Fransa'da kırk gün boyunca eski bir katedralde tutulan, Rusya'da karantina mahallinden ayrılmanın yolunu arayan ve İspanya'da ülkesine geri dönmekle tehdit eden diplomatların yaşadıkları, yüzlerce yıllık sefaretnâmelerde kayıtlı. Bu tarihî belgeler, salgın hastalıkların yalnızca insan sağlığını değil, devletlerarası ilişkileri de nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.
Osmanlı Elçisi Fransa'ya Ulaştı, Ancak Paris'e Gidemedi
1720 yılının sonbaharında Osmanlı Devleti'nin Fransa'ya gönderdiği Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, uzun bir deniz yolculuğunun ardından Akdeniz kıyılarına ulaştı.
Görevi, Sultan III. Ahmed'i temsil ederek Fransa hükümdarıyla görüşmek ve iki devlet arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktı.
Ancak Fransa'nın güneyinde büyük bir veba salgını yaşanıyordu.
Marsilya ve çevresini etkileyen salgın nedeniyle limanlarda olağanüstü önlemler alınmıştı. Gemiler kontrol ediliyor, yolcuların sağlık durumları değerlendiriliyor ve hastalık taşıma ihtimali bulunan kişiler karantinaya alınıyordu.
Bu uygulamalardan Osmanlı elçisi de muaf tutulmadı.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaretnâmesinde, Marsilya'daki salgına ilişkin son derece çarpıcı bilgiler yer alıyordu.
Elçi, kendisine aktarılan ölüm haberlerini şöyle kaydetmişti:
“Ma‘âzallah seksen bin kadar nüfûs telef olmuş.”
Bu sayı, dönemin salgın hakkındaki haberlerini yansıtan tarihî bir tahmindir. Kesinleşmiş bir epidemiyolojik bilanço olarak değerlendirilmemelidir.
Fransız yetkililer, salgının başka kentlere taşınmasından endişe ediyordu.
Bu nedenle dışarıdan gelen yolcuların belirli sürelerle ayrı tutulduğu belirtiliyordu.
Mehmed Efendi'nin aktardığına göre bekleme süreleri:
“Yirmi otuz gün ve ba‘zılara kırk gün”
olabiliyordu.
Osmanlı diplomatı için bu uygulama beklenmedik bir durumdu. Bir hükümdarın temsilcisi olarak Fransa'ya gelmişti ancak resmî görüşmelere başlamadan önce ülkenin sağlık kurallarına uyması gerekiyordu.
Saray Yerine Eski Bir Katedral
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin yolculuğundaki en dikkat çekici gelişmelerden biri, kendisine tahsis edilen karantina mekânıyla ilgiliydi.
Fransa'nın güneyindeki salgın nedeniyle Paris'e uzanan kara yollarında seyahat etmek güçleşmişti.
Elçilik heyeti, yolculuğunu deniz üzerinden sürdürmeye karar verdi.
Sète limanına ulaştıklarında kendilerine uygun bir konaklama yeri hazırlandığı bildirildi.
Ancak heyetin götürüldüğü yer, beklendiği gibi görkemli bir saray değildi.
Montpellier yakınlarındaki Maguelonne Adası'nda bulunan eski bir katedral, karantina mekânı olarak düzenlenmişti.
Osmanlı elçisi ve maiyeti burada yaklaşık kırk gün kaldı.
17 Aralık 1720'de başlayan bekleyiş, 25 Ocak 1721'de sona erdi.
Elçi, Fransız yetkililerden sürenin kısaltılmasını istedi. Fakat talebi kabul edilmedi.
Fransız makamları, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla belirlenen kurallardan vazgeçmek istemiyordu.
Osmanlı heyetinin yiyecek ve barınma ihtiyaçları karşılanmasına rağmen hareket özgürlüğü sınırlandırılmıştı.
Bir hükümdarın temsilcisi, başka bir hükümdarın huzuruna çıkabilmek için önce kırk günlük sağlık gözetimini tamamlamak zorundaydı.
