında gösteriliyor.
1962 yılının ocak ayında Doğu Afrika'daki küçük bir yatılı kız okulunda alışılmadık bir olay yaşandı.
Üç öğrenci aniden gülme ve ağlama nöbetleri geçirmeye başladı. Kısa süre içerisinde başka öğrencilerde de benzer belirtiler ortaya çıktı.
Öğretmenler dersleri sürdürmekte zorlandı. Öğrenciler günlük faaliyetlerine devam edemiyordu. Nöbetlerin yayılması üzerine okul yönetimi eğitim faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.
Ancak öğrencilerin evlerine gönderilmesiyle olay sona ermedi.
Benzer davranışlar çevredeki köylerde ve başka okullarda da görülmeye başladı.
Bazı insanlar kontrolsüz biçimde gülüyor, bazıları ağlıyor, bazıları ise korku ve huzursuzluk yaşıyordu.
Bölgedeki doktorlar, belirtilerin arkasında bulaşıcı bir hastalık bulunup bulunmadığını araştırdı. Laboratuvar incelemeleri yapıldı, olası zehirlenme kaynakları değerlendirildi.
Fakat bütün vakaları açıklayabilecek ortak bir fiziksel neden belirlenemedi.
Tıp tarihine "1962 Tanganika Gülme Salgını" olarak geçen olayın en çarpıcı özelliği, gülme nöbetleri yaşayan insanların aslında eğlenmiyor olmasıydı.
Bu olay, tıbbın yalnızca mikroplar ve organik hastalıklarla değil, insan davranışları ve toplumsal koşullarla da ilgilenmesi gerektiğini gösteren tarihsel örneklerden biri hâline geldi.
Her Şey Üç Kız Öğrenciyle Başladı
Tarih 30 Ocak 1962'ydi.
Olay, Victoria Gölü yakınlarındaki Kashasha köyünde, misyonerler tarafından işletilen bir yatılı kız okulunda başladı.
O tarihte bölge, 1961 yılında Britanya yönetiminden bağımsızlığını kazanmış olan Tanganika devletinin sınırları içerisindeydi.
Bugünkü Tanzanya adı ise 1964 yılında Tanganika ile Zanzibar'ın birleşmesinden sonra kullanılmaya başlandı.
Kashasha okulunda 12-18 yaşlarındaki kız öğrenciler eğitim görüyordu.
30 Ocak günü üç öğrencide alışılmadık davranışlar ortaya çıktı. Gülme ve ağlama nöbetleri kısa sürede diğer öğrenciler arasında da görülmeye başladı.
Olayın en önemli tarihsel belgesi, hekimler A. M. Rankin ve P. J. Philip tarafından hazırlanan ve 1963 yılında yayımlanan tıbbi rapordu.
Araştırmacıların kaydettiği verilere göre 30 Ocak ile 18 Mart 1962 tarihleri arasında okuldaki 159 öğrencinin 95'i benzer belirtiler gösterdi.
Bu sayı, öğrencilerin yaklaşık yüzde 60'ına karşılık geliyordu.
İlginç bir ayrıntı daha vardı.
Okulda görev yapan beş öğretmenden hiçbirinde aynı belirtiler görülmemişti.
Öğrenciler arasındaki nöbetler eğitim faaliyetlerini sürdürmeyi güçleştirince okul 18 Mart 1962'de kapatıldı.
Yaklaşık iki ay sonra, 21 Mayıs'ta yeniden açılan okulda belirtiler tekrar ortaya çıktı.
Haziran ayının sonuna kadar 57 öğrenci daha bu ikinci dönem içerisinde etkilenenler arasında kaydedildi.
Bununla birlikte, rapordaki bu sayıların tamamını birbirinden farklı öğrenciler olarak toplamak doğru değil. Çünkü daha önce belirtiler göstermiş bazı öğrencilerde nöbetler tekrarlamış olabilir.
Okul, haziran ayının sonunda ikinci kez kapatıldı.
