Bir Kafatası Yaralanmasının Ardındaki 4 Bin Yıllık Sır
Kafatası ağır bir darbeyle parçalanmıştı. Yaralanma, beyni örten zarları da etkilemişti. Hastayı inceleyen kişi, kafatasındaki hasarı, beynin görünümünü ve yaralanmaya eşlik eden belirtileri ayrıntılı biçimde tarif ediyordu.
Bu anlatım, modern bir nöroşirürji raporundan değil, yaklaşık 3.600 yıl önce yazıya geçirilmiş bir Antik Mısır tıp belgesinden geliyor.
Edwin Smith Cerrahi Papirüsü adıyla bilinen bu eser, günümüze ulaşan en eski sistematik travma metinlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Papirüste kafatası kırıkları, açık baş yaralanmaları, konuşma bozuklukları, omurga hasarları ve felç belirtileri dikkat çekici ayrıntılarla ele alınıyor.
Daha da şaşırtıcı olan, kayıtların yalnızca hastalıkları ve yaralanmaları tanımlamakla sınırlı kalmaması.
Metinde hastanın nasıl muayene edileceği, iyileşme olasılığının nasıl değerlendirileceği ve bazı yaralanmalara hangi müdahalelerin uygulanabileceği de açıklanıyor.
Peki Antik Mısırlılar gerçekten beyin ameliyatı yapabiliyor muydu? Yoksa bu kayıtlar, insan anatomisini gözlemlemeye başlayan erken dönem hekimlerin bilgi birikimini mi yansıtıyordu?
Yanıtı bulabilmek için hem Edwin Smith Papirüsü'nü hem de günümüzde incelenen antik kafataslarını değerlendirmek gerekiyor.
Edwin Smith Papirüsü Nasıl Ortaya Çıktı?
1862 yılında Amerikalı Edwin Smith, Mısır'ın Luksor kentinde eski bir papirüs satın aldı.
Yaklaşık 4,68 metre uzunluğundaki belge, Antik Mısır'da kullanılan hiyeratik yazıyla hazırlanmıştı.
Papirüsün yazı özellikleri, günümüze ulaşan nüshanın yaklaşık MÖ 1600 yılına ait olduğunu gösteriyor.
Ancak metnin dili ve kopyalama sırasında ortaya çıkan bazı hatalar, belgenin daha eski bir eserden aktarılmış olabileceğini düşündürüyor.
Metropolitan Sanat Müzesi'nin değerlendirmesine göre, özgün metin mevcut nüshadan yaklaşık üç yüz yıl önce hazırlanmış olabilir.
Bu durumda papirüsün içerdiği bazı tıbbi bilgilerin geçmişi yaklaşık 3.900 yıl öncesine uzanıyor.
Bununla birlikte özgün metnin kesin tarihi bilinmiyor. Dolayısıyla Edwin Smith Papirüsü'nün doğrudan dört bin yıllık bir el yazması olduğunu söylemek tarihsel açıdan doğru değil.
Günümüze ulaşan nüsha yaklaşık 3.600 yıllık; içerdiği bilgilerin bir bölümü ise daha eski olabilir.
Papirüs, Edwin Smith'in 1906 yılındaki ölümünün ardından farklı kurumlarda muhafaza edildi. 1948 yılında New York Tıp Akademisi Kütüphanesinin koleksiyonuna katıldı.
1930 yılında Mısırbilimci James Henry Breasted tarafından yayımlanan kapsamlı çeviri, eserin tıp tarihi bakımından önemini bilim dünyasına tanıttı.
2005 yılında James P. Allen tarafından hazırlanan yeni çeviri ise metnin yeniden değerlendirilmesine katkı sağladı.
Bugün Edwin Smith Papirüsü, Antik Mısır'ın sağlık anlayışını ve travma hastalarının sistematik biçimde değerlendirilmesinin tarihsel gelişimini incelemek açısından temel kaynaklardan biri olarak kabul ediliyor.
Papirüste 48 Yaralanma Vakası Anlatılıyor
Edwin Smith Papirüsü'nün dikkat çekici özelliklerinden biri, rastgele hazırlanmış bir hastalık listesi olmaması.
Metnin geleneksel bilimsel bölümlemesine göre 48 yaralanma vakası bulunuyor.
İlk 27 vaka baş ve yüz bölgesindeki yaralanmalarla ilgili. Sonraki vakalarda boyun, köprücük kemiği, üst kol, göğüs, kaburgalar, omuz ve omurgaya ilişkin yaralanmalar ele alınıyor.
