Sarayın Kapısında Bekleyen İki Bin Hasta

29 Mayıs 1660.

İngiltere'nin başkenti Londra'da tarihî bir gün yaşanıyordu.

Yıllar önce idam edilen kralın oğlu II. Charles, sürgünden dönerek yeniden kurulan monarşinin başına geçiyordu.

Ancak Londra'da onu bekleyenler arasında yalnızca yeni hükümdarlarını karşılamak isteyen insanlar yoktu.

Tarihçi Stephen Brogan'ın araştırmasına göre, kralın şehre girdiği sırada scrofula hastalığından şikâyetçi yaklaşık iki bin kişi de kraliyet dokunuşunu alabilmek umuduyla Londra'da toplanmıştı.

Bu insanların ortak bir derdi vardı.

Kimilerinin boyunlarında büyük şişlikler oluşmuştu. Bazılarının yaraları kapanmıyor, bazılarının şişen lenf bezlerinden akıntılar geliyordu.

Hastalık uzun süre devam edebiliyor, hastaları hem fiziksel hem de toplumsal açıdan zor durumda bırakabiliyordu.

Fakat onların umut bağladığı kişi bir cerrah değildi.

Bir eczacı ya da hekim de değildi.

Yeni kralın kendisiydi.

Çünkü İngiltere'de yüzyıllardır devam eden bir inanca göre hükümdarın dokunuşu, bu hastalığı iyileştirebilecek olağanüstü bir güce sahipti.

İnsanlar kilometrelerce yolculuk yaparak krallarının ellerinde şifa arıyordu.

Modern tıp açısından inanılması güç görünen bu uygulama, dönemin İngiltere'sinde kraliyet tarafından düzenlenen resmî bir törendi.

Kralların İyileştirdiğine İnanılan Hastalık: Scrofula

Hastalığın adı scrofula idi.

Türkçede sıraca olarak bilinen bu hastalık, tarihsel olarak özellikle boyundaki lenf bezlerinin şişmesiyle ilişkilendiriliyordu.

Başlangıçta küçük bir yumru gibi görünen şişlikler zamanla büyüyebiliyor, ciltte yaralar açılabiliyor ve akıntılı fistüller gelişebiliyordu.

Günümüzde scrofula terimi çoğunlukla boyun lenf bezlerinin tüberküloz enfeksiyonunu tanımlamak için kullanılıyor.

Hastalığın başlıca nedeni Mycobacterium tuberculosis kompleksine ait bakterilerdir. Tarihsel Avrupa'da pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleriyle bulaşabilen Mycobacterium bovis de önemli etkenlerden biriydi.

Ancak Orta Çağ'da yaşayan insanların bu mikroorganizmaları bilmesi mümkün değildi.

Tüberküloza neden olan bakteri, Robert Koch tarafından ancak 1882 yılında tanımlanacaktı.

Dolayısıyla XVII. yüzyılda boynunda büyük bir şişlikle yaşayan hasta, rahatsızlığının neden ortaya çıktığını bilmiyordu.

Dönemin hekimleri de hastalığın arkasındaki bakteriyi saptayamıyordu.

Üstelik tarihsel kayıtlarda scrofula olarak adlandırılan bütün hastalıkların gerçekten tüberküloz olduğu kesin değil.

Boyun bölgesinde benzer şişliklere neden olan başka hastalıkların da aynı isim altında değerlendirilmiş olması mümkündür.

İşte hastalıkların nedenlerinin yeterince anlaşılamadığı ve etkili tedavi seçeneklerinin son derece sınırlı olduğu bu dünyada insanlar farklı şifa yolları aramaya başladı.

Bu yollardan biri doğrudan kraliyet sarayına uzanıyordu.

Bir Kralın Ellerinde İlahi Güç Olabilir miydi?

Kralların hastalıkları iyileştirebildiğine yönelik düşünce, XVII. yüzyıldan çok daha eskiydi.

Fransa'da XI. yüzyıla uzanan kraliyet şifası anlatıları bulunuyordu.

İngiltere'de ise bu geleneğin kökeni, 1042–1066 yılları arasında hüküm süren Günah Çıkartıcı Edward'a kadar götürülüyordu.

Ancak tarihçiler, erken dönem hükümdarlarıyla ilişkilendirilen anlatıların hepsinin çağdaş belgelerle doğrulanamadığına dikkat çekiyor.

Kraliyet dokunuşunun düzenli bir hükümdarlık geleneğine dönüşmesi, özellikle XIII. yüzyıldan itibaren daha açık biçimde izlenebiliyor.

