Ölümcül sarı hummanın nasıl bulaştığını çözmeye çalışan araştırmacılar, 1900 yılında Küba’da sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere bilerek maruz bıraktı. Deneyler tıp tarihinin en önemli halk sağlığı keşiflerinden birinin önünü açtı. Ancak para karşılığı gönüllülük, ölüm riski ve insan üzerinde deney tartışmaları, aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ zor etik sorular doğuruyor.

Havana, 1900: Bir sivrisinek ve ölüm ihtimali

1900 yılının Küba’sında bir insanın koluna sivrisinek konması her zaman sıradan bir olay değildi. Çünkü o sivrisinek, birkaç gün önce sarı hummaya yakalanmış bir hastanın kanıyla beslenmiş olabilirdi ve karşısındaki insan bunu biliyor olabilirdi.

Daha da çarpıcı olanı, bazı gönüllülerin bu sivrisineklerin kendilerini ısırmasına bilerek izin vermesiydi.

Amerikan ordusunun oluşturduğu Sarı Humma Komisyonu, hastalığın nasıl bulaştığını anlamak amacıyla sağlıklı insanları enfekte sivrisineklere kontrollü biçimde maruz bıraktı. Bugün “kontrollü insan enfeksiyon çalışması” olarak tanımlayabileceğimiz bu deneyler, modern araştırma etiği kurallarının henüz oluşmadığı bir dönemde gerçekleştiriliyordu.

Çalışmalar, sarı hummanın başlıca bulaş yolunun enfekte sivrisinekler olduğunu güçlü biçimde ortaya koydu. Reed Komisyonu ayrıca sivrisineğin hastadan kan aldıktan hemen sonra bulaştırıcı olmadığını, belirli bir sürenin geçmesi gerektiğini de gösterdi.

Bu bilgi yalnızca bir hastalığın sırrını çözmedi; halk sağlığının yönünü değiştirdi. Fakat bu sonuca ulaşılırken insanların üstlendiği risk, tıp tarihine başka bir tartışma daha bıraktı.

---

Fikrin gerçek öncüsü: Carlos Finlay

Sarı hummanın sivrisineklerle bulaşabileceği düşüncesi Walter Reed ile başlamadı.

Kübalı hekim Carlos Juan Finlay, 1881 yılında sivrisineklerin sarı hummanın bulaşmasında aracılık edebileceğini ileri sürdü. Yıllar boyunca insan gönüllüler üzerinde deneyler yaptı ancak dönemin bilgi ve deney koşulları, teorisini kesin biçimde kanıtlamasına yetmedi.

Finlay’ın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri, sivrisineğin enfekte bir insandan kan aldıktan hemen sonra hastalığı başka bir insana bulaştıramamasıydı. Virüsün sivrisinek içinde gelişmesi için zamana ihtiyaç vardı. Reed Komisyonunun sonraki çalışmaları bu zaman faktörünün önemini ortaya koydu.

Bu nedenle hikâyeyi yalnızca “Walter Reed sivrisineğin sarı hummayı taşıdığını keşfetti” şeklinde anlatmak eksik kalır.

Hipotezin büyük öncüsü Carlos Finlay’dı; Walter Reed başkanlığındaki komisyon ise kontrollü deneylerle bu düşünceye güçlü kanıt sağladı.

---

Araştırmacılar da ölümcül riski üstlendi

Sarı Humma Komisyonu dört kişiden oluşuyordu: Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse William Lazear. Agramonte sarı hummaya karşı bağışıktı; Carroll ve Lazear ise deney sürecinde doğrudan riskle karşı karşıya kaldı.

James Carroll, 27 Ağustos 1900’de daha önce bir sarı humma hastasından kan emmiş bir sivrisineğin kendisini ısırmasına izin verdi. Birkaç gün sonra hastalandı ve 1 Eylül’de sarı humma tanısı aldı. Hastalığı ağır geçirdi ancak hayatta kaldı.

Jesse Lazear’ın öyküsü ise daha trajikti.

13 Eylül’de sarı humma servisinde uçan bir sivrisinek Lazear’ı ısırdı. Carroll ve Agramonte’nin anlatımına göre Lazear, sivrisineği uzaklaştırmadı. Bunun bilinçli bir kişisel deney olup olmadığı ise kesin değildir; tarihsel kayıtlar farklı yorumlara açıktır. Beş gün sonra hastalandı ve 25 Eylül 1900’de yaşamını yitirdi.

