Meme kanseri tanısı almak bir kadının hayatında yalnızca tıbbi bir süreç başlatmaz, pek çok şeyi yeniden değerlendirmesine neden olur.

Tanıyla birlikte gelecek planları, aile içindeki sorumluluklar, çalışma hayatı ve kişinin kendi bedenine ilişkin düşüncelerinin yanı sıra hastalığın ve tedavinin günlük yaşamını nasıl etkileyeceği gibi pek çok konu kadının yanıt aradığı sorular haline gelir. Her kadının bu süreci yaşama biçimi farklıdır; hekim olarak sorumluluğumuz bütün bu süreci yalnızca hastalığın tedavisi üzerinden değil aynı zamanda kadının yaşamında oluşturduğu etkilerle birlikte değerlendirmektir.

Meme kanseri tedavisinde önceliğimiz hastalığı en etkili ve güvenli biçimde kontrol altına almaktır. Bununla birlikte tedavi kararlarının hastanın günlük yaşamı ve uzun dönem iyilik hâli üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurulmalıdır. Cerrahi yöntemi belirlerken tümörün özelliklerinin yanı sıra hastanın beklentilerini ve tedavi sonrasında karşılaşabileceği güçlükleri değerlendirmek, bütüncül bir yaklaşımın temelini oluşturur.

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı yalnızca hastalık veya sakatlığın bulunmamasıyla sınırlamaz; fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli olarak tanımlar. Bu tanım kanser tedavisinin başarını değerlendirirken hastalık kontrolü ve sağkalımın yanı sıra tedavinin hastanın bedensel işlevleri, ruhsal durumu ve günlük yaşamı üzerindeki etkilerinin de dikkate alınmasını gerektiğini hatırlatır.

Meme kanseri tedavisindeki bilimsel gelişmeler cerrahi yaklaşımın zaman içinde önemli ölçüde değişmesini sağlamıştır. Geçmişte daha geniş doku çıkarılmasının daha iyi sonuç sağlayacağı düşünülürken güncel bilimsel çalışmalar uygun hastalarda meme koruyucu cerrahi ve radyoterapiylemastektomiye benzer uzun dönem sağkalım sonuçları elde edebildiğini göstermiştir. Böylece cerrahi tedavide mümkün olan en geniş doku rezeksiyonundan ziyade onkolojik güvenliği koruyarak hastaya en uygun yöntemin seçilmesi önem kazanmıştır.

Ancak meme koruyucu cerrahi de her hasta için mutlak bir seçenek olarak değerlendirilmemelidir. Cerrahi karar verilirken tümörün özellikleri ve memedeki yaygınlığı, tümör biyolojisi, genetik riskler, radyoterapi olanakları ve hastanın tercihleri birlikte ele alınmalıdır. Bazı hastalar için mastektomien uygun seçenekken bazı hastalarda meme koruyucu cerrahi güvenli ve etkili bir alternatif olabilir. Önemli olan cerrahi kararının yerleşik alışkanlıklara veya tek bir ölçüte göre değil; hastalığın özellikleri ve hastanın tercihleri birlikte dikkate alınarak verilmesidir.

Cerrahi planlama sırasında onkolojik gerekliliklerin yanı sıra memenin şekli, hacmi ve simetrisi de göz önünde bulundurulmalıdır. Uygun hastalarda onkoplastik cerrahi teknikleri, onkolojik cerrahi ilkelerinden ödün vermeden memenin şekil ve simetrisinin korunmasına veya iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Buradaki amaç, kanserin güvenli biçimde tedavi edilmesiyle birlikte cerrahi sonucun hastanın beklentileri doğrultusunda mümkün olduğunca iyileştirilmesidir.

Meme kanseri cerrahisinin sonuçları hastalığın kontrol altına alınmasıyla sınırlı değildir; ameliyatın kadının beden algısı ve kendini nasıl hissettiği üzerindeki etkileri de önemlidir. Her kadının memenin korunmasına veya rekonstrüksiyona ilişkin beklentisi farklı olabilir. Bazı kadınlar meme koruyucu cerrahiyi tercih ederken bazıları mastektomisonrasında meme rekonstrüksiyonu ister; bazıları ise ek bir cerrahi girişime ihtiyaç duymadan yaşamına devam etmeyi seçer. Hekimin görevi hastanın tercihlerini anlamak ve onkolojik açıdan güvenli seçenekler çerçevesinde kişinin kendi değer ve önceliklerine uygun karar verebilmesine yardımcı olmaktır.