Orta Çağ Avrupa'sında krallık yalnızca siyasi bir makam değildi.

Hükümdarın yönetme yetkisini Tanrı'dan aldığına inanılıyordu.

Kralın taç giymesi, kutsanması ve dinî törenlerde özel bir konuma sahip olması, onun sıradan insanlardan farklı görüldüğü bir anlayışı güçlendiriyordu.

Bu düşünce zamanla hastalıkların iyileştirilmesine de uzandı.

Mademki kral Tanrı'nın inayetiyle tahta çıkıyordu, onun dokunuşunda da özel bir güç bulunabilir miydi?

İşte bu soru, scrofula hastalarının kralların ellerinde şifa aramasına yol açan inanç dünyasının temelini oluşturuyordu.

İngiltere'de ve Fransa'da hükümdarların dokunuşuyla iyileştiği söylenen hastalara ilişkin anlatılar zamanla çoğaldı.

Her yeni iyileşme hikâyesi, kraliyet dokunuşuna duyulan güveni güçlendirebiliyordu.

Böylece hükümdarın elleri, hem hastalar için umudun hem de kraliyet otoritesinin sembolü hâline geldi.

Bir Dokunuş, Bir Dua, Bir Altın Para

Kraliyet dokunuşu törenlerine katılmak isteyen herkes doğrudan kralın huzuruna çıkamıyordu.

Özellikle XVII. yüzyıl İngiltere'sinde belirli kurallar uygulanıyordu.

Hastaların önce scrofula hastası olduklarını gösteren belgeler edinmeleri gerekiyordu.

Yerel din adamları, kişinin bu hastalıktan şikâyetçi olduğunu ve daha önce aynı törene katılmadığını belirten belgeler hazırlayabiliyordu.

Ardından saray cerrahları hastaları değerlendiriyordu.

Tören günü geldiğinde hastalar hükümdarın huzuruna çıkarılıyordu.

Kral, hastanın yüzüne veya boynuna ellerini koyuyordu.

Din adamları dua ediyor, tören belirli dinî kurallar çerçevesinde sürdürülüyordu.

İngiltere'de bazı dönemlerde hastalara özel paralar veriliyordu.

Üzerlerinde Başmelek Mikail'in tasviri bulunan ve angel adı verilen altın paralar, kraliyet dokunuşunun önemli sembollerinden biriydi.

Hastalar bu paraları boyunlarında taşıyabiliyor, kimi zaman onların koruyucu bir anlamı olduğuna inanıyordu.

Bu törenin bir hasta açısından nasıl göründüğünü düşünmek bile dönemin dünyasını anlamaya yardımcı oluyor.

Boynunda yıllardır geçmeyen bir şişlik bulunan insan, uzun bir yolculuğun ardından kralın karşısına çıkıyor.

Hükümdar boynuna dokunuyor.

Dualar okunuyor.

Boynuna bir para asılıyor.

Sonra evine dönüyor.

Eğer sonraki günlerde şişliği küçülürse, yaşadığı değişimi kralın dokunuşuna bağlaması dönemin inanç dünyasında anlaşılır bir durumdu.

Fakat hastanın bu açıklamaya inanması, iyileşmenin gerçekten dokunuştan kaynaklandığını göstermiyordu.

II. Charles ve On Binlerce Hastanın Şifa Arayışı

İngiliz tarihinde kraliyet dokunuşuyla en fazla ilişkilendirilen hükümdarlardan biri II. Charles oldu.

1660 yılında tahta döndüğünde İngiltere uzun bir siyasi çalkantı döneminden çıkıyordu.

Babası I. Charles 1649 yılında idam edilmiş, monarşi kaldırılmış ve ülke yıllarca kralsız yönetilmişti.

II. Charles'ın dönüşü yalnızca bir hükümdarın yeniden tahta çıkması anlamına gelmiyordu.

Kraliyet otoritesinin de yeniden kurulması gerekiyordu.

Hastalara dokunarak şifa verme törenleri bu süreçte yeniden önem kazandı.

Tarihçi Stephen Brogan'ın aktardığına göre II. Charles, tahta dönüşünün ardından Londra'da haftada en az iki kez kraliyet dokunuşu töreni düzenlemeye başladı.