Bu nedenle Lazear’ı kesin biçimde “kendisini bilerek ölüme gönderen araştırmacı” olarak tanımlamak doğru olmaz. Bildiğimiz şey, sivrisineği uzaklaştırmadığı ve kısa süre sonra sarı hummadan öldüğüdür.

Daha sonra kurulan kontrollü deney kampına onun anısına Camp Lazear adı verildi.

---

Bir binada kirli çarşaflar, diğerinde sivrisinekler

Reed Komisyonunun çalışmalarını bilimsel açıdan önemli yapan yalnızca insanları sivrisineklere maruz bırakması değildi. Araştırmacılar aynı zamanda dönemin en güçlü alternatif teorilerinden birini de sınamak istiyordu.

O yıllarda sarı hummanın hastaların kullandığı giysilerden, yataklardan veya vücut salgılarıyla kirlenmiş eşyalardan bulaştığı düşünülüyordu.

Camp Lazear’da bunun için ayrı bir bina oluşturuldu. Gönüllüler, sarı humma hastalarının kusmuk, idrar ve dışkılarıyla yoğun biçimde kirlenmiş giysi ve yatak takımlarının bulunduğu sıcak ve havasız ortamda kaldılar; malzemeler deney süresince yenileriyle değiştirildi.

Buna rağmen gönüllüler sarı hummaya yakalanmadı.

Daha sonra bu kişilerin bazıları enfekte sivrisineklere maruz bırakıldığında hastalandı. Bu durum onların daha önce hastalanmamalarının doğal bağışıklıkla açıklanamayacağını da gösteriyordu.

Başka bir deneyde ise aynı odanın iki bölümü tel örgüyle ayrıldı. Enfekte sivrisineklerin bulunduğu taraftaki gönüllü hastalanırken aynı havayı soluyan ancak sivrisineklere ulaşamayan diğer kişiler hastalanmadı.

Sonuç giderek belirginleşiyordu:

Sorun kirli çarşaflar değildi. Asıl taşıyıcı sivrisinekti.

---

Gönüllülere para ödendi

Hikâyenin etik açıdan en tartışmalı bölümlerinden biri burada başlıyor.

Deneylere katılmayı kabul edenlere 100 dolar altın teklif edildi. Sarı hummaya yakalanmaları hâlinde 100 dolar daha ödeniyordu. Gönüllülere olası sonuçlar konusunda uyarıda bulunuldu ve yazılı onam alınması benimsendi. İspanyol makamlarının özellikle reşit olmayanların deneylerde kullanılmaması ve yazılı onam alınması üzerinde durduğu tarihsel kayıtlarda yer alıyor.

Dönemin ekonomik koşullarında bu para küçümsenecek bir miktar değildi. Bu durum, bugün araştırma etiğinin merkezinde bulunan bir soruyu gündeme getiriyor: Yüksek miktarda ödeme, tehlikeli bir çalışmaya katılma kararını ne ölçüde etkiler?

Üstelik katılımcılar arasında askerler ve Küba’ya yeni gelmiş İspanyol göçmenler bulunuyordu. Tarihsel kayıtlara göre bazı İspanyol gönüllüler, sivrisinek tarafından ısırılan kişilerin gerçekten hastalandığını görünce deneylerden çekildi.

Bu ayrıntı son derece önemliydi. Gönüllülük yalnızca bir kâğıda atılan imzadan ibaret değildi; kişinin riskin gerçek anlamını anlayabilmesi ve baskı altında kalmadan karar verebilmesi gerekiyordu.

---

Yazılı onam açısından erken bir örnek

Reed deneylerini değerlendirirken 1900 yılının dünyasını da hesaba katmak gerekir.

Bugünkü anlamda bağımsız etik kurullar yoktu. Helsinki Bildirgesi daha yarım yüzyıldan fazla bir süre sonra hazırlanacaktı. Klinik araştırmalar için bugün uygulanan ayrıntılı risk-fayda değerlendirmeleri, gönüllü hakları ve kurumsal denetim mekanizmaları henüz oluşmamıştı.

Buna rağmen gönüllülerden yazılı onam alınması, tıp araştırmaları tarihinde dikkat çekici bir gelişmeydi. Bu nedenle Reed Komisyonunun kullandığı belgeler, insan araştırmalarında sistematik yazılı onamın erken örnekleri arasında değerlendirilmektedir.

