Araştırma, İpek Yolu üzerinden taşınan ilaçların, tedavi reçetelerinin ve hekimlik bilgilerinin iki bölgenin tıp gelenekleri arasındaki etkileşimi güçlendirdiğini ortaya koyuyor. İstanbul’da korunan 1313 tarihli bir tıp yazması da Çin tıbbına ait bilgilerin İran’a ulaştığını gösteren önemli belgeler arasında bulunuyor.
Cengiz Han’ın 1206 yılında temellerini attığı Moğol İmparatorluğu, askerî fetihlerin yanı sıra Avrasya’nın farklı bölgeleri arasında gerçekleşen bilimsel bilgi alışverişiyle de tıp tarihinde iz bıraktı. Çin’deki Güneybatı Üniversitesinden Ehsan Doostmohammadi’nin 24 Nisan 2026’da yayımlanan akademik incelemesi, 13. ve 14. yüzyıllarda Çin ile İran arasında ilaçların, tedavi reçetelerinin ve hekimlik bilgilerinin nasıl dolaşıma girdiğini tarihî kaynaklar üzerinden değerlendirdi.
Journal of the History of Medicine and Allied Sciences dergisinde yayımlanan çalışma, Çin’deki Yuan Hanedanı ile İran merkezli İlhanlı Devleti arasındaki tıbbi ilişkileri inceliyor.
Araştırmacı, Orta Çağ Çin ve İran tıp literatüründen yararlanarak iki bölge arasındaki bilgi aktarımının izlerini değerlendirdi. İncelemede, hekimlerin farklı tıp geleneklerinden yararlandığını ve ilaç bilgisinin karşılıklı olarak aktarıldığını gösteren tarihî kayıtlar ele alındı.
Söz konusu araştırma, günümüzde yeni bir tedavi yönteminin geliştirildiğini bildiren klinik bir çalışma değil. Moğol egemenliğinin tıp tarihindeki etkilerini açıklamayı amaçlayan tarihî bir metin incelemesi niteliği taşıyor.
Moğol İmparatorluğu tıp bilgisinin dolaşımını kolaylaştırdı
Cengiz Han’ın ölümünden sonra farklı hanlıklara ayrılan Moğol İmparatorluğu, geniş bir coğrafyada ticari, diplomatik ve kültürel bağlantıların gelişmesine katkıda bulundu.
Tarihçilerin Pax Mongolica olarak adlandırdığı dönemde, Moğol yönetimindeki ticaret yollarının bazı bölümlerinde ulaşım ve haberleşme imkânları güçlendi.
Ancak Pax Mongolica, bütün Avrasya’da savaşların sona erdiği kesintisiz bir barış dönemi anlamına gelmiyordu. Moğol fetihlerinin yol açtığı yıkım ve sonraki siyasi mücadeleler devam ederken, belirli güzergâhlarda ticaret ve bilimsel iletişim gelişmişti.
Bu dönemde İpek Yolu üzerinden yalnızca ipek, baharat ve değerli madenler taşınmadı. İlaçlar, tıbbi metinler ve hekimlik bilgileri de uzak merkezlere ulaştı.
Moğol yönetiminin sağladığı siyasi bağlantılar, farklı coğrafyalardaki hekimlerin ve bilim insanlarının birbirlerinin çalışmalarından haberdar olmasını kolaylaştırdı.
Çin ve İran arasında iki yönlü tıp alışverişi
Moğol egemenliği sırasında tıbbi bilgi aktarımının en belirgin örneklerinden biri Çin ile İran arasındaki ilişkilerde görüldü.
Kubilay Han tarafından kurulan Yuan Hanedanı, 1271-1368 yılları arasında Çin’de hüküm sürerken, Hülagû Han’ın kurduğu İlhanlı Devleti İran ve çevresindeki bölgeleri yönetiyordu.
Bu iki siyasi yapı arasındaki ilişkiler, farklı tıp geleneklerinden gelen bilgilerin karşılıklı olarak aktarılmasına imkân sağladı.
İran ve İslam dünyasında kullanılan bazı ilaçlar ile tedavi reçeteleri Çin’e ulaşırken, Çin tıbbına ait eserler ve geleneksel uygulamalar da İran’daki bilim çevrelerinde tanınmaya başladı.
