Yalnızca Hastalık Değildi, Bir Zamanlar Kimlik Sayılıyordu: Cüzzam Kolonilerinin Tarihi
Yalnızca Hastalık Değildi, Bir Zamanlar Kimlik Sayılıyordu: Cüzzam Kolonilerinin Tarihi
İçeriği Görüntüle

Dişiniz ağrısa kime giderdiniz?
Bir an için 19. yüzyıl İstanbul’unda olduğumuzu düşünelim.
Günlerdir dişiniz ağrıyor. Geceleri uyutmuyor, yemek yemeyi zorlaştırıyor.
Bugünkü anlamıyla diş hastaneleri ve fakülte klinikleri henüz yok. Dişçilik de tek ve standart bir eğitim sistemine bağlanmış değil.
Osmanlı’da ağız ve diş hastalıkları uzun süre farklı uygulayıcılar tarafından tedavi edildi. Akademik araştırmalar özellikle halk hekimlerinin bu alanda önemli bir yer tuttuğunu; 19. yüzyılda ise devletin mesleği giderek daha fazla denetim altına almaya çalıştığını gösteriyor. Bu nedenle Osmanlı dişçilik tarihini yalnızca “berberler diş çekerdi” cümlesiyle anlatmak eksik kalır.
Asıl mesele giderek şu soruda düğümleniyordu:
Dişçilik yapan kişinin yeterliliğini kim belirleyecekti?
Dişçilik okulu düşüncesi 1908’den önce ortaya çıktı
Modern bir dişçilik okulu kurma fikri II. Meşrutiyet’le birdenbire doğmadı.
1894’te saray hekimlerinden Miralay Mustafa Behçet Bey, Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye’de bir dişçilik sınıfı açılması yönünde girişimde bulundu. Konu sonraki yıllarda da gündemde kaldı. 1902 tarihli resmî yazışmalarda İstanbul’da yabancı ülkelerdeki örneklere benzer bir dişçilik okulunun açılması gerektiği açık biçimde tartışılıyordu.
Fakat mali ve idari güçlükler nedeniyle bu düşüncenin kurumsallaşması birkaç yıl daha bekleyecekti.
1908: Yeni bir dönem başlıyor
II. Meşrutiyet sonrasında Osmanlı tıp eğitimi yeniden düzenlenirken dişçilik eğitimi için de önemli bir adım atıldı.
22 Kasım 1908’de yapılan Tıp Fakültesi Muallimler Meclisi toplantısında Eczacı ve Dişçi mektepleri için ayrı bütçeler hazırlandı.
Yeni yapılanma;
“Dârülfünûn-ı Osmânî Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi ve Kabile ve Hastabakıcı Mektepleri”
adı altında oluşturuldu.
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, 22 Kasım 1908’i kuruluş tarihi ve Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin kurumsal başlangıcı olarak kabul ediyor.
Kuruluş sürecinde Tıp Fakültesi Dekanı Cemil Paşa (Topuzlu) ile Kösemihalzade Halit Şazi Bey önemli rol oynadı.
Okulun ilk müdürlüğüne ise Dr. Mustafa Münif Paşa (Kocaolçun) getirildi.
Adres: Kadırga’daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı
Yeni okul için baştan yapılmış görkemli bir kampüs yoktu.
Dişçilik eğitimi İstanbul’un Kadırga semtindeki Menemenli Mustafa Paşa Konağı’nda başladı.
Burası daha önce Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye tarafından kullanılmıştı. Tıp Fakültesinin Haydarpaşa’ya taşınmasının ardından binanın bölümlerine Eczacı ve Dişçi mektepleri yerleştirildi.
Bugünün modern fakülteleriyle kıyaslandığında oldukça mütevazı bir başlangıçtı.
Ancak önemli olan bina değildi.
Dişçilik artık düzenli bir okul eğitiminin konusu oluyordu.
Peki 1908 mi, 1909 mu?
Diş hekimliği tarihine ilişkin metinlerde bazen 1908, bazen de 1909 yılının başlangıç olarak verilmesinin nedeni burada ortaya çıkıyor.
22 Kasım 1908, okulun kurumsal kuruluş tarihi olarak kabul ediliyor.
Ancak fiilî eğitim hemen başlayamadı.
Dişçi Mektebi Muallimler Meclisi 28 Ekim 1909’da ilk toplantısını yaptı. Öğretim kadrosunun görevlendirilmesi ve ders programının şekillenmesiyle birlikte eğitim 1909 yılında başladı.
Dolayısıyla tarihsel olarak en doğru ifade şudur:
1908 kuruluş, 1909 eğitim başlangıcıdır.
Sadece diş çekmek öğretilmiyordu
İlk ders programı, yeni anlayışın ne kadar köklü olduğunu gösteriyordu.
Programda;
Diş Hastalıkları ve Kliniği,
Diş Tedavisi Teori ve Pratiği,
Anatomi,
Fizyoloji ve Histoloji,
Diş Hekimliği Farmakolojisi,
Anestezi,
Sağlık Koruma
gibi dersler bulunuyordu.
Fizik, botanik ve zooloji gibi bazı temel bilim dersleri ise Eczacı Mektebi hocaları tarafından veriliyordu. İlk yıllarda öğrenim süresi iki yıldı.
Bu derslere bakıldığında değişimin boyutu daha iyi anlaşılıyor.