Viyana Yolunda Farklı Bir Uygulama
1748 yılında Avusturya'ya gönderilen Mustafa Hattî Efendi'nin yaşadıkları, Avrupa'daki karantina uygulamalarının her zaman aynı şekilde yürütülmediğini gösteriyor.
Hattî Efendi, Viyana yolculuğu sırasında Zemun'a ulaştığında sınır kontrolüyle karşılaştı.
Zemun, Osmanlı topraklarından Habsburg yönetimindeki bölgelere geçişte önemli bir noktadaydı.
Burada yolcuların sağlık durumlarının denetlenmesi ve gerektiğinde karantinaya alınması mümkündü.
Ancak Mustafa Hattî Efendi'ye diplomatik konumu nedeniyle kolaylık gösterildi.
Elçi, sefaretnâmesinde uygulamanın hafifletildiğini şu sözlerle anlatıyordu:
“Nazarete resmi metrûk olup”
Heyet, karantina için ayrılan yerde yalnızca bir gece kaldı.
Yetkililer tarafından hazırlanan konaklama imkânları ve gösterilen nezaket, elçinin dikkatini çekmişti.
Zemun'dan ayrılışında meydana gelen sonraki gecikme ise karantina süresinden değil, elçinin yaşadığı sağlık sorunundan kaynaklanıyordu.
Bu örnek, diplomatik ilişkilerin niteliğinin karantina işlemlerinin uygulanışını etkileyebildiğini gösteriyordu.
Rusya'da Karantina: Şehdî Osman Efendi'nin Çıkış Planı
1757 yılında Rusya'ya gönderilen Şehdî Osman Efendi, sınırı geçtikten sonra karantina uygulamasıyla karşılaştı.
Elçilik heyeti, Kalanter olarak kaydedilen bölgede bekletildi.
Osmanlı makamları, heyetin uzun süre tutulmasını istemiyordu.
İstanbul'daki Rus diplomatik temsilcisine önceden yapılan girişimlerde, Osmanlı ülkesinde veba bulunmadığı ileri sürülerek elçinin bekletilmemesi talep edilmişti.
Buna rağmen Rus görevliler, sağlık kurallarının uygulanması gerektiğini bildirdi.
Şehdî Osman Efendi, bu durumu son derece rahatsız edici buluyordu.
Sefaretnâmede yaşadığı sıkıntıyı tanımlarken kullandığı ifade dikkat çekiciydi:
“Nezâret rezâleti”
Elçi, karantina mahallinde daha fazla beklemek yerine hareket alanını genişletebileceği bir yol aradı.
Yedinci gün çevreyi görmek bahanesiyle atına bindi.
Maiyetinden yedi kişiyi de yanına alarak Vasilkof yönüne ilerledi.
Karantina mahallinden yaklaşık kırk beş dakika uzaklıktaki kaleye ulaştığında Rus görevlilerle görüştü.
Görevliler, aynı gün Kiev'e gitmesinin mümkün olmadığını bildirdi. Ancak geceyi Vasilkof'ta geçirip ertesi gün yoluna devam etmesini önerdiler.
Şehdî Osman Efendi bu teklifi kabul etti.
Böylece ilk karantina mahallinde daha fazla beklemek zorunda kalmadan yolculuğunu ilerletme imkânı buldu.
Elçinin yaşadıkları, salgın önlemlerinin diplomatik görüşmeler ve idarî kararlarla nasıl şekillenebildiğini gösteren önemli bir tarihî örnektir.
Abdülkerim Paşa ve Eşyaların Tütsülenmesi Meselesi
1775 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması'nın onaylı nüshasını Rusya'ya götürmek üzere görevlendirilen Abdülkerim Paşa da karantina uygulamasıyla karşılaştı.
Rus yetkililer, Osmanlı elçilik heyetinin sağlık gözetiminden geçirilmesi gerektiğini belirtiyordu.
