Fakat 23 Ocak 1849’da kürsüye yürüyen Elizabeth Blackwell, o oylamayı tıp tarihinin dönüm noktalarından birine dönüştürecekti.

23 Ocak 1849.

New York eyaletinin küçük Geneva kasabasında parlak, güneşli bir kış günüydü.

Geneva’daki Presbiteryen Kilisesi, alışılmış bir mezuniyet töreninden daha fazla ilgi görüyordu. İnsanların bir kısmı yeni hekimleri görmek için değil, o gün diploma alacak tek bir kişiyi görmek için gelmişti.

Siyah ipek elbisesi, beyaz dantel yakası ve manşetleriyle genç bir kadın…

Elizabeth Blackwell.

Salonun ön tarafında, yıllardır yalnızca erkeklerin oturduğu sıralarda bu kez bir kadın bulunuyordu.

Birazdan adı okunacaktı.

Birazdan ayağa kalkacaktı.

Ve birazdan Amerika Birleşik Devletleri’nde bir tıp fakültesinden M.D. derecesi alan ilk kadın olacaktı.

Üstelik yalnızca mezun olmakla kalmamıştı.

Geneva Medical College’daki eğitimini sınıfının birincisi olarak tamamlıyordu.

Fakat onu o kürsüye getiren yol bir okul koridorunda başlamamıştı.

Bir hastanın yatağının başında başlamıştı.

Ölüm Döşeğinde Söylenen Bir Cümle

Elizabeth Blackwell, 1821’de İngiltere’nin Bristol kentinde doğdu.

Ailesi 1832’de Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etti. Babası Samuel Blackwell kölelik karşıtı düşüncelere sahipti ve çocuklarının eğitiminde dönemin alışılmış kadın-erkek ayrımını benimsemeyen bir aile ortamı oluşturmuştu.

Ancak Elizabeth’in gençliğinde doktor olmak gibi bir hayali yoktu.

Hatta yıllar sonra anılarında tıbba ve insan bedenine ilişkin bazı konulardan hoşlanmadığını, tıp kitaplarına karşı bile isteksizlik duyduğunu anlatacaktı.

Hayat bazen insanın yolunu büyük bir olayla değil, yalnızca birkaç kelimeyle değiştirir.

Blackwell’in hayatındaki o kelimeler ağır hasta olan yakın bir kadın arkadaşından geldi.

Arkadaşı, kendisini bir kadın doktor tedavi etmiş olsaydı yaşadığı en ağır sıkıntıların bir bölümünden kurtulabileceğini söyledi.

Elizabeth ilk anda bu düşünceyi neredeyse tuhaf buldu.

Kadın doktor mu?

1840’ların Amerika’sında bu iki kelimenin yan yana gelmesi bile sıra dışıydı.

Tıp fakülteleri erkeklere göre düzenlenmişti.

Anatomi sınıflarında erkekler vardı.

Hastane eğitimlerinde erkekler vardı.

Meslek örgütlerinde erkekler vardı.

Bir kadın için hekimlik yalnızca zor bir meslek değildi.

Neredeyse kapısı olmayan bir meslekti.

Ama o hasta kadının sözleri Elizabeth’in zihninden çıkmadı.

Bir süre sonra mesele artık yalnızca kendisine bir meslek seçmek değildi.

Asıl soru şuydu:

Bir kadın, kadın olduğunu saklamadan doktor olabilir miydi?

Yirmi Dokuz Ret

Elizabeth Blackwell tıp eğitimi alabilmek için hazırlanmaya başladı.

Hekimlerin yanında çalıştı.

Özel dersler aldı.

Tıp kitaplarına gömüldü.

Ve fakültelere başvurmaya başladı.

Bir okul…

Bir başkası…

Bir başkası daha…

Cevap değişmiyordu:

Hayır.

Tarihsel kayıtlara göre Blackwell, Geneva Medical College’a kabul edilmeden önce 29 tıp fakültesinden ret aldı.

Bazıları ona başka yollar önerdi.

Erkek kılığına girmesini…

Kimliğini gizlemesini…

Avrupa’ya gitmesini…

Böylece tıp eğitiminin kapılarından daha kolay geçebileceğini söylediler.

Elizabeth bunu kabul etmedi.

Çünkü erkek kılığına girerek kazanılmış bir diploma yalnızca onun sorununu çözebilirdi.

Oysa zihninde giderek daha büyük bir mesele beliriyordu:

Bir kadın, kadın olduğunu saklamadan hekim olabilmeliydi.

Sonunda New York’taki Geneva Medical College’dan beklenmedik bir gelişme yaşandı.

Fakülte yönetimi, daha önce karşılaşmadığı bu başvuru hakkında karar vermekte zorlandı.

Ve kararı öğrencilerine bıraktı.

Sınıftaki erkek öğrencilerin onayı gerekiyordu.

Öğrenciler toplandı.

Önlerinde oldukça sıra dışı bir soru vardı:

Bir kadın tıp fakültesine kabul edilmeli miydi?

