Bir hekimi iyi hekim yapan nedir?
Tıp tarihi yalnızca hastalıkların, ilaçların, ameliyatların ve büyük keşiflerin tarihi değildir.
Aynı zamanda hekimin hastasına karşı nasıl davranması gerektiğinin de tarihidir.
Bu nedenle “İyi hekim kimdir?” sorusu modern tıp etiğinden çok daha eskidir.
Osmanlı hekimi ve şairi Mehmed Nidâî, bundan yaklaşık 460 yıl önce bu soruya şiirle cevap vermişti.
1566 tarihli Menâfiü'n-Nâs adlı eserinin sonunda yer alan ve Vasiyyetnâme ya da Nasihatnâme adıyla bilinen manzum bölümde Nidâî; hekimin eğitimi, mesleki yeterliliği, hastasına yaklaşımı, yoksullara karşı sorumluluğu, tevazusu ve maddi kazanç karşısındaki tutumu üzerine öğütler verdi.
Metin, bugünkü anlamıyla hazırlanmış sistematik bir tıp etiği kodu değildir.
Fakat 16. yüzyıl Osmanlı-İslam tıp geleneği içinde iyi hekimin hangi mesleki ve ahlaki özelliklere sahip olması gerektiğini anlatan dikkate değer bir tarihsel belgedir.
Mehmed Nidâî kimdi?
Mehmed Şaban Nidâî, 16. yüzyıl Osmanlı tıp ve edebiyat dünyasının önemli hekim-şairlerinden biriydi.
Yaklaşık 1509'da doğduğu, ölümünün ise 1567'den sonraki bir tarihte gerçekleştiği kabul edilmektedir.
Nidâî kendi anlatımına göre Kırım Hanlığı'nda bulundu; burada bir süre hapsedildi. Hapishane yıllarında tasavvufa ilgi duydu. Serbest kaldıktan sonra yaşlı bir ustadan tıp bilgisi edindi ve Anadolu'ya döndü.
Daha sonra Konya'da Şehzade Selim'in özel hekimi olarak görev yaptı. Selim'in 1566'da II. Selim adıyla Osmanlı tahtına çıkmasının ardından Nidâî de İstanbul'a giderek saray hekimi olarak görev yaptı.
Veterinerlik, salgın hastalıklar, frengi ve çeşitli hastalıkların tedavisi üzerine eserler kaleme aldı.
En tanınmış eserlerinden biri ise 1566 tarihli Menâfiü'n-Nâs oldu.
Eserin sonuna gelindiğinde Nidâî'nin konusu değişiyordu.
Artık hastalıklardan ve ilaçlardan değil, hekimin kendisinden söz ediyordu.
68 mısralık meslek ahlakı şiiri
Tıp tarihi ve etik araştırmacısı Halil Tekiner, 2017 yılında Journal of Bioethical Inquiry dergisinde yayımladığı çalışmada Vasiyyetnâmeyi Kayseri Raşid Efendi Yazma Eser Kütüphanesi'nde bulunan 1250/2 numaralı 16. yüzyıl nüshası üzerinden inceledi.
Tekiner'in esas aldığı metin 68 mısradan, yani 34 beyitten oluşmaktadır.
Şiirin biçimi de dikkat çekicidir.
Mısralar 11 hecelidir ve beyitler kendi içinde kafiyelenerek AABBCC biçiminde ilerleyen bir yapı oluşturur.
Bu nedenle Vasiyyetnâme yalnızca bir meslek ahlakı metni değil, aynı zamanda öğütlerin şiir yoluyla aktarıldığı edebî bir eserdir.
Eserin başka yazma nüshalarında beyit sayısı ve bazı kelimelerde farklılıklar bulunduğu için alıntılarda kullanılan nüshanın belirtilmesi önem taşımaktadır.
“Nidâî'den işit pend ü nasîhat”
Şiir doğrudan okuyucuya seslenerek başlar:
«“Nidâî'den işit pend ü nasîhat
Sözi dürr-i cevâhirdir hakîkat”»
Nidâî daha başlangıçta yazdıklarının birer öğüt ve nasihat olduğunu belirtir.
Ardından doğrudan hekime yönelir:
«“Tabîb olana birkaç nesne lâzım
Buları bilmeğe ola mülâzım”»
Yani iyi bir hekim olmak için bilinmesi ve uygulanması gereken bazı esaslar vardır.
Bundan sonraki beyitler bu esasları sıralar.