Heyetin kaldığı bölgede konaklama amacıyla hazırlanmış çeşitli binalar bulunuyordu.
Karantina alanının çevresinde askerî güvenlik önlemleri alınmıştı.
Rus general, Abdülkerim Paşa'ya eşyalarının ve yiyeceklerinin bir veya iki gün içinde tütsülenmesi hâlinde yolculuğa devam edebileceklerini bildirdi.
Ancak Osmanlı elçisi, bu işlemin kendisine uygulanmasını diplomatik statüsü açısından uygun bulmadı.
Önceki Osmanlı temsilcilerinin benzer işlemlerden geçirilmediğini belirterek itiraz etti.
Yapılan görüşmelerin ardından elçilik heyeti beş gün bekledi ve Kiev'e hareket etti.
Bu olayın tıp tarihi açısından önemli bir yönü bulunuyor.
-
yüzyılda eşyaların tütsülenmesi, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla başvurulan yöntemlerden biriydi.
Ancak dönemin sağlık anlayışı, mikroorganizmaların hastalıklardaki rolünün bilimsel olarak açıklanmasından önceki bilgi birikimine dayanıyordu.
Bu nedenle kullanılan yöntemlerin etkinliği bugünkü tıp bilgisiyle ayrıca değerlendirilmelidir.
Barselona Limanında Diplomatik Kriz
1787'de İspanya'ya gönderilen Ahmed Vâsıf Efendi'nin karantina tecrübesi, Osmanlı elçilerinin karşılaştığı en dikkat çekici diplomatik anlaşmazlıklardan birini oluşturuyor.
Osmanlı elçilik heyeti Barselona kıyılarına ulaştığında İspanyol yetkililerin gerekli hazırlıkları tamamlamadığı anlaşıldı.
Heyetin geleceğinden önceden haberdar olunmaması nedeniyle karantina işlemleri gecikti.
İspanyol görevliler, ülkeye gelen yabancıların sağlık kontrolünden geçirilmesinin son derece önemli olduğunu açıkladı.
Yetkililerin sözleri tarihî kayıtlara şöyle geçmişti:
“Nezârete umuru, memleketimizde a‘zam umurdandır.”
Bu ifade, karantina uygulamasının İspanyol makamları tarafından ne kadar önemli görüldüğünü yansıtıyordu.
Ahmed Vâsıf Efendi ise ülkenin sağlık kurallarından habersiz değildi.
İstanbul'dan ayrılmadan önce hastalık bulunmadığına ilişkin bir belge temin etmişti.
İspanya'ya gelen bazı yolcuların Minorka Adası'nda karantinaya tutulduğunu biliyordu.
Ancak adanın uzak olması nedeniyle karantina işleminin Barselona'da gerçekleştirilmesini istiyordu.
İspanyol yetkililerle yapılan görüşmelerde bu konuda ısrar etti.
Talebinin karşılanmaması durumunda İstanbul'a geri dönebileceğini bildirdi.
Sonunda elçilik heyetinin Barselona'da karantinaya alınması kabul edildi.
Fakat gerekli mekânın hazırlanmaması nedeniyle heyet üç gün boyunca çadırlarda kaldı.
Toplam karantina süresi yirmi yedi gün oldu.
Sürenin sonunda yapılan sağlık kontrolünün ardından Osmanlı diplomatlarının şehre girmesine izin verildi.
Ahmed Vâsıf Efendi'nin yaşadıkları, karantina uygulamasına yönelik anlaşmazlıkların yalnızca bekleme süresiyle değil, konaklama yeri ve diplomatik muameleyle de ilgili olabildiğini gösteriyor.
Marsilya'da 36 Gün: Moralı Seyyid Ali Efendi'nin Tanıklığı
1797 yılında Fransa'ya gönderilen Moralı Seyyid Ali Efendi, Osmanlı Devleti'nin Paris'teki ilk daimî elçisi olarak önemli bir görev üstlenmişti.
Ancak Fransa'daki resmî temaslarına başlamadan önce Marsilya'da karantinaya alındı.