Daha sonraki tarihsel anlatımlara göre öğrencilerin bir kısmı başvurunun gerçek olduğuna inanmadı; bunun bir şaka olabileceğini düşündü. Başka anlatımlarda ise öğrencilerin fakülte yönetimini zor durumda bırakmak amacıyla kabul yönünde oy verdiği aktarılır.

Niyetleri konusunda farklı anlatımlar vardır.

Ama sonuç kesindir.

Oylama oybirliğiyle kabul edildi.

Ve kısa süre sonra kapı açıldı.

Karşılarında gerçekten Elizabeth Blackwell vardı.

Sınıfa Bir Kadın Girdi

Geneva Medical College.

Ders başladı.

Kapı açıldı.

Elizabeth Blackwell içeri girdi.

O andan itibaren tartışma artık teorik değildi.

Karşılarında gerçekten bir kadın vardı.

Kadın anatomi okuyacaktı.

Kadın kadavra inceleyecekti.

Kadın doğum öğrenecekti.

Kadın hastaları muayene edecekti.

Ve sonunda erkek öğrencilerle aynı sınavlara girecekti.

Başlangıçta öğrencilerin şaşkınlığı, kasabadaki insanların merakı ve toplumsal dışlanma Blackwell’in günlük hayatının bir parçası oldu.

Kendi anılarında, bazı kadınların sokakta karşılaştıklarında ondan uzak durduklarını ve sosyal çevrede kendisine alışılmışın dışında davranıldığını anlatacaktı.

Fakat zamanla sınıf arkadaşlarının yaklaşımı değişmeye başladı.

Çalışkanlığı…

Disiplini…

Derslerindeki başarısı…

İlk günlerin merakının yerini giderek saygıya bıraktı.

Elizabeth’in verebileceği en güçlü cevap tartışmak değildi.

Çalışmaktı.

Çalıştı.

Daha çok çalıştı.

Çünkü omuzlarında yalnızca kendi geleceğinin bulunmadığını biliyordu.

Başarısız olursa insanlar:

“Elizabeth Blackwell başarısız oldu.”

demeyebilirdi.

Bunun yerine:

“Kadınlar doktor olamaz.”

diyebilirlerdi.

Bir insanın omuzlarına bazen kendi hayatından daha ağır bir yük konur.

23 Ocak 1849

Ve o gün geldi.

Geneva’daki kilise doluydu.

Elizabeth’in kardeşi Henry de mezuniyet törenini görmek için New York’tan gelmişti.

Adı okundu.

Elizabeth Blackwell ayağa kalktı.

Kürsüye doğru yürüdü.

Geneva College Başkanı Benjamin Hale diplomasını ona verdi.

Blackwell diplomasını alırken yaşamını bu diplomaya onur kazandırmaya adayacağını ifade etti.

O an yalnızca bir öğrencinin mezuniyet anı değildi.

Amerikan tıp tarihinde daha önce geçilmemiş bir eşik aşılmıştı.

İki yıl önce başvurusu bile bir şaka gibi karşılanan kadın artık:

Elizabeth Blackwell, M.D.

idi.

Üstelik sınıfını birincilikle bitirmişti.

23 Ocak 1849’dan sonra artık şu cümle eskisi kadar kolay söylenemezdi:

“Bir kadın tıp fakültesini bitiremez.”

Çünkü biri bitirmişti.

Fakat hikâye burada sona ermiyordu.

Aslında en zor mücadelelerden biri şimdi başlıyordu.

Caroline Hampton ve Cerrahi Eldivenin Doğuş Hikâyesi
Caroline Hampton ve Cerrahi Eldivenin Doğuş Hikâyesi
İçeriği Görüntüle

Doktor Olmuştu Ama Kapılar Hâlâ Kapalıydı

Diploma almak başka şeydi.

Doktor olarak kabul edilmek başka.

Blackwell eğitimini geliştirmek için Avrupa’ya gitti.

Paris’teki La Maternité’de kadın hastalıkları ve doğum alanında eğitim görmeye başladı.

Burada yaşamını yeniden değiştirecek bir olay yaşandı.

Pürülan göz enfeksiyonu bulunan bir çocuğun gözlerini tedavi ederken enfekte materyal Blackwell’in sol gözüne sıçradı.

Ağır bir göz enfeksiyonu gelişti.

Tedavilere rağmen sol gözünün görmesini kaybetti.

Bu yalnızca bir organ kaybı değildi.

Blackwell’in cerrah olma hayalini de sona erdiriyordu.

Hayat ona ikinci kez kapıyı gösteriyordu.

İlk kapının üzerinde:

“Kadınlar giremez.”

yazıyor gibiydi.

Şimdiki kapıda ise:

“Cerrah olamazsın.”

Ama Elizabeth yine yön değiştirdi.

Vazgeçmedi.

1851’de New York’a döndüğünde başka bir gerçekle karşılaştı.

Diploması vardı.

Bilgisi vardı.

Deneyimi vardı.

Ama hastaneler ona görev vermek istemiyordu.

Muayenehane açtığında hasta bulmak kolay olmadı.

Kadın doktora güvenmeyenler vardı.

Onu meslektaş olarak kabul etmek istemeyen hekimler vardı.