Osmanlı Elçilerine Avrupa'da Karantina Şoku! Salgın Günlerinde Diplomasinin Bilinmeyen Yüzü
Osmanlı Elçilerine Avrupa'da Karantina Şoku! Salgın Günlerinde Diplomasinin Bilinmeyen Yüzü
İçeriği Görüntüle

Bazı törenlerde 200 ila 600 hasta kabul ediliyordu.

Dönemin kayıtları, bu törenlerin ne kadar büyük bir katılımla gerçekleştirildiğini gösteriyor.

Çeşitli tarihsel kayıt derlemelerinde II. Charles döneminde dokunulan hastaların sayısı yaklaşık 90 binin üzerine çıkıyor. Bazı tarihsel değerlendirmelerde ise rakam yaklaşık 100 bin olarak ifade ediliyor.

Tarihçi Stephen Brogan'ın araştırmasında, II. Charles ile halefi II. James dönemlerinde kraliyet dokunuşu alanların toplamı da yaklaşık 100 bin kişi olarak değerlendiriliyor.

Rakamların kayıtlara ve hesaplama yöntemlerine göre değişmesi, törenlerin olağanüstü büyüklüğünü ortadan kaldırmıyor.

Bir hükümdarın yönetimi boyunca on binlerce hasta karşısına çıkmıştı.

Her biri kralın ellerinde şifa bulmayı umuyordu.

Ancak burada tarihsel gerçek ile dönemin inancını birbirinden ayırmak gerekiyor.

On binlerce hastaya dokunulmuş olması, bu hastaların iyileştiği anlamına gelmiyordu.

Saray kayıtlarında esas olarak törenlere katılan kişiler bulunuyordu.

Hastaların ne kadarının gerçekten iyileştiğini ve iyileşmelerinin hangi nedenlerden kaynaklandığını gösterecek güvenilir klinik kayıtlar mevcut değildi.

Buna rağmen kraliyet dokunuşuna duyulan ilgi uzun süre devam etti.

Kral Öldürüldü, Ama Şifa İnancı Ölmedi

İngiltere'deki kraliyet dokunuşunun en şaşırtıcı hikâyelerinden biri, ortada bir kral bulunmadığı dönemde yaşandı.

30 Ocak 1649'da Kral I. Charles idam edildi.

Monarşi kaldırıldı.

Ülkenin yönetimi değişti.

Fakat yüzyıllardır kralın dokunuşuyla iyileşebileceğine inanan insanlar, bu inançlarından bir anda vazgeçmedi.

Ortada garip bir durum vardı.

Kral yoktu.

Ama hastalık vardı.

Peki şimdi kimden şifa istenecekti?

Cambridge Üniversitesi tarihçisi David L. Smith'in 2025 yılında yayımlanan araştırması, bu dönemin şaşırtıcı uygulamalarını ortaya koyuyor.

Bazı insanlar, idam edilen I. Charles'ın kanıyla temas ettirilmiş kumaş parçalarını şifa amacıyla kullanmaya başladı.

Hükümdarın dokunuşunun hastalıkları iyileştirebileceğine inanılan bir toplumda, ölümünden sonra kanının da benzer bir güç taşıyabileceği düşünülüyordu.

Bazı hastalar ise sürgünde yaşayan II. Charles'a ulaşmaya çalışıyordu.

Başkaları da kraliyet ailesine mensup olmayan ancak iyileştirme gücü bulunduğunu iddia eden kişilere yöneliyordu.

Bu olay, kraliyet dokunuşunun yalnızca saray tarafından düzenlenen bir uygulama olmadığını gösteriyor.

İnanç, siyasi yönetim değiştiğinde bile farklı biçimlerde yaşamayı sürdürüyordu.

Kralın bulunmadığı yıllarda bile insanlar, kralın kendisiyle veya hatırasıyla ilişkilendirdikleri nesnelerde şifa arıyordu.

Geleceğin Ünlü Yazarı Kraliçenin Karşısında

1712 yılında İngiltere'de küçük bir çocuk, hastalığına çare bulunması umuduyla Londra'ya götürüldü.

Adı Samuel Johnson'dı.

Henüz iki yaşlarındaydı.

İleride İngiliz edebiyatının en önemli isimlerinden biri olacak Johnson, o günlerde boyun bölgesinde scrofula olarak değerlendirilen bir hastalıkla mücadele ediyordu.

Ailesi, çocuğun iyileşmesi için çare arıyordu.

Hekim John Floyer'ın önerisi üzerine annesi Sarah Johnson, küçük Samuel'i Londra'ya götürdü.

Amaç, Kraliçe Anne'in dokunuşunu almaktı.