Gülme Nöbetleri Köylere Nasıl Yayıldı?
Kashasha okulunun kapanmasından sonra bazı öğrenciler ailelerinin yaşadığı yerleşim yerlerine döndü.
İlk kapanmanın üzerinden yaklaşık on gün geçtikten sonra Nshamba köyler topluluğunda benzer bir olay ortaya çıktı.
Burası, Bukoba'nın yaklaşık 88 kilometre batısında bulunuyordu.
1963 tarihli tıbbi rapora göre Nshamba bölgesinde nisan ve mayıs aylarında yaklaşık 10 bin kişilik nüfus içerisinden 217 kişi etkilendi.
Kashasha'daki ilk olayın aksine, burada yalnızca kız öğrenciler değil, genç yetişkin kadınlar ve erkekler de benzer belirtiler gösteriyordu.
Haziran ayında Bukoba yakınlarındaki Ramashenye Kız Okulunda yeni bir vaka kümesi ortaya çıktı.
10-18 Haziran tarihleri arasında bu okulda 154 öğrenciden 48'i etkilendi ve okul kapatıldı.
18 Haziran'da Kanyangereka köyünde de benzer belirtiler bildirildi.
Ramashenye okulundan evine gönderilen bir öğrencinin ardından ailesinin bazı üyelerinde ve çevresindeki kişilerde nöbetler görülmeye başladı.
Dönemin raporuna göre yakın çevrede bulunan iki erkek okulu da eğitim faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.
Böylece başlangıçta yalnızca bir yatılı kız okulunda ortaya çıkan olay, farklı yerleşim yerlerini etkileyen bölgesel bir halk sağlığı sorununa dönüştü.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyordu.
Belirtilerin insanlar arasında yayılması, bunların bir virüs veya bakteri yoluyla bulaştığının kanıtı değildi.
Araştırmacılar, etkilenen kişilerle temas edenlerde veya onların davranışlarına tanık olanlarda benzer belirtilerin ortaya çıkmasını dikkat çekici buluyordu.
Bu gözlemler, olayın psikolojik ve toplumsal süreçlerle ilişkili olabileceği ihtimalini güçlendirdi.
İnsanlar Gerçekten Günlerce Gülüyor muydu?
Gülme salgını hakkında yıllar içerisinde yayımlanan hikâyeler, insanların günlerce, hatta aylarca kesintisiz kahkahalar attığı izlenimini oluşturdu.
Oysa ilk tıbbi kayıtlar böyle bir tabloyu ortaya koymuyor.
Hastalarda yalnızca gülme değil, ağlama ve huzursuzluk da görülüyordu.
Bazı hastalar çevrelerindeki nesnelerin başlarının içinde hareket ettiğini hissettiklerini veya birilerinin kendilerini takip ettiğinden korktuklarını anlatıyordu.
Kimi zaman nöbet geçiren kişileri fiziksel olarak engellemeye çalışanların, hastalardaki ajitasyonun artmasıyla karşılaştığı bildiriliyordu.
Gülme ve ağlama nöbetleri birkaç dakika ile birkaç saat arasında sürebiliyordu.
Ardından belirtiler yatışıyor, bir süre sonra tekrar ortaya çıkabiliyordu.
Dönemin araştırmasında bazı kişilerin yalnızca birkaç saat etkilendiği, bazılarında ise belirti döneminin 16 güne kadar uzadığı kaydedildi.
Araştırmacıların bildirdiği ortalama süre yaklaşık yedi gündü.
Ancak bu sürelerin, hastaların kesintisiz biçimde güldüğü anlamına gelmediği özellikle vurgulanmalı.
Nöbetler arasında kişilerin normal davranışlarına döndüğü dönemler bulunuyordu.
Hatta bazı kişilerde birden fazla nöbet yaşanıyordu.
Hekimler ölüm vakası veya ciddi kalıcı sağlık sorunu bildirmemişti. Buna karşılık öğretmenler, iyileşen bazı öğrencilerin birkaç hafta boyunca derslerine yeterince odaklanamadığını ifade etmişti.
