Karahanlılar denildiğinde çoğunlukla Satuk Buğra Han, İslamiyet’in kabulü, Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig’i ve Kaşgarlı Mahmud’un Divânü Lügati’t-Türk’ü hatırlanır.

Oysa Karahanlı çağının daha az bilinen bir başka yüzü vardır:

Hastaneler, hekimler, ilaçlar, sağlık hizmetleri ve tıp bilgisi.

Özellikle Semerkant’tan günümüze ulaşan 11. yüzyıla ait bir vakıf belgesi, dönemin sağlık anlayışını tahminlerin ötesine taşıyor.

Çünkü bu belgede yalnızca bir hastaneden söz edilmiyor.

Hekimin ücretinden hastanın yemeğine, ilaç alımından yakacağa, temizlikten aydınlatmaya kadar sağlık kurumunun giderleri tek tek düşünülüyor.

7 Haziran 1066: Semerkant’taki hastanenin belgesi

Karahanlı tıp tarihinin en önemli kaynaklarından biri, 10 Receb 458 / 7 Haziran 1066 tarihli vakfiyedir.

Belge, Batı Karahanlı hükümdarı Tamgaç Han İbrahim b. Nasr döneminde Semerkant’ta oluşturulan sağlık kurumunun nasıl işletileceğine ilişkin ayrıntılar içerir.

Kaynaklarda kurum Dârü’l-Merdâ, yani kabaca “Hastalar Evi” adıyla anılmaktadır.

Karşımızda yalnızca bir tarihçinin yüzyıllar sonra aktardığı “hükümdar hastane yaptırdı” şeklinde kısa bir bilgi yoktur.

Hastanenin gelir kaynakları, giderleri ve görevlilerine ayrılacak payların düzenlendiği bir vakıf belgesi vardır.

Bu nedenle Semerkant Dârü’l-Merdâ’sı, Karahanlı sağlık tarihini anlamamız açısından olağanüstü değer taşır.

Hekime ücret ayrılmıştı

Vakfiyenin en dikkat çekici bölümlerinden biri sağlık çalışanlarına ayrılan paylardır.

Hastaları sürekli tedavi etmekle görevli hekime vakıf gelirinden belirli bir pay ayrılmıştı.

Dönemin yaygın tedavi uygulamalarından biri olan kan alma işlemini gerçekleştiren görevli için de ayrıca kaynak öngörülüyordu.

Tıbbiye’de Kadınlara Açılan İlk Kapı: Osmanlı’da Modern Ebelik Eğitiminin Bilinmeyen Hikâyesi
Tıbbiye’de Kadınlara Açılan İlk Kapı: Osmanlı’da Modern Ebelik Eğitiminin Bilinmeyen Hikâyesi
İçeriği Görüntüle

Burada önemli bir ayrıntı vardır:

1066 tarihli belge, hastanede bir hekimin görev yaptığını açıkça göstermesine rağmen hekimin adını bize söylemez.

Dolayısıyla elimizde Karahanlı hastanesinde görev yapan kişinin mesleği ve finansmanı hakkında bilgi vardır; fakat kimliği konusunda kesin bir kayıt yoktur.

Bu tarihsel sınırı korumak gerekir.

Hastanın yalnız hastalığı değil, yemeği de düşünülüyordu

Vakfiyede yalnız tedavi masrafları yer almıyordu.

Hastaların yiyecekleri için de kaynak ayrılmıştı.

Yemeklerde kullanılacak et, yakacak, aşçı, temizlik ve aydınlatma gibi kalemlerin giderleri vakıf sistemi içinde planlanmıştı.

Bu durum dönemin sağlık anlayışına ilişkin önemli bir ipucu verir:

Hasta yalnızca ilaç verilerek gönderilecek biri olarak görülmüyordu.

Tedavi sürecinde barınması, beslenmesi ve bakımının devam edebilmesi de kurumun görevleri arasındaydı.

Bugünün hastane hizmetleriyle doğrudan karşılaştırmak elbette doğru olmaz.

Ancak yaklaşık bin yıl önce sağlık hizmetinin yalnız hekim-hasta ilişkisinden ibaret görülmediği açıktır.

İlaçlar önceden alınıp saklanıyordu

Vakfiyenin belki de en çarpıcı ayrıntılarından biri ilaçlarla ilgilidir.

Gelirlerden artan paranın bir bölümünün sık kullanılan ilaç ve merhemlerin satın alınarak hazır bulundurulmasına ayrılması öngörülüyordu.

