Ahmet Balcı | Tıbbiye Bülteni
Tıp Tarihi Araştırmaları
Bugün modern bir tıp fakültesinin simülasyon merkezine girdiğinizde oldukça gerçekçi doğum mankenleriyle karşılaşabilirsiniz.
Öğrenci gerçek bir anneye müdahale etmeden önce fetüsün farklı gelişlerini görür, doğum mekanizmasını öğrenir ve bazı acil durumları güvenli bir ortamda tekrar tekrar çalışabilir.
Bu eğitim anlayışı son derece modern görünüyor.

Ancak temel fikir yeni değil.
Osmanlı tıp tarihinin az bilinen kayıtları, yaklaşık 180 yıl önce Mekteb-i Tıbbiye’de eğitim alan kadınların da modeller üzerinde doğum pratiği yaptığını gösteriyor.
Üstelik elimizde yalnız genel bir anlatı yok.
1842 tarihli düzenlemeye ilişkin kayıtlar, eğitimin nasıl yapılacağını ayrıntılarıyla tarif ediyor:
Haftada iki gün ders.
Erkeklerden ayrı uygulama.
Modeller üzerinde doğum çalışması.
Yaklaşık 60 doğum levhası.
Doğum komplikasyonlarının öğretilmesi.
Sınav.
Ve başarılı olanlara diploma. [1][2]
Başka bir ifadeyle 1840’ların İstanbul’unda doğum bilgisi, yalnız usta bir ebenin yanında gözlem yaparak öğrenilen geleneksel bir beceri olmaktan çıkarılıp sistematik ve uygulamalı bir sağlık eğitimine dönüştürülmeye çalışılıyordu.

1841: “EBELİK YALNIZ TECRÜBE İLE OLMAZ”
Bu dönüşümün zihinsel arka planını dönemin gazetelerinde görmek mümkün.
Ceride-i Havadis’in 1841 tarihli 29. sayısında yayımlanan bir haberde dikkat çekici bir düşünce savunuluyordu:
Ebelik yalnız tecrübeyle öğrenilebilecek bir iş değildi.
Avrupa’da hekimlik gibi ebeliğin de kitapları ve sistematik bir eğitimi vardı. Aynı haberde Fransa’da eğitim görmüş ebe Ventura’nın Mekteb-i Tıbbiye’ye tayin edildiği bildiriliyordu. [3]
Bu birkaç cümle Osmanlı sağlık tarihinde yaşanan zihniyet değişimini özetliyordu.
Tecrübe artık tek başına yeterli görülmüyordu.
Bilgi öğretilecek, uygulama yaptırılacak ve yeterlilik sınanacaktı.
1842’DE EBE SINIFI AÇILDI
Mekteb-i Tıbbiye’de kadınlara yönelik düzenli ebelik dersleri 1842’de başladı. [1][4]
Dönemin kayıtlarında İstanbul’daki Rum, Ermeni ve Musevi ebelerin de haftada iki gün Tıbbiye’ye gelerek derslere katılmaları öngörülüyordu. Eğitim Türkçe verilecekti. [1]
Bu derslerin ilginç bir özelliği vardı.
Uygulamalı bölüm sırasında öğretmenler dışında erkeklerin bulunmaması şart koşulmuştu. [1]
Dönemin toplumsal mahremiyet anlayışı korunurken kadınların modern tıp eğitiminin imkânlarından yararlanabileceği ayrı bir öğretim ortamı oluşturulmaya çalışılıyordu.

MAKET ÜZERİNDE DOĞUM YAPTIRIYORLARDI
1842 tarihli düzenlemenin en şaşırtıcı bölümü eğitim yöntemiydi.
Kaynaklarda öğrencilerin öğretmen ebelerin gözetiminde “fantom” çalışmaları yaptığı belirtiliyor. [1]
Fantom, obstetrik eğitimde kadın pelvisi, doğum kanalı ve fetüsü taklit eden eğitim modeline verilen isimdi.
İstanbul Ansiklopedisi’nin tarihî belgeden aktardığı ifadeyle kadınlar, deri benzeri materyallerden hazırlanmış çocuk modellerini doğum modelleri üzerinde “doğurtarak” uygulama yapıyordu. [1]
Bu ayrıntı son derece önemli.
Çünkü eğitim yalnız anlatım ve ezberden oluşmuyordu.
Öğrenci elini kullanıyordu.
