Roma İmparatorluğu, antik dünyanın en gelişmiş su mühendisliği sistemlerinden bazılarını kurmuştu. Kilometrelerce uzanan su kemerleri, yer altından ısıtılan salonlar, sıcak ve soğuk havuzlar, mermer kaplı hamamlar ve kanalizasyon sistemleri, Roma şehirlerinin en dikkat çekici yapıları arasındaydı.
Romalılar için yıkanmak yalnızca bedeni temizlemek değildi. Hamama gitmek sağlıklı yaşamanın, toplumsal hayata katılmanın ve Roma kültürüne ait olmanın önemli göstergelerinden biriydi.
Ancak tıp tarihi açısından dikkat çekici bir soru bulunuyor:
Bütün bu gelişmiş altyapı, Roma toplumunu gerçekten daha sağlıklı hâle getirmiş miydi?
Arkeolojik araştırmalar ve antik dönemlere ait parazit bulguları, bu sorunun kesin bir yanıtının olmadığını gösteriyor.
Roma hamamları kişisel temizliğe, bedensel rahatlamaya ve sosyal yaşama katkı sağlıyordu. Buna karşılık düzenli hamam kullanımının bulaşıcı hastalıkları ve bağırsak parazitlerini azalttığını gösteren güçlü tarihsel kanıtlar bulunmuyor.
Üstelik Anadolu'daki bir Roma hamam kompleksinin tuvalet kalıntılarında tespit edilen parazitler, gelişmiş altyapının tek başına enfeksiyonların yayılmasını tamamen önleyemediğini ortaya koyuyor.
Roma Hamamları Nasıl Ortaya Çıktı?
Roma hamam kültürünün kökenleri, antik Yunan dünyasının yıkanma gelenekleriyle ve İtalya'daki daha eski uygulamalarla bağlantılıydı.
MÖ 3. ve 2. yüzyıllarda İtalya'nın Campania bölgesinde gelişen hamam yapıları, zamanla Roma şehir hayatının vazgeçilmez parçalarından biri hâline geldi.
İmparatorluk döneminde hamam mimarisi giderek büyüdü ve karmaşıklaştı.
Roma'daki Caracalla ve Diocletianus hamamları, bu mimari geleneğin en görkemli örnekleri arasında yer aldı.
Büyük hamam kompleksleri yalnızca yıkanma alanlarından oluşmuyordu. Spor yapılan bölümler, dinlenme mekânları, yürüyüş alanları ve çeşitli sosyal faaliyetlere ayrılmış salonlar da bulunabiliyordu.
Hamamlar böylece antik şehirlerin önemli buluşma merkezlerine dönüştü.
Ancak hamam kültürünün yaygınlığı, herkesin her gün yıkanabildiği anlamına gelmiyordu.
Hamamlara erişim, insanların yaşadığı bölgeye, çalışma koşullarına, toplumsal konumuna ve yerel uygulamalara göre değişiyordu.
Varlıklı kişiler hamamlarda uzun saatler geçirebilirken, uzun süre çalışan yoksullar ve köleleştirilmiş insanlar için aynı imkânlar her zaman mevcut değildi.
Romalılar Hamamlarda Nasıl Yıkanıyordu?
Roma hamamlarında farklı sıcaklıklara sahip mekânlar bulunuyordu.
Hamamların büyüklüğü ve mimari düzeni değişmekle birlikte en yaygın bölümler şunlardı:
Apodyterium: Ziyaretçilerin kıyafetlerini değiştirdiği soyunma bölümüydü.
Frigidarium: Isıtılmayan, çoğu zaman soğuk su havuzunun da bulunduğu bölümdü.
Tepidarium: Bedenin daha sıcak ortama alışmasını sağlayan ılık bölümdü.
Caldarium: Yüksek ortam sıcaklığının ve sıcak suyun kullanıldığı bölümdü.
Bazı büyük hamamlarda terleme odaları, yüzme havuzları ve egzersiz alanları da bulunuyordu.
Yıkanma sırası her tesiste aynı olmak zorunda değildi. Bununla birlikte soğuk, ılık ve sıcak bölümler arasında geçiş yapılması Roma hamam kültürünün temel özelliklerinden biriydi.
İki Bin Yıl Önce Yerden Isıtma Kullanılıyordu
Roma mühendisliğinin dikkat çekici başarılarından biri, hypocaustum adı verilen yer altı ısıtma sistemiydi.