Belgelerde bunun için bir defada 1000 dirheme kadar kaynak kullanılabileceği belirtilmektedir.

Bu ayrıntı küçümsenmemelidir.

Çünkü hastane yalnızca hekimi bulunan bir yapı değildir.

Tedavide kullanılacak ilaçların tedarik edilmesi ve stoklanması da düşünülmüştür.

Başka bir ifadeyle sağlık kurumunun devamlılığı yalnız personele değil, ilaç teminine de bağlanmıştır.

Hastaneden kimler yararlanıyordu?

Vakfiye ve belgeyi inceleyen çalışmalar, hastanenin özellikle toplumun yardıma muhtaç kesimlerine yönelik bir hayır kurumu niteliği taşıdığını göstermektedir.

Yoksullar, kimsesizler, yabancılar, güçsüzler ve bakıma ihtiyaç duyan hastalar bu hizmetin merkezindeydi.

Ancak dönemin belgelerinden hareketle günümüz sağlık sistemindeki gibi herkesi kapsayan standart ve merkezi bir hasta kabul sistemi bulunduğunu söylemek doğru değildir.

Bu nedenle Karahanlılardaki uygulamayı bugünkü anlamda “genel sağlık sigortası” veya “devlet hastanesi sistemi” olarak tanımlamak tarihsel açıdan yanıltıcı olur.

Daha doğru ifade şudur:

Vakıf gelirleriyle finanse edilen, özellikle muhtaç hastalara tedavi ve bakım sağlamayı amaçlayan kurumsal bir sağlık hizmeti bulunuyordu.

Karahanlılarda bir sağlık sistemi var mıydı?

Bugünkü anlamıyla Sağlık Bakanlığına benzeyen merkezi bir teşkilattan söz etmek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.

Karahanlı şehirlerindeki sağlık hizmetleri daha çok hükümdarların, yöneticilerin ve vakıfların oluşturduğu kurumlar üzerinden yürüyordu.

Semerkant örneğinin önemi de burada ortaya çıkar.

Hastanenin devamlılığı yalnız hükümdarın kişisel hazinesine bırakılmamıştı.

Gelir getiren mallar vakfedilmiş, böylece sağlık kurumunun masraflarının sürekliliği sağlanmaya çalışılmıştı.

Hükümdar değişse bile kurumun gelir üretmeye devam etmesi hedefleniyordu.

Bu, İslam dünyasının sağlık tarihinde önemli bir yere sahip olacak hastane-vakıf ilişkisinin Orta Asya’daki dikkat çekici örneklerinden biridir.

Peki tıp eğitimi nasıl yapılıyordu?

Karahanlılarda tıp eğitimi konusunda hastane kadar ayrıntılı belgelere sahip değiliz.

Bu nedenle 11. yüzyıl Semerkant’ında modern anlamda bir “tıp fakültesi” bulunduğunu kesin bir ifadeyle söylemek doğru olmaz.

Tamgaç Han’ın Semerkant’ta medrese ve hastane yaptırdığı bilinmektedir.

Bazı araştırmacılar hastane çevresindeki eğitim faaliyetlerini “tıp okulu niteliğinde” değerlendirmiş ve tıp öğretiminin hastane ortamıyla ilişkili olabileceğini öne sürmüştür.

Ancak elimizde ders programını, öğrencilerin eğitim süresini, sınav sistemini veya hangi tıp kitaplarının hangi sırayla okutulduğunu ayrıntılarıyla gösteren bir tıp fakültesi müfredatı bulunmamaktadır.

Bu nedenle en güvenli değerlendirme şudur:

Semerkant’taki hastane çevresinde hekimlik bilgisinin aktarılmasına ve uygulamalı tıp eğitimine imkân veren bir bilim ortamının bulunmuş olması güçlü bir ihtimaldir; ancak modern anlamdaki bağımsız bir tıp fakültesinden söz etmek için kanıtlarımız sınırlıdır.

İslam tıp geleneğinde hekim adaylarının kitaplardan teorik bilgiler edinmesi ve tecrübeli hekimlerin yanında hastaları gözlemlemesi önemli bir eğitim yöntemiydi.

Semerkant’ın da dönemin önemli bilim merkezlerinden biri olması, tıbbi bilginin burada aktarılmasını kolaylaştırmış olmalıdır.

Karahanlı Türkçesinde hastalık, hekim ve ilaç

Karahanlı döneminin tıp tarihini yalnız hastanelerden okumak eksik olur.