15 Mayıs 1797'de Marsilya'ya ulaşan elçilik heyetinin bekleme süresi otuz altı gündü.
Başlangıçta yirmi sekiz gün olarak belirlenen süreye sekiz gün daha eklenmişti.
Bu kararın alınmasında gemide taşınan pamuk balyaları ve gemiyle temas eden bir kişinin yol açtığı sağlık endişesi etkili olmuştu.
Seyyid Ali Efendi, Fransızların karantina uygulamalarını uzun zamandır sürdürdüklerini anlatıyordu.
Bazı yolcuların:
“Kırk ba‘zan elli gün nezâretde tevkif”
edilebildiğini belirtiyordu.
Ancak elçi, uygulamanın yerleşik bir sağlık kuralı olduğunu bilmesine rağmen bulunduğu koşullardan rahatsızdı.
Karantinayı anlatırken kullandığı kısa ifade son derece dikkat çekiciydi:
“Bir gûna habs ve sıklet”
Bu sözler, elçinin karantina sürecini bir çeşit hapis ve sıkıntı olarak değerlendirdiğini gösteriyordu.
Moralı Seyyid Ali Efendi'nin tanıklıkları, 18. yüzyıl Avrupa'sındaki karantina kurumlarının işleyişi hakkında da önemli bilgiler sunuyor.
Karantina Binasının İçinde Neler Yaşanıyordu?
Moralı Seyyid Ali Efendi, Marsilya'daki karantina binasının özelliklerini ayrıntılı biçimde kaydetmişti.
Yapı, yüksek duvarlarla çevrili geniş bir alandan oluşuyordu.
İçinde çok sayıda oda, avlu, çeşme ve çeşitli hizmet bölümleri bulunuyordu.
Elçilik heyetine özel konaklama alanları tahsis edilmişti.
Ancak hareket serbestisi sınırlıydı.
Karantina kurallarının sıkı uygulanması, elçinin dikkatini çeken konulardan biriydi.
Dışarıdan gelen ziyaretçilerin binaya girişleri kontrol ediliyordu.
Görevliler ve yolcular arasındaki temas da belirli kurallara bağlıydı.
Elçi, günlük hayatının önemli bir bölümünü bulunduğu yerden çevreyi seyrederek geçiriyordu.
Gemileri, tekneleri, bahçeleri ve kıyıdaki yapıları gözlemliyordu.
Bu anlatılar, karantinanın yalnızca tıbbî bir uygulama değil, insanların gündelik hayatını da etkileyen bir tecrit süreci olduğunu gösteriyor.
Osmanlı Elçileri Sağlık Kontrolünden Nasıl Geçiriliyordu?
-
yüzyılın başlarında Osmanlı diplomatlarının Avrupa sınırlarında karşılaştığı sağlık denetimleri farklı biçimlerde sürüyordu.
1806 yılında Fransa'ya gönderilen Seyyid Mehmed Emin Vâhid Efendi'nin sefaretnâmesi bu konuda önemli bilgiler içeriyor.
Vâhid Efendi, Avrupa ülkelerine dışarıdan gelen yolcuların toplumsal konumlarına bakılmaksızın sağlık denetimine tabi tutulabildiğini aktarıyordu.
Bunu şu sözlerle açıklıyordu:
“A‘lâ u ednâ ve bây u gedâ”
Yani yüksek veya düşük konumda bulunanlar, zenginler ve fakirler.
Bununla birlikte diplomatik heyetler için farklı uygulamalar da söz konusu olabiliyordu.
Vâhid Efendi'nin Avusturya sınırındaki geçişinde uzun süreli karantina uygulanmadı.
Diplomatik görev nedeniyle heyetin bekleme süresi kısa tutuldu.
Sağlık görevlileri, maiyetindeki kişilerin sağlık durumunu değerlendirdi.
Elçi, yapılan kontrolü şu sözlerle kaydetmişti:
“Nabızlarını yokladıkdan sonra”
Muayenenin ardından heyetin yolculuğuna devam etmesine izin verildi.