Bu sistemde fırınlarda üretilen sıcak hava, yükseltilmiş döşemelerin altındaki boşluklardan geçirilerek odaların ısınmasını sağlıyordu.
Bazı yapılarda duvarların içerisindeki kanallar da ısının dağıtılmasına yardımcı oluyordu.
Böylece hamamların farklı bölümlerinde farklı sıcaklık koşulları oluşturulabiliyordu.
Ancak bu mühendislik başarısı, hamam sularının mikrobiyolojik açıdan güvenli olduğunu tek başına göstermiyordu.
Sabun Kullanımı Sınırlıydı: Yağ ve Metal Kazıyıcılarla Temizlik
Roma hamam kültürünün dikkat çekici özelliklerinden biri, bedeni temizlemek amacıyla kullanılan yöntemlerdi.
Günümüzdeki sabunla yıkanma alışkanlığından farklı olarak Romalılar, yaygın biçimde çeşitli yağlardan ve strigilis adı verilen kıvrık kazıyıcılardan yararlanıyordu.
Yağ cilde uygulanıyor; ardından ter, kir ve yağ kalıntıları bu metal alet yardımıyla uzaklaştırılabiliyordu.
Bu uygulama özellikle egzersiz sonrasında tercih ediliyordu.
Yıkanma sonrasında masaj ve çeşitli vücut bakım işlemleri de yapılabiliyordu.
Ancak cilt yüzeyindeki görünür kirin uzaklaştırılması, mikroorganizmaların etkili biçimde kontrol altına alındığı anlamına gelmez.
Roma döneminde hastalıklara neden olan bakteri, virüs ve diğer mikroorganizmaların varlığı bugünkü bilimsel anlayışla bilinmiyordu.
Dolayısıyla hamamların temizlik anlayışı ile modern enfeksiyon kontrolü arasında önemli farklılıklar bulunuyordu.
Antik Hekimler Hamamları Tedavi Amacıyla Öneriyor muydu?
Roma hamamları yalnızca temizlenmek için kullanılmıyordu.
Sıcak ve soğuk su uygulamalarının bedeni güçlendirebileceğine, bazı rahatsızlıkları hafifletebileceğine ve sağlığın korunmasına yardımcı olabileceğine inanılıyordu.
Roma döneminin önemli tıp yazarlarından Aulus Cornelius Celsus, De Medicina adlı eserinde sağlıklı yaşam konusunda beslenme, egzersiz, dinlenme ve yıkanmaya yer verdi.
Celsus, sağlıklı bir kişinin yaşamında çeşitliliğe önem veriyor; zaman zaman hamama gitmeyi ve soğuk sudan yararlanmayı uygun görüyordu.
Bergamalı hekim Galenos da yıkanma uygulamalarını dönemin tıbbi düşüncesi içerisinde değerlendiren hekimler arasındaydı.
Bu yaklaşımlar, antik tıbbın bedenin dengesini korumaya yönelik anlayışıyla bağlantılıydı.
Ancak antik hekimlerin bir uygulamayı öneriyor olması, söz konusu uygulamanın modern bilimsel yöntemlerle etkili olduğunun gösterildiği anlamına gelmez.
Sıcak banyo bazı insanlarda gevşeme ve rahatlama sağlayabilir. Buna karşılık bu etkilerden hareketle Roma hamamlarının enfeksiyonları önlediği veya hastalıkları tedavi ettiği sonucuna ulaşılamaz.
Cambridge Araştırması Roma'nın Sağlık Mirasını Sorguladı
Roma hamamlarının sağlık üzerindeki etkilerini değerlendiren önemli araştırmalardan biri Cambridge Üniversitesi araştırmacısı Piers D. Mitchell tarafından gerçekleştirildi.
Mitchell'in Human Parasites in the Roman World: Health Consequences of Conquering an Empire başlıklı çalışması, 8 Ocak 2016 tarihinde çevrim içi yayımlandı ve Parasitology dergisinin Ocak 2017 tarihli cildinde yer aldı.
Araştırmada Roma dönemine ait farklı arkeolojik alanlardan elde edilen parazit bulguları, daha eski dönemlere ilişkin verilerle karşılaştırılarak değerlendirildi.
İncelemelerde çeşitli bağırsak parazitlerinin Roma dünyasında yaygın biçimde bulunduğu görüldü.
Bunlar arasında kamçı kurdu (Trichuris trichiura), bağırsak solucanı (Ascaris lumbricoides) ve ciddi bağırsak enfeksiyonlarına yol açabilen Entamoeba histolytica bulunuyordu.
