MÖ 18. yüzyıl, Mezopotamya. Fırat kıyısındaki Mari kentinin sarayında, Kral Zimri-Lim’e bir haber ulaşır. Sarayda görevli bir kadın, simmum adı verilen bir hastalığa yakalanmıştır.
Kralın eşi Kraliçe Shibtu’ya iletilen talimatlar, aradan yaklaşık 3.800 yıl geçmesine rağmen bugün sağlık çalışanlarına tanıdık gelecek bir yaklaşımı yansıtır: Hastanın kullandığı eşyaları paylaşmamak, temasını sınırlandırmak ve gerektiğinde onu ayrı bir yerde tutmak.
Mari, günümüzde Suriye sınırları içerisinde kalan, Eski Yakın Doğu’nun önemli kentlerinden biriydi. Kentin kraliyet sarayından günümüze ulaşan çivi yazılı tabletler; yönetimden diplomasiye, gündelik yaşamdan hastalıklara kadar pek çok konuda bilgi verir. Fransız Asurolog Jean-Marie Durand’ın Mari mektupları üzerine çalışmaları, bu belgelerin eski Mezopotamya’da hastalıkların nasıl algılandığını anlamak açısından taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.
Hastalığın adı biliniyor, etkeni bilinmiyor
Mektuplarda geçen simmum sözcüğü, bazı bağlamlarda çıban benzeri deri hastalıklarını tanımlamak için kullanılmıştır. Ancak dönemin hastalık adları ile günümüzün klinik tanıları arasında doğrudan eşleştirme yapmak mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu hastalığın çiçek hastalığı, suçiçeği veya başka belirli bir enfeksiyon olduğunu söylemek için yeterli kanıt yoktur.
Buna rağmen yazışmalarda dikkat çekici bir nokta vardır: Hastalığın başkalarına geçebileceği düşünülmekte ve bu olasılığa karşı önlem alınmaktadır.
Sarayda bir hastalık, sarayın tamamında bir risk
Mari arşivindeki yazışmalardan birinde Nanna adlı bir saray görevlisinin hastalığından söz edilir. Nanna’nın su taşıma görevi, sarayda farklı alanlara gitmesini ve çok sayıda kişiyle temas etmesini gerektiriyordu. Böylece hastalık, yalnızca bir kişinin sağlık sorunu olmaktan çıkarak saraydaki diğer insanlar açısından da kaygı konusu hâline geliyordu.
Kral Zimri-Lim’in Kraliçe Shibtu’ya gönderdiği talimatlarda, hastanın kullandığı kaptan başkalarının içmemesi, oturduğu yere başkalarının oturmaması ve yatağının paylaşılmaması istenir. Bu yaklaşım, hastanın temas ettiği kişiler ve eşyalar üzerinden olası bulaşın sınırlandırılmasını amaçlayan bir davranış örüntüsü olarak yorumlanabilir.
Arşivde benzer önlemlerin başka hastalar için de gündeme geldiği görülür. Bazı yazışmalarda hastaların ayrı bir yerde barındırılması, yiyecek ve içeceklerinin ayrı verilmesi ve ziyaretlerinin sınırlandırılması gibi uygulamalar aktarılır.
Mikrobiyoloji öncesinde korunma düşüncesi
Bugünün enfeksiyon kontrolü açısından bu mektuplar neden önemlidir?
Çünkü hastalığın etkeni ve biyolojik bulaş mekanizması bilinmeden de gözlem yoluyla riskli olabilecek temaslar fark edilmiş ve davranışlar buna göre değiştirilmiştir. Hastanın eşyalarının ayrılması, yakın temasın sınırlandırılması ve ayrı bir yerde tutulması, günümüzdeki bazı izolasyon uygulamalarıyla kavramsal benzerlik taşır.
Elbette Mari Sarayı’ndaki uygulamaları modern izolasyon protokolleriyle eş tutamayız. Günümüzde izolasyon önlemleri etkenin özelliklerine, bulaş yoluna ve bilimsel kanıtlara göre belirlenir. El hijyeni, kişisel koruyucu ekipman, çevre temizliği ve uygun havalandırma gibi uygulamalar da risk değerlendirmesine göre devreye girer. Örneğin, hava yoluyla bulaşan bir enfeksiyonda yalnızca kişisel eşyaların ayrılması yeterli değildir.
Mari mektupları bize modern anlamda bir enfeksiyon kontrol sistemi sunmaz. Bunun yerine, bulaşma ihtimalinin fark edilmesinin ve başkalarını korumaya yönelik davranışların tarihsel köklerine ışık tutar.
Geçmişten bugüne değişmeyen soru
Kraliçe Shibtu’nun döneminde hastalıkların nedenleri bugünkü gibi açıklanamıyordu. Buna rağmen hastanın çevresindeki kişilerin korunması, saray yönetiminin dikkate aldığı bir konuydu. Bu yazışmalar, sağlık risklerinin yalnızca hastayı değil, onun içinde yaşadığı topluluğu da ilgilendirdiğini gösteren tarihsel örnekler arasında yer alır.
Bugün enfeksiyon kontrolünde çok daha kapsamlı bilimsel bilgiye ve etkili araçlara sahibiz. Ancak temel sorulardan biri hâlâ aynı: Bir kişinin hastalığı başkalarına bulaşma riski taşıyorsa, bu riski nasıl azaltabiliriz?
Mari Sarayı’ndan kalan tabletler, bu sorunun binlerce yıl önce de sorulduğunu hatırlatıyor.
Mikroorganizmalar keşfedilmeden binlerce yıl önce, bulaşmayı önleme düşüncesi çoktan insan davranışlarının bir parçası olmaya başlamıştı.
3.800 yıl önce bir hastanın bardağını, yatağını ve temasını ayırmanın gerekliliği fark edilmişti. Peki biz bugün, bilimsel olarak çok daha fazlasını biliyorken, bu basit ama hayat kurtaran davranışları ne kadar uygulayabiliyoruz?
Enfeksiyon kontrolünde bazen asıl mesele, neyi bilmediğimiz değil; bildiğimizi ne kadar uyguladığımızdır.
Kaynaklar
- Durand JM. Les premiers médecins en Mésopotamie : l’exemple de Mari. Comptes rendus des séances de l’Académie des Inscriptions et Belles-Lettres. 2006;150(4):1827–1834.
- Heimpel W. Letters to the King of Mari: A New Translation, with Historical Introduction, Notes, and Commentary. Mesopotamian Civilizations 12. Winona Lake, Indiana: Eisenbrauns; 2003.
- Yıldırım N. Eski Mezopotamya’da kadınların diplomasideki rolü bağlamında Mari Kraliçesi Šibtu’nun yazışmalarından örnekler. Archivum Anatolicum. 2018;12(2).