Dönemin iki büyük eseri, Türkçenin sağlık ve tıp alanındaki zenginliğini de göstermektedir.

Bunlardan ilki Yusuf Has Hacib’in 1069-1070 yıllarında tamamladığı Kutadgu Bilig’dir.

Eserde insan sağlığı, beslenme, beden dengesi, hastalık ve yaşam düzenine ilişkin çok sayıda değerlendirme bulunur.

Dönemin İslam tıbbında yaygın olan dört hılt teorisinin de eserde izleri görülmektedir.

Kan, balgam, sarı safra ve kara safra üzerinden açıklanan bu yaklaşım, yüzyıllar boyunca İslam ve Avrupa tıbbını etkileyen temel teorilerden biriydi.

Bugün bilimsel geçerliliğini yitirmiş olsa da dönemin tıp düşüncesini anlamamız bakımından önemlidir.

Kaşgarlı Mahmud’un Divânü Lügati’t-Türk adlı eseri ise Karahanlı dünyasındaki sağlık dilini görmemizi sağlar.

Dönemin Türkçesinde:

“em” ilaç,

“emçi” tedaviyle uğraşan kişi,

“otaçı” hekim veya tedavi eden kişi,

“ig” ise hastalık

gibi anlamlarda kullanılabiliyordu.

Kaynaklarda hastalıklar, tedaviler ve ilaçlara ilişkin başka birçok Türkçe kelimeyle de karşılaşılır.

Bu durum önemli bir gerçeği gösterir:

Karahanlı dünyasında sağlık bilgisi yalnız Arapça veya Farsça bilim dilinin içinde yaşamıyordu.

Türkçe de hastalığı, tedaviyi ve ilacı anlatabilecek güçlü bir sağlık söz varlığına sahipti.

Karahanlıların ünlü hekimleri kimlerdi?

Bu soruya cevap verirken dikkatli olmak gerekir.

Karahanlı döneminde yaşamış veya Semerkant-Buhara bilim çevresiyle ilişkili her hekimi doğrudan “Karahanlı hekimi” olarak tanımlamak doğru değildir.

Bedreddin el-Kalânisî es-Semerkandî

Karahanlı çağının sonlarına doğru Semerkant tıp çevresiyle ilişkilendirilebilecek önemli isimlerden biri Bedreddin Muhammed b. Behrâm el-Kalânisî es-Semerkandî’dir.

  1. yüzyılın sonlarında yaşamış olan Kalânisî, özellikle hekimlik ve eczacılık alanında tanınmıştır.

Yaklaşık 1194 civarında kaleme aldığı düşünülen farmakoloji eseri, bileşik ilaçların hazırlanması ve kullanılmasına ilişkin geniş bilgiler içerir.

Ancak onu Semerkant’taki 1066 tarihli Dârü’l-Merdâ’nın hekimi veya doğrudan Karahanlı saray hekimi olarak gösterecek bir belge bulunmamaktadır.

Bu nedenle onu Karahanlı çağının sonlarında Semerkant’ın tıp ve eczacılık geleneğinin temsilcilerinden biri olarak değerlendirmek daha doğrudur.

İbn Sînâ Karahanlı hekimi miydi?

Hayır.

İbn Sînâ’nın adı Karahanlı tıp tarihi anlatılırken coğrafi yakınlık nedeniyle sıkça gündeme gelir.

Buhara yakınlarında doğmuş, gençliğini bölgede geçirmiş ve tıp tarihinin en büyük eserlerinden bazılarını vermiştir.

Ancak İbn Sînâ’nın eğitim hayatı ve ilk hekimlik yılları Sâmânîler dönemine aittir.

Karahanlılar 999 yılında Buhara’yı ele geçirip Sâmânî Devleti’ne son verdikten sonraki süreçte İbn Sînâ bölgeden ayrılmıştır.

Dolayısıyla onu “Karahanlı hekimi” olarak tanımlamak doğru değildir.

Bununla birlikte aynı Orta Asya bilim havzasının dünya tıp tarihine kazandırdığı en büyük isimlerden biri olduğu açıktır.

Necîbüddin es-Semerkandî

Semerkant tıp geleneğinin bir diğer büyük ismi Necîbüddin es-Semerkandî’dir.

Ancak onun ölüm tarihi 1221-1222 civarındadır.

Karahanlı Devleti’nin Semerkant’taki hâkimiyeti ise 1212 yılında sona ermiştir.

Bu nedenle Necîbüddin es-Semerkandî’yi doğrudan “Karahanlı hekimi” olarak sınıflandırmak doğru olmaz.