Araştırmada bit, pire ve tahtakurusu gibi dış parazitlere ilişkin arkeolojik bulgular da değerlendirildi.
Mitchell'in dikkat çektiği önemli sonuç, Roma toplumunda yaygınlaşan düzenli hamam kullanımının parazitlerin görülme sıklığını azalttığını gösteren açık kanıtların bulunmamasıydı.
Bazı arkeolojik karşılaştırmalarda bağırsak parazitlerinin Roma öncesi dönemlere göre daha yaygın olduğuna işaret eden bulgular da vardı.
Bununla birlikte bu çalışma, hamam kullanan ve kullanmayan bireylerin sağlık durumlarını doğrudan karşılaştıran bir araştırma değildi.
Farklı coğrafyalardan, dönemlerden ve korunma koşullarından gelen arkeolojik örnekler, toplum genelindeki hastalık oranlarını kesin olarak belirlemek için yeterli değildir.
Araştırmanın temel mesajı, Roma'nın gelişmiş temizlik ve atık yönetimi altyapısının parazit enfeksiyonlarını tamamen ortadan kaldırmadığıdır.
Bu sonuç, Roma hamamlarının hiçbir sağlık yararı bulunmadığının kanıtı olarak yorumlanmamalıdır.
Anadolu'daki Roma Hamamından Çıkan Şaşırtıcı Bulgular
Roma hamamlarının sağlık tarihini anlamak açısından önemli arkeolojik kanıtlardan biri Türkiye'de ortaya çıkarıldı.
Burdur'un Ağlasun ilçesinde bulunan Sagalassos Antik Kenti, Roma İmparatorluğu döneminde Pisidya bölgesinin önemli yerleşim merkezlerinden biriydi.
Kentte görkemli hamam yapıları, su sistemleri, kamusal alanlar ve anıtsal mimari eserler bulunuyordu.
Sagalassos'taki büyük hamam-gymnasium kompleksinin gelişimi özellikle MS 2. yüzyılda hızlandı.
Mermer kaplamaları, geniş salonları, ısıtma sistemleri ve spor alanlarıyla bu yapı, Roma dünyasının gelişmiş hamam mimarisini yansıtıyordu.
Ancak kompleksin arkeolojik kalıntılarında bulunan bazı bulgular, antik toplumların enfeksiyon hastalıklarıyla ilişkisini anlamak açısından da önem taşıyordu.
Beş Örneğin Tamamında Bağırsak Solucanı Yumurtaları Bulundu
2017 yılında International Journal of Paleopathology dergisinde yayımlanan araştırmada, Sagalassos Roma hamam kompleksine ait ortak tuvalet bölümünden alınan beş arkeolojik tortu örneği incelendi.
İncelenen tuvalet kullanımının MS 2. ile 5. yüzyıllar arasına tarihlendiği belirtildi.
Araştırmacılar, dışkı kaynaklı biyokimyasal göstergelerden yararlanarak incelenen tortulardaki dışkının insan kökenli olduğunu değerlendirdi.
Mikroskobik incelemelerde beş örneğin tamamında Ascaris cinsine ait bağırsak solucanı yumurtaları tespit edildi.
Bu parazitler, insanlarda bağırsak enfeksiyonlarına neden olabilen yuvarlak solucanlar grubunda yer alıyor.
Bulgular, o dönemde tuvaleti kullanan kişiler arasında bağırsak solucanı enfeksiyonlarının bulunduğunu gösteriyordu.
Ancak beş tortu örneğinin pozitif olması, kentte yaşayan insanların tamamının veya belirli bir yüzdesinin enfekte olduğu anlamına gelmiyor.
Ortak tuvalette biriken tortular, farklı zamanlarda ve farklı kişiler tarafından bırakılmış dışkıların karışımını içerebilir.
Bu nedenle araştırmadan bireysel enfeksiyon oranı hesaplamak mümkün değil.
Giardia da Tespit Edildi
Araştırmanın bir diğer dikkat çekici sonucu, Giardia duodenalis adlı tek hücreli bağırsak parazitine ilişkin bulguydu.
Beş örnekten birinde, ELISA adı verilen bağışıklık temelli test yöntemiyle Giardia duodenalis varlığını destekleyen pozitif sonuç elde edildi.
Bu yöntemin doğrudan mikroskop altında canlı parazitlerin görülmesine değil, parazitle ilişkili antijenlerin tespitine dayandığı önemle vurgulanmalı.
