Bir İlacın Beş Farklı Dildeki Adı Neden Önemliydi?

Bir ilacın adını bilmek, onun ne olduğunu bilmek anlamına gelir mi?

Bugün bir hekim veya eczacı için ilaçların bilimsel isimleri, etken maddeleri, kullanım alanları ve güvenlilik bilgileri büyük önem taşıyor. Modern ilaç terminolojisi, dünyanın farklı bölgelerinde kullanılan maddelerin doğru tanımlanmasına yardımcı oluyor.

Ancak yaklaşık altı yüz yıl önce durum oldukça farklıydı.

Bir bitki, İran'da başka bir isimle, Orta Asya'da başka bir kelimeyle, Hindistan'da ise bambaşka bir adla tanınabiliyordu. Hekimlerin kullandığı tıp kitapları da farklı dillerde yazılmış olabiliyordu.

Bu durum yalnızca dil farklılığından kaynaklanan bir sorun değildi. Aynı maddenin değişik isimlerle anılması veya benzer isimlerin farklı maddeler için kullanılması, tıbbi bilgilerin anlaşılmasını güçleştirebiliyordu.

  1. yüzyılda yaşayan Ni‘matullah el-Kirmânî'nin kaleme aldığı Bahrü’l-Havâss, işte bu tarihî bilgi dünyasını anlamamızı sağlayan dikkat çekici eserlerden biri.

Adı “Özellikler Denizi” şeklinde Türkçeye aktarılabilecek olan kitap, tıbbi maddelerin özelliklerini, farklı adlarını, ilaçların yerine kullanılabilecek maddeleri ve çeşitli tedavi reçetelerini bir araya getiriyordu.

Eserin en ilginç özelliklerinden biri ise bitki ve ilaç adlarına beş farklı dilde yer vermesiydi.

Fakat Bahrü’l-Havâss'ın hikâyesi yalnızca ilaç isimlerinden ibaret değil.

Bu kitap, Timurlu dünyasındaki tıp geleneğinin, farklı kültürler arasında dolaşan bilgilerin ve yüzyıllarca çoğaltılan yazma eserlerin de hikâyesidir.

Ni‘matullah el-Kirmânî Kimdi?

Ni‘matullah el-Kirmânî'nin hayatına ilişkin bilgiler sınırlı olmakla birlikte, tarihî yazma eser katalogları onun 15. yüzyılda yaşamış bir hekim olduğunu ortaya koyuyor.

Bazı kaynaklarda Ni‘matullah bin Mugīsüddin Muhammed adıyla anılıyor. Daha uzun soy zincirlerine yer veren yazma kayıtları da bulunuyor. Kirmânî nisbesi, İran'ın Kirman bölgesiyle bağlantısına işaret ediyor.

2012 yılında UNESCO desteğiyle yayımlanan The Treasury of Oriental Manuscripts adlı çalışmada ölüm tarihi 1477 olarak veriliyor. Bununla birlikte farklı bibliyografik kayıtlardaki tarihlendirmeler tam olarak örtüşmediğinden, biyografisinin ayrıntıları henüz kesinleştirilmiş değil.

Kirmânî'nin nerelerde eğitim aldığı, hangi hekimlerden ders gördüğü ve tıp mesleğini hangi şehirlerde sürdürdüğü konusunda bütün soruları cevaplayacak ayrıntılı bilgilere sahip değiliz.

Ancak tıp tarihi araştırmacısı Devin DeWeese'nin 2013 yılında Central Asian Survey dergisinde yayımlanan çalışması, önemli bir bilgi içeriyor.

DeWeese, kaynaklara dayanarak Kirmânî'nin bir dönem Sultan Hüseyin Baykara'nın sarayında bulunduğunu belirtiyor.

Bu bilgi, müellifin Timurlu saray çevresiyle ilişkisinin bulunduğunu göstermesi bakımından önemli.

Ne var ki sarayda bulunmuş olması, Bahrü’l-Havâss'ın doğrudan hükümdarın talimatıyla yazıldığı anlamına gelmiyor.

Bu ayrımı anlayabilmek için önce kitabın tarihine bakmak gerekiyor.

