Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, önce ülkenin tüm sathında Türk milletini örgütlemiş ve kazanılan zaferin sonucunda yönetimin artık milletin eliyle ve milletin çocukları tarafından yürütülmesi gerektiği kararıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır. Bu, aynı zaman da 20. Yüz yılın gereğiydi; yani imparatorlukların ulus devletlere dönüşme sürecine paralel gelişmişti. Türk milleti bu konuda geç kalamazdı ve kalmamıştı. Büyük önderin askerî ve siyasi dehası, bu süreci dünyadaki benzer ülkelere göre en çok uyumla ve barış içinde gerçekleştirmişti.
Burada bir şeyi net olarak söylemek isterim ki Cumhuriyet, Türk milletinin tüm fertlerine eşit ve yönetimi belirleyici haklar vermiştir ancak özellikle Türk kadınına hak ettiği hakları vermiştir. Hem de dünya milletlerinin kadınlarından önce….
Cumhuriyet, Türk kadınına yalnızca yeni haklar kazandırmadı; ona toplumun her alanında var olabilmenin, kendi geleceğini belirleyebilmenin ve ülkesinin kaderinde söz sahibi olabilmenin kapılarını açtı.
Türk kadını; Asenaların, Mal Hatunların, Güllü Sultanların torunları, dünya milletlerinin kadınlarından önce kavuşacaktı bu haklara.
Bu sayede kadın öğretmenlerimiz, doktorlarımız, bilim kadınlarımız, mühendislerimiz, subaylarımız; muhtarlıktan belediye başkanlığına, valilikten milletvekilliğine, parti grup başkanlığına gelebildiler. Yöneticilerimiz olabildiler. Kadın başbakanımız oldu. Gelecekte kadın cumhurbaşkanı olabilmesi, Cumhuriyet’imizin en büyük hayalidir. Engeli yoktur.
Bu noktada, bu hakları kullanan kadınlarımız kendilerinden sonra gelen torunlarına daha güçlü ve daha adil kadın hakları devredeceklerdir.
Cumhuriyet’in değerlerine, kadınların eşitliğine ve özgürlüğüne sahip çıkmak, milletin tüm üyeleri olarak hepimizin görevidir.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!