Giardia duodenalis, insanlarda giardiyaz olarak bilinen bağırsak enfeksiyonuna yol açabiliyor.
Enfeksiyon, özellikle ishal, karın ağrısı, şişkinlik ve sindirim sistemi yakınmalarıyla ilişkili olabiliyor.
Parazit genellikle dışkıyla kirlenmiş su, yiyecek veya çevresel materyaller aracılığıyla bulaşıyor.
Sagalassos bulguları, Roma döneminde Anadolu'da bu parazite maruz kalındığını destekleyen önemli arkeolojik kanıtlar arasında yer alıyor.
Araştırmanın yayımlandığı dönemde Sagalassos'taki Giardia bulguları, Eski Dünya'nın en erken güvenilir örnekleri arasında değerlendirilmişti.
Ancak 2023 yılında yayımlanan bir araştırmada, Kudüs'teki MÖ 7. ve 6. yüzyıllara tarihlenen tuvalet kalıntılarında da Giardia duodenalis antijenleri tespit edildi.
Dolayısıyla Sagalassos bulgularını günümüzde dünyadaki veya Eski Dünya'daki en eski Giardia kanıtı olarak tanımlamak doğru değil.
Parazitler Hamam Havuzunda mı Bulundu?
Sagalassos araştırması hakkında yanlış anlaşılmaya açık en önemli konu, örneklerin nereden alındığıdır.
Araştırmada parazitler, hamam havuzlarının suyunda değil, hamam kompleksine ait ortak tuvaletin kanalizasyon tortularında saptandı.
Bu ayrım, bulguların bilimsel açıdan doğru yorumlanması için önem taşıyor.
Çalışma, havuz suyunun enfeksiyon kaynağı olduğunu doğrudan göstermiyor.
Aynı şekilde parazitlerin mutlaka hamamda yıkanma sırasında bulaştığını da kanıtlamıyor.
Ascaris ve Giardia gibi parazitler, dışkıyla kirlenmiş yiyecekler veya su aracılığıyla farklı ortamlarda bulaşabiliyor.
Buna karşılık tuvalet kalıntılarında bu parazitlere ait bulguların bulunması, gelişmiş hamam ve kanalizasyon sistemlerine rağmen enfeksiyon döngüsünün tamamen kırılmadığını gösteriyor.
Sagalassos araştırmasının önemi, hamam suyunun tehlikeli olduğunu kanıtlamasından değil, Roma dönemindeki kamusal altyapının bağırsak parazitlerini bütünüyle engelleyemediğini ortaya koymasından kaynaklanıyor.
Roma'nın Kanalizasyon Sistemleri Neden Yeterli Olmamış Olabilir?
Roma şehirlerinde su kemerleri, çeşmeler, ortak tuvaletler ve kanalizasyon kanalları bulunuyordu.
Bu sistemler temiz suya erişimi kolaylaştırıyor ve atıkların yerleşim alanlarından uzaklaştırılmasına yardımcı oluyordu.
Ancak modern halk sağlığı açısından yalnızca su ve kanalizasyon altyapısının varlığı yeterli değildir.
İçme suyunun kirlenmeden taşınması, insan dışkısının güvenli biçimde uzaklaştırılması, gıda hijyeninin sağlanması ve hastalık etkenlerinin bulaşma yollarının kontrol edilmesi de gerekir.
Roma dünyasında bütün bu koşulların her yerde eksiksiz sağlandığını gösteren kanıtlar bulunmuyor.
Araştırmacılar, bağırsak parazitlerinin varlığını açıklamak için farklı olasılıklar üzerinde duruyor.
Bunlardan biri, insan dışkısının tarımda gübre olarak kullanılmasıydı.
Yeterli işlemden geçirilmemiş insan dışkısının tarım alanlarında kullanılması, bazı parazit yumurtalarının çevreye ve gıdalara bulaşmasına yol açabilir.
Bir başka olasılık da kalabalık yaşam alanlarında su ve yiyeceklerin dışkı kaynaklı kirlenmeye maruz kalmasıdır.
Ancak arkeolojik bulgular, her bir enfeksiyonun kesin bulaşma yolunu belirlemeye izin vermiyor.
Bu nedenle Roma toplumundaki parazitlerin tamamını hamamlara veya tek bir hijyen uygulamasına bağlamak bilimsel açıdan doğru değil.
Sıcak Su Bütün Mikropları Öldürüyor muydu?