Dolayısıyla olayın asıl özelliği, uzun süre devam eden kahkaha değil; farklı kişilerde tekrarlayan, istemsiz gülme, ağlama ve huzursuzluk nöbetleriydi.
Bu ayrıntı, salgının bilimsel olarak anlaşılması açısından oldukça önemliydi.
Doktorlar Salgının Nedenini Bulabildi mi?
Olayın araştırılmasında iki hekim öne çıktı: A. M. Rankin ve P. J. Philip.
Rankin, Makerere University College bünyesinde görev yapıyordu. Philip ise Bukoba'da sağlık görevlisiydi.
İki araştırmacı, vakaların özelliklerini ve yerleşim yerleri arasındaki yayılımı inceledi.
Çalışmaları Mayıs 1963'te The Central African Journal of Medicine dergisinde yayımlandı.
Araştırmada belirtilerin enfeksiyon, toksik bir madde veya psikolojik etkenlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı değerlendirildi.
On yedi hastadan beyin-omurilik sıvısı örneği alındı.
Bu örneklerde yapılan biyokimyasal, bakteriyolojik ve mikroskobik incelemelerde belirgin bir anormallik saptanmadı.
Entebbe'deki virüs araştırma merkezinin desteğiyle virolojik incelemeler de gerçekleştirildi.
Aktif belirtileri bulunan 15 hastadan alınan kan örnekleriyle yapılan incelemelerde virüs izole edilemedi. Araştırılan örneklerde hastalığı açıklayacak serolojik bir bulgu da ortaya konamadı.
Araştırmacılar daha sonra ortak bir gıda veya su kaynağından kaynaklanan zehirlenme ihtimalini değerlendirdi.
Okulların ve köylerin su kaynakları karşılaştırıldı.
Mısır unu ve yer fıstığı gibi gıda ürünlerinin temin edildiği yerler incelendi. Bu ürünlerde yabancı tohumlarla kirlenme olup olmadığı gözle kontrol edildi.
Fakat araştırmalar, etkilenen bütün yerleşim yerlerini açıklayabilecek ortak bir zehirlenme kaynağı ortaya koymadı.
Burada bilimsel açıdan önemli bir sınırlama bulunuyordu.
1962 yılında kullanılan laboratuvar yöntemleri, günümüzdeki bütün enfeksiyon ve toksikoloji testlerinin yerini tutmuyordu.
Özellikle gıda incelemelerinin kapsamı sınırlıydı.
Dolayısıyla elde edilen bulgular, olası bütün biyolojik veya toksik nedenlerin kesin biçimde dışlandığı anlamına gelmiyor.
Bununla birlikte hastaların klinik özellikleri, belirti gösteren kişilerin dağılımı ve olayın yayılım biçimi, araştırmacıları psikojenik bir açıklamaya yöneltti.
Toplu Histeri Nedir? İnsanlar Hastalık Taklidi mi Yapıyordu?
Rankin ve Philip, yayımladıkları raporda olayın dönemin terminolojisiyle "toplu histeri" olabileceğini ileri sürdü.
Günümüzde bu tür olaylar daha çok kitlesel psikojenik hastalık veya kitlesel sosyojenik hastalık kavramlarıyla ele alınıyor.
Bu kavramlar, bir topluluk içerisinde birden fazla kişinin benzer fiziksel veya davranışsal belirtiler göstermesini ve belirtilerin ortaya çıkışında psikolojik ve sosyal süreçlerin rol oynayabilmesini ifade ediyor.
Kitlesel psikojenik hastalıkla ilişkili olaylarda kişilerin yaşadığı belirtiler gerçek olabilir.
Hastalar istemsiz davranışlar gösterebilir, ciddi sıkıntı yaşayabilir ve günlük yaşamlarını sürdürmekte zorlanabilir.
Bu nedenle psikojenik bir açıklama, kişilerin bilinçli biçimde hastalık taklidi yaptıkları anlamına gelmez.