Fetüsün doğum kanalındaki hareketini görüyordu.
Doğum mekanizmasını üç boyutlu bir eğitim aracı üzerinde öğreniyordu.
Bugünkü terminolojiyle bunu erken bir “simülasyon temelli obstetrik eğitim” biçimi olarak değerlendirmek mümkün.
Ancak bunun günümüzde elektronik ve bilgisayar kontrollü simülatörlerle yapılan yüksek gerçeklikli eğitimle aynı teknoloji olduğu düşünülmemeli.
Ortak nokta teknolojiden çok pedagojik ilkedir:
Gerçek hastaya müdahale etmeden önce model üzerinde pratik yapmak.
60 DOĞUM LEVHASI DA VARDI
Maket tek eğitim aracı değildi.
1842 düzenlemesine ilişkin kayıtlarda yaklaşık 60 doğum öğretim tablosundan söz ediliyor. [1]
Bu levhalarda doğumun farklı aşamaları, fetüsün konumları ve doğum sırasında karşılaşılabilecek durumların gösterildiği anlaşılıyor.
Ebe adaylarına ayrıca doğum sırasında ortaya çıkabilecek sorunlar ve hastalıklar öğretiliyordu. [1]
Dolayısıyla Tıbbiye’de üç ayrı öğretim yöntemi bir araya getiriliyordu:
Teorik anlatım.
Görsel eğitim.
Model üzerinde uygulama.
Bu yapı, modern sağlık bilimleri eğitiminde kullanılan “gör–öğren–uygula” yaklaşımının erken tarihsel örneklerinden biri olarak okunabilir.
AVRUPA’DA “OBSTETRIC PHANTOM” GELENEĞİ
Tıbbiye’deki uygulama Avrupa’dan bağımsız ortaya çıkmış değildi.
Doğum modellerinin Avrupa tıp eğitiminde daha eski bir geçmişi bulunuyordu.
Bilimsel literatürde bu modeller “obstetric phantom” veya “obstetric mannequin” olarak tanımlanıyor. [5]
18. yüzyılda Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde kadın pelvisi ve fetüsü taklit eden modeller kullanılmaya başlanmıştı.
Bunların en ünlülerinden biri Fransız ebe Angélique Marguerite Le Boursier du Coudray tarafından geliştirilen “La Machine” idi. [5]
Du Coudray’nin modeli kadın gövdesinin alt bölümünü temsil ediyor; pelvis, doğum kanalı, uterus ve fetüs modelleri sayesinde farklı doğum durumlarının canlandırılmasına imkân sağlıyordu.
Modelde deri, keten, kumaş, pamuk ve bazı örneklerde gerçek kemik pelvis gibi materyaller kullanılıyordu. [5]
Du Coudray bu modeller aracılığıyla 18. yüzyıl Fransasında binlerce ebe ve hekimin uygulamalı eğitimine katkıda bulundu.
Günümüze ulaşan örneklerinden biri Fransa’daki Musée Flaubert et d’Histoire de la Médecine koleksiyonunda bulunuyor. [5]
1803’TE ÖNCE FANTOM, SONRA HASTA DENİYORDU
Simülasyonun eğitimdeki yeri 19. yüzyılın başlarında Avrupa obstetrik literatüründe açık biçimde tartışılıyordu.
Alman obstetrisyen Elias von Siebold, 1803 tarihli eserinde doğum eğitimi alacak kişinin uygulamalı eğitimden geçmesi gerektiğini savunuyor ve eğitimin sıralamasını önce fantom, ardından kadavra ve son olarak yaşayan kadınlar üzerinde uygulama şeklinde tarif ediyordu. [5]
Bu düşünce bugünün hasta güvenliği yaklaşımı açısından dikkat çekici derecede tanıdık.
Öğrencinin ilk denemesini gerçek hasta üzerinde yapması yerine önce güvenli bir model üzerinde beceri geliştirmesi amaçlanıyordu.
Yaklaşık kırk yıl sonra İstanbul’daki Tıbbiye’de kadın ebe adaylarının fantom üzerinde çalışması, Osmanlı tıp eğitiminin bu Avrupa pedagojik geleneğini takip ettiğini gösteren önemli bir örnek olarak değerlendirilebilir.
OKUMA YAZMA BİLMEK ŞART DEĞİLDİ
Eğitim yönteminin neden bu kadar görsel ve uygulamalı olduğu konusunda başka bir ayrıntı dikkat çekiyor.