Roma hamamları denildiğinde akla gelen ilk özelliklerden biri sıcak sudur.
Fakat sıcak suyla yıkanmak, suyun bütün hastalık etkenlerinden arındırıldığı anlamına gelmez.
Mikroorganizmaların ısıyla etkisiz hâle getirilmesi; sıcaklığın derecesine, maruz kalma süresine ve mikroorganizmanın özelliklerine bağlıdır.
İnsanların içinde rahatça yıkanabildiği sıcaklıktaki su, steril kabul edilemez.
Roma hamamlarında kullanılan suyun sıcaklığı, yenilenme sıklığı ve bakım koşulları da tesisler arasında farklılık gösterebiliyordu.
Cambridge Üniversitesi tarafından 2016 yılında yayımlanan araştırma değerlendirmesinde, bazı hamamlarda suyun seyrek değiştirilmiş olabileceği ve bunun parazitlerin yayılmasını kolaylaştırmış olabileceği ihtimali gündeme getirildi.
Ancak bu açıklama, doğrudan kanıtlanmış bir bulaşma mekanizması değil, araştırmacılar tarafından tartışılan olası etkenlerden biridir.
Günümüzde ortak kullanılan havuzlarda su kalitesi, filtrasyon ve dezenfeksiyon koşullarının önemli olduğu biliniyor.
Antik Roma hamamlarının hijyen koşulları değerlendirilirken de suyun kullanım biçimi ve bakım koşulları önem taşıyor.
Bununla birlikte modern havuzlarda bilinen enfeksiyon risklerini doğrudan bütün Roma hamamlarına uyarlamak tarihsel açıdan doğru olmaz.
Roma Hamamları Hastalıkların Yayılmasını Kolaylaştırmış Olabilir mi?
Roma hamamları çok sayıda insanın aynı mekânda bulunduğu sosyal alanlardı.
Ortak kullanılan su, yüzeyler ve ekipmanlar bazı koşullarda enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırabilir.
Ancak Roma hamamlarında hangi enfeksiyonun ne sıklıkta bulaştığını belirlemeye imkân veren kapsamlı epidemiyolojik kayıtlar mevcut değil.
Arkeolojik araştırmalarda saptanan parazitlerin varlığı da bulaşmanın mutlaka hamam içinde gerçekleştiğini göstermiyor.
Bu nedenle hamamların enfeksiyonların yayılmasında rol oynamış olabileceği ihtimali ile doğrudan gösterilmiş hastalık bulaşmasını birbirinden ayırmak gerekiyor.
Mevcut bulgular, Roma toplumunun gelişmiş altyapısına rağmen çeşitli enfeksiyonlarla karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor.
Ancak bu durum, hamamların genel sağlık üzerindeki net etkisini kesin olarak ölçmeye yetmiyor.
Roma Hamamlarının Gerçek Sağlık Yararları Nelerdi?
Roma hamamlarını yalnızca parazit bulgularıyla değerlendirmek de eksik bir yaklaşım olur.
Bu yapılar dönemlerinin şehir yaşamında önemli işlevler üstleniyordu.
İnsanlar hamamlarda yıkanabiliyor, cilt yüzeyindeki kiri temizleyebiliyor ve bedensel bakım yapabiliyordu.
Bazı hamam komplekslerinde bulunan egzersiz alanları, fiziksel hareket için imkân sağlıyordu.
Sıcak ortamlar ve masaj uygulamaları, bedensel rahatlama amacıyla tercih ediliyordu.
Hamamlar ayrıca insanların sosyalleşmesine ve kamusal yaşama katılmasına katkıda bulunuyordu.
Bütün bunlar Roma hamam kültürünün neden geniş bir coğrafyada yaygınlaştığını ve uzun süre varlığını koruduğunu açıklamaya yardımcı oluyor.
Ancak bu yararların varlığı, hamamların bağırsak parazitlerini önlemede başarılı olduğunu kanıtlamaz.
Aynı şekilde bağırsak parazitlerinin varlığı da hamamların bütün yararlarını geçersiz kılmaz.
Modern bilimsel değerlendirmede kişisel temizlik, rahatlama, toplumsal yaşam ve bulaşıcı hastalıkların önlenmesi farklı sonuçlar olarak ele alınmalıdır.
Roma'dan Bizans'a ve Türk Hamamlarına Uzanan Kültürel Miras
Roma hamam geleneği, imparatorluk döneminin sona ermesinden sonra da farklı biçimlerde yaşamaya devam etti.
