Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), hava yollarında kalıcı daralma ve kronik iltihap ile seyreden, ilerleyici bir solunum hastalığıdır.
En sık nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam çıkarma yakınmalarıyla kendini gösterir ve yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir.
Günümüzde KOAH, dünya genelinde yüz milyonlarca insanı etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul ediliyor. Yaklaşık 380 milyon kişinin bu hastalıkla yaşadığı, her yıl yaklaşık 3 milyon kişinin ise KOAH nedeniyle hayatını kaybettiği bildirilmektedir. Hastalığın temel nedeni, uzun süre zararlı partiküllere maruz kalmaktır. Başta sigara dumanı olmak üzere çevresel ve mesleki hava kirleticileri bu maruziyetin en önemli kaynaklarını oluşturur. Hava yolu iltihabı, oksidatif stres ve doku hasarı arasındaki karmaşık etkileşim, hem hava akımının kısıtlanmasına hem de akciğer fonksiyonlarının giderek azalmasına yol açar.
Sigara, KOAH açısından en belirgin ve değiştirilebilir risk faktörüdür. Hastalığın önemli bir kısmından sorumlu olduğu bilinmektedir. Bu nedenle tütün kontrolü, yalnızca bireysel değil toplumsal bir sağlık politikası başlığı olarak ele alınmaktadır. Tütün tüketiminin azaltılması, pasif dumandan korunma, bırakma desteği sunulması, uyarıcı etiketler, reklam ve promosyon kısıtlamaları ile vergi politikaları ülkemizde de hayata geçirilen başlıca uygulamalardır. Sigara bırakmak isteyenler için danışmanlık, farmakolojik tedaviler ve 171 Sigara Bırakma Hattı ile MHRS üzerinden hizmet veren sigara bırakma poliklinikleri önemli destek olanakları sunmaktadır.
Pasif maruziyet de hafife alınmamalıdır. Özellikle iş yerinde sigara dumanına uzun süre maruz kalmanın KOAH gelişme riskini anlamlı ölçüde artırdığı gösterilmiştir. Sigara ve dumandan uzaklaşma amacıyla bazı bireylerin elektronik sigaraya yöneldiği görülmektedir. Ancak hayvan ve insan çalışmalarından elde edilen bulgular, elektronik sigara aerosolünün akciğer hücreleri üzerinde zararlı etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ürünlerin akut ve kronik iltihaplanmaya yol açabileceği, bağışıklık yanıtını etkileyebileceği, mukosiliyer temizliği bozabileceği, oksidatif stresi artırabileceği ve DNA hasarına neden olabileceği gösterilmektedir.
Ev içi hava kirliliği de önemli bir diğer risk kaynağıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ısınma ve yemek pişirme amacıyla kullanılan biyokütle yakıtlarının dumanına maruz kalma sık görülmekte, bu durumdan en çok kadınlar ve çocuklar etkilenmektedir. Bu maruziyetin kronik bronşit ve KOAH ile ilişkisi bilimsel çalışmalarda ortaya konmuştur. Ayrıca bebeklik döneminde ya da anne karnında pasif dumana maruz kalmanın ileriki yaşlarda KOAH riskini artırabileceği bildirilmektedir. Mesleki maruziyetler de hatırı sayılır bir paya sahiptir ve sigara kullanımından bağımsız olarak KOAH gelişimine katkıda bulunabilir.
KOAH’ın önlenmesi üç basamakta ele alınır. Birincil koruma, hastalığın hiç ortaya çıkmamasını hedefler. Sigara kullanımının azaltılması, çevresel ve mesleki hava kirliliğinin kontrolü bu aşamanın temel öğeleridir. Sigara bırakma, hastalığın hem gelişimini hem de ilerlemesini engellemede en etkili yaklaşımdır. İkincil koruma, erken tanıyı amaçlar. Günümüzde KOAH’lı bireylerin önemli bir bölümünün tanı almadığı bilinmektedir. Bu nedenle, nefes darlığı, kronik öksürük ve balgam şikayetleri olanlarda tarama ve vaka bulma stratejileri büyük değer taşır. Üçüncül koruma ise tanı almış hastalarda semptom kontrolü, alevlenmelerin azaltılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesine odaklanır.
Tedavide temel yaklaşım sigaranın bırakılması ile başlar. İnhaler bronkodilatörler, uygun hastalarda inhalasyon kortikosteroidleri ve pulmoner rehabilitasyon programları tedavinin önemli bileşenleridir. Alevlenmelerin önlenmesi, hastalık seyrini yavaşlatmak ve ölüm riskini azaltmak açısından kritik rol oynar. Bunun yanında KOAH’a sıklıkla eşlik eden kalp-damar hastalıkları, osteoporoz, kas kaybı ve depresyon gibi durumların erken tanınması ve yönetilmesi tedavinin bütünleyici bir parçasıdır.
Sonuç olarak KOAH, büyük ölçüde önlenebilir bir hastalıktır. Tütün kontrolü politikalarının güçlendirilmesi, çevresel maruziyetlerin azaltılması, erken tanı ve bütüncül tedavi yaklaşımlarının yaygınlaştırılması, hem bireylerin yaşam kalitesini artıracak hem de hastalığa bağlı ölümleri ve sağlık sistemi üzerindeki yükü azaltacaktır. Nefes almanın hayatın en sade hediyesi olduğu gerçeğini hatırlamak, KOAH’la mücadelede en güçlü motivasyonlardan biridir.