Bilimsel araştırmalarda bu tür olaylarla ilişkili olabilecek çeşitli etkenler üzerinde duruluyor.
Toplumsal stres, kaygı, belirsizlik, ortak beklentiler ve kişiler arasındaki etkileşim bunlar arasında yer alıyor.
Ancak bu etkenlerin bulunması, her toplu belirti olayının mutlaka psikojenik kökenli olduğu anlamına gelmiyor.
Benzer durumlarda enfeksiyonlar, zehirlenmeler, nörolojik hastalıklar ve diğer fiziksel nedenlerin öncelikle dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.
Tanganika gülme salgınının günümüzde kitlesel psikojenik hastalık örneği olarak ele alınması da tarihsel kayıtların ve sonraki bilimsel değerlendirmelerin yorumuna dayanıyor.
Olayın kesin başlangıç nedeni bugün de bilinmiyor.
Salgının Arkasında Bağımsızlık Döneminin Stresi mi Vardı?
Tanganika gülme salgınının en dikkat çekici yönlerinden biri, olayın yaşandığı tarihsel dönemdi.
Tanganika, 9 Aralık 1961'de Britanya yönetiminden bağımsızlığını kazanmıştı.
Kashasha okulundaki ilk belirtiler ise bağımsızlıktan yalnızca 52 gün sonra, 30 Ocak 1962'de ortaya çıktı.
Ülke siyasi, toplumsal ve kültürel dönüşümlerin yaşandığı yeni bir döneme girmişti.
Eğitim sistemindeki değişimler, gençlerden beklenen başarı, yatılı okul yaşamı ve aileden uzak kalma gibi koşullar, araştırmacılar tarafından olası stres kaynakları arasında değerlendirildi.
2007 yılında Christian F. Hempelmann tarafından yayımlanan bilimsel çalışma, olayın toplumsal değişim ve psikolojik stresle ilişkili olabileceğini ele aldı.
Hempelmann'a göre yatılı okul ortamı, ergenlik dönemi ve değişen toplumsal beklentiler birlikte değerlendirildiğinde önemli bir psikososyal bağlam ortaya çıkıyordu.
Ancak araştırmacı, hangi etkenin ne ölçüde rol oynadığının kesin olarak belirlenemeyeceğini de vurguladı.
Harvard Üniversitesinde 2014 yılında hazırlanan bir doktora araştırmasında ise olay, Tanganika'nın bağımsızlık dönemi içerisindeki tarihsel koşullarıyla birlikte incelendi.
Latif Shiraz Nasser tarafından hazırlanan bu çalışma, gülme salgınının yalnızca tıbbi bir olay olarak değil, dönemin toplumsal dönüşümleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koydu.
Bununla birlikte bağımsızlığın, okul disiplininin veya toplumsal değişimin doğrudan salgına neden olduğu kanıtlanmış değil.
Bu açıklamalar, araştırmacıların üzerinde durduğu olası etkenler ve tarihsel yorumlar olarak görülmeli.
Dönemin Doktorları Afrika Toplumlarını Nasıl Değerlendiriyordu?
Gülme salgını, yalnızca psikiyatri tarihi açısından değil, sömürgecilik sonrası tıp anlayışı bakımından da önemli bir örnek oluşturuyor.
1960'lı yıllarda Doğu Afrika'daki tıbbi uygulamalar, bağımsızlık sürecinin siyasi ve kültürel koşullarından etkileniyordu.
Dönemin bazı psikiyatrik değerlendirmelerinde Afrika toplumlarına ilişkin genellemeler ve sömürgecilik döneminden kalan önyargılar bulunabiliyordu.
1963 tarihli tıbbi raporda, belirtilerin eğitim düzeyi ve toplumsal konumla ilişkili olabileceğini düşündüren gözlemler de yer alıyordu.
Ancak bu tür gözlemler, herhangi bir topluluğun psikolojik rahatsızlıklara doğuştan daha yatkın olduğunu göstermiyor.
