Modern tıp, genetikten yapay zekâya, organ nakillerinden hücresel tedavilere kadar baş döndürücü bir hızla gelişen, kanıta dayalı bir bilim dalıdır

Ancak kullandığı dilin önemli bir bölümü, laboratuvarlardan ya da mikroskoplardan değil, binlerce yıl öncesinin mitolojik anlatılarından doğmuştur. Bugün bir hekimin ya da tıp öğrencisinin günlük pratiğinde kullandığı birçok kelime, aslında Antik Yunan'ın tanrılarına, kahramanlarına ve efsanelerine uzanan uzun bir kültürel yolculuğun izlerini taşır. Belki de bu nedenle tıp yalnızca biyolojinin değil, insanlık tarihinin ve onun ortak hafızasının da en güçlü mirasçılarından biridir.

Bu mirasın merkezinde ise şifa tanrısı Asklepios yer alır. Mitolojiye göre Asklepios, ışığın ve bilgeliğin tanrısı Apollon ile ölümlü Koronis'in oğludur. Doğumundan sonra, Antik Yunan'ın en bilge öğretmenlerinden biri kabul edilen yarısı insan yarısı at olarak tasvir edilen kentaur Kiron (Yunanca: Kheiron) 'un yanında tıp, cerrahi ve şifalı bitkiler konusunda eğitim aldı ve insan bedeninin sırlarını öğrenerek döneminin en büyük hekimi hâline geldi. Rivayetlere göre öyle ustalaşmıştır ki yalnızca hastaları iyileştirmekle kalmamış, ölüleri bile yeniden hayata döndürmeye başlamıştır. Bu durum yeraltı dünyasının tanrısı Hades'i öfkelendirir. Çünkü artık ölüler ülkesine gidenlerin sayısı azalmaktadır. Zeus ise yaşam ve ölüm arasındaki kozmik düzenin bozulduğunu düşünerek Asklepios'u yıldırımıyla öldürür. Ne var ki Asklepios'un bedeni yok olsa da temsil ettiği hekimlik anlayışı yaşamaya devam eder. Bugün dünya genelinde kullanılan tek yılanlı asa, hâlâ onun simgesidir ve tıbbın evrensel sembolü olarak kabul edilir.

Asklepios'un mirası yalnızca kendi adıyla sınırlı değildir. Onun kızlarından Hygieia, hastalıkların tedavisinden çok sağlığın korunmasını temsil eder. Günümüzde kullandığımız "hijyen" kelimesi doğrudan Hygieia'nın isminden türemiştir. Belki de koruyucu hekimlik düşüncesinin ilk simgesel ifadesi, binlerce yıl önce bu mitolojik karakterle hayat bulmuştur. Diğer kızı Panakeia ise bütün hastalıkları iyileştirebilen tek ilacı temsil eder. Buradan doğan "panacea" kavramı günümüzde hâlâ "her derde deva" anlamında kullanılmaktadır. Bilim bize böyle evrensel bir ilacın olmadığını öğretmiş olsa da, insanlığın tek bir çözüm arayışı mitolojiden günümüze uzanmayı başarmıştır.

Mitolojinin tıp diline bıraktığı izler yalnızca şifa ile sınırlı değildir. Uyku tanrısı Hypnos ve onun oğlu Morpheus bunun en güzel örneklerindendir. Hypnos'un adı bugün hipnoz kelimesinde yaşamaya devam eder. Her ne kadar hipnoz fizyolojik anlamda gerçek bir uyku durumu olmasa da, isim seçimi insanların yüzyıllar boyunca bilinç değişikliklerini nasıl algıladığını yansıtır. Morpheus ise rüyalara şekil veren tanrı olarak kabul edilirdi. On dokuzuncu yüzyılda afyondan güçlü bir ağrı kesici madde elde edildiğinde, ilacın derin uyku oluşturucu etkisi nedeniyle ona "morfin" adı verilmiştir. Böylece mitolojik bir karakter, modern anestezinin ve ağrı tedavisinin en önemli ilaçlarından birine adını vermiştir.

Psikiyatri ve nörobilim de mitolojiden beslenen disiplinler arasındadır. Ormanların ve kırların tanrısı Pan'ın aniden ortaya çıkarak insanlarda tarif edilemeyen bir korku oluşturduğuna inanılırdı. İnsanların topluca kaçışmasına neden olan bu ani dehşet hissi zamanla "panikos" olarak anılmaya başladı. Bugün panik atak dediğimiz tablo, adını hâlâ bu efsaneden almaktadır.