Doostmohammadi’nin 2026 tarihli incelemesinde, iki bölge arasındaki alışverişin yalnızca ilaç ticaretiyle sınırlı kalmadığı belirtiliyor.
Tıp metinleri, reçeteler ve tedavi uygulamaları, farklı hekimlik gelenekleri arasında dolaşıma giriyordu.
Bu etkileşim, iki bölgenin tıp sistemlerinin bütünüyle birleştiği anlamına gelmiyordu. Aktarılan bilgiler, yerel tıp anlayışları doğrultusunda değerlendirilerek kullanılabiliyordu.
Moğol saraylarında farklı tıp gelenekleri buluştu
Moğol hükümdarlarının farklı bölgelerden hekimlerle çalışması, tıbbi bilgi alışverişinin gelişmesine katkıda bulunan etkenlerden biriydi.
Tarihçi Thomas T. Allsen’in Culture and Conquest in Mongol Eurasia adlı çalışmasında, Moğol yöneticilerinin Çin, Tibet, Hindistan, Uygur bölgeleri ve İslam dünyası gibi farklı coğrafyaların tıp geleneklerinden yararlandıkları anlatılıyor.
Hanedan çevrelerinde görev yapan hekimler, hükümdarların ve yönetici ailelerin sağlık sorunlarıyla ilgileniyordu.
Aynı siyasi çevre içinde farklı tıp geleneklerinden gelen uzmanların bulunması, hastalıkların değerlendirilmesi, ilaç hazırlanması ve tedavi uygulamalarına ilişkin bilgilerin karşılaşmasını sağlıyordu.
Moğol yöneticilerinin uygulamaya dönük bilimsel bilgilerden yararlanma yaklaşımı yalnızca tıpla sınırlı değildi. Astronomi, haritacılık ve eczacılık gibi alanlarda da farklı bölgelerden gelen uzmanların bilgi birikiminden yararlanılıyordu.
İstanbul’da korunan 1313 tarihli tıp yazması
Moğol dönemindeki tıbbi bilgi alışverişinin en önemli belgelerinden biri, İlhanlı Devleti’nin veziri ve hekimi Reşîdüddin Fazlullah’ın emriyle Çince kaynaklardan Farsçaya çevrilen Tansuknâme-i İlhânî adlı eserdir.
Çin tıbbına ait bilgilerin İran’daki bilim çevrelerine aktarılmasını amaçlayan eser, insan bedenine ilişkin açıklamalar ve anatomi çizimleri içeriyor.
Bugün bilinen, muhtemelen tek yazma nüshası İstanbul Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesinin Ayasofya Koleksiyonu'nda 3596 numarayla korunuyor.
Eserin tarihine ilişkin önemli ayrıntılar, 2023 yılında Belleten dergisinde yayımlanan bir araştırmada ele alındı.
Ahmet Acıduman, Şehriyar Şems, Berna Arda ve Gürhan Kırilen tarafından hazırlanan araştırmaya göre, eser İlhanlı hükümdarı Olcaytu'nun 1304 yılında tahta çıkmasından sonra Reşîdüddin Fazlullah’ın emriyle tercüme edildi.
Günümüze ulaşan nüsha ise 10 Aralık 1313 tarihinde Tebriz’de Muhammed bin Ahmed bin Mahmud Kıvam el-Kirmanî tarafından kopyalandı.
Bu nedenle 1313 tarihi, eserin ilk kez yazıldığı veya tercümesinin tamamlandığı tarih olarak değil, eldeki nüshanın kopyalanma tarihi olarak değerlendiriliyor.
Araştırmada ayrıca eserin dört kitaptan oluştuğu, ancak günümüze yalnızca ilk kitabının ulaştığı belirtildi.
Korunan bölümde Çin kaynaklarına dayanan insan anatomisi açıklamaları ve çizimleri bulunuyor.
Bu yazma, Çin tıbbına ait bilgilerin 14. yüzyıl başlarında Farsçaya aktarılabildiğini gösteren somut bir tarihî belge niteliği taşıyor.