Çocuk kraliçenin huzuruna çıkarıldı.

Yıllar sonra Johnson'a bu karşılaşmayı hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda, elmaslarla süslenmiş ve uzun siyah başlık takan bir kadını belli belirsiz hatırladığını anlattı.

Johnson'a verilen altın kraliyet parası da yaşam öyküsünün dikkat çekici ayrıntılarından biri oldu.

Geleceğin ünlü yazarı, çocukluğunda bir kraliçenin ellerinde şifa aramıştı.

Peki hastalığı iyileşti mi?

Tarihsel kayıtlara göre Johnson'ın hastalığının izleri ilerleyen yıllarda da devam etti.

Yüzünde ve boynunda çocukluk hastalığıyla ilişkilendirilen izler bulunuyordu.

Bu nedenle Johnson'ın kraliyet dokunuşuyla iyileştiği söylenemez.

Ancak hikâyenin en önemli tarafı başka bir yerdeydi.

Bu tören, yalnızca halk arasında anlatılan bir şifa uygulaması değildi.

Bir hekim tarafından da önerilebiliyordu.

Modern tıp açısından etkili olduğu kanıtlanmamış bir uygulama, dönemin sağlık anlayışı içinde kabul görebiliyordu.

Johnson'ın hikâyesi, kraliyet dokunuşunun toplumdaki yerini göstermesi açısından belki de en çarpıcı örneklerden biridir.

Fransa'da Kralların Şifası Daha Uzun Yaşadı

İngiltere'de kraliyet dokunuşu geleneği XVIII. yüzyıl başlarında sona erdi.

Kraliçe Anne, bu töreni gerçekleştiren son hüküm süren İngiliz monarkı olarak kabul ediliyor.

Ancak Fransa'da durum farklıydı.

Fransız hükümdarları da yüzyıllar boyunca scrofula hastalarının kraliyet dokunuşuyla iyileşebileceğine inanılan törenler düzenledi.

Özellikle XIV. Louis döneminde kalabalık hasta gruplarının hükümdarın huzuruna çıkarıldığı biliniyor.

Bazı tarihsel kayıtlarda, kralın tek bir törende yaklaşık 1.600 hastaya dokunduğu aktarılıyor.

Bu tür büyük törenler yalnızca hastaların şifa arayışını değil, hükümdarın kutsal otoritesini de görünür kılıyordu.

Aradan yıllar geçti.

Fransız Devrimi yaşandı.

Monarşi kaldırıldı.

Avrupa'nın siyasi düzeni değişti.

Fakat kraliyet dokunuşu inancı tamamen unutulmadı.

31 Mayıs 1825 tarihinde Fransa Kralı X. Charles, eski geleneği yeniden canlandırdı.

Tarihsel araştırmalara göre yaklaşık 120–130 hastaya dokundu.

Bu olay, Fransa'daki kraliyet dokunuşu geleneğinin son uygulaması olarak kabul ediliyor.

XIX. yüzyılda Avrupa bilimsel gelişmelerin, sanayileşmenin ve siyasi dönüşümlerin etkisi altındayken bir hükümdarın hâlâ bu eski şifa törenini gerçekleştirmesi dikkat çekiciydi.

Yüzyıllarca süren inanç, artık tarih sahnesinden çekilmek üzereydi.

Hastalar Gerçekten İyileşiyor muydu?

Kraliyet dokunuşunun hikâyesinde cevaplanması gereken en önemli soru buydu.

Yüzlerce yıl boyunca insanların bu törenlere katılmasını sağlayan şey neydi?

Yalnızca dinî inanç mı?

Hükümdara duyulan güven mi?

Yoksa gerçekten iyileştiği düşünülen hastalar da bulunuyor muydu?

Bugünkü tıbbi bilgiler, bu sorunun neden kolay cevaplanamayacağını gösteriyor.

Scrofula olarak adlandırılan hastalıkların tamamı aynı klinik seyri göstermiyordu.

Tüberküloz lenfadeniti bazı hastalarda uzun süre devam edebiliyor, kimi durumlarda ise belirtilerde kendiliğinden gerilemeler görülebiliyordu.

Ancak belirtilerin gerilemesi, enfeksiyonun tamamen ortadan kalktığını göstermiyordu.

Üstelik geçmişte scrofula adı altında değerlendirilen hastalıkların bir bölümü tüberküloz dışındaki nedenlere bağlı olabilir.

Bu hastalıkların bazıları da zamanla kendiliğinden düzelebilirdi.