Ancak yazılı bir belgenin bulunması, deneylerin bugünkü etik ölçütlerle sorunsuz olduğu anlamına gelmez. Ölümcül bir hastalığa maruz bırakılan gönüllülere yapılan yüksek ödeme, askerlerin araştırmaya katılması ve risklerin nasıl algılandığı bugün ayrıca değerlendirilmesi gereken konulardır.

Sarı humma deneyleri bu nedenle tıp tarihine ikili bir miras bıraktı: Bir tarafta yazılı onam konusunda erken bir adım, diğer tarafta insanın ne ölçüde araştırma riski altına sokulabileceğine ilişkin güç bir etik tartışma.

---

Kaç kişi hastalandı?

Bu noktada tarih anlatılarında sık yapılan bir karışıklığı düzeltmek gerekiyor.

Camp Lazear’daki kontrollü deneylerde toplam 16 sarı humma vakası oluşturuldu; bunların 12’si sivrisinek ısırığı sonucunda gelişti. Diğer deneylerde enfekte kanın kullanıldığı çalışmalar da yapıldı.

Buna karşılık Reed Komisyonunun daha geniş 1900–1901 insan deneyleri ele alındığında, tarihsel incelemeler 30’dan fazla erkeğin çalışmalara katıldığını ve 22 kişinin sarı humma geliştirdiğini bildiriyor. Lazear’ın ölümünden sonraki komisyon deneylerinde gönüllüler arasında ölüm meydana gelmedi.

Jesse Lazear ise bu gönüllü grubun bir parçası değildi. Komisyonun araştırmacılarından biriydi ve Camp Lazear’daki sistematik deneyler başlamadan önce ölmüştü.

Bu ayrımı yapmak önemli; çünkü sarı humma araştırmalarının farklı aşamaları popüler anlatılarda zaman zaman tek bir deneymiş gibi aktarılıyor.

---

Ardından Clara Maass’ın ölümü geldi

Reed Komisyonunun sonuçlarından sonra sarı humma üzerinde insan deneyleri sona ermedi.

1901 yılında Amerikalı hemşire Clara Louise Maass, Havana’da yürütülen başka bir sarı humma çalışmasına gönüllü olarak katıldı. Enfekte sivrisineklere maruz bırakılmasının ardından hastalandı ve 24 Ağustos 1901’de, henüz 25 yaşındayken hayatını kaybetti.

Bu çalışmalar Reed’in Camp Lazear deneylerinin doğrudan devamı değildi. Reed Komisyonunun bulgularının ardından başka araştırmacılar tarafından yürütülen deneylerdi.

Maass’ın da aralarında bulunduğu üç gönüllünün ölmesi üzerine söz konusu deney serisi sonlandırıldı. Tarihsel kayıtlara göre Walter Reed de bu ölümlerden büyük rahatsızlık duydu.

Artık tıp yalnızca şu soruyu sormuyordu:

“Bu deney bize ne öğretecek?”

Bunun yanında çok daha zor bir soru yükseliyordu:

“Bu bilgiyi elde etmek için bir insanın hayatını ne ölçüde riske atabiliriz?”

---

Keşif halk sağlığını değiştirdi

Sivrisinek aracılı bulaşın ortaya konmasıyla sarı hummayla mücadele anlayışı kökten değişti.

Hastalıkla savaşmak için yalnızca karantina, dezenfeksiyon ve hastaların eşyalarını yok etmek yeterli değildi. Sivrisineklerin üreme alanlarını ortadan kaldırmak, su birikintilerini kontrol etmek ve insanlarla sivrisineklerin temasını azaltmak gerekiyordu.

William Gorgas’ın Havana’da uyguladığı sivrisinek kontrol programı bu yeni bilginin halk sağlığına dönüşmesinin en önemli örneklerinden biri oldu. 1901’de Havana’da uygulanan sivrisinek kontrol önlemleri sarı hummayla mücadelede önemli başarı sağladı.

Bu yaklaşım sonraki yıllarda Panama Kanalı bölgesindeki hastalık kontrol çalışmalarını da etkiledi.

Böylece küçük bir sivrisineğin yaşam döngüsünü anlamak, şehirlerin sağlık politikasını değiştiren büyük bir gelişmeye dönüştü.