Benzer şekilde, güzelliğiyle dillere destan Narkissos'un hikâyesi de psikolojinin diline yerleşmiştir. Sudaki yansımasına âşık olan genç, gözlerini kendi görüntüsünden ayıramaz ve sonunda yaşamını yitirir. Sigmund Freud'un çalışmalarıyla birlikte bu öykü, kişinin benliğine aşırı yatırım yapmasını ifade eden "narsisizm" kavramına ilham vermiştir. Narkissos'un trajedisinin sessiz kahramanı Echo da tıbbi terminolojide yaşamaya devam eder. Lanet nedeniyle yalnızca başkalarının son söylediklerini tekrar edebilen Echo'nun hikâyesi, bugün bazı nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda görülen istemsiz kelime tekrarı anlamındaki "ekolali" terimine kaynaklık etmiştir.

Anatomi kitaplarında da mitolojinin izleri açıkça görülür. Titan Atlas, gökyüzünü sonsuza kadar omuzlarında taşımaya mahkûm edilmiştir. Boynumuzdaki ilk servikal omur ise kafatasını taşıyan temel yapıdır ve bu nedenle "atlas" adını almıştır. Bu isimlendirme yalnızca sembolik değildir. Mitolojik öykü ile anatomik görev arasında dikkat çekici bir benzerlik kurulmuştur.

Belki de en bilinen örneklerden biri Akhilleus'tur. Annesi onu ölümsüz yapmak amacıyla Styks Nehri'ne batırırken topuğundan tuttuğu için yalnızca o bölge korunamaz. Yıllar sonra ölümüne neden olan ok tam da bu zayıf noktaya isabet eder. Günümüzde insan vücudunun en güçlü tendonlarından biri "Aşil tendonu" olarak adlandırılır. Gücüyle olduğu kadar yaralanmaya açık olmasıyla da Akhilleus'un hikâyesini hatırlatır.

Mitolojik anlatılar zaman içinde değişen tıp dilini de anlamamıza yardımcı olur. Hermes ile Afrodit'in oğlu Hermaphroditus'un öyküsünden türeyen "hermafrodit" terimi uzun yıllar tıp literatüründe kullanılmıştır. Ancak günümüzde bu ifade yerini "interseks" kavramına bırakmıştır. Bu değişim, tıbbın yalnızca bilimsel açıdan değil, etik ve toplumsal açıdan da geliştiğinin önemli bir göstergesidir.

Mitolojinin izleri bununla da bitmez. Gökkuşağının tanrıçası Iris, gözün renkli kısmına adını vermiştir. Aşk tanrıçası Afrodit'in Roma mitolojisindeki karşılığı olan Venüs ise uzun yıllar cinsel yolla bulaşan hastalıkların "venereal hastalıklar" olarak adlandırılmasına kaynak olmuştur. Günümüzde bu terim büyük ölçüde terk edilerek "cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar" ifadesi kullanılmaktadır. Tıpkı "hermafrodit" örneğinde olduğu gibi, bilim ilerledikçe kullandığımız dil de daha doğru ve kapsayıcı hâle gelmektedir.

Aslında bütün bu örnekler bize önemli bir gerçeği hatırlatır. Tıp, yalnızca laboratuvarlarda gelişen bir bilim değildir. Aynı zamanda insanlığın hastalıkları anlamlandırma, yaşamı uzatma ve ölümü açıklama çabasının da tarihidir. Binlerce yıl önce anlatılan mitler bugün bilimsel gerçekler olarak kabul edilmese de, onların bıraktığı kültürel miras yaşamaya devam etmektedir. Her gün kullandığımız "hijyen", "morfin", "panik", "narsisizm", "hipnoz" ya da "Aşil tendonu" gibi kavramlar bunun en somut örnekleridir.

Belki de bu nedenle, bir hekim reçete yazarken ya da bir öğrenci anatomi öğrenirken farkında olmadan yalnızca modern bilimin dilini değil, aynı zamanda insanlığın binlerce yıllık ortak hafızasını da konuşmaktadır.

Asklepios'un yıldırımla son bulan yaşamı geride kalmış olabilir. Ancak onun mirası, tıbbın dili ve simgeleri aracılığıyla bugün de yaşamaya devam etmektedir. Bilim değişir, bilgiler yenilenir, tedaviler gelişir; fakat insanlığın şifayı arama öyküsü, kadim mitlerden modern tıbba uzanan görünmez bir köprü üzerinde varlığını sürdürür.