İlk dönem ebe öğrencilerinin tamamının okuryazar olması şart değildi.
Bazı tarih çalışmalarında Ebe Mektebi’ne girişte okuma yazma şartının aranmadığı belirtiliyor. [6]
Dolayısıyla onlarca doğum levhası ve üç boyutlu modeller yalnız öğretimi zenginleştiren yardımcı materyaller değildi.
Aynı zamanda farklı eğitim düzeylerine sahip kadınlara karmaşık anatomik bilgilerin aktarılmasını kolaylaştırıyordu.
Bu durum Avrupa’daki simülasyon eğitiminin gelişimiyle de benzerlik gösteriyor.
Du Coudray’nin eğitim yönteminin başarısında modellerin ve yoğun görsel anlatımın, okuryazarlık düzeyi düşük kırsal ebe adaylarına bilgiyi somutlaştırması önemli rol oynamıştı. [5]
EĞİTİMİN SONUNDA SINAV VARDI
Mekteb-i Tıbbiye’nin amacı yalnız kurs düzenlemek değildi.
Ebelik mesleğinin yeterlilik ölçütlerini belirlemeye çalışıyordu.
Kursa devam eden kadınlar sınava giriyor, başarılı bulunanlara ebelik diploması veriliyordu. [1][2]
Düzenlemede, gerekli eğitime devam etmeyen ve diploma almayanların İstanbul’da ebelik yapmasının önüne geçilmesi hedeflenmişti. [1]
Bu, Osmanlı sağlık sistemindeki daha büyük bir dönüşümün parçasıydı.
Hekimlik, eczacılık ve diğer sağlık mesleklerinde olduğu gibi ebelikte de:
Eğitim.
Sınav.
Belgelendirme.
Meslekî denetim.
giderek birbirine bağlanıyordu.
1845’TE İLK MEZUNLAR
Mekteb-i Tıbbiye’de başlatılan ebelik eğitiminin ilk mezunları 1845’te verildi. [1]
Bazı kaynaklar ilk kurs çevresinde 36 kadından söz ediyor. Nil Sarı’nın aktardığı tarih çalışmalarında bu grubun usta-çırak yöntemiyle yetişmiş ebelerden oluştuğu belirtiliyor. [3]
Başka ikincil kaynaklarda ilk mezun grubunun sayısına ilişkin farklı rakamlar bulunması nedeniyle 36 sayısını bütün kaynakların üzerinde uzlaştığı tartışmasız bir “ilk mezun sayısı” olarak vermek yerine, “ilk kurs için kaynaklarda 36 kadın bilgisi bulunmaktadır” demek daha güvenlidir.
Asıl önemli olan sayıdan çok dönüşümdür.
Kadın artık yalnız “tecrübeli ebe” olarak tanımlanmıyordu.
Eğitim almış, sınanmış ve belgelendirilmiş bir sağlık çalışanına dönüşüyordu.
TIBBİYE’NİN KADINLARA AÇILAN ERKEN KAPILARINDAN BİRİ
Bu hikâyenin eğitim tarihi açısından başka bir önemi daha bulunuyor.
Kadınların Osmanlı’daki yükseköğretim kurumlarına geniş ölçekte katılımından çok önce, sağlık eğitimi kadınların kurumsal öğretimle buluştuğu alanlardan biri olmuştu.
Ebe adayları klasik anlamıyla tıp öğrencisi değildi.
Hekimlik diploması almıyorlardı.
Fakat Tıbbiye’nin hocalarından ders görüyor, eğitim materyallerini kullanıyor, modeller üzerinde uygulama yapıyor ve sınav sonucunda meslekî belge alıyordu. [1][4]
Bu nedenle 1842’deki Ebe Sınıfı yalnız ebelik tarihinin değil, Osmanlı kadınlarının meslekî eğitim tarihinin de önemli dönüm noktalarından biridir.
180 YIL SONRA AYNI EĞİTİM FİKRİ
Bugün doğum simülasyonu çok daha ileri teknolojilerle yapılıyor.
Elektronik anne ve yenidoğan mankenleri kullanılabiliyor.
Fetal kalp atımları simüle edilebiliyor.
Kanama, omuz distosisi ve diğer obstetrik aciller senaryolaştırılabiliyor.
Ekipler aynı vakayı tekrar tekrar çalışabiliyor.
Teknoloji tamamen değişti.