Onu, Karahanlılar döneminde gelişen Semerkant bilim ve tıp geleneğinin sonraki önemli temsilcilerinden biri olarak değerlendirmek daha isabetlidir.

Belge var, hekimin adı yok

Burada tıp tarihi açısından ilginç bir durum ortaya çıkmaktadır.

Bugün Karahanlı Semerkant’ındaki hastanenin nasıl finanse edildiğini, hekime ne şekilde kaynak ayrıldığını, ilaçların nasıl satın alınacağını ve hastaların yemeklerinin nasıl karşılanacağını biliyoruz.

Ama 1066 yılında o hastanede çalışan hekimin adını bilmiyoruz.

Tarih bazen böyledir.

Bir insanın adını kaybeder ama yaptığı işin izlerini korur.

Yaklaşık bin yıl sonra elimizde kalan vakfiye, ismini bilmediğimiz bir hekimin Semerkant’ta hastaları tedavi ettiğini bize hâlâ anlatmaktadır.

Bin yıl önce Semerkant’ta ne vardı?

Bugünün kavramlarını geçmişe taşımadan baktığımızda bile ortaya oldukça çarpıcı bir tablo çıkmaktadır.

1066 yılında Semerkant’ta:

Hastaların tedavi edildiği bir kurum vardı.

Hekim görev yapıyordu.

Hekimin ücreti için kaynak ayrılıyordu.

Kan alma işlemi yapan görevli bulunuyordu.

Hastalara yemek hazırlanıyordu.

İlaç ve merhem satın alınıp saklanıyordu.

Yakacak, temizlik ve aydınlatma giderleri düşünülüyordu.

Ve bütün bunların devam edebilmesi için gelir getiren mallar vakfedilmişti.

Karahanlı tıp tarihinin önemini “ilk hastane” gibi kanıtlanması zor bir iddiada aramaya gerek yok.

Asıl dikkat çekici nokta zaten önümüzde duruyor:

Yaklaşık bin yıl önce Semerkant’ta hekimi, ilacı, hastanın yemeğini ve hastanenin günlük giderlerini aynı vakıf düzeni içinde finanse eden kurumsal bir sağlık anlayışı oluşturulmuştu.

Bugünkü anlamıyla sosyal devlet değildi.

Modern bir sağlık sigortası sistemi değildi.

Bugünün üniversite hastanesi de değildi.

Ama hasta tedavisinin sürekliliğini sağlayabilmek için insanı, hekimi, ilacı ve finansmanı aynı yapı içerisinde düşünmeye çalışan önemli bir sağlık kurumuydu.

Ve belki de Karahanlıların tıp tarihindeki en önemli mirası tam olarak buydu.

Tarihsel doğruluk notu

Semerkant Dârü’l-Merdâ’sının varlığı ve vakıf sistemiyle finanse edilmesi yazılı tarihî belgelere dayanmaktadır. Bununla birlikte “tıp fakültesi”, “modern hastane”, “sağlık bakanlığı” veya günümüzde kullanılan bazı sağlık meslekleri gibi kavramların 11. yüzyıla aynen aktarılması anakronizme yol açabilir. Bu nedenle dönemin sağlık kurumları kendi tarihsel şartları içerisinde değerlendirilmelidir.

Tıbbi uyarı

Yazıda geçen kan alma, dört hılt teorisi ve tarihsel ilaç uygulamaları yalnızca tıp tarihi bağlamında aktarılmıştır. Günümüzde hastalıkların tanı veya tedavisine yönelik öneri olarak değerlendirilmemelidir.

Kaynaklar

Mohamed Khadr, Deux actes de waqf d’un Qarahanide d’Asie Centrale, Journal Asiatique, 1967.

Saffet Bilhan, Tıp Okulu Niteliğinde, 10 Yüzyıllık Türk Hastanesi: Vakıf Belgesi II, Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 1982.

Kamil Şahin, Karahanlılar Dönemi Dâru'l-Merdâ Hastanesi, Vakfiyesi, Vakıflar Dergisi, 2008.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Karahanlılar, Tamgaç Han, Kutadgu Bilig ve Divânü Lügati’t-Türk maddeleri.

UNESCO, Samarkand – Crossroads of Cultures belgeleri.

U.S. National Library of Medicine, İslam tıbbı ve Necîbüddin es-Semerkandî kayıtları.

British Library koleksiyonları, Bedreddin el-Kalânisî es-Semerkandî kayıtları.

Encyclopaedia Iranica, Avicenna maddesi.