Tıp tarihçisi Yolana Pringle, Doğu Afrika'da bağımsızlık sonrasında yaşanan toplumsal olayların psikiyatrik açıdan nasıl yorumlandığını inceledi.
Pringle'ın araştırmaları, dönemin bazı ruh sağlığı değerlendirmelerinin toplumsal ve kültürel önyargılardan bağımsız olmadığını gösteriyor.
Bu nedenle Tanganika gülme salgınını değerlendirirken yalnızca doktorların tanılarına değil, hastaların içinde yaşadıkları toplumun koşullarına da bakmak gerekiyor.
Tıp tarihinin önemli derslerinden biri, hastalıkları tanımlamak için kullanılan kavramların da zaman içerisinde değişebilmesi.
Salgın Gerçekten 18 Ay mı Sürdü?
Gülme salgını hakkında popüler kaynaklarda sıkça tekrarlanan bilgilerden biri, olayın 18 ay sürdüğü ve 1.000'den fazla kişiyi etkilediği yönünde.
Ancak farklı kaynaklar aynı zaman aralığını incelemiyor.
Rankin ve Philip'in 1963 yılında yayımladığı ilk tıbbi rapor, olayların yaklaşık altı ay boyunca bölgenin günlük yaşamını etkilediğini bildiriyordu.
Üstelik araştırmacılar raporu hazırladıkları sırada başka yerleşim yerlerinde de yeni vakaların ortaya çıktığını kaydetmişti.
2014 yılında Harvard Üniversitesinde hazırlanan tarihsel araştırmada ise olayların daha geniş bir zaman dilimine yayıldığı anlatılıyor.
Latif Shiraz Nasser, çalışmasının özetinde 1.000'den fazla kişinin etkilendiğini ve olayın başlangıcından yaklaşık iki yıl sonra sona erdiğini belirtiyor.
Bu rakamlar ve süreler, ilk hekim raporunda doğrudan kaydedilen vakalarla aynı kapsamda değil.
Dolayısıyla 18 ay veya iki yıl gibi süreleri, bütün hastaların bu dönem boyunca aralıksız gülme nöbeti geçirdiği şeklinde yorumlamak yanlış.
Benzer şekilde 1.000'in üzerindeki toplam kişi sayısını da ilk tıbbi raporla kesin olarak doğrulanmış tekil vaka sayısı şeklinde sunmak doğru değil.
Tarihsel belgeler, olayın 30 Ocak 1962'de başladığını ve aylar boyunca farklı okullarda ve yerleşim yerlerinde tekrar eden belirtilere yol açtığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Daha sonraki araştırmalar ise olayın tarihsel kapsamının ilk tıbbi rapordan daha geniş olabileceğine işaret ediyor.
2007 Yılındaki Araştırma Bilinen Hikâyeyi Değiştirdi
Tanganika gülme salgını, yıllar boyunca popüler bilim yayınlarında ve sıra dışı tarihsel olaylar listelerinde anlatıldı.
Ancak bu hikâyelerin önemli bir bölümünde olay, insanların birbirlerinin kahkahalarından etkilenerek istemsiz biçimde gülmesi şeklinde sunuldu.
2007 yılında Christian F. Hempelmann, Humor: International Journal of Humor Research dergisinde yayımladığı çalışmayla bu anlatıyı yeniden değerlendirdi.
Araştırmacı, salgının tarihsel gerçekliğini kabul etmekle birlikte, sonraki yayınların gülmenin rolünü abarttığını belirtti.
Hempelmann'a göre Tanganika'da yaşanan olay, bir kişinin gülmesi üzerine başkalarının da eğlenerek kahkaha atmaya başlamasından ibaret değildi.
Gülme, daha geniş bir davranışsal belirti kümesinin yalnızca bir parçasıydı.
Ağlama, huzursuzluk ve istemsiz davranışlar da olayın temel özellikleri arasındaydı.