Artık yalnızca ağrıyan dişi çekebilmek yeterli değildi.
Öğrenci insan anatomisini tanıyacak, dokuları öğrenecek, ilaçları ve anesteziyi anlayacak, hastalıkları klinik olarak değerlendirecekti.
Dişçilik giderek bilimsel bilgiyle desteklenen bir sağlık mesleğine dönüşüyordu.
1911’de yüksekokul statüsü
Dişçi Mektebi başlangıçta yüksekokul statüsünde değildi.
Türk Maarif Ansiklopedisi’ne göre okul, 23 Ağustos 1911’de Maarif Nezareti tarafından “mekteb-i âlî”, yani yüksekokul olarak kabul edildi.
Bu gelişme, dişçilik eğitiminin yükseköğretim sistemi içerisindeki yerinin güçlenmesi açısından önemliydi.
İlk 43 mezun
Dişçi Mektebi 1911 yılında 43 kişilik ilk mezun grubunu verdi.
Burada küçük fakat önemli bir tarih ayrıntısı bulunuyor.
İstanbul Üniversitesi’nin resmî tarihçesinde ilk mezuniyet için 30 Kasım 1911 tarihi verilirken, Türk Dişhekimleri Birliği kaynaklarında 30 Temmuz 1911 tarihi yer alıyor. Her iki kaynak da ilk mezun sayısını 43 olarak bildiriyor. Bu nedenle kesin gün ve ay konusunda ihtiyatlı olmak, “1911’de 43 ilk mezun” ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.
Bu 43 kişi yalnızca bir okulun ilk mezunları değildi.
Türkiye’de düzenli ve kurumsallaşmış diş hekimliği eğitiminin ilk kuşaklarından birini temsil ediyorlardı.
Diploma ve meslek yetkisi zamanla kesinleşti
Modernleşme bir gecede gerçekleşmedi.
Okul açıldıktan sonra da eski usuller ve farklı yetkilendirme biçimleri bir süre varlığını sürdürdü.
Mesleki sınırların daha açık hâle gelmesinde Cumhuriyet döneminde çıkarılan 1928 tarihli Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun önemli bir dönüm noktası oldu.
Kanunun 30. maddesiyle diş hekimliği uygulama yetkisi Diş Hekimliği Okulu mezunlarıyla ilişkilendirilerek mesleğin yasal çerçevesi güçlendirildi.
Başka bir ifadeyle, 1908’de başlayan eğitim hamlesinin mesleki ve hukuki sonuçları yıllar içinde olgunlaştı.
Asıl değişiklik bir okuldan daha büyüktü
Dişçi Mektebi’nin önemini yalnızca yeni bir okulun kurulmasıyla açıklamak eksik kalır.
Asıl değişen, dişçiliğe bakıştı.
Meslek;
kişisel deneyimden düzenli eğitime,
usta yanında öğrenmeden okul ve klinik eğitimine,
yalnızca uygulama becerisinden temel bilimlerle desteklenen mesleki bilgiye
doğru ilerliyordu.
1933 Üniversite Reformu sonrasında dişçilik eğitimi yeniden yapılandırıldı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesinde Diş Hekimliği Yüksek Okulu olarak devam etti.
11 Temmuz 1964’te ise okul Tıp Fakültesinden ayrılarak İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi hâline geldi. Eğitim süresi de beş yıla çıkarıldı.
Kadırga’daki konaktan bugünün fakültelerine
Bugün bir diş hekimliği fakültesinin koridorlarında yürüdüğünüzde dijital görüntüleme sistemleri, simülasyon laboratuvarları, modern klinikler ve farklı uzmanlık alanlarıyla karşılaşırsınız.
Kadırga’daki eski ahşap konağı bu dünyayla yan yana düşünmek kolay değildir.
Ama Türkiye’de modern diş hekimliği eğitiminin hikâyesinin en önemli sayfalarından biri orada yazıldı.
Bir tarafta yüzyıllardır insanı çaresiz bırakan diş ağrısı…
Diğer tarafta artık yalnızca ağrıyan dişi çekmekle yetinmeyen; hastalığı anlamaya, tedavi etmeye ve dişi korumaya çalışan yeni bir bilim anlayışı.
Tıp tarihindeki büyük değişimler bazen görkemli hastanelerde değil, küçük dersliklerde başlar.
Osmanlı’nın son döneminde Kadırga’da açılan Dişçi Mektebi de bunlardan biriydi.
Bugün diş hekimi koltuğuna oturduğumuzda gördüğümüz modern mesleğin arkasında, bir asırdan uzun süredir devam eden eğitim, bilim ve kurumsallaşma mücadelesi bulunuyor.
Kaynaklar
İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Fakülte Tarihçesi
Ali Y. Baltacıoğlu – İsmail H. Baltacıoğlu, Türkiye’de Diş Hekimliği Eğitim ve Öğretimi (1908–1933), Osmanlı Bilimi Araştırmaları, 2010
Zeynel Özlü, Halk Hekimliğinden Diş Hekimliğine: 19. Yüzyılda Osmanlı Devletinde Dişçilik Mesleği (Erbab-ı Esnan), Belleten, 2013
Türk Dişhekimleri Birliği, Geçmişten Günümüze Dişhekimliği Eğitimi
Türk Maarif Ansiklopedisi, Diş Hekimliği Eğitimi
Emre Dölen, II. Meşrutiyet Döneminde Darülfünun