Hekimliğin ilk şartı: Ustanın yanında yetişmek
Nidâî'nin ilk öğütlerinden biri tıp eğitimine ilişkindir:
«“Biri üstâda hizmet eylemekdir
Emekdir evveli sonra yimekdir”»
Önce emek, sonra karşılık...
Nidâî'nin hekimlik anlayışında meslek, yalnızca kitap okuyarak edinilecek teorik bilgilerden oluşmaz.
Hekim adayı bir ustanın yanında yetişmeli, gözlem yapmalı, öğrenmeli ve emek vermelidir.
Bu yaklaşım aynı zamanda Nidâî'nin kendi hekimlik serüveniyle de uyumludur. Kendi anlatısında da tıp bilgisini yaşlı bir ustadan öğrendiğini bildirmektedir.
Okumaktan ve öğrenmekten vazgeçme
Nidâî'nin hekimden beklediği ikinci temel özellik mesleki yetkinliktir.
Tekiner'in metin çözümlemesine göre hekime çalışmayı ertelememesi, çok okuması, bilgisizlikten kaçınması ve mesleğinin bütün yönlerinde kendisini geliştirmesi öğütlenmektedir.
Burada önemli olan, Nidâî'ye bugünün “sürekli tıp eğitimi” kavramını doğrudan atfetmemektir.
Fakat tarihsel metnin söylediği açıktır:
Hekim öğrenmeye devam etmeli ve mesleğinde yetkinleşmelidir.
Tekiner'in incelemesinde de güvenilirlik, doğruluk ve mesleki yeterlilik Vasiyyetnâmede iyi hekimden beklenen temel özellikler arasında gösterilmektedir.
“Ben iyileştirdim” deme
Nidâî'nin üzerinde özellikle durduğu konulardan biri hekimin başarı karşısındaki tavrıdır.
Hekime, hastasını iyileştirdiğinde şifanın tek sahibi kendisiymiş gibi davranmamasını öğütler.
Metnin düşünce dünyasında hastalığın ve şifanın nihai kaynağı Allah'tır.
Bu anlayış, Orta Çağ İslam tıp etiği geleneğinin önemli unsurlarından biriyle örtüşmektedir.
Dolayısıyla hekimin görevi bilgi ve becerisini en iyi biçimde kullanmaktır; fakat tedavinin başarısı ona kibirlenme hakkı vermez.
Burada modern seküler tıp etiğinden farklı, dinî ve tasavvufi bir düşünce zemini vardır.
Bununla birlikte Nidâî'nin hekime verdiği ahlaki öğüt son derece açıktır:
Bilgili ve başarılı ol; fakat kendini şifanın mutlak sahibi görme.
Yoksul ve çaresiz hastayı gözet
Vasiyyetnâmenin tıp etiği tarihi bakımından en dikkat çekici özelliklerinden biri yoksul ve çaresiz hastalara yönelik vurgudur.
Tekiner'in incelemesinde Nidâî'nin hekime çaresiz, yoksul ve mağdur insanlarla ilgilenmesini öğütlediği açıkça belirtilmektedir.
Bu nokta önemlidir.
Çünkü İslam tıp etiği geleneğinde hekimin yoksul hastaya karşı sorumluluğu daha önceki yüzyıllarda da tartışılmıştır.
Nidâî'nin metninde de hekimin sorumluluğu yalnızca ekonomik imkânı bulunan hastayla sınırlanmaz.
Yoksul ve çaresiz insan da hekimin ilgisine layıktır.
Bu yaklaşım günümüzde sağlık hizmetinde adalet ve hakkaniyet tartışmalarını hatırlatabilir.
Ancak Nidâî'nin 16. yüzyılda modern biyomedikal etiğin “adalet ilkesi”ni formüle ettiğini söylemek anakronik olur.
Daha doğru ifade şudur:
Nidâî, yoksul ve çaresiz hastayı gözetmeyi iyi hekimin ahlaki özellikleri arasında sayıyordu.
Hekim tamahkâr olmamalı
Şiirde meslek ile maddi kazanç arasındaki ilişki de ele alınır.
Tekiner'in metin çözümlemesine göre Nidâî, hekime tamahkâr olmamasını ve kendisine verilen ya da ödenen karşılığı kabul etmekle yetinmesini öğütlemektedir.
Burada hekimin emeğinin karşılığını almasına karşı bir tutum yoktur.
Eleştirilen şey aşırı kazanç hırsıdır.
Bu ayrım önemlidir.