Fakat temel eğitim ilkesi şaşırtıcı biçimde tanıdık:
Önce güvenli ortamda öğren.
Sonra gerçek hastaya müdahale et.
Modern obstetrik simülasyon literatürü de tarihsel phantomların günümüzdeki simülasyon eğitiminin önemli öncülleri olduğunu vurguluyor. [5]
PEKİ TIBBİYE’NİN DOĞUM MAKETİ NEREDE?
Bugün cevaplanmayı bekleyen en ilginç soru bu.
Mekteb-i Tıbbiye’de fantom çalışması yapıldığına ilişkin tarihî kayıt mevcut. [1]
Ancak 1840’larda kullanılan özgün obstetrik modelin günümüze ulaştığını gösteren, tarafımızdan doğrulanabilmiş bir müze kaydı henüz bulunamadı.
Bu nedenle Avrupa müzelerinde günümüze ulaşmış tarihî obstetrik phantomların fotoğraflarını “Tıbbiye’de kullanılan maket” diye sunmak doğru değildir.
Onlar yalnız aynı eğitim geleneğinin Avrupa’daki günümüze ulaşmış örnekleridir.
Tıbbiye’nin kendi modelinin nereden getirildiği, kim tarafından üretildiği, hangi materyallerden yapıldığı ve bugün herhangi bir koleksiyonda bulunup bulunmadığı ise araştırılması gereken ayrı bir tıp tarihi sorusudur.
BİR MAKETTEN DAHA FAZLASI
Mekteb-i Tıbbiye’deki doğum fantomunun hikâyesi aslında bir eğitim aracının hikâyesinden daha büyüktür.
Osmanlı tıp eğitimindeki zihniyet değişimini gösterir.
Tecrübenin yanına bilimsel bilgi konulmuştur.
Sözlü anlatımın yanına görsel eğitim eklenmiştir.
Gözlemin yanına uygulama getirilmiştir.
Mesleğin yanına sınav ve diploma konulmuştur.
Ve gerçek hastadan önce öğrenciye hata yapabileceği güvenli bir eğitim ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır.
Bugün adına “simülasyon temelli sağlık eğitimi” dediğimiz yaklaşımın temel düşüncesi budur.
1842’de Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye’de kullanılan teknoloji elbette bugünkünden çok farklıydı.
Ama eğitim sorusu aynıydı:
Bir sağlık çalışanına gerçek bir insanın hayatını emanet etmeden önce, ona nasıl güvenli biçimde uygulama yaptırabiliriz?
Mekteb-i Tıbbiye’nin yaklaşık 180 yıl önce verdiği cevaplardan biri şuydu:
Önce model üzerinde öğret.
KAYNAKLAR
[1] Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, “Ebe, Ebe Mektebi, Ebe Okulları”. 20 Safer 1258 / 2 Nisan 1842 tarihli düzenlemenin özeti; haftada iki gün eğitim, fantom uygulaması, yaklaşık 60 doğum levhası, diploma ve meslek denetimine ilişkin kayıtlar.
[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mekteb-i Tıbbiyye”. Mekteb-i Tıbbiye’de kadınlara ebelik dersleri ve uygulamalarının 1842’de başlamasına ilişkin bölüm.
[3] Nil Sarı, Osmanlı’da kadın sağlık çalışanları ve ebelik eğitimi üzerine çalışmalar; Ceride-i Havadis, No. 29, 1841’de Ventura’nın Mekteb-i Tıbbiye’ye tayini ve ilk ebelik kurslarına ilişkin değerlendirmeler.
[4] Mekteb-i Tıbbiye ve Osmanlı’da meslekî kadın eğitiminin tarihini inceleyen akademik çalışmalar; 1842-1845 ebelik eğitimi ve ilk diplomalı gruplara ilişkin bölümler.
[5] Scharf JL, Bringewatt A, Dracopoulos C, Rody A, Weichert J, Gembicki M. “La Machine: Obstetric Phantoms of Madame Du Coudray … Back to the Roots.” Journal of Medical Education and Curricular Development. 2022;9. Obstetrik phantomların gelişimi, Du Coudray’nin La Machine modeli ve simülasyon temelli doğum eğitiminin tarihçesi.
[6] Osmanlı’da Ebe Mektebi ve kadınların meslekî eğitimi üzerine tarih çalışmaları; ilk dönemlerde okuryazarlık şartı ve ilk mezun grubunun yapısına ilişkin değerlendirmeler.





