Denizlerimiz, Cebelitarık ve Süveyş kanalları aracılığıyla sürekli olarak okyanuslarla etkileşim halindedir. Bu durum, Hint Okyanusu ve Atlas Okyanusu'ndan farklı deniz canlılarının ülkemizin karasularına geçişine imkan tanımaktadır. Geçmişten günümüze kadar gerçekleştirilen bazı araştırmalarda, belirli deniz canlılarının aslında kıyılarımız ve açık sularımız için yabancı oldukları, ancak zamanla burada ev sahibi konumuna geldikleri gözlemlenmiştir.
Bu durum, genellikle alışkın olduğumuz canlıların, istilacı olarak tanımlanan ve bizlere yabancı canlılar tarafından baskı altında tutulduğunu ortaya koymaktadır. Peki, bu durumun nasıl ortaya çıktığını anlamak önemlidir. Cevap basit olmakla birlikte, gözden kaçabilecek niteliktedir. Aslında, kritik öneme sahip olan unsur, gemiler ve tankerlerdir; yani deniz taşımacılığı faaliyetleri. Tankerlerin balast sularında veya gemilerin suyla temas eden kısımlarında yaşanan canlılar, okyanuslardan Ege Denizi, Karadeniz, Marmara ve Akdeniz'e taşınmaktadır. Ticari önemi büyük olan ve ülkeler arasında sürekli hareketlilik sağlayan deniz ulaşım yolu aracılığıyla, farklı canlı türlerinin kıyılarımıza taşınması söz konusudur.

Canlıların yavrularının veya yumurtalarının getirilmesiyle başlayan süreç, iklim değişikliğinin de etkisiyle topluluklar halinde bir araya gelmelerini kolaylaştırmaktadır. Örneğin, önceleri balon balığı, uzun dikenli deniz kestanesi, bazı denizanası türleri ve aslan balığı gibi deniz canlıları denizlerimizde görülmüyordu; fakat günümüzde bunlar baskındır ve gruplar halinde görülür. En önemli olumsuz etkilerden biri, bazı istilacı türlerin yerli yavru balıklarını yiyerek beslenmesi ve bu nedenle sayıların azalmasıdır. Bu durum, aslında kendi biyoçeşitliliğimiz için de bir tehlike oluşturur. Ekosistemdeki düzeni bozarak, başka bir ortamın oluşmasına zemin hazırlar.
Bu durum yalnızca bununla sınırlı kalmamaktadır. Kıyılarımız, turizm, su ürünleri ve su sporları açısından oldukça önemli bir potansiyele sahiptir. Uzun süreli ılık hava ve deniz suyu sıcaklığı, tatilciler, yüzmeye gelen turistler, balıkçılar ve dalgıçlar için büyük fırsatlar sunmaktadır. Ancak, istilacı deniz canlılarıyla temas olasılığı da artmaktadır. Elbette, ardından gelen sağlık sorunları, tüm bu avantajların ortaya çıkmasını engelleyebilir. İstilacı türlerle temas sonrası gelişebilecek yaralanmalar, hastanede sonuçlanabilir. Bu tür haberlerin duyulması, turizm açısından kıyılarımızın tercih edilme olasılığını olumsuz etkileyebilir.
Bu konuda çalışmalar oldukça önemlidir. Ülkemizin kıyıları ve açık denizlerinde yerli canlıların zarar görebileceği farklı türlerin gelişini yakından takip ederek bunları kayıt altına almak gerekir. Zararlı ve istilacı deniz canlılarının her türüne karşı önlem alınmalıdır. Belki de stratejik açıdan önemli olabilecek bazı önlemler, balast sularının kontrolüyle başlatılabilir. Okyanuslardan alınan deniz sularının taşınması ve ardından boşaltılmasıyla denizlerimize karışabilecek binlerce canlıyı nasıl kontrol edebiliriz, bunu düşünmeliyiz. Bu alanda yapılacak araştırmalar desteklenmeli; aynı şekilde, sivrisineğin sıtmanın yayılmasına etkisi gibi, deniz taşımacılığının vektörel taşıyıcı olmasını engelleyecek önlemler de ele alınmalıdır.
Denizlerimizi koruyalım, sularımıza sahip çıkalım… Doç. Dr. Selin Gamze Sümen