Nidâî hekimliği ekonomik karşılığı bulunmayan bir faaliyet olarak tanımlamıyor; maddi kazancın meslek ahlakının önüne geçmesine karşı çıkıyordu.
Yaklaşık 460 yıl önce hekimlik ile para arasındaki ilişkinin bir meslek ahlakı şiirinde ele alınması, konunun tarihsel derinliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Bilgi ve ahlak birbirinden ayrılmıyor
Vasiyyetnâmenin temel özelliklerinden biri mesleki yeterlilik ile ahlaki karakteri birbirinden ayırmamasıdır.
Tekiner'in çözümlemesine göre Nidâî'nin ideal hekimi;
ustasına iyi hizmet eden,
çalışmayı ertelemeyen,
çok okuyan,
bilgisizlikten kaçınan,
mesleğinde yetkinleşen,
cömert,
samimi,
nazik,
doğru sözlü,
mütevazı
ve merhametli bir kişidir.
Dolayısıyla iyi hekim yalnızca hastalığı bilen kişi değildir.
Hekimin nasıl bir insan olduğu da mesleki kimliğinin bir parçasıdır.
Bu özellik Vasiyyetnâmeyi tıp etiği tarihi açısından özellikle değerli kılmaktadır.
Kitapları çoğaltmak neden önemliydi?
Nidâî'nin öğütleri yalnızca hasta-hekim ilişkisiyle sınırlı değildir.
Tekiner'in çalışmasına göre şiirde hekime tıp bilgisinin yayılması için tıbbi yazmaların, Nidâî'nin kendi eseri de dâhil olmak üzere, çoğaltılmasına katkıda bulunması da öğütlenmektedir.
Bu ifadeyi bugünkü anlamıyla “açık bilim” veya modern bilgi paylaşımı kavramıyla özdeşleştirmek doğru değildir.
16. yüzyılın yazma eser kültüründe bir kitabın istinsah edilmesi, yani elle yeni nüshalarının hazırlanması, bilginin korunması ve dolaşıma girmesinin başlıca yollarından biriydi.
Bu nedenle tıp kitabının çoğaltılması yalnızca edebî bir faaliyet değildi.
Tıbbi bilginin başka okuyuculara ve sonraki kuşaklara ulaşmasını sağlayan araçlardan biriydi.
Hipokrat'tan çok İslam tıp etiği geleneği
Vasiyyetnâmeyi yalnızca Hipokrat Andı'nın Osmanlı dünyasındaki bir devamı gibi okumak doğru değildir.
Tekiner'in değerlendirmesi burada önemli bir ayrım yapmaktadır.
Nidâî'nin ustaya hizmet konusundaki öğüdü ile Hipokrat Andı arasında sınırlı bir benzerlik kurulabilir.
Ancak şiirin hekimlerin ahlaki sorumluluklarına ilişkin temel düşünceleri Orta Çağ İslam tıp etiği geleneğiyle çok daha güçlü bir ilişki göstermektedir.
İshak bin Ali er-Ruhâvî'nin Edebü't-Tabîbi, Ali bin Sehl et-Taberî'nin Firdevsü'l-Hikmesi ve Ebû Bekir er-Râzî'nin eserleri bu geleneğin önemli örnekleri arasındadır.
Özellikle iki düşünce dikkat çeker:
Şifa üzerinde nihai kudretin Allah'a ait olması ve hekimin yoksulları gözetme yükümlülüğü.
Tekiner'e göre bu iki unsur Hipokrat geleneğinin karakteristik özellikleri arasında bulunmazken İslam tıp etiği literatüründe belirgin biçimde yer almaktadır.
Nidâî'nin şiirinde de her iki düşünce açık biçimde görülür.
Tasavvufun izi
Nidâî'nin hayatındaki tasavvufi yönelim de şiirin düşünce dünyasını anlamak açısından önemlidir.
Tekiner, Nidâî'nin Anadolu'da gelişen tasavvufi hümanizm anlayışından etkilenmiş olabileceğini değerlendirir ve özellikle Yunus Emre'nin insan sevgisi ve bilgi karşısında tevazu anlayışıyla paralellik kurar.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu ilişkiyi kesin bir doğrudan etkilenme şeklinde sunmamaktır.
Daha doğru ifade şudur:
Vasiyyetnâme'nin tevazu, insanı gözetme ve maddi hırstan uzak durma vurgusu, Nidâî'nin tasavvufi düşünce dünyasıyla uyumludur.
Osmanlı hekimleri bu şiiri okuyor muydu?
