Yaz sıcağında ter içinde bir odaya girip klimanın karşısına oturuyoruz. Birkaç saat sonra boğazda yanma, burunda tıkanıklık, öksürük… Hüküm hemen veriliyor: “Klima çarptı.” Oysa klimanın kimi, nasıl çarptığı pek sorulmuyor.
Tıpta “klima çarpması” adıyla tanımlanmış bir hastalık yok. Bu ifade, soğuk ve kuru havanın solunum yollarında oluşturduğu tahrişten kas tutulmasına kadar birbirinden farklı yakınmaları aynı torbaya dolduruyor. Klima tek başına grip, nezle ya da zatürre yapmaz. Bu hastalıkların çoğunda virüsler veya bakteriler vardır. Fakat yanlış kullanılan klima, hastalanmayı kolaylaştıran şartları hazırlayabilir.
Burun ve hava yollarımız yalnızca havanın geçtiği borular değildir. İç yüzeylerini örten hassas bir savunma sistemi bulunur. Ani sıcaklık değişimi ve düşük nem, bu yüzeyi kurutabilir. Burunda yanma, boğazda gıcık, kuru öksürük ve göğüste sıkışma hissi ortaya çıkabilir. Astımı olanlarda soğuk hava bronşları daraltarak hırıltı ve nefes darlığını tetikleyebilir. İnsan bunu doğal olarak enfeksiyon sanır. Çünkü beden, nedenleri farklı olsa da rahatsızlığını sınırlı sayıda belirtiyle anlatır.
Hastanede bu cümleyi sık duyarım: “Hocam, dün klimaya maruz kaldım; bugün hasta oldum.” Bazen gerçekten yalnızca tahriş vardır. Ateş yoktur, belirgin kırgınlık gelişmemiştir, şikâyetler ortamdan uzaklaşınca hafifler. Bazen de kişi virüsü birkaç gün önce almıştır; belirtilerin klima kullanılan gün ortaya çıkması yalnızca bir zaman çakışmasıdır. Zihin, görünür bir suçlu bulmayı sever. Tavanda uğuldayan cihaz, gözle göremediğimiz virüsten daha ikna edici gelir.
Bir başka mesele de kapalı mekândır. Klima çalışırken kapılar ve pencereler uzun süre kapalı tutulur. Kalabalık bir ofiste, otobüste ya da alışveriş merkezinde aynı hava çevrilip durur. Yakında öksüren biri varsa bulaş açısından asıl dikkat edilmesi gereken cihazın soğuğu değil; kapalı ortam, yakın temas ve yetersiz havalandırmadır. Klimanın monoton uğultusu altında bilgisayarına eğilmiş çalışan, çoğu zaman saatlerdir temiz hava girmeyen bir odada bulunduğunu fark etmez.
“Klima mikropları yayar” düşüncesi de bütünüyle yanlış sayılamaz. Bakımı yapılmayan filtrelerde toz, polen ve bazı mikroorganizmalar birikebilir. Bunlar özellikle alerjisi ve astımı bulunan kişilerde yakınmaları artırabilir. Büyük binalardaki uygun bakımı yapılmayan su sistemleri ise nadiren de olsa ciddi enfeksiyonlarla ilişkilendirilebilir. Buradan her ev klimasının zatürre saçtığı sonucu çıkmaz. Sorun cihazın varlığı değil; bakımsızlığı, hatalı ayarı ve kötü havalandırmadır.
Soğuk hava karşısında her öksürüğü enfeksiyon kabul etmek gereksiz antibiyotik kullanımına da kapı açıyor. Antibiyotikler virüslere etki etmez; klima kaynaklı tahrişi de düzeltmez. Sarı ya da yeşil balgam görülmesi bile tek başına antibiyotik gerektiğini kanıtlamaz. Hastanın yaşı, ek hastalıkları, ateşi, muayene bulguları ve şikâyetlerin seyri birlikte değerlendirilmelidir. Tıbbın bazen en zor tarafı, bir belirtiye hemen isim koymak değil, onu doğru süre boyunca dikkatle izlemektir.
Klimayı bütünüyle kapatmak da her zaman iyi bir çözüm değildir. Aşırı sıcak, özellikle ileri yaştakilerde ve kalp-akciğer hastalığı bulunanlarda ciddi bir sağlık yüküdür. Serinlemek ihtiyaçtır. Buradaki ince çizgi, dışarıdaki kavurucu hava ile içerideki neredeyse kış soğuğu arasındaki ölçüsüz farkta belirir. Hava akımını doğrudan yüze ve göğse vermemek, ortamı aralıklı havalandırmak, filtre bakımını ihmal etmemek ve havayı gereğinden fazla soğutmamak çoğu kişi için yeterlidir.
Yüksek ateş, belirgin nefes darlığı, göğüs ağrısı, kanlı balgam, bilinç bulanıklığı veya giderek ağırlaşan öksürük varsa meseleyi “klima çarptı” diyerek geçiştirmek doğru değildir. Yaşlılarda, gebelerde, bağışıklığı baskılanmış kişilerde ve kronik akciğer hastalarında daha erken değerlendirme gerekebilir. Basit sandığımız bir yakınmayı önemsizleştirmekle her boğaz yanmasını felakete çevirmek arasında geniş bir alan var. Hekimlik çoğu zaman o gri alanda yürür.
Belki de “klima çarpması” sözü, modern hayatın küçük bir itirafıdır. Doğayı dışarıda bırakıp içeride kendi mevsimimizi kuruyoruz; sonra bedenimizin bu ani değişime sessizce uyum göstermesini bekliyoruz. Beden itiraz ettiğinde ise cihazı suçluyoruz. Asıl soru klimanın bizi çarpıp çarpmadığı değil, serinlemek isterken soluduğumuz havayı ne kadar unuttuğumuzdur.