İstanbul Maltepe’de bir binanın çökmesi sonucu beş vatandaşımızı kaybettik. Yaşanan bu acı olay, İstanbul’un yapı güvenliği meselesini bir kez daha gündemimizin merkezine taşıdı.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada kentsel dönüşümün ertelenmemesi gerektiğini vurgulayarak İstanbullulara önemli bir çağrıda bulundu.
Bu çağrının yalnızca vatandaşlar tarafından değil, dönüşüm süreçlerinde görev alan bütün kurumlar tarafından da karşılık bulması gerekiyor.
Devletimizin sağladığı hibe, kredi ve taşınma destekleri dönüşüm için önemli imkânlar sunuyor. Ancak finansman kadar, dönüşümün önündeki hukuki ve idari engellerin kaldırılması da büyük önem taşıyor.
Çünkü artık yalnızca binaları değil, mahalleleri ve şehirleri dönüştürmek zorundayız.
Çözümün merkezinde ada bazlı dönüşüm olmalı
Daha önce kaleme aldığım “Ada Bazlı Dönüşüm İçin Kritik Formül: %51 Çoğunluk” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi, İstanbul’un dönüşümünü yalnızca parsel bazlı uygulamalarla gerçekleştiremeyiz.
Bir binayı yıkıp yeniden yapmak, o binanın güvenliğini artırabilir. Ancak dar sokaklar, yetersiz otoparklar, eksik yeşil alanlar ve afet anındaki ulaşım sorunları yerinde kalıyorsa şehir bütün olarak dönüşmüş sayılmaz.
Oysa ada bazlı dönüşümle birden fazla parsel birlikte ele alınabilir. Daha güvenli yapılar, geniş yollar, ortak otoparklar, yeşil alanlar ve sosyal donatılar planlanabilir.
Üstelik doğru projelendirme ve maliyet paylaşımıyla dönüşümün ekonomik açıdan daha uygulanabilir hâle gelmesi de mümkündür.
Bunun için mülkiyet ve uzlaşma sorunlarını çözecek mekanizmaları güçlendirmeliyiz.
Mevzuatta belirli dönüşüm işlemleri için arsa payına göre salt çoğunlukla karar alınabilmesine imkân tanınıyor. Ancak farklı parsellerin bir araya getirilmesi ve bütüncül ada projelerinin oluşturulmasında hâlâ önemli uygulama güçlükleri bulunuyor.
Önerim açıktır: Mevcut %51 çoğunluk mekanizmalarının ada bazlı dönüşümde daha etkin kullanılabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
Elbette bu süreçte mülkiyet hakkı, adil paylaşım, şeffaf değerleme ve hukuki itiraz güvenceleri korunmalıdır. Hedef, kimsenin hakkını zedelemeden dönüşümü kolaylaştırmak olmalıdır.
Ruhsat süreçleri dönüşümün önünde engel olmamalı
Bir başka önemli sorun ise ruhsat ve izin süreçleridir.
Daha önceki yazılarımda da dikkat çektiğim gibi, aynı mevzuatın farklı belediyelerde farklı yorumlanması, uzun teknik incelemeler ve kurumlar arasındaki koordinasyon eksiklikleri dönüşümü geciktirebiliyor.
Riskli bir binanın yeniden yapılması için aylarca işlem beklenmesi, hem maliyetleri artırıyor hem de vatandaşın güvenli konuta kavuşmasını geciktiriyor.
Bu nedenle riskli yapıların dönüşümünde ruhsat süreçleri standartlaştırılmalı, teknik ön inceleme mekanizmaları geliştirilmeli ve başvurular belirli süreler içerisinde sonuçlandırılmalıdır.
Burada amaç mühendislik ve yapı güvenliği denetimlerini azaltmak değil, gereksiz bürokrasiyi ortadan kaldırmaktır.
Güvenlikten ödün vermeden ruhsat süreçlerini hızlandırmak mümkündür.
Artık somut adım atılmalı
Cumhurbaşkanımızın kentsel dönüşüm çağrısının, ada bazlı dönüşümü kolaylaştıracak somut bir uygulama programıyla desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde, ilgili belediyeler ve meslek kuruluşlarının katılımıyla vakit kaybetmeden bir çalışma başlatılmalıdır.
Öncelikli bölgelerde ada bazlı dönüşüm projeleri hazırlanmalı, mülkiyet ve uzlaşma engelleri için uygulanabilir çözümler geliştirilmelidir. Ruhsat süreçlerini hızlandıracak ortak standartlar da aynı programın parçası olmalıdır.
Özellikle İstanbul’da uygun bölgelerde başlatılacak pilot uygulamalar, ülke genelindeki dönüşüm çalışmalarına da örnek olabilir.
Cumhurbaşkanımız vatandaşlarımıza dönüşümü ertelememeleri çağrısında bulundu.
Ben de bir mimar olarak ilgili bütün kurumlara çağrıda bulunuyorum:
Ada bazlı dönüşümün önündeki engelleri kaldıracak düzenlemeleri ve ruhsat süreçlerini kolaylaştıracak adımları daha fazla geciktirmeyelim.
Çünkü kentsel dönüşüm yalnızca bina yenilemek değil, insanların hayatını korumak ve gelecek nesillere daha güvenli şehirler bırakmaktır.
Deprem beklemiyor. İstanbul’un dönüşümü de beklememeli.