Eserin çok sayıda yazma nüshasının Türkiye'deki çeşitli kütüphanelerde bulunması, Vasiyyetnâme ve Menâfiü'n-Nâsın belirli bir dolaşıma sahip olduğunu düşündürmektedir.
Tekiner, şiirin kolay ezberlenebilen manzum yapısı nedeniyle Osmanlı hekimleri arasında yaygın biçimde okunmuş veya söylenmiş olabileceğini ileri sürmektedir.
Ancak burada bilimsel ihtiyat gereklidir.
Bunun doğrudan kanıtlandığını söylemek mümkün değildir.
Daha da önemlisi, Osmanlı hekimlerinin Nidâî'nin etik öğütlerini günlük uygulamalarında ne ölçüde yerine getirdiklerini gösteren kanıt bulunmamaktadır.
Bu nedenle normatif metin ile tarihsel uygulama birbirinden ayrılmalıdır.
Vasiyyetnâme bize öncelikle hekimlerin gerçekte nasıl davrandığını değil, bir Osmanlı hekim-yazarının onların nasıl davranması gerektiğini düşündüğünü göstermektedir.
Modern tıp etiğinin 16. yüzyıldaki karşılığı değil
Vasiyyetnâmeyi değerlendirirken yapılabilecek en büyük tarihsel hata, modern tıp etiğinin bütün kavramlarını Nidâî'nin şiirinde aramaktır.
Hasta özerkliği, modern anlamda bilgilendirilmiş onam, araştırma etiği, çağdaş mahremiyet hukuku ve kurumsal etik kurullar çok daha sonraki tarihsel gelişmelerin ürünüdür.
Nidâî'nin bunları 1566'da ortaya koyduğunu ileri sürmek doğru değildir.
Eserin önemi başka bir yerde yatmaktadır.
Vasiyyetnâme, 16. yüzyıl Osmanlı-İslam tıp kültüründe iyi hekim idealinin hangi değerler üzerinden düşünüldüğünü gösteren birincil tarihsel kaynaklardan biridir.
Nidâî'nin hekiminden beklediği özellikler arasında bilgi, yetkinlik, doğruluk, tevazu, cömertlik, merhamet, yoksul hastayı gözetme ve tamahkârlıktan uzak durma bulunmaktadır.
460 yıl sonra aynı soru
1566'dan bugüne tıp baştan aşağı değişti.
Nidâî'nin yaşadığı dünyada mikrop teorisi bilinmiyordu.
Antibiyotikler yoktu.
Modern anestezi, yoğun bakım, radyoloji, moleküler genetik ve kanıta dayalı tıp henüz doğmamıştı.
Hastalıkların nedenleri ve tedavileri hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümü değişti.
Fakat Nidâî'nin sorduğu temel soru hâlâ geçerliliğini koruyor:
Bir insanın tıp bilgisine sahip olması, onu tek başına iyi bir hekim yapmaya yeter mi?
Vasiyyetnâmenin yaklaşık 460 yıl önce verdiği cevap açıktır:
Hayır.
Hekim bilgili ve mesleğinde yetkin olmalıdır.
Ama bunun yanında dürüst olmalı, hastasına merhametle yaklaşmalı, yoksulu gözetmeli, maddi hırsa kapılmamalı ve başarı karşısında tevazusunu korumalıdır.
Belki de Nidâî'nin şiirini bugün hâlâ ilginç kılan tam olarak budur:
Tıbbın bilgisi değişiyor; “iyi hekim kimdir?” sorusu ise yüzyıllardır yaşamaya devam ediyor.
6. Kaynaklar
- Tekiner H. A 450-Year-Old Turkish Poem on Medical Ethics. Journal of Bioethical Inquiry. 2017;14(3):445–449. DOI: 10.1007/s11673-017-9789-6.
- Acıduman A. Ankaralı Hekim Nidâî ve ünlü eseri Menâfi‘ü’n-Nâs: XVI. yüzyıldan çocuk hastalıkları ve tıbbî deontolojiye bir bakış. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi. 2013;56:151–167.
- Nidâî. Menâfiü'n-Nâs / Vasiyyetnâme. Raşid Efendi Yazma Eser Kütüphanesi, Kayseri, nr. 1250/2.
- Özçelik S. Nidâî. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. Cilt 33. İstanbul: TDV Yayınları; 2007:77–78.
- İhsanoğlu E, Şeşen R, Bekar MS, Gündüz G, Bulut V. Osmanlı Tıbbi Bilimler Literatürü Tarihi. İstanbul: IRCICA; 2008.