Bu kayıt, dönemin sınır sağlık denetimlerinin niteliğini gösteren önemli bir tanıklıktır.
Bugünkü bilgilerle değerlendirildiğinde, nabız muayenesinin tek başına bulaşıcı bir hastalığın bulunmadığını göstermeyeceği açıktır.
Ancak olay, 19. yüzyıl başlarında sağlık gözetiminin nasıl uygulandığına dair tarihî bir örnek sunmaktadır.
Karantina Bir Sağlık Önlemi miydi, Diplomatik Sorun mu?
Osmanlı elçilerinin Avrupa'daki karantina tecrübeleri birlikte değerlendirildiğinde, farklı ülkelerde farklı uygulamalarla karşılaşıldığı görülüyor.
Bazı elçiler haftalarca bekletilirken bazıları kısa sürede yolculuğuna devam edebiliyordu.
Kimi diplomatlar uygulamaların gerekçesini kabul ediyor, kimileri ise diplomatik statüleri nedeniyle kendilerine farklı muamele gösterilmesini istiyordu.
Bu olayları değerlendirirken dönemin salgın şartlarını göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Veba, Avrupa'da uzun yıllar boyunca önemli can kayıplarına yol açmıştı.
Liman kentleri, ticaret yolları ve sınır geçişleri hastalıkların yayılmasında riskli alanlar olarak görülüyordu.
Bu nedenle Avrupa devletleri çeşitli sağlık denetimleri geliştirmişti.
Ancak uygulamaların diplomatik temsilcilere nasıl yansıyacağı her zaman açık değildi.
Bir devletin temsilcisine tanınan ayrıcalıklarla kamu sağlığını korumaya yönelik kurallar zaman zaman karşı karşıya geliyordu.
Osmanlı diplomatlarının sefaretnâmeleri, bu gerilimin farklı örneklerini günümüze taşımaktadır.
Avrupa'daki Karantina Deneyimleri Osmanlı Tıp Tarihi Açısından Neden Önemli?
Avrupa'nın Akdeniz limanlarında Orta Çağ'ın sonlarından itibaren gelişen karantina uygulamaları, sonraki yüzyıllarda daha kurumsal bir yapıya kavuştu.
Salgın hastalıkların yayılmasını sınırlamak amacıyla limanlarda, kara sınırlarında ve ticaret merkezlerinde çeşitli denetimler yapılıyordu.
Osmanlı Devleti'nde ise modern karantina teşkilatının kurumsallaşması 19. yüzyılda gerçekleşti.
1838 yılında Karantina Meclisi'nin oluşturulması bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Ancak Osmanlıların salgın hastalıklarla mücadele deneyimi bu tarihten çok daha eskiye uzanıyordu.
Farklı dönemlerde hastalıklardan korunmaya yönelik çeşitli tedbirler uygulanmıştı.
Avrupa'ya gönderilen elçilerin sefaretnâmeleri, Osmanlı devlet adamlarının modern karantina teşkilatının kuruluşundan önce Avrupa'daki sağlık uygulamaları hakkında bilgi edindiğini gösteriyor.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa'daki salgın gözlemleri, Şehdî Osman Efendi'nin Rusya'daki bekleyişi ve Moralı Seyyid Ali Efendi'nin Marsilya'daki karantina tanıklığı bu açıdan dikkat çekicidir.
Bununla birlikte söz konusu elçilik deneyimlerinin Osmanlı karantina teşkilatının kuruluşuna doğrudan neden olduğu ileri sürülemez.
Böyle bir ilişki kurulabilmesi için ayrıca idarî belgelerin ve sağlık reformlarına ilişkin karar süreçlerinin incelenmesi gerekir.
Sefaretnâmelerin asıl önemi, farklı ülkelerdeki sağlık denetimlerini Osmanlı diplomatlarının gözünden göstermesidir.