1463 Yılına Uzanan Bir Tıp Eseri

DeWeese'nin araştırmasına göre Bahrü’l-Havâss, Hicrî 867 yılında, yani Miladi 1462–1463 döneminde tamamlandı.

Bu tarih önem taşıyor.

Çünkü Sultan Hüseyin Baykara, Herat'ta 1469 yılında iktidara geldi. Kısa süreli bir kesintinin ardından hâkimiyetini sağlamlaştırdı ve 1506 yılına kadar Horasan'ın önemli bir bölümünü yönetti.

Dolayısıyla DeWeese'nin verdiği tamamlanma tarihi esas alındığında Bahrü’l-Havâss, Baykara'nın Herat'taki hükümdarlığından birkaç yıl önce hazırlanmış görünüyor.

Bu da eserin tarihsel konumunu daha ilginç hale getiriyor.

Kirmânî'nin bir dönem saray çevresinde bulunması, onun hekimlik faaliyetleriyle hükümdarlık çevresi arasında bir ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Ancak eserini nerede yazdığı, kime sunduğu veya Baykara ile ilişkisinin hangi tarihte başladığı kesin olarak bilinmiyor.

Ayrıca yazma katalogları arasında eserin telif zamanına ilişkin farklı kayıtların bulunması, konunun ayrıntılı metin incelemelerine ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Bu nedenle Bahrü’l-Havâss'ı doğrudan “Hüseyin Baykara için yazılmış bir saray kitabı” şeklinde tanıtmak yerine, Timurlu tıp dünyasında ortaya çıkan ve müellifi Baykara'nın saray çevresiyle ilişkilendirilen bir eser olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Farsça, Türkçe, Arapça, Hintçe ve Yunanca Bir Arada

Bahrü’l-Havâss'ın en dikkat çekici yönlerinden biri, tıbbi maddelerin isimlerini farklı dillerde bir araya getirmesidir.

Bu özelliği 2012 tarihli UNESCO yayını doğruluyor. Ancak eserin dil ve içerik özellikleri hakkında daha ayrıntılı bilgiler, Mohammad Mahdi Pourgholamali'nin 2025 yılında yayımlanan araştırmasında yer alıyor.

A Content and Stylistic Study of Bahr Al-Khavvas başlıklı çalışmaya göre eserde ilaç ve bitki adlarına şu beş dilde yer veriliyor:

Farsça, Türkçe, Arapça, Hintçe ve Yunanca.

Araştırma ayrıca Mısır, Şam, Horasan, Kirman, Şiraz ve Kabil gibi bölgelerle ilişkili yerel adlandırmaların da metinde bulunduğunu belirtiyor.

Bu durum önemli bir noktayı ortaya koyuyor.

Tıp bilgisi yalnızca farklı diller arasında değil, aynı dilin kullanıldığı bölgelerdeki yerel adlandırmalar üzerinden de aktarılıyordu.

Bugünün okuyucusu için bu liste sıradan bir sözlük çalışması gibi görünebilir.

Oysa tarihî tıp metinlerinde bir maddenin adını doğru anlamak, onun hangi tıbbi amaçlarla kullanıldığını öğrenebilmek açısından önemliydi.

Bir hekim, başka bir dilde yazılmış eserdeki maddeyi kendi bildiği isimle eşleştirmeye çalışabilirdi. Farklı bölgelerden gelen ilaçların tanınması da benzer terminoloji sorunlarını beraberinde getiriyordu.

Bahrü’l-Havâss'ın farklı dillerdeki adları kaydetmesi, dönemin bu çok dilli bilgi ortamını göstermesi açısından değerlidir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir bilimsel sınır da bulunuyor.

Tarihî bir eserde iki farklı adın aynı madde için kullanılması, bunların günümüz botanik sınıflandırmasında mutlaka aynı türü ifade ettiğini kanıtlamaz.

Böyle bir sonuca ulaşmak için metindeki tariflerin, kullanım bilgilerinin ve tarihî terminolojinin ayrıca incelenmesi gerekir.

Altmıştan Fazla Hekimin Bilgisi Tek Kitapta

Bahrü’l-Havâss'ın önemini artıran bir başka özellik, yalnızca müellifin görüşlerinden oluşmamasıdır.