Vakalar genel olarak vücudun üst bölümünden aşağıya doğru sıralanıyor.
Her vaka belirli bir değerlendirme düzeni içinde aktarılıyor.
Önce yaralanmanın niteliği tanımlanıyor. Ardından hastanın nasıl muayene edileceği açıklanıyor.
Muayenede belirlenen bulgular değerlendirildikten sonra hastanın iyileşme olasılığına ilişkin bir öngörüde bulunuluyor.
Tedavi edilebilir kabul edilen durumlarda uygulanabilecek yöntemler de belirtiliyor.
Papirüsün bu sistematik yapısı, günümüzde kullanılan hasta değerlendirme yaklaşımıyla bazı kavramsal benzerlikler taşıyor.
Ancak bu benzerlik, Antik Mısır'da modern anlamda bilimsel tıp veya günümüzdeki klinik standartların bulunduğunu göstermiyor.
Metnin tarihsel önemi, gözleme ve deneyime dayalı bir değerlendirme düzeni ortaya koymasında yatıyor.
Beynin Bilinen En Eski Yazılı Tanımlarından Biri
Papirüsün altıncı vakası, nöroloji ve beyin cerrahisi tarihi bakımından özel önem taşıyor.
Bu vakada ağır bir kafatası yaralanması anlatılıyor.
Kafatası kemiklerinin parçalandığı, beyni örten zarların hasar gördüğü ve beyin dokusunun açığa çıktığı bir tablo tarif ediliyor.
Metinde beynin yüzeyinin görünümü ve yaralanma bölgesinde hissedilen hareketler dikkat çekici ayrıntılarla açıklanıyor.
Beynin yüzeyindeki kıvrımlar, erimiş bakırın yüzeyinde oluşan dalgalı yapılara benzetiliyor.
Bu benzetme, dönemin gözlemcilerinin beyin dokusunu doğrudan görmüş olabileceklerini düşündürüyor.
Ayrıca metinde beyin zarlarına ve beyin omurilik sıvısına karşılık geldiği düşünülen anatomik yapılardan söz ediliyor.
Bilim tarihçileri ve tıp araştırmacıları, bu anlatımı beynin ve onu çevreleyen yapıların bilinen en erken yazılı tıbbi tanımlarından biri olarak değerlendiriyor.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Antik Mısırlıların beyin dokusunu gözlemleyebilmesi, beynin düşünce, konuşma, hareket ve diğer nörolojik işlevlerini günümüzdeki anlamıyla bildiklerini göstermiyor.
Buna rağmen ağır bir kafa travmasının ardından beyin dokusunu ve yaralanmayla ilişkili belirtileri kaydetmiş olmaları, erken dönem anatomi bilgisinin gelişimi açısından büyük önem taşıyor.
Konuşamayan Hasta: Afazinin En Eski Kayıtlarından Biri mi?
Papirüsün yirminci vakası, modern nörologların dikkatini çeken başka bir anlatım içeriyor.
Şakak bölgesinden yaralanan bir hastada ağır kafa travmasının ardından konuşma güçlüğü ortaya çıktığı belirtiliyor.
Hastanın konuşamamasına boyun sertliği gibi başka belirtiler de eşlik ediyor.
Bu vaka, 2003 yılında Journal of Medical Biography dergisinde yayımlanan bilimsel bir araştırmada yeniden incelendi.
Araştırmacılar Alireza Minagar, John Ragheb ve Roger E. Kelley, anlatılan belirtilerin travmaya bağlı afaziyle uyumlu olabileceğini değerlendirdi.
Afazi, beynin dil işlevleriyle ilişkili bölgelerinin hasarlanması sonucunda ortaya çıkan, konuşma ve diğer dil becerilerini etkileyebilen nörolojik bir bozukluktur.
Bununla birlikte yaklaşık dört bin yıl öncesinden aktarılan kısa bir hasta anlatımına dayanarak kesin bir afazi tanısı koymak mümkün değildir.
Konuşamama belirtisi, bilinç bozukluğu veya ağır kafa travmasının başka komplikasyonlarıyla da ilişkili olabilir.
Bu nedenle yirminci vaka, afazinin kesin biçimde tanımlandığı ilk örnek olarak değil, kafa travmasıyla ilişkili olası bir dil bozukluğunun en eski yazılı kayıtlarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Anlatımın tarihsel önemi yine de büyüktür.