Şimdi XVII. yüzyılda yaşayan bir hastayı düşünelim.

Kralın karşısına çıkmış.

Hükümdar boynuna dokunmuş.

Dualar okunmuş.

Aradan haftalar geçmiş ve şişliği küçülmeye başlamış.

Bu hasta, iyileşmesini kraliyet dokunuşuna bağlamış olabilir.

Fakat iki olayın birbirini izlemesi, aralarında neden-sonuç ilişkisi bulunduğu anlamına gelmez.

Yakın tarihli akademik araştırmalarda, bazı hastalık belirtilerinin kendiliğinden gerilemesinin ve iyileşme olasılığı bulunan hastaların törenlere kabul edilmesinin bu uygulamaya duyulan güveni artırmış olabileceği tartışılıyor.

Ayrıca iyileştiğini düşünen hastaların hikâyelerinin, iyileşmeyen hastaların hikâyelerinden daha fazla anlatılmış olması da mümkündür.

Ancak geçmişteki hastaların tek tek tanılarını ve tedavi sonuçlarını belirlemek mümkün değil.

Bu nedenle tarihsel bir iyileşme anlatısı, bilimsel tedavi kanıtı olarak değerlendirilemez.

Kraliyet dokunuşunun tüberküloz enfeksiyonunu tedavi ettiğini gösteren bilimsel kanıt bulunmuyor.

Bu durum, törene katılan hiçbir hastanın iyileşmediği anlamına gelmez.

Yalnızca iyileşmenin kralın dokunuşundan kaynaklandığının kanıtlanamadığı anlamına gelir.

Hekimler Bu Törenlerin Neresindeydi?

Bugün bir hükümdarın dokunuşuyla tüberküloz tedavi edilebileceğini iddia etmek bilimsel açıdan kabul edilemez.

Peki geçmişte hekimler bu uygulamalara neden katılıyordu?

Bunun cevabı, dönemin tıp anlayışında saklı.

Kraliyet dokunuşunun yaygın olduğu yüzyıllarda bakterilerin hastalıklara nasıl neden olduğu henüz bilinmiyordu.

Modern mikrobiyoloji gelişmemişti.

Tüberküloza karşı etkili ilaçlar bulunmuyordu.

Hekimler hastalara farklı merhemler, geleneksel tedaviler ve cerrahi girişimler uyguluyordu.

Fakat bunların sonuçları çoğu zaman sınırlı ve değişkendi.

Bu ortamda kraliyet dokunuşu bazı hekimler tarafından da kabul görebiliyordu.

Saray cerrahları tören öncesinde hastaları değerlendiriyor ve sürecin düzenlenmesinde görev alıyordu.

Ancak burada önemli bir tarihsel ayrım bulunuyor.

Hekimlerin törenlerde yer alması, kraliyet dokunuşunun gerçekten etkili olduğunu göstermez.

Dönemin hekimleri de yaşadıkları toplumun dinî, siyasi ve kültürel anlayışlarından etkileniyordu.

Kralların kutsal bir görev taşıdığına inanılan bir dünyada, hükümdarın hastaları iyileştirebileceği düşüncesi bugünkü kadar sıra dışı karşılanmıyordu.

Kraliyet dokunuşunun tarihi, tıbbi uygulamaların yalnızca bilimsel bilgilerle değil, toplumun inançları ve güç ilişkileriyle de şekillenebildiğini gösteriyor.

Şifa Arayışı Saraydan Laboratuvara Taşındı

Kraliyet dokunuşu geleneği sona erdiğinde scrofula ortadan kalkmamıştı.

Boyunlarında şişlikler oluşan, yaraları kapanmayan ve tüberküloz nedeniyle hastalanan insanlar yaşamaya devam ediyordu.

Fakat hastalıkları anlama biçimi değişmeye başlamıştı.

1882 yılında Robert Koch'un tüberküloz basilini tanımlaması, bu süreçte önemli bir dönüm noktası oldu.

Artık araştırılması gereken şey, hükümdarın ellerinde bulunduğuna inanılan görünmez bir şifa gücü değildi.

Hastalığa neden olan mikroorganizmaydı.

Tüberküloza karşı etkili ilaçların geliştirilmesi için ise XX. yüzyılın ortalarına kadar beklenmesi gerekti.

Bugün tüberküloz lenfadenitinde tanı; hastanın değerlendirilmesi, uygun örneklerden yapılan moleküler testler, mikrobiyolojik incelemeler ve gerektiğinde patolojik değerlendirmelerle konulabiliyor.