Özellikle Doğu Roma ve Bizans dünyasında yıkanma kültürü varlığını sürdürdü.
Akdeniz ve Anadolu'daki eski yıkanma gelenekleri, sonraki dönemlerde İslam dünyasındaki hamam kültürünün gelişimini de etkiledi.
Türk hamamlarında görülen sıcaklık, ılıklık ve soğukluk gibi bölümler, daha eski Akdeniz hamam mimarisiyle tarihsel benzerlikler taşıyor.
Ancak Türk hamamlarının Roma hamamlarının değişmeden günümüze ulaşmış bir kopyası olduğu düşünülmemeli.
Farklı dönemlerin mimari tercihleri, dini uygulamaları, sosyal alışkanlıkları ve yerel ihtiyaçları, hamam kültürünün yeniden şekillenmesine katkı sağladı.
Roma'dan günümüze ulaşan önemli miraslardan biri, yıkanmanın yalnızca bireysel bir temizlik işlemi değil, toplumsal hayatın bir parçası olarak görülmesidir.
Sonuç: Temizlik ve Sağlık Her Zaman Aynı Şey Değildi
Roma hamamları, antik dünyanın mühendislik ve mimarlık bakımından en dikkat çekici kamusal yapıları arasında yer alıyordu.
Su kemerleriyle beslenen havuzlar, yer altı ısıtma sistemleri ve geniş sosyal alanlar, Roma toplumunun bedensel bakıma ve ortak yaşam kültürüne verdiği önemi gösteriyordu.
Ancak arkeolojik araştırmalar, gelişmiş altyapının varlığının tek başına enfeksiyon hastalıklarını önlemeye yetmediğine işaret ediyor.
Burdur'daki Sagalassos hamam kompleksinin tuvalet kalıntılarında tespit edilen bağırsak parazitleri, Roma döneminde insanların bulaşıcı hastalık etkenleriyle karşı karşıya kalmaya devam ettiğinin somut kanıtları arasında bulunuyor.
Bu bulgular, Roma hamamlarının zararlı olduğunu veya halk sağlığına hiçbir katkı sağlamadığını göstermiyor.
Buna karşılık görkemli binaların, sıcak suyun ve kanalizasyon sistemlerinin tek başına hijyen açısından yeterli olmadığını hatırlatıyor.
Tıp tarihi açısından çıkarılabilecek en önemli ders, teknolojik ilerlemenin her zaman enfeksiyonların aynı ölçüde kontrol altına alınmasıyla sonuçlanmadığıdır.
Roma hamamları insanların daha kolay yıkanmasını sağlıyordu. Ancak görünmeyen hastalık etkenleriyle mücadele etmek için yalnızca sıcak suya, mermer havuzlara ve gelişmiş mühendisliğe sahip olmak yeterli değildi.
KAYNAKLAR
1. Mitchell, P. D. (2017). Human parasites in the Roman World: Health consequences of conquering an empire. Parasitology, 144(1), 48–58.
2. Williams, F. S., Arnold-Foster, T., Yeh, H.-Y., Ledger, M. L., Baeten, J., Poblome, J. ve Mitchell, P. D. (2017). Intestinal parasites from the 2nd–5th century AD latrine in the Roman Baths at Sagalassos (Turkey). International Journal of Paleopathology, 19, 37–42.
3. Mitchell, P. D., Wang, T., Billig, Y., Gadot, Y., Warnock, P. ve Langgut, D. (2023). Giardia duodenalis and dysentery in Iron Age Jerusalem (7th–6th century BCE). Parasitology, 150(8), 693–699.
4. University of Cambridge. (2016). Roman toilets gave no clear health benefit, and Romanisation actually spread parasites. University of Cambridge Research News.
5. English Heritage. Baths and Bathing in Roman Britain. English Heritage, Historical Research and Educational Resources.
6. DeLaine, J. ve Yegül, F. (2020). Baths and Bathing. Oxford Classical Dictionary. Oxford University Press.
7. Celsus, A. C. De Medicina, Kitap I. Antik Roma tıbbında sağlık, egzersiz ve yıkanma uygulamaları.
8. Sagalassos Archaeological Research Project. Lower City — Bath-Gymnasium Complex. Sagalassos Arkeolojik Araştırma Projesi.
9. London Museum. Strigil. Roma dönemine ait temizlik aletleri ve arkeolojik koleksiyon kayıtları.