Çünkü baş bölgesindeki ağır bir yaralanmanın ardından konuşma yetisinde meydana gelen değişikliklerin Antik Mısır'da gözlemlenip kaydedildiğini göstermektedir.
Felç ve Omurilik Yaralanmaları da Tanımlanmıştı
Edwin Smith Papirüsü yalnızca beyin yaralanmalarına ilişkin bilgiler içermiyor.
Boyun ve omurga travmalarını ele alan bazı vakalarda, günümüzde omurilik hasarıyla ilişkilendirilen belirtiler de bulunuyor.
Özellikle otuz birinci vakada, boyun omurlarındaki ciddi bir yaralanmanın ardından kol ve bacaklarda hareket ve duyu kaybıyla uyumlu belirtiler anlatılıyor.
Aynı vakada idrar kontrolünün bozulması ve diğer otonom sinir sistemi işlevlerindeki değişikliklere karşılık gelebilecek bulgulara da yer veriliyor.
2010 yılında European Spine Journal'da yayımlanan bilimsel bir incelemede, Edwin Smith Papirüsü'ndeki omurga yaralanmaları modern klinik bilgiler ışığında yeniden değerlendirildi.
Araştırmacılar, özellikle otuz birinci ve otuz üçüncü vakalardaki belirtilerin ağır servikal omurilik yaralanmalarıyla uyumlu olabileceğini belirtti.
Bu belirtiler arasında kol ve bacak işlevlerinin kaybı, idrar kontrolündeki bozukluklar ve bazı otonom işlev değişiklikleri bulunuyor.
Ancak papirüsteki anlatımlar, modern nörolojik muayene bulguları kadar ayrıntılı değil.
Bu nedenle vakalara kesin bir nörolojik seviye veya yaralanma sınıflaması atamak mümkün değil.
Buna rağmen boyun bölgesindeki ağır travmayla vücudun diğer bölgelerindeki hareket ve duyu kaybı arasında gözlemsel ilişki kurulmuş olması, tıp tarihi açısından dikkat çekici.
Antik Mısırlılar Yaraları Nasıl Tedavi Ediyordu?
Edwin Smith Papirüsü'nde yalnızca hastalık ve yaralanma tanımları bulunmuyor.
Bazı vakalarda farklı müdahale yöntemleri de öneriliyor.
Yaraların kapatılması, bazı kesilerin dikilmesi, bandaj uygulanması ve kırıkların sabitlenmesi bu yöntemler arasında yer alıyor.
Ayrıca belirli yaralanmalarda bal, yağ ve keten malzemelerden yararlanıldığı görülüyor.
Bazı yara tariflerinde ilk gün taze et uygulanması da öneriliyor.
Bu uygulamalar, Antik Mısır'da yara bakımına ilişkin deneyimsel bir bilgi birikimi bulunduğunu gösteriyor.
Ancak söz konusu yöntemleri modern tıbbın güvenlik ve etkinlik standartlarıyla eşdeğer kabul etmek doğru değil.
Örneğin uygun biçimde hazırlanmış tıbbi bal, günümüzde belirli yara bakım uygulamalarında kullanılabiliyor. Fakat bu durum, Antik Mısır'da kullanılan balın her koşulda etkili veya güvenli olduğu anlamına gelmiyor.
Benzer şekilde açık yaraya çiğ et uygulanması, günümüz tıbbında güvenli bir yara bakım yöntemi olarak kabul edilmiyor.
Papirüsün asıl önemi, farklı yaralanmalar için farklı müdahalelerin önerilmiş olmasıdır.
Üç Ayrı Karar: Tedavi Et, Mücadele Et veya Müdahale Etme
Edwin Smith Papirüsü'nün en dikkat çekici yönlerinden biri, bütün hastaların iyileşebileceğini varsaymamasıdır.
Metindeki vakalar, iyileşme olasılığına göre üç temel grupta değerlendiriliyor.
Birinci grupta tedavi edilebilir olduğu düşünülen yaralanmalar bulunuyor.
İkinci grupta, iyileşme olasılığı belirsiz olmakla birlikte tedavi için çaba gösterilebilecek durumlar yer alıyor.
Üçüncü grupta ise mevcut bilgi ve imkânlarla tedavi edilemeyeceği kabul edilen ağır yaralanmalar tanımlanıyor.
Bu sınıflandırma, hastanın iyileşme olasılığını değerlendirme düşüncesinin çok eski bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor.