Çin’deki tıp kitabında 517 ilaç kaydı
Tıbbi bilgi alışverişinin yalnızca Çin’den İran’a doğru gerçekleşmediğini gösteren önemli belgelerden biri de Yuan Hanedanı dönemine ait Hui Hui Yao Fang adlı ilaç ve tedavi derlemesidir.
İslam tıp geleneğine ait reçeteleri içeren bu eser, Arapça ve Farsça kökenli ilaç adlarının Çincedeki karşılıklarıyla kaydedildiği tarihî bir kaynak olarak biliniyor.
Journal of Ethnopharmacology dergisinde Kasım 1996’da yayımlanan Y. C. Kong ve D. S. Chen imzalı araştırmada, eserin günümüze ulaşan üç bölümünde Arapça veya Farsça adlar taşıyan 517 ilaç kaydı bulunduğu bildirildi.
Araştırmacılar, bu kayıtların yer aldığı derlemeyi dilbilimsel, botanik ve ilaç bilgisi açısından inceledi.
Çalışmada, geleneksel olarak belirli hastalık gruplarıyla ilişkilendirilen bir bölümdeki 199 ilaç maddesinden 129'unun botanik veya biyolojik karşılığı tanımlandı.
Bu inceleme, İslam dünyasında kullanılan ilaç bilgisinin Çin’de nasıl kayda geçirildiğine ilişkin somut veriler sağlıyor.
Ancak tarihî reçetelerde yer alan maddelerin kaydedilmiş olması, bunların günümüz tıbbında etkili veya güvenli olduğunun kanıtlandığı anlamına gelmiyor.
Kayıtların önemi, farklı coğrafyalar arasında gerçekleşen ilaç bilgisi aktarımını belgelemesinden kaynaklanıyor.
Moğol döneminin cerrahi bilgiye etkisi
Moğol egemenliği sırasında gerçekleşen bilimsel ilişkilerin cerrahi bilgi üzerindeki olası etkileri de tarih araştırmalarına konu oldu.
Cerrah Jakob Köstenbauer’in 24 Ocak 2017’de çevrim içi yayımlanan ve daha sonra ANZ Journal of Surgery dergisinin Mart sayısında yer alan Surgical Wisdom and Genghis Khan’s Pax Mongolica başlıklı çalışması, Moğol İmparatorluğu döneminde tıbbi ve cerrahi bilgilerin yayılmasını değerlendirdi.
Tarihî belgeler, el yazmaları ve daha önce yayımlanmış araştırmalara dayanan incelemede, Çin, İran, Arap coğrafyası ve Avrupa arasındaki bilimsel temaslar ele alındı.
Çalışmada kırık ve çıkıkların tedavisi, anatomi bilgisi ve cerrahi uygulamalar gibi alanlarda farklı merkezler arasında bilgi dolaşımının gerçekleştiği aktarıldı.
Köstenbauer, Moğol dönemindeki iletişim ağlarının cerrahi bilgilerin yayılmasına ve farklı tıp geleneklerinin karşılaşmasına katkıda bulunmuş olabileceğini değerlendirdi.
Ancak bu tarihî değerlendirme, Avrupa’da geliştirilen belirli cerrahi tekniklerin doğrudan Moğol hekimlerinden alındığını veya modern cerrahinin Moğol İmparatorluğu sayesinde ortaya çıktığını kesin biçimde kanıtlamıyor.
Tıbbî bilginin bir coğrafyaya ulaşması ile o bilginin yerel hekimler tarafından benimsenip uygulanması farklı süreçler olarak değerlendiriliyor.
Dolayısıyla Moğol döneminin cerrahi tarihindeki etkisi, doğrudan bir teknik aktarım zincirinden çok, bilimsel temasların gelişmesini sağlayan tarihî koşullar çerçevesinde ele alınıyor.
Tıp gelenekleri birbirinden etkilendi ancak birleşmedi
Moğol dönemindeki bilimsel ilişkileri inceleyen tarihçiler Morris Rossabi ve Robert G. Morrison, The Cambridge History of the Mongol Empire adlı eserin 2023 yılında basılan bölümünde Çin ile İslam dünyası arasındaki bilimsel alışverişin özelliklerini değerlendirdi.
Araştırmacılara göre iki bölge arasındaki temaslar özellikle ilaç bilgisi ve uygulamalı bilimlerde kalıcı izler bıraktı.