Üç Yüz Yıl Öncesinden Günümüze Kalan Tanıklıklar
Osmanlı elçilerinin Avrupa'da karşılaştığı karantina uygulamaları, tıp tarihiyle diplomasi tarihinin kesiştiği dikkat çekici olaylar arasında yer alıyor.
Fransa'da eski bir katedralde kırk gün bekleyen Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, Rusya'daki karantina mahallinden ayrılmanın yolunu arayan Şehdî Osman Efendi ve Barselona'da İspanyol yetkililerle görüşmeler yapan Ahmed Vâsıf Efendi farklı dönemlerin diplomatlarıydı.
Ancak hepsinin karşılaştığı temel mesele benzerdi.
Salgın hastalık ihtimali, diplomatik görevlerinin yürütülmesini etkiliyordu.
Bu belgeler, halk sağlığını korumak amacıyla alınan önlemlerin seyahat özgürlüğünü, ticareti ve devletlerarası ilişkileri nasıl etkileyebildiğini gösteriyor.
Bugün sefaretnâmelerdeki kayıtlar yalnızca tarihî birer seyahat hatırası olarak değil, salgın yönetiminin geçmişini anlamaya yardımcı olan belgeler olarak da değerlendiriliyor.
Osmanlı elçileri Avrupa'ya padişahın mektuplarını götürürken, karşılaştıkları ülkelerin sağlık kurallarını ve salgın tedbirlerini de gözlemlemişti.
Bu tanıklıklar, üç yüz yıl önce de bir devletin en üst düzey temsilcilerinin salgın hastalık tehlikesi karşısında karantina kapısında beklemek zorunda kalabildiğini ortaya koyuyor.
KAYNAKLAR
-
Can, Mustafa ve Altınova Şahin, Ayşegül. “Osmanlı Elçileri ve Karantina.” OTAM Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, Sayı 49, 2021, s. 1–24. https://dergipark.org.tr/tr/pub/otam/article/1040781
-
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi. Sefâretnâme-i Fransa. Matbaa-i Ebüzziya, İstanbul, 1306.
-
Savaş, Ali İbrahim (Haz.). Mustafa Hattî Efendi Viyana Sefaretnamesi. Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1999.
-
Polatcı, Türkân (Haz.). Şehdî Osman Efendi'nin Rusya Sefâretnâmesi 1757–1758. Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011.
-
Mehmed Emin Nahifî Efendi. Abdülkerim Paşa Sefaretnâmesi. İkdam Matbaası, İstanbul, 1313.
-
Ahmed Vâsıf Efendi. İspanya Sefâretnâmesi, vr. 3a–4b.
-
Öksüz, Melek. Türk İspanyol İlişkileri Çerçevesinde Ahmed Vâsıf Efendi'nin İspanya Elçiliği (1787–1788). Karadeniz Teknik Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 1998.
-
Moralı Es-Seyyid Ali Efendi. Sefaretnâmesi. Ahmed İhsan ve Şürekâsı Matbaacılık Osmanlı Şirketi, İstanbul, 1329.
-
Herbette, Maurice. Fransa'da İlk Daimî Türk Elçisi Moralı Esseyit Ali Efendi 1797–1802. Çev. Erol Üyepazarcı, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2019.
-
Seyyid Vâhid Efendi. Fransa Sefaretnamesi. Matbaa-i Ebüzziya, İstanbul, 1304.
-
Sarıyıldız, Gülden. “Karantina.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 24, 2001.
Kaynak açıklaması: Bu yazının tarihî olay örgüsünde Can ve Altınova Şahin'in 2021 tarihli akademik araştırmasından yararlanılmıştır. Tırnak içindeki Osmanlıca ifadeler, ilgili sefaretnâmelerden akademik araştırma aracılığıyla aktarılan kısa alıntılardır. Özgün nüshalarla harfiyen karşılaştırılmaları yayın öncesinde ayrıca önerilir. Tarihî olayların aktarımı, dönem kaynakları ve akademik çalışmalar çerçevesinde hazırlanmıştır.