O hâlde soru değişti:

Girebileceği bir hastane yoksa ne yapacaktı?

Cevap, Blackwell’in bütün hayatını özetliyordu:

Kendi kapısını açacaktı.

Bir Kadın Kapıyı Açtı, Sonra Açık Bıraktı

1853’te New York’ta küçük bir dispanser açtı.

Bu sırada kız kardeşi Emily Blackwell de tıp eğitimi alarak hekim olmuştu.

Dört yıl sonra çok daha büyük bir adım attılar.

1857’de Elizabeth Blackwell, Emily Blackwell ve hekim Marie Zakrzewska, tarihsel adıyla New York Infirmary for Indigent Women and Children adlı sağlık kurumunu kurdu.

Bu kurum yalnızca kadınları ve çocukları tedavi etmiyordu.

Başka hastanelerin kapılarında engellerle karşılaşan kadın hekimlere de klinik deneyim kazanabilecekleri bir alan sağlıyordu.

İşte Blackwell’in hikâyesinin en önemli noktalarından biri burada ortaya çıktı.

Artık yalnızca kendi önündeki kapıyı açmaya çalışmıyordu.

Arkasından gelecek kadınlar için de kapıyı açık bırakıyordu.

1868’de kurum bünyesinde Woman’s Medical College of the New York Infirmary açıldı.

Kadınların tıp eğitimi alabileceği yeni bir yol daha oluşmuştu.

Blackwell’in İngiltere ile ilişkisi de devam etti.

1859’da British Medical Register’a kaydedilen ilk kadın oldu.

1869’da Amerika’dan ayrılarak İngiltere’ye kalıcı biçimde yerleşti.

1875’te London School of Medicine for Women’da jinekoloji profesörlüğüne getirildi. Kadınların tıp eğitimi, koruyucu hekimlik, hijyen ve toplum sağlığı üzerine çalışmalarını sürdürdü.

Bir zamanlar tıp fakültesine kabul edilmek için öğrencilerin oyuna ihtiyaç duyan kadın artık yeni kadın hekimlerin yetişmesine katkıda bulunuyordu.

Bir Diploma Kaç Kişinin Hayatını Değiştirir?

Elizabeth Blackwell’in hikâyesini yalnızca:

“Amerika’nın ilk kadın doktoru”

cümlesine indirgemek eksik kalır.

Daha doğru ifadeyle o, Amerika Birleşik Devletleri’nde bir tıp fakültesinden M.D. derecesi alan ilk kadındı.

Ama asıl önemi diplomanın kime verildiğinde değil…

O diplomadan sonra kimlere verilebildiğindeydi.

Bir zamanlar tıp fakültesine girip giremeyeceğini erkek öğrencilerin oyları belirlemişti.

Bugün dünyanın dört bir yanında kadınlar tıp fakültelerinde eğitim görüyor.

Amfilerde…

Ameliyathanelerde…

Laboratuvarlarda…

Yoğun bakımlarda…

Acil servislerde…

Kliniklerde…

Üniversitelerde…

Belki onların çoğu sabah hastaneye girerken Elizabeth Blackwell’in adını düşünmüyor.

Zaten gerçek öncülük biraz da budur.

Bir gün açtığınız kapıdan insanlar o kadar doğal biçimde geçmeye başlar ki…

Bir zamanlar orada bir duvar bulunduğu unutulur.

31 Mayıs 1910’da Elizabeth Blackwell, İngiltere’nin Hastings kentinde hayata veda etti.

Arkasında yalnızca kitaplar bırakmadı.

Yalnızca bir hastane bırakmadı.

Yalnızca bir diploma da bırakmadı.

Çok daha büyük bir şey bıraktı:

Bir ihtimal.

Kadınların doktor olabileceği ihtimalini…

Sonra o ihtimal kanıta dönüştü.

Kanıt örneğe…

Örnek bir yola…

Ve o yol, arkasından gelen binlerce kadının yürüyebileceği kadar genişledi.

Her şey, kendisine defalarca:

“Hayır.”

denilen genç bir kadının sonunda kapının önünde durup geri dönmemesiyle başladı.

Bazı insanlar tarihe bir keşifle girer.

Bazıları bir buluşla.

Elizabeth Blackwell ise tarihe bir kapıyı açarak girdi.

Ve en önemlisi…

O kapıyı arkasından kapatmadı.

Editör Notu

Metindeki atmosfer, sahne geçişleri ve bazı betimlemeler edebî anlatımı güçlendirmek amacıyla kullanılmıştır. Temel olaylar, tarihler ve kişiler; U.S. National Library of Medicine, Library of Congress, Hobart and William Smith Colleges ve University of Bristol tarafından yayımlanan tarihsel kayıtlar esas alınarak hazırlanmıştır. Öğrencilerin Blackwell’in başvurusunu “şaka” olarak değerlendirmesine ilişkin tarihsel anlatımlarda ayrıntı farklılıkları bulunduğundan, bu bölüm kesin bir niyet atfetmeyecek biçimde aktarılmıştır.

Muhabir: Editör