Tedavi, enfeksiyon etkeni ve ilaç duyarlılığı dikkate alınarak planlanıyor.

Üstelik modern tıp, boyunda oluşan her şişliğin scrofula olmadığını da biliyor.

Diğer enfeksiyonlar, iltihabi hastalıklar ve bazı kanserler benzer belirtilere yol açabiliyor.

Bu nedenle uzun süren veya açıklanamayan lenf bezi şişliklerinin hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Yüzyıllar boyunca kralların ellerinde aranan şifanın yerini artık hastalığın nedenini belirlemeye ve etkili tedaviyi seçmeye yönelik bilimsel yöntemler almış durumda.

Bir Kralın Dokunuşundan Bilimin Kanıtına

Kraliyet dokunuşunun hikâyesi, yalnızca geçmişte insanların mucizelere inanmasının öyküsü değildir.

Bu hikâyenin merkezinde hastalığına çare arayan insanlar bulunuyor.

Boynundaki şişlik nedeniyle yıllarca acı çeken hastalar…

Çocuğunu iyileştirmek için kilometrelerce yolculuk yapan anneler…

Sarayların önünde şifa umuduyla bekleyen kalabalıklar…

Ve dokunuşunun olağanüstü bir güç taşıdığına inanılan hükümdarlar…

İnsanlar yüzyıllar boyunca kralların karşısına çıktı.

Boyunlarındaki yaraları gösterdi.

Hükümdarların ellerini bekledi.

Kendilerine verilen paraları üzerlerinde taşıdı.

Bazıları iyileştiğine inandı.

Bazıları hastalığıyla yaşamaya devam etti.

Bütün bunların yaşandığı dünyada hastalık yalnızca bedensel bir sorun değildi.

Korku, çaresizlik, dinî inanç, siyasi otorite ve umut da hastalık deneyiminin parçalarıydı.

Kraliyet dokunuşu geleneği, bütün bu unsurların aynı yerde buluştuğu sıra dışı bir tarihsel olaydı.

Günümüzde biliyoruz ki bir kişinin tedaviden sonra iyileşmesi, mutlaka o tedavi sayesinde iyileştiği anlamına gelmiyor.

Bilimsel tıp, bu ayrımı yapabilmek için sistematik gözleme, karşılaştırmaya ve doğrulanabilir kanıtlara ihtiyaç duyuyor.

Kraliyet dokunuşu ise bunun neden önemli olduğunu gösteren çarpıcı bir tarihsel örnek olarak karşımızda duruyor.

Bir zamanlar hastalar, şifanın bir kralın ellerinden geleceğine inanıyordu.

Bugün hastalıkların nedenlerini mikroorganizmalar, bağışıklık sistemi ve biyolojik süreçler üzerinden araştırıyoruz.

Değişen yalnızca tedavi yöntemleri olmadı.

İnsanlığın hastalığı anlama biçimi de değişti.

Yüzyıllar boyunca insanlar, kralların ellerinde mucize aradı. Modern tıp ise iyileşmenin nedenini kanıtlarda aramayı öğrendi.


KAYNAKLAR

  1. Marc Bloch. The Royal Touch: Sacred Monarchy and Scrofula in England and France. İngilizce baskı, 1973.

  2. Stephen Brogan. The Royal Touch in Early Modern England: Politics, Medicine and Sin. Boydell & Brewer, 2015.

  3. David L. Smith. “The King's Evil Without the King: The Royal Touch during the Interregnum.” Journal of Religious History, 2025.

  4. Vladimir V. Maltsev ve Alicia M. Plemmons. “The Royal Touch.” Public Choice, 2026.

  5. Jonathan Xu. “The Royal Touch: Scrofula and Defining Monarchy.” Clinics in Dermatology, 2023.

  6. Samuel Johnson Birthplace Museum. “Johnson and Royalty.”

  7. Royal Mint. “The King's Evil and Traditional Touch Coins.”

  8. Royal College of Physicians. “Touching for ‘the King's Evil’: A Short History.” 2019.

  9. John Browne. Adenochoiradelogia, or An Anatomick-Chirurgical Treatise of Glandules and Strumaes. Londra, 1684.

  10. Dünya Sağlık Örgütü. WHO Consolidated Guidelines on Tuberculosis: Module 3 – Diagnosis. 2025.

  11. Dünya Sağlık Örgütü. WHO Consolidated Guidelines on Tuberculosis: Module 4 – Treatment and Care. İkinci baskı, 2026.