Bu nedenle hastanın tedavi kararına katılımı yalnızca bilgilendirilmiş onam alınmasından ibaret görülmemelidir. Bilimsel açıdan uygun seçenekler, bu seçeneklerin olası yararları, riskleri ve uzun dönem sonuçları hastaya anlaşılır ve şeffaf biçimde anlatılma; karar sürecinde hastanın sorularına ve önceliklerini ifade etmesine fırsat verilmelidir. Elbette her tedavi seçeneği her hasta için uygun değildir ve hastanın tercihi onkolojik güvenlikten bağımsız düşünülemez. Bununla birlikte tıbben kabul edilebilir seçenekler arasında karar verirken hastanın değerlerini ve beklentilerini dikkate almak kişiselleştirilmiş tedavinin önemli bir parçasıdır.

Meme kanseri tedavisinin sonuçları değerlendirilirken ameliyat sonrası erken dönemin ötesine bakmak gerekir. Meme kanseri tedavisi tamamlandıktan sonra bazı hastalarda kol hareketlerinde kısıtlılık, lenfödem, kronik ağrı ve yorgunluk gibi fiziksel sorunlar devam edebilir. Özellikle sistemik tedaviler sonrasında hormonal değişiklikler, cinsel yaşamla ilgili güçlükler ve daha genç hastalarda fertiliteninkorunmasına ilişkin kaygılar da gündeme gelebilir. Hastalığın tekrarlama endişesi ve tedavi sonrasındaki yaşama yeniden uyum sağlama süreci ise fiziksel iyileşmeden çok daha uzun sürebilir.

Bu nedenle tedavi sonuçlarını değerlendirirken yalnızca hastalığın kontrolünü değil, aynı zamanda hastanın günlük işlevlerini, sosyal ilişkilerini, iş yaşamına dönüşünü ve genel iyilik hâlini de dikkate almak gerekir. İhtiyaç duyulan durumlarda fizik tedavi ve rehabilitasyon, psikolojik destek ve cinsel sağlık danışmanlığı gibi hizmetlerin sunulması hastaların tedavi sonrasındaki yaşama uyumunu kolaylaştırabilir. Bu tür desteklerin zamanında sağlanması kanser tedavisinin tamamlayıcı bir parçası olarak görülmelidir.

Meme kanseri tedavisinde multidisipliner yaklaşım hastalığın klinik ve biyolojik özelliklerinin birlikte değerlendirilmesini ve her hastaya kendine özgü ve bütüncül bir tedavi planı oluşturulmasını sağlar. Cerrahi onkoloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, radyoloji ve patoloji uzmanlarının iş birliği tedavi kararlarının doğru biçimde verilmesinde temel öneme sahiptir. Ancak meme kanseri tedavisi yalnızca tümörün kontrol altına alınmasından ibaret değildir. Hemşirelik hizmetlerinden beslenme desteğine, psikolojik destekten fizik tedavi ve rehabilitasyona kadar uzanan bakım sürecinin de hastanın ihtiyaçları doğrultusunda planlanması, fiziksel ve psikososyal iyilik halinin korunmasına katkı sağlar. Gerektiğinde plastik cerrahi, psikoonkoloji ve diğer uzmanlık alanlarının katkısıyla bu süreç genişletilebilir. Bu hizmetlere erişimin sağlanması ve yaşam kalitesini korumaya yönelik ihtiyaçların gözetilmesi bütüncül bakımın önemli bir diğer parçasıdır. Multidisiplineryaklaşımın amacı farklı uzmanlıkların bilgi ve deneyimlerini ortak bir tedavi planında birleştirerek hastalığın kontrolünün yanı sıra hastanın beklenti ve tercihlerinin de tedavi kararlarına yansıtılmasını sağlamaktır.

Cerrahi onkolojide başarı kanserin doğru tedavi edilmesiyle birlikte ameliyat sonrası gelişebilecek sorunların öngörülmesini ve yönetilmesini, hastalığın uzun dönem kontrolünü ve hastanın yaşam kalitesinin korunmasını da kapsar. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşımı uygulamak yerine bilimsel kanıtlar doğrultusunda hastalığın özelliklerine ve kişinin ihtiyaçlarına uygun kararlar vermek gerekir.

Meme kanserinde hedefimiz mümkün olan en iyi onkolojik sonucu elde ederken hastanın fiziksel işlevlerini, ruhsal iyilik hâlini ve yaşam tercihlerini de gözetmektir. Bunun yolu her durumda daha az cerrahi yapmak ya da her hastada aynı sonucu vaat etmek değil; doğru tedavinin yanında bilimsel kanıtların izin verdiği sınırlar içinde hastayı karar sürecine dahil etmek ve sonrasındaki ihtiyaçlarını izlemeye ve desteklemeye devam etmektir. Çünkü kanser tedavisinin başarısı yalnızca hastalığın ne ölçüde kontrol altına alındığıyla değil bu başarının hastanın yaşamına nasıl yansıdığıyla anlam kazanır.