Günümüzdeki triyaj ve prognoz değerlendirmeleriyle bazı kavramsal benzerlikler kurulabilir.
Ancak papirüste modern anlamda bir acil servis triyaj sistemi veya standartlaştırılmış klinik karar algoritması tanımlanmıyor.
Belgede ortaya konulan temel yaklaşım, yaralanmanın ağırlığını belirlemek ve tedavinin mümkün görülüp görülmediğine karar vermektir.
Bu yönüyle papirüs, erken dönem hekimliğin yalnızca müdahale yöntemlerini değil, tedavinin sınırlarını da değerlendirmeye çalıştığını gösteriyor.
Peki Antik Mısırlılar Kafatasını Açıp Beyne Müdahale Edebiliyor muydu?
Bütün bu anlatımlar, Antik Mısırlıların baş yaralanmaları ve beyin anatomisi hakkında önemli gözlemlere sahip olduğunu gösteriyor.
Ancak doğrudan beyin ameliyatı yapılıp yapılmadığı sorusunda tarihsel kanıtların sınırları dikkatle değerlendirilmek zorunda.
Edwin Smith Papirüsü, Antik Mısır'da planlı bir beyin ameliyatının gerçekleştirildiğini doğrudan kanıtlamıyor.
Metinde kafatası kırıkları, açığa çıkan beyin dokusu ve çeşitli yara bakım uygulamaları anlatılıyor.
Ancak bunlar, kafatasının cerrahi bir operasyon amacıyla açılarak doğrudan beyin dokusuna müdahalede bulunulduğunu gösteren açık kayıtlar oluşturmuyor.
Bu noktada trepanasyon adı verilen eski bir cerrahi uygulama gündeme geliyor.
Trepanasyon, kafatası kemiğinde bir açıklık oluşturulması işlemidir.
Dünyanın farklı bölgelerinde tarih öncesi çağlara kadar uzanan trepanasyon örnekleri bulunmuştur.
Bu girişimler bazı toplumlarda tedavi amacıyla, bazı durumlarda ise ritüel nedenlerle uygulanmış olabilir.
Ancak kafatasında cerrahi bir açıklık oluşturulması, doğrudan beyin dokusuna ameliyat yapıldığı anlamına gelmez.
Ayrıca antik bir kafatasında açıklık bulunması da tek başına cerrahi müdahaleyi kanıtlamaz. Travma, hastalık ve ölüm sonrasında meydana gelen değişiklikler gibi olasılıkların değerlendirilmesi gerekir.
Antik Mısır'da trepanasyona ilişkin arkeolojik bulgular, dünyanın bazı diğer bölgelerine kıyasla sınırlıdır.
Dolayısıyla Edwin Smith Papirüsü'nü doğrudan bir beyin ameliyatı kılavuzu olarak tanımlamak bilimsel açıdan doğru olmaz.
2024'te İncelenen İki Kafatası Yeni Sorular Ortaya Çıkardı
Antik Mısır'daki cerrahi müdahalelere ilişkin araştırmalar, yalnızca eski papirüslerin incelenmesiyle sınırlı değil.
29 Mayıs 2024 tarihinde Frontiers in Medicine dergisinde yayımlanan bir çalışma, Cambridge Üniversitesi Duckworth Koleksiyonu'nda bulunan iki Antik Mısır kafatasını değerlendirdi.
Araştırmada farklı dönemlere ait iki örnek incelendi.
Bunlardan 236 numaralı kafatası, MÖ 2687–2345 dönemine tarihlenen Eski Krallık'a aitti.
E270 numaralı diğer kafatası ise MÖ 664–343 yılları arasındaki Geç Dönem'e tarihleniyordu.
Araştırmacılar kafataslarını mikroskobik incelemeler ve mikro bilgisayarlı tomografi yöntemleriyle değerlendirdi.
Eski Krallık dönemine ait 236 numaralı kafatasında, kötü huylu tümörle ilişkili olduğu düşünülen kemik lezyonları belirlendi.
Bazı lezyonların çevresinde kesik izleri tespit edildi.
Araştırmacılar, bu izlerin ölüm sırasına yakın dönemde yapılmış olası bir cerrahi müdahaleyi veya ölüm sonrasında gerçekleştirilen tıbbi bir incelemeyi yansıtabileceğini değerlendirdi.
Ancak kesiklerin kesin olarak hangi amaçla oluşturulduğu belirlenemedi.
Geç Dönem'e ait E270 numaralı diğer kafatasında ise iyileşmiş ciddi kafa travması izleri bulundu.