Pourgholamali'nin araştırmasına göre eser, 60'tan fazla hekimin görüşlerinden ve müellifin kendi değerlendirmelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

Bu bilgiler arasında İbn Sînâ, Hipokrat, Galen ve Dioskorides gibi tıp tarihinin tanınmış isimlerine atfedilen görüşler de bulunuyor.

Bu durum, Kirmânî'nin içinde bulunduğu bilimsel geleneği anlamak açısından dikkat çekicidir.

Çünkü Orta Çağ İslam tıbbında bilgi üretimi, geçmişte yazılmış eserlerin okunması, karşılaştırılması, yorumlanması ve yeniden düzenlenmesiyle yakından ilişkiliydi.

İbn Sînâ'nın el-Kānûn fi't-Tıbb adlı eseri gibi kapsamlı çalışmalar, farklı yüzyıllarda hekimlerin başvurduğu temel kaynaklar arasında yer aldı.

Bahrü’l-Havâss da böyle bir bilgi birikimi içerisinde değerlendirilebilir.

Pourgholamali'nin çalışması, eserin yalnızca önceki görüşleri bir araya getirmediğini, Kirmânî'nin kendi açıklamalarını ve çeşitli ilaç tariflerini de içerdiğini ortaya koyuyor.

Araştırmada ayrıca kitabın hazırlanmasında İhtiyârât-ı Bedîî adlı eczacılıkla ilgili eserden ve edebî anlatım yönünden Sa‘dî'nin Gülistân'ından etkilenildiği belirtiliyor.

Bu yönüyle Bahrü’l-Havâss, tıp bilgisinin farklı metinlerden yararlanılarak derlenmesi ve yeniden düzenlenmesi geleneğinin dikkate değer bir örneğini oluşturuyor.

Bahrü’l-Havâss Yalnızca Bir İlaç Sözlüğü Değildi

Eserin beş dilli ilaç adlandırması önemli olsa da kitabı yalnızca bir sözlük olarak nitelendirmek eksik olur.

2025 tarihli araştırmaya göre Bahrü’l-Havâss, bir giriş, üç ana bölüm ve bir sonuç kısmından oluşuyor.

Eserde tıbbi maddelerin isimlerinin yanı sıra çeşitli ilaç bileşimleri, tedavi tarifleri ve ilaçların yerine kullanılabilecek alternatif maddeler de ele alınıyor.

Klasik tıp geleneğinde bu tür bilgiler, karâbâdîn veya akrabadîn adı verilen ilaç hazırlama ve reçete derlemeleriyle yakından ilişkiliydi.

Bu eserler, günümüzün standartlaştırılmış farmakopelerinden farklı olmakla birlikte, tarihî eczacılık bilgisinin önemli kaynakları arasında yer alıyordu.

Bahrü’l-Havâss da bu gelenek içinde değerlendirilen bir çalışma niteliği taşıyor.

Özellikle ilaçların yerine kullanılabilecek maddelerin belirtilmesi, tarihî reçete bilgisinin nasıl düzenlendiğini anlamak bakımından önemlidir.

Ancak kitabın içeriği tamamen bugün bilimsel olarak kabul edilen bilgilerden oluşmuyordu.

Pourgholamali'nin araştırması, metinde tıbbi astrolojiyle ilişkili açıklamaların ve günümüz bilimi açısından hurafe niteliği taşıyan uygulamaların da bulunduğunu belirtiyor.

Bu unsurun göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Çünkü tarihî bir tıp eserini anlamak, yalnızca bugüne benzeyen yönlerini öne çıkarmakla mümkün değildir. Geçmişte hekimlerin hangi düşünce sistemleri içinde çalıştığını da görmek gerekir.

  1. yüzyılın tıbbı, modern deneysel araştırmalara dayanan günümüz tıbbından oldukça farklıydı.

Dolayısıyla Bahrü’l-Havâss'taki reçeteler ve tedavi iddiaları, tarihî bilgi olarak değerlidir; ancak günümüzde etkili veya güvenli tedaviler olarak kabul edilemez.

Hüseyin Baykara Döneminde Herat Neden Önemliydi?

Bahrü’l-Havâss'ın ortaya çıktığı kültürel çevreyi anlamak için Timurlu dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan Herat'a bakmak gerekiyor.

Bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Herat, 15. yüzyılda önemli bir kültür ve bilim merkeziydi.

Özellikle Sultan Hüseyin Baykara döneminde edebiyat, sanat, tarih yazıcılığı, hat, tezhip ve minyatür alanlarında dikkat çekici çalışmalar gerçekleştirildi.

Bu dönemin önde gelen isimleri arasında Ali Şîr Nevâî, Abdurrahman-ı Câmî ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifî bulunuyordu.

Baykara'nın saray çevresi, Farsça ve Türkçenin güçlü bir kültürel etkileşim içinde bulunduğu ortamlardan biriydi.

Bu kültürel gelişimin tıp alanında da karşılıkları vardı.

Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nde yer alan bilgilere göre, Hüseyin Baykara döneminde Herat'ta Şifâiye adı verilen bir tıp okulu ve hastane hizmete girdi.

Bu bilgi, dönemin şehir hayatında tıbbi eğitimin ve sağlık kurumlarının da yer tuttuğunu gösteriyor.

Ancak Kirmânî'nin bu kurumda görev yaptığına veya Bahrü’l-Havâss'ın burada ders kitabı olarak okutulduğuna ilişkin doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.

Bu nedenle Herat'taki gelişmelerle Kirmânî'nin eserini, aynı tarihî ve kültürel çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.

Böyle bir yaklaşım, Timurlu döneminin yalnızca sanat ve mimariyle değil, tıbbi bilgi üretimi ve aktarımıyla da incelenebileceğini ortaya koyuyor.

Kitabın Hikâyesi Timurlularla Bitmedi

Bahrü’l-Havâss'ı tıp tarihi açısından ilginç kılan noktalardan biri de eserin sonraki yüzyıllarda yeniden çoğaltılmış olmasıdır.

Matbaanın yaygınlaşmasından önce kitapların aktarımı büyük ölçüde el yazması nüshalar üzerinden gerçekleşiyordu.

Bir eserin farklı dönemlerde yeniden istinsah edilmesi, onun sonraki kuşaklara ulaşmasını sağlıyordu.

Bahrü’l-Havâss'ın günümüze ulaşan nüsha kayıtları da bu tarihî süreci izlememize imkân tanıyor.

Taşkent'teki 366 varaklık nüsha

Özbekistan'daki Ebû Reyhan el-Bîrûnî Şarkiyat Enstitüsünde, 2146 envanter numarasıyla kayıtlı bir Bahrü’l-Havâss nüshası bulunuyor.

DeWeese'nin 2013 tarihli araştırmasında bu nüshanın 366 varaktan oluştuğu belirtiliyor.

Araştırmaya göre yazmanın hazırlanma ve sonraki dönemlerde düzenlenme süreci, Astarhanî hükümdarı Subhan Kulu Han dönemiyle ilişkilendiriliyor.

DeWeese ayrıca nüshanın başka tıp eserleriyle karşılaştırılarak düzeltildiğini ve sonraki bir aşamada Şah Murad veya Emir Haydar için hazırlanmış olabileceğini aktarıyor.

Bununla birlikte araştırmacı, yazmanın tarihine ilişkin katalog yorumlarının birbirinden farklılaştığını da belirtiyor.

Bu ayrıntı oldukça önemli.

Çünkü 15. yüzyılda yazılan bir tıp eserinin daha sonraki hükümdarlık dönemlerinde yeniden ele alınmış olması, tıbbi bilginin yalnızca üretildiği çağla sınırlı kalmadığını gösteriyor.

Ancak bu kayıttan hareketle eserin ne kadar yaygın kullanıldığını veya hangi hastaların tedavisinde başvuru kaynağı olduğunu söylemek mümkün değil.

Londra'da korunan 425 varaklık eser

Bahrü’l-Havâss'ın bir başka nüshası, British Library'nin yazma eser koleksiyonunda bulunuyor.

Or 5855 kayıt numarasıyla tanımlanan Farsça nüsha, 425 varaktan oluşuyor.

Kütüphane kataloğunda yazmanın 17. yüzyıla ait olduğu belirtiliyor.

