İnsan, sağlığıyla ilgili en küçük bir belirtiyle karşılaştığında artık çoğu zaman önce hekimin kapısını değil, internetin kapısını çalıyor.

Baş ağrısını, yorgunluğunu, çarpıntısını, eklem ağrısını ya da vücudundaki en ufak değişikliği arama motorlarına yazıyor; karşısına çıkan bilgiler arasında hastalığına bir isim, korkularına bir açıklama, belirsizliğine ise bir cevap arıyor. Birkaç dakika içinde onlarca hastalığın belirtisi, yüzlerce tedavi önerisi ve sayısız ürün reklamıyla karşılaşıyor. Fakat gözden kaçırdığı önemli bir gerçek var: İnternette bilgiye ulaşmak kolaydır; doğru bilgiye ulaşmak ve sağlığına kavuşmak ise aynı şey değildir.

İnternet, sağlık alanında büyük bir imkândır. İnsanları hastalıklar hakkında bilgilendirebilir, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırabilir ve koruyucu sağlık hizmetlerine ilişkin farkındalık oluşturabilir. Ancak bu imkân, bilinçsiz kullanıldığında insanı bilgiye değil bilgi kirliliğine, güvene değil kaygıya, çözüme değil yanlış yönlendirmelere sürükleyebilir. Çünkü internette karşılaşılan her bilgi bilimsel değildir, her tavsiye herkese uygun değildir ve her iyileşme hikâyesi başkası için geçerli bir tedavi yöntemi anlamına gelmez.

Üstelik internette tedavi amacıyla sunulan ilaçların, bitkisel ürünlerin, cihazların ve çeşitli uygulamaların arkasında kimin bulunduğu her zaman açık değildir. Bu önerileri kimlerin hazırladığı, hangi bilimsel kanıtlara dayandırdığı, ürünlerin gerçekten güvenli olup olmadığı ve vaat edilen sonuçların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı çoğu zaman yeterince sorgulanmamaktadır. İnsan sağlığını korumak amacıyla açtığı bir internet sayfasında, farkında olmadan sağlığını riske atan yanlış yönlendirmelerin ve ticari kazanç odaklı tuzakların hedefi hâline gelebilir.

Aynı belirti, farklı insanlarda bambaşka nedenlerle ortaya çıkabilir. Bir kişinin basit bir yorgunluk olarak yaşadığı durum, başka bir kişide ciddi bir sağlık sorununun işareti olabilir. İnternette okuduğu belirtileri kendisinde aramaya başlayan insan, zamanla bedenini anlamaktan çok bedeninden şüphe etmeye başlayabilir. Her ağrıyı ağır bir hastalığın habercisi, her olağan değişikliği tehlikeli bir işaret olarak yorumlayabilir. Böylece bilgi edinmek amacıyla açtığı ekran, zihninde korkuların büyüdüğü bir alana dönüşebilir.

Daha da tehlikelisi, insanın internetten edindiği eksik veya yanlış bilgilerle kendi kendine teşhis koyması, hekime danışmadan ilaç kullanması, mevcut tedavisini bırakması ya da bilimsel dayanağı bulunmayan yöntemlere yönelmesidir. Bazı internet siteleri ve sosyal medya hesapları, kesin iyileşme vaatleriyle insanlara umut satarken gerçekte kanıtlanmamış ürünleri pazarlayabilir. Hastalığından kurtulmak isteyen, çaresizlik içinde çözüm arayan veya sevdiklerinin sağlığı için çırpınan insanlar, bu vaatlerin en kolay hedefleri arasında yer alabilir.

Üstelik bu tuzakların bedeli yalnızca yanlış tedaviyle sınırlı kalmaz. Etkisi kanıtlanmamış ürünlere, gereksiz uygulamalara ve yüksek ücretli paketlere harcanan paralar, aile bütçelerinde ciddi yük oluşturabilir. İnsanlar bazen iyileşme umuduyla birikimlerini tüketebilir, borçlanabilir veya gerçek tedaviye ulaşmak için ihtiyaç duydukları maddi imkânları kaybedebilirler. Oysa sağlık, ticari çıkarların istismar edebileceği bir alan değil; insanın en kıymetli varlığı ve korunması gereken temel bir değerdir.