Bu nedenle gülme salgınının, sıradan bulaşıcı kahkahanın bilimsel kanıtı olarak gösterilmesi uygun değildi.
Hempelmann, olayı kitlesel psikojenik hastalığın hareket ve davranış belirtileriyle öne çıkan biçimlerinden biri olarak değerlendirdi.
Bu çalışma, popüler anlatılarla bilimsel kayıtlar arasındaki farkın anlaşılması açısından önemli bir katkı sağladı.
Tıp Tarihi Bu Olaydan Ne Öğrendi?
1962 Tanganika gülme salgını, insan davranışlarıyla hastalık belirtileri arasındaki karmaşık ilişkinin anlaşılması bakımından önemli bir tarihsel örnek olmayı sürdürüyor.
Olaydan çıkarılabilecek ilk ders, bir toplulukta benzer belirtilerin ortaya çıkmasının her zaman bulaşıcı bir hastalığın varlığını göstermemesi.
İkinci ders, psikolojik ve toplumsal süreçlerin bedensel ve davranışsal belirtilerin oluşumunda rol oynayabilmesi.
Üçüncü ve belki de en önemli ders ise hastaların yaşadığı belirtilerin psikolojik etkenlerle ilişkili olmasının, bu belirtilerin gerçek olmadığı anlamına gelmemesi.
Modern tıpta açıklanamayan toplu hastalık olaylarının değerlendirilmesi, dikkatli bir tıbbi inceleme gerektiriyor.
Fiziksel nedenlerin araştırılması, etkilenen kişilerin damgalanmaması ve psikososyal koşulların göz önünde bulundurulması büyük önem taşıyor.
1962'de Kashasha okulunda başlayan olayın kesin nedeni bugün de belirlenebilmiş değil.
Ancak eldeki tarihsel kayıtlar, yaşananların sıradan bir gülme olayı olmadığını açıkça gösteriyor.
Üç kız öğrencinin gülme ve ağlama nöbetleriyle başlayan olay, başka okullara ve köylere yayıldı.
Yüzlerce insanın günlük yaşamı etkilendi.
Okullar kapandı.
Doktorlar araştırmalar yaptı.
Ve olay, tıp tarihinin en sıra dışı toplumsal sağlık vakalarından biri olarak kayıtlara geçti.
İnsanlar gülüyordu.
Fakat bu kahkahaların arkasında mutluluk değil, nedeni tam olarak açıklanamayan bir rahatsızlık bulunuyordu.
Tanganika gülme salgınının tıp tarihine bıraktığı en önemli soru belki de buydu: Bir toplulukta benzer hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için mutlaka ortak bir mikropla karşılaşmak mı gerekir?
1962'de yaşananlar, bu sorunun yanıtının her zaman evet olmayabileceğini gösteren dikkat çekici tarihsel örneklerden biri olarak hatırlanıyor.
KAYNAKLAR
-
Rankin, A. M. ve Philip, P. J. (1963). An Epidemic of Laughing in the Bukoba District of Tanganyika. The Central African Journal of Medicine, 9(5), 167–170. PMID: 13973013.
-
Hempelmann, Christian F. (2007). The Laughter of the 1962 Tanganyika “Laughter Epidemic”. Humor: International Journal of Humor Research, 20(1), 49–71. DOI: 10.1515/HUMOR.2007.003.
-
Nasser, Latif Shiraz (2014). Spasms of the Soul: The Tanganyika Laughter Epidemic in the Age of Independence. Doktora Tezi, Harvard University.
-
Bartholomew, Robert E. ve Wessely, Simon (2002). Protean Nature of Mass Sociogenic Illness: From Possessed Nuns to Chemical and Biological Terrorism Fears. The British Journal of Psychiatry, 180(4), 300–306. DOI: 10.1192/bjp.180.4.300.
-
Pringle, Yolana (2019). Psychiatry and Decolonisation in Uganda. Palgrave Macmillan. Bölüm: “Mass Hysteria” in the Wake of Decolonisation, s. 93–116.