Bu tarih, eserin ilk kaleme alındığı dönemi değil, Londra'da korunan nüshanın tarihlendirildiği dönemi ifade ediyor.

Dolayısıyla Kirmânî'nin eserinin hazırlanmasından yaklaşık iki yüzyıl sonra da kopyalarının oluşturulduğunu gösteren bir yazma kaydıyla karşılaşıyoruz.

Bu durum, geçmişte tıp kitaplarının yalnızca içerikleriyle değil, sonraki yüzyıllarda yeniden yazılmalarıyla da varlıklarını sürdürdüklerini hatırlatıyor.

St. Petersburg'daki yazma kayıtları

Eserin bir nüshası da St. Petersburg'daki Doğu Yazmaları Enstitüsünün kataloglarında yer alıyor.

C-648 numarasıyla tanımlanan bu yazma, Bahrü’l-Havâss'ın farklı coğrafyalardaki koleksiyonlara ulaşmış olduğunu gösteren örnekler arasında bulunuyor.

Ayrıca İran'daki yazma eser koleksiyonlarında da aynı eserle ilişkilendirilen kayıtlar mevcut.

Böylece Bahrü’l-Havâss'ın izleri, Taşkent'ten Londra'ya, St. Petersburg'dan İran'daki kütüphanelere kadar uzanıyor.

Bu coğrafi dağılım, kitabın tarihinin yalnızca bir müellifin hayatından ibaret olmadığını; aynı zamanda el yazmalarının dolaşımı, korunması ve yeniden incelenmesinin de tarihi olduğunu gösteriyor.

600 Yıllık Bir Eser Modern Farmakolojiye Ne Söyleyebilir?

Burada önemli bir soruya geliyoruz.

Bahrü’l-Havâss gibi tarihî tıp eserleri, günümüz farmakolojisi açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Öncelikle geçmişteki ilaç bilgisini modern farmakolojiyle aynı bilimsel düzlemde görmek doğru değildir.

Günümüzde farmakoloji, ilaçların canlı organizmalar üzerindeki etkilerini, etki mekanizmalarını, doz ilişkilerini ve güvenlilik özelliklerini deneysel yöntemlerle inceleyen bir bilim dalıdır.

Modern farmakognozi ise doğal kaynaklardan elde edilen tıbbi maddelerin tanımlanması, özellikleri ve bilimsel değerlendirilmesiyle ilgilenir.

Bir Kafatasından Yüz Çıkarmak: Adli Yüz Rekonstrüksiyonunun Tarihi
Bir Kafatasından Yüz Çıkarmak: Adli Yüz Rekonstrüksiyonunun Tarihi
İçeriği Görüntüle

Bahrü’l-Havâss'ın ait olduğu tarihî tıp dünyasında ise ilaç bilgisi, farklı kuramsal açıklamalar ve dönemin gözlem gelenekleri çerçevesinde ele alınıyordu.

Bu nedenle eserdeki bilgilerin bugün doğrudan tedavi amacıyla kullanılabileceğini söylemek doğru değildir.

Ancak kitabın modern araştırmacılara sağlayabileceği başka katkılar bulunmaktadır.

Örneğin eserde geçen bitki ve ilaç isimlerinin incelenmesi, farklı bölgelerde kullanılan tarihî tıp terminolojisinin anlaşılmasına yardımcı olabilir.

Farklı yazma nüshaların karşılaştırılması, tıbbi bilgilerin zaman içinde nasıl değiştiğini gösterebilir.

Ayrıca geçmişte aynı madde için kullanılan çeşitli adların karşılaştırılması, farmakognozi tarihi ve tarihî botanik araştırmalarına katkı sağlayabilir.

Buradaki temel amaç, eski reçeteleri yeniden kullanıma sunmak değil, geçmişteki bilgi sistemini doğru biçimde anlamaktır.

Tıp Tarihinde Bazen Bir Kelime Bile Önemlidir

Tıp tarihi denildiğinde çoğu zaman büyük hekimler, önemli ameliyatlar, salgınlar veya çığır açan keşifler akla gelir.

Oysa tıp bilgisinin gelişmesinde daha az dikkat çeken başka bir süreç de vardır.

Bilginin kaydedilmesi, sınıflandırılması, karşılaştırılması ve sonraki kuşaklara aktarılması.