Bu bulgu, söz konusu kişinin ağır yaralanmaların ardından bir süre daha yaşadığını gösteriyordu.
Araştırmacılar, bu durumun yaralanma sonrasında bakım veya tedavi uygulanmış olabileceği görüşüyle uyumlu olduğunu belirtti.
Ancak iyileşmiş kemik dokusu, tek başına belirli bir cerrahi tedavinin uygulandığını kanıtlamıyor.
Çalışmanın en önemli sonucu, Antik Mısır'da ağır travmaların ve bazı hastalıkların yönetimine ilişkin yeni arkeolojik ipuçları sunmasıdır.
Bununla birlikte araştırmada doğrudan beyin dokusuna ameliyat yapıldığını gösteren kesin bir kanıt ortaya konulmadı.
2025 Araştırması: 4 Bin Yıllık Kafatasında Olası Cerrahi Açıklık
2025 yılında Anatomy & Cell Biology dergisinde yayımlanan başka bir araştırma, Antik Mısır'da kafatasına yönelik cerrahi girişimlerin tarihi açısından yeni bulgular sundu.
Araştırmacılar, Mısır'ın Qau yerleşiminden çıkarılan 144 kafatasını inceledi.
İncelenen örneklerden QAU-26 olarak tanımlanan kafatası, MÖ 2181–2160 dönemine tarihleniyordu.
Bu kafatasında alın kemiği üzerinde yaklaşık 10 × 8 milimetrelik bir açıklık tespit edildi.
Açıklığın çevresindeki kemik değişiklikleri ve iyileşme izleri, buraya kişi hayattayken müdahale edilmiş olabileceğini düşündürdü.
Araştırmacılar, açıklığın doğal bir yaralanmadan çok bilinçli biçimde oluşturulmuş olabileceği görüşünü ileri sürdü.
Çalışmada, söz konusu kişinin alın sinüsünde bir hastalık bulunmuş olabileceği değerlendirildi.
Bu nedenle kafatasındaki açıklığın, sinüs içerisinde biriken iltihaplı içeriğin boşaltılması amacıyla oluşturulmuş olabileceği öne sürüldü.
Böyle bir girişim, günümüzde trepanasyon olarak adlandırılan cerrahi işlemlerin tarihsel örneklerinden biri olabilir.
Bununla birlikte araştırmacıların yorumları, geriye dönük kemik incelemelerine dayanıyor.
Hastanın kesin tanısı, müdahalenin amacı ve işlemin nasıl gerçekleştirildiği bilinmiyor.
En önemli ayrıntı ise şu:
2025 araştırması, yaklaşık 4.200 yıl önce kafatasına yönelik olası bir cerrahi müdahaleyi destekliyor; ancak doğrudan beyin dokusuna ameliyat yapıldığını göstermiyor.
Bulgular, Antik Mısır'da bazı cerrahi girişimlerin düşünüldüğünden daha eski bir geçmişe sahip olabileceğini ortaya koyması açısından önem taşıyor.
Bilimsel Gözlem ile Büyü Aynı Papirüste
Edwin Smith Papirüsü'nün bir başka dikkat çekici özelliği, farklı düşünce ve tedavi yaklaşımlarını aynı belgede barındırmasıdır.
Papirüsün ana bölümünde travmaların incelenmesine ve tedavisine ilişkin sistematik açıklamalar yer alıyor.
Ancak belgenin arka yüzünde büyülü sözler ve çeşitli reçeteler de bulunuyor.
Bu durum, Antik Mısır'da gözleme dayalı tıbbi uygulamalarla dinî ve büyüsel inançların birbirinden tamamen ayrılmadığını gösteriyor.
Dolayısıyla Edwin Smith Papirüsü'nü modern bilimsel tıbbın eksiksiz bir örneği olarak görmek doğru değil.
Bunun yerine belgeyi, dönemin kültürel ve inanç dünyası içerisinde gelişmiş anatomik gözlem ve travma yönetimi bilgisinin önemli bir kaydı olarak değerlendirmek gerekiyor.
Papirüsün tarihsel değeri de burada ortaya çıkıyor.
Çünkü metin, günümüzün teknolojik imkânlarından yoksun bir toplumda yaralanmaların sistematik biçimde incelenebildiğini gösteriyor.
Beyin Cerrahisinin Tarihini Yeniden Düşündüren Belge
Edwin Smith Papirüsü, modern beyin cerrahisinin Antik Mısır'da ortaya çıktığını kanıtlamıyor.