Buna karşılık Çin ve İran’daki bilimsel geleneklerin temel kuramsal yapıları büyük ölçüde kendi özelliklerini korudu.
Bu bulgu, Moğol dönemindeki tıbbi ilişkilerin niteliğini anlamak açısından önemli bir ayrım ortaya koyuyor.
Hekimler farklı bölgelerde kullanılan ilaçları ve tedavi uygulamalarını öğrenebiliyor, ancak bu bilgileri kendi tıp anlayışları içinde değerlendirebiliyordu.
Tıp tarihçisi Paul D. Buell’in 2007 yılında Asian Medicine dergisinde yayımlanan incelemesi de Çin tıbbına ilişkin bilgilerin batıya, İslam tıbbına ait bilgilerin ise doğuya taşınmasında Reşîdüddin Fazlullah ve dönemin diğer bilim insanlarının faaliyetlerini ele aldı.
Bu çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde, Moğol dönemindeki tıbbi bilgi alışverişinin tek yönlü bir aktarım olmadığı görülüyor.
Pax Mongolica’nın tıp tarihindeki mirası
Moğol İmparatorluğu’nun oluşturduğu geniş siyasi bağlantılar, 13. ve 14. yüzyıllarda Çin, Orta Asya ve İran arasında tıbbi metinlerin, ilaçların ve hekimlik bilgilerinin dolaşmasına katkı sağladı.
Bugün İstanbul’da korunan Tansuknâme-i İlhânî, Çin’de hazırlanan Hui Hui Yao Fang ve dönemin diğer tarihî kayıtları, bu etkileşimin somut belgeleri arasında yer alıyor.
2026 yılında yayımlanan akademik inceleme de söz konusu tarihî ilişkileri yeniden ele alarak Yuan Hanedanı ile İlhanlı Devleti arasındaki karşılıklı tıbbi bilgi alışverişini değerlendiriyor.
Mevcut belgeler, bu dönemde farklı tıp geleneklerinin birbiriyle temas ettiğini gösterse de aktarılan her bilginin uygulamada ne ölçüde benimsendiğini veya hastaların tedavi sonuçlarını nasıl değiştirdiğini ortaya koymuyor.
Moğol İmparatorluğu’nun tıp tarihindeki etkisi bu nedenle yeni tedaviler keşfetmiş olmasından değil, farklı coğrafyalardaki bilgilerin dolaşmasına imkân sağlayan bağlantıları güçlendirmesinden kaynaklanıyor.
Cengiz Han ve haleflerinin kurduğu siyasi düzenin bıraktığı tarihî miras, yalnızca savaşlar ve fetihlerle değil, tıbbi bilginin kıtalar arasında taşınmasında oynadığı rolle de araştırılmaya devam ediyor.
KAYNAKLAR
- Journal of the History of Medicine and Allied Sciences – Ehsan Doostmohammadi, Chinese–Iranian Medical Exchanges During the Yuan Dynasty: A Historical Perspective, 24 Nisan 2026.
- Belleten – Ahmet Acıduman, Şehriyar Şems, Berna Arda ve Gürhan Kırilen, Resimli Bir Farsça Tıp Kitabındaki İnsan Anatomisi ile İlgili Bölümler Üzerine Bir Ön Çalışma: Tānksūḳnāme-i Īlḫān Der Funūn-i ʿUlūm-i Ḫaṭāʾī, Ağustos 2023.
- Journal of Ethnopharmacology – Y. C. Kong ve D. S. Chen, Elucidation of Islamic Drugs in Hui Hui Yao Fang: A Linguistic and Pharmaceutical Approach, Kasım 1996.
- ANZ Journal of Surgery – Jakob Köstenbauer, Surgical Wisdom and Genghis Khan’s Pax Mongolica, 2017.
- The Cambridge History of the Mongol Empire – Morris Rossabi ve Robert G. Morrison, Scientific Exchange, 2023.
- Culture and Conquest in Mongol Eurasia – Thomas T. Allsen, Medicine, 2001.
- Asian Medicine – Paul D. Buell, How Did Persian and Other Western Medical Knowledge Move East, and Chinese West? A Look at the Role of Rashīd al-Dīn and Others, 2007.