Hekimler yalnızca yeni tedaviler geliştirmemiş, kendilerinden önceki hekimlerin yazdıklarını da öğrenmeye ve düzenlemeye çalışmışlardır.

Bu nedenle eski ilaç kitapları, sözlükler ve reçete derlemeleri de tıp tarihinin önemli belgeleridir.

Bahrü’l-Havâss bize bu sürecin çok dilli bir örneğini sunuyor.

Farsça, Türkçe, Arapça, Hintçe ve Yunanca ilaç adlarının aynı eserde bulunması, tıbbi terminolojinin farklı kültürlerle ilişkisini gösteriyor.

Altmıştan fazla hekimin görüşünün bir araya getirilmesi, önceki bilimsel birikimin nasıl aktarıldığını anlamamıza yardımcı oluyor.

Yazma nüshaların farklı yüzyıllarda yeniden hazırlanması ise bilgi aktarımının uzun süre devam edebildiğini ortaya koyuyor.

Bütün bunlar, tıp tarihinin yalnızca tedavilerin değil, bilginin dolaşımının da tarihi olduğunu hatırlatıyor.

Sonuç: Timurlu Dünyasından Günümüze Ulaşan Tıp Hafızası

Ni‘matullah el-Kirmânî'nin Bahrü’l-Havâss adlı eserinin bütün sırları henüz çözülmüş değil.

Müellifin hayatının ayrıntıları, eserin ilk nüshasının hazırlanma koşulları ve Sultan Hüseyin Baykara'nın sarayıyla ilişkisinin kapsamı daha fazla araştırılmayı gerektiriyor.

Ancak bugün elimizde bulunan tarihî ve akademik kayıtlar, önemli bir tablo ortaya koyuyor.

  1. yüzyılda yaşayan bir hekim, farklı dillerde kullanılan ilaç adlarını bir araya getirmiş, kendisinden önceki onlarca hekimin görüşlerini derlemiş ve tıbbi maddelerin özelliklerini kapsamlı bir kitapta toplamıştı.

Bu kitabın nüshaları sonraki yüzyıllarda yeniden yazıldı.

Bugün çeşitli ülkelerin kütüphanelerindeki yazma kayıtları, eserin tarihini yeniden incelememize imkân sağlıyor.

Bahrü’l-Havâss'ın önemi, modern tıbbın yöntemlerini yüzyıllar önce keşfetmiş olmasında değil, kendi döneminin ilaç bilgisini ve bu bilginin nasıl düzenlendiğini göstermesindedir.

Çünkü insanlığın sağlık alanındaki birikimi yalnızca büyük keşiflerden oluşmaz.

Bazen bir hekimin, bir bitkinin farklı dillerdeki isimlerini kaydetme çabası da o dönemin bilim anlayışı hakkında önemli bilgiler verir.

Bahrü’l-Havâss'ın yaklaşık altı yüz yıl sonra bize hatırlattığı şey, tıp tarihinin aynı zamanda bir bilgi, dil ve kültür tarihi olduğudur.


KAYNAKÇA

  1. Pourgholamali, M. M. (2025). “A Content and Stylistic Study of Bahr Al-Khavvas.” Journal of Prose Studies in Persian Literature, 27(56), 23–38. DOI: 10.22103/jll.2025.24012.3156.

  2. DeWeese, D. (2013). “Muslim Medical Culture in Modern Central Asia: A Brief Note on Manuscript Sources from the Sixteenth to Twentieth Centuries.” Central Asian Survey, 32(1), 3–18. DOI: 10.1080/02634937.2013.768049.

  3. Abu Rayhan al-Biruni Institute of Oriental Studies – UNESCO (2012). The Treasury of Oriental Manuscripts. Taşkent, s. 36.

  4. British Library. Archives and Manuscripts Catalogue. Baḥr al-khavāṣṣ, Or 5855. Farsça yazma eser, 17. yüzyıl, 425 varak.

  5. Algar, H. ve Alparslan, A. (1998). “Hüseyin Baykara.” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 18.

  6. Roemer, H. R. (2004). “Ḥosayn Bāyqarā.” Encyclopaedia Iranica, XII/5, 508–511.