Ancak nöroloji ve beyin cerrahisi açısından önem taşıyan pek çok klinik belirtinin binlerce yıl önce gözlemlendiğini ortaya koyuyor.
Kafatası kırıkları, beyin zarlarının hasarı, konuşma kaybı, omurilik yaralanmaları ve felç belirtileri, bu belgede belirli bir tıbbi değerlendirme düzeni içerisinde ele alınıyor.
2024 ve 2025 yıllarında yayımlanan arkeolojik araştırmalar ise antik insan kalıntılarının, yazılı kaynakların dışında yeni bilgiler sağlayabileceğini gösteriyor.
Bununla birlikte bu çalışmaların hiçbiri, dört bin yıl önce günümüzdeki anlamıyla doğrudan beyin dokusu üzerinde ameliyat yapıldığını kesin olarak kanıtlamıyor.
Mevcut tarihsel kanıtların desteklediği sonuç daha sınırlı, ancak bir o kadar önemli.
Antik Mısırlılar ağır baş yaralanmalarını inceleyebiliyor, belirli tedavi yöntemlerini uygulayabiliyor ve hastaların iyileşme olasılıklarını değerlendirebiliyordu.
Bazı arkeolojik bulgular ise kafatasına yönelik cerrahi girişimlerin de uygulanmış olabileceğini düşündürüyor.
Belki de Edwin Smith Papirüsü'nün gerçek değeri burada yatıyor.
Modern görüntüleme cihazları, anestezi yöntemleri ve mikrocerrahi teknikleri henüz ortaya çıkmamışken insanlar, ağır bir kafa travmasının konuşmayı ve hareketi etkileyebildiğini gözlemlemişti.
Bazı yaralanmaların iyileşebileceğini, bazılarının ise ölümcül olabileceğini fark etmişlerdi.
Bu gözlemler, gelecek kuşaklara aktarılabilecek yazılı bilgiye dönüştürülmüştü.
Dört bin yıl öncesinin en büyük tıbbi başarısı, beynin ameliyat edilmiş olmasından çok, insan bedenindeki yaralanmaların dikkatle incelenmesi ve bu gözlemlerin sistematik bir tıbbi mirasa dönüştürülmüş olması olabilir.
KAYNAKLAR
-
New York Academy of Medicine. Edwin Smith Surgical Papyrus. Papirüsün tarihlendirilmesi, 48 vakalık yapısı, koleksiyon geçmişi ve çeviri bilgileri.
-
The Metropolitan Museum of Art. The Art of Medicine in Ancient Egypt – The Edwin Smith Papyrus. 2005. Papirüsün tarihlendirilmesi, eski metinlerden aktarılmış olması ve tıbbi değerlendirme sistemi.
-
Breasted, James Henry. The Edwin Smith Surgical Papyrus. University of Chicago Press, 1930.
-
Minagar A, Ragheb J, Kelley RE. The Edwin Smith Surgical Papyrus: Description and Analysis of the Earliest Case of Aphasia. Journal of Medical Biography. 2003;11(2):114–117.
-
van Middendorp JJ, Sanchez GM, Burridge AL. The Edwin Smith Papyrus: A Clinical Reappraisal of the Oldest Known Document on Spinal Injuries. European Spine Journal. 2010;19:1815–1823.
-
Kamp MA, Tahsim-Oglou Y, Steiger HJ, Hänggi D. Traumatic Brain Injuries in the Ancient Egypt: Insights from the Edwin Smith Papyrus. Journal of Neurological Surgery Part A. 2012;73(4):230–237.
-
Tondini T, Isidro A, Camarós E. Case Report: Boundaries of Oncological and Traumatological Medical Care in Ancient Egypt: New Palaeopathological Insights from Two Human Skulls. Frontiers in Medicine. 2024;11:1371645.
-
Fujita H, Lee IS, Hong JH, Shin DH. Possible Therapeutic Trepanation on a Frontal Sinus of a Skull from the Old Kingdom Period of Egypt. Anatomy & Cell Biology. 2025;58(4):544–550.
Bilimsel not: Edwin Smith Papirüsü'ndeki nörolojik belirtiler, günümüzün klinik bilgileriyle geriye dönük olarak yorumlanmaktadır. Arkeolojik incelemelerde belirlenen olası cerrahi izler ise her durumda doğrudan beyin dokusuna müdahale edildiğini göstermemektedir.