Elbette her ücretli sağlık hizmeti pahalı bir tuzak, internette sunulan her bilgi de yanlış değildir. Ancak bir ürünün pahalı olması onun etkili olduğunu, çok satılması güvenilirliğini, internette sıkça önerilmesi ise bilimsel olarak kanıtlandığını göstermez. Özellikle “kesin çözüm”, “mucize tedavi”, “tek seansta iyileşme” veya “bütün hastalıklara iyi gelir” gibi iddialar karşısında dikkatli olunmalıdır. Ürünü satan kişinin kimliği, bilimsel dayanaklar, gerekli izinler, olası yan etkiler ve gerçek maliyetler sorgulanmalıdır. Sağlık üzerinden kurulan her ticari ilişkinin şeffaf, denetlenebilir ve insan yararını gözeten bir anlayışa dayanması gerekir.

Peki, hastalığını internetten öğrenen insan, şifasını da internette mi aramalıdır?

İnternet bir başlangıç noktası olabilir; fakat teşhisin, tedavinin ve iyileşme kararlarının tek kaynağı olmamalıdır. Sağlık bilgisi; kişinin yaşı, tıbbi geçmişi, kullandığı ilaçlar, muayene bulguları ve gerektiğinde laboratuvar sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bu değerlendirmeyi yapabilecek olan, mesleki bilgi ve klinik deneyime sahip sağlık profesyonelleridir. Hekimin görevi yalnızca hastalığa isim koymak değil; hastayı bir bütün olarak değerlendirmek, belirtilerin nedenlerini araştırmak ve kişiye uygun bir tedavi planı oluşturmaktır.

Sağlık harcamalarında da bilinçli davranmak gerekir. Bir ürün veya uygulama için yüksek meblağlar ödemeden önce sağlık profesyonellerine danışmak, alternatiflerin gerekliliğini ve bilimsel dayanağını öğrenmek, ücret ve tedavi koşullarını açıkça sorgulamak önemlidir. Çünkü sağlık ucuz bir mesele değildir; fakat sağlığı korumak, her pahalı ürüne para vermek ya da her tedavi vaadine inanmak da değildir. Asıl mesele, insanın maddi imkânlarını güvenilir, gerekli ve bilimsel temeli bulunan sağlık hizmetlerine yönlendirebilmesidir.

Elbette sağlık profesyonelleri de dijital çağın dışında kalamaz. Aksine, toplumun güvenilir sağlık bilgisine ulaşmasını kolaylaştırmalı, yanlış bilgileri bilimsel bir dille açıklamalı ve insanlara dijital kaynakları nasıl değerlendireceklerini öğretmelidir. Hastanın soru sorması, araştırma yapması ve tedavi sürecine bilinçli biçimde katılması değerlidir. Önemli olan, internetten edinilen bilgiyi hekimin yerine koymak değil, sağlık profesyoneliyle kurulacak iletişimi güçlendiren bir araç olarak kullanmaktır.

Unutulmamalıdır ki sağlık, yalnızca hastalık belirtilerini arama motoruna yazıp karşılığında bir cevap bulmaktan ibaret değildir. Gerçek sağlık bilinci; bedenini tanımayı, hastalıklardan korunmayı, gerektiğinde yardım istemeyi, bilimsel kanıtlara güvenmeyi, ticari vaatleri sorgulamayı ve doğru zamanda doğru sağlık profesyoneline başvurmayı gerektirir. İnternette okuduğumuz bir bilgi bize yol gösterebilir; ancak her yol şifaya çıkmaz. Bazen yanlış bir bilgi sağlığımızdan, bazen yanlış bir tedavi umudumuzdan, bazen de güvenimizi kullanarak kazanç sağlamaya çalışanların elinde birikimlerimizden edebilir.

Çünkü insan hastalığını bir ekranda arayabilir; fakat sağlığını korumak, doğru teşhise ulaşmak ve şifaya kavuşmak için ekranın sunduğu bilgiden daha fazlasına ihtiyaç duyar: Bilime, uzmanlığa, güvenilir sağlık hizmetlerine ve insanı kazanç kapısı değil, korunması gereken bir değer olarak gören vicdanlı bir anlayışa…

Sağlığımızı internetteki her vaade, paramızı her tedavi iddiasına teslim etmeyelim. Araştıralım, sorgulayalım, uzmanına danışalım. Unutmayalım: Şifa umudunu istismar edenlere karşı en güçlü koruma, bilinçli olmak ve bilimin rehberliğinde hareket etmektir.

Saygılarımla