---

Sonra aşı geldi

Sarı hummaya karşı mücadelede bir sonraki büyük dönüm noktası etkili aşının geliştirilmesiydi.

Max Theiler ve çalışma arkadaşlarının çalışmaları sonucunda geliştirilen 17D sarı humma aşısı, 1930’lu yılların sonlarından itibaren hastalığın kontrolünde yeni bir dönem başlattı. Theiler, sarı humma ve hastalıkla mücadele konusundaki keşifleri nedeniyle 1951 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü aldı.

Bugün kullandığımız bilimsel bilgiye giden yol böylece birkaç kuşağın çalışmalarından geçti: Finlay’ın hipotezi, Reed Komisyonunun deneyleri, sivrisinek kontrol programları ve nihayet etkili aşının geliştirilmesi.

---

Tıp tarihinin gri alanlarından biri

Walter Reed ve arkadaşlarının çalışmalarını yalnızca “kahramanlık hikâyesi” olarak anlatmak, gönüllülerin maruz kaldığı büyük riski ve araştırmanın etik sorunlarını görünmez hâle getirir.

Buna karşılık bütün hikâyeyi yalnızca bugünün etik standartlarıyla değerlendirip dönemin bilimsel koşullarını yok saymak da tarihi anlamayı zorlaştırır.

Tıp tarihi çoğu zaman siyah ve beyazdan oluşmaz. Sarı humma deneyleri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Çünkü bu deneyler bir taraftan binlerce insanın hayatını kurtaracak bir halk sağlığı bilgisinin ortaya çıkmasını sağladı, diğer taraftan bilim adına insanın ne kadar risk altına sokulabileceği sorusunu gündeme getirdi.

Belki de Camp Lazear’ın bize bıraktığı en önemli ders budur:

Bilimde yalnızca ulaşılan sonuç değil, o sonuca nasıl ulaşıldığı da önemlidir.

Bir asırdan fazla zaman önce sivrisineklere uzatılan kollar, sarı hummanın bulaşma zincirini aydınlattı. Fakat aynı zamanda modern tıbbın önüne hâlâ geçerliliğini koruyan bir soru bıraktı:

İnsan hayatını kurtarmak amacıyla yapılan bir araştırmada, başka bir insanın hayatı ne ölçüde riske atılabilir?

---

Bugün sarı humma

Sarı humma ortadan kalkmış bir hastalık değildir. Dünya Sağlık Örgütü, Afrika ve Latin Amerika’da birçok ülkenin sarı humma salgınları açısından hâlâ yüksek risk taşıdığını bildiriyor.

Ancak bugün elimizde güçlü bir korunma aracı bulunuyor. WHO’ya göre sarı humma aşısının tek dozu yaşam boyu koruma sağlayabiliyor ve rutin olarak ek doz gerekmiyor.

Riskli bölgelere seyahat edecek kişilerin aşı gerekliliğini, sağlık durumlarını ve seyahat edecekleri ülkenin giriş koşullarını yetkili sağlık kuruluşlarıyla değerlendirmeleri gerekir.

Tıbbi uyarı: Bu yazı tarih ve bilim iletişimi amacıyla hazırlanmıştır. Kişisel tanı, tedavi veya aşılama önerisi yerine geçmez.

Kaynaklar

Hastabakıcılıktan Hemşireliğe: Türkiye’de Modern Hemşirelik Eğitiminin Doğuşu
Hastabakıcılıktan Hemşireliğe: Türkiye’de Modern Hemşirelik Eğitiminin Doğuşu
İçeriği Görüntüle

- Carlos J. Finlay’ın 1881’den itibaren sarı hummanın sivrisinek aracılığıyla bulaşmasına ilişkin çalışmaları.
- Walter Reed, James Carroll, Aristides Agramonte ve Jesse W. Lazear’ın Sarı Humma Komisyonu çalışmaları.
- U.S. Army Medical Department, Yellow Fever Commission ve Camp Lazear tarihçesi.
- Pierce JR, Writer JV. Yellow Jack: The Yellow Fever Volunteers / sarı humma gönüllülerine ilişkin tarihsel incelemeler.
- Chaves-Carballo E. Clara Maass, yellow fever and human experimentation.
- Dünya Sağlık Örgütü, Yellow Fever Fact Sheet.
- Nobel Prize, Max Theiler ve sarı humma çalışmaları.