1938 yazında Türkiye’den binlerce kilometre uzaktaki Çin’e önemli bir sağlık yardımı gönderildi: 1 milyon doz kolera aşısı.
Henüz 15 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti, salgın hastalıklarla mücadele amacıyla oluşturduğu laboratuvar ve aşı üretim kapasitesini yalnızca ülke içinde kullanmıyor, ihtiyaç halinde başka ülkelere de destek sağlayabiliyordu.
Sağlık Bakanlığı’nın Türkiye’de aşı üretiminin tarihine ilişkin kayıtlarında, 1938 yılında Çin’deki kolera salgını için aşı gönderildiği açık biçimde belirtiliyor.
Tıp tarihi araştırmaları ise bu yardımın miktarını ve nasıl gerçekleştiğini daha ayrıntılı ortaya koyuyor. Cumhuriyet Arşivi belgelerini inceleyen çalışmalar, Çin’e gönderilen kolera aşısının miktarının 1 milyon doz olduğunu gösteriyor.
Bu olay yalnızca iki ülke arasındaki bir yardım girişimi değildi. Aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarında koruyucu sağlık hizmetlerine yapılan yatırımın, Ankara’da oluşturulan laboratuvar altyapısının ve aşı üretim kapasitesinin ulaştığı seviyenin dikkat çekici örneklerinden biriydi.
Çin neden kolera aşısına ihtiyaç duyuyordu?
1930’ların sonlarında Çin, hem savaşın hem de bulaşıcı hastalıkların ağır baskısı altındaydı.
1937’de başlayan Çin-Japon Savaşı milyonlarca insanın yaşadığı geniş bir coğrafyada sağlık hizmetlerini ve günlük yaşamı ciddi biçimde etkiliyordu. Aynı dönemde Çin’in bazı bölgelerinde kolera salgınları görülüyordu.
Ancak savaş ile kolera arasında doğrudan ve tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru değil. Koleranın yayılmasında temel sorun, hastalığa yol açan bakterinin kirlenmiş su veya gıda aracılığıyla insanlara ulaşmasıdır. Savaş, kitlesel nüfus hareketleri ve altyapı sorunları ise salgınlarla mücadeleyi daha da güçleştirebilir.
Kolera, Vibrio cholerae adlı bakterinin yol açtığı ciddi bir bağırsak enfeksiyonudur.
Hastalık özellikle güvenli olmayan içme suyu ve kirlenmiş yiyeceklerle bulaşır. Ağır vakalarda çok miktarda sulu ishal gelişebilir ve vücut kısa sürede önemli miktarda sıvı ve tuz kaybedebilir.
Günümüzde uygun sıvı tedavisiyle koleraya bağlı ölümlerin büyük bölümü önlenebiliyor. Ancak temiz su, kanalizasyon sistemleri ve modern sağlık hizmetlerinin bugünkü düzeyde olmadığı 1930’larda büyük kolera salgınları toplumlar için çok daha ciddi bir tehlike oluşturuyordu.
Çin’in yardım çağrısı Türkiye’ye nasıl ulaştı?
Tarih araştırmaları olayın arkasındaki diplomatik ve sağlık örgütlenmesini de ortaya koyuyor.
Çin Sağlık İdaresi, ülkedeki kolera salgını nedeniyle uluslararası yardım talebinde bulundu. Yardım çağrısı, merkezi Cenevre’de bulunan Milletler Cemiyeti’nin sağlık teşkilatı aracılığıyla çeşitli ülkelere iletildi.
Türkiye de bu çağrıya karşılık veren ülkelerden biri oldu.
Cumhuriyet Arşivi belgelerine dayanan araştırmalara göre Sağlık Bakanlığı, 1938 yazında Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’nin Çin için kolera aşısı sağlayıp sağlayamayacağını değerlendirdi.
Sonuçta 1 milyon doz kolera aşısının Çin’e gönderilmesine karar verildi.
Bu ayrıntı tarihsel açıdan önemli. Çünkü olay zaman zaman yanlış biçimde Birleşmiş Milletler üzerinden gerçekleşmiş gibi anlatılabiliyor.
Oysa Birleşmiş Milletler 1945 yılında kuruldu.
1938’de uluslararası sağlık iş birliğinde rol oynayan kuruluş Milletler Cemiyeti idi.
Dönemin gazeteleri de yardımı yazdı
Türkiye’nin Çin’e yaptığı aşı yardımı yalnızca resmî belgelerde kalmadı.
Dönemin Türk basını da olayı kamuoyuna duyurdu.
30 Temmuz 1938 tarihli Ulus gazetesinde Çin’deki kolera salgınına karşı Türkiye’den aşı gönderildiği haberleştirildi.
6 Ağustos 1938 tarihli Tan gazetesi de yardımın ayrıntılarına yer verdi.
Olayın Çin ve uluslararası basındaki yansımaları üzerine yapılan tarih araştırmalarında dönemin North-China Herald gazetesindeki kayıtlar da incelendi.
Böylece 1938’deki yardımın hem Türkiye’deki resmî belgelerle hem de dönemin basın kayıtlarıyla izlenebildiği görülüyor.
Aşıların arkasında Ankara’daki Hıfzıssıhha vardı
Türkiye’nin böyle bir yardımı gerçekleştirebilmesinin arkasında, erken Cumhuriyet döneminde bulaşıcı hastalıklarla mücadeleye verilen önem bulunuyordu.
Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi 1928 yılında Ankara’da kuruldu.
“Hıfzıssıhha” günümüzde sık kullanılmayan bir kelime. En basit ifadeyle sağlığın korunması ve halk sağlığı anlamına geliyor.
Kurumun görevi yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra laboratuvar incelemesi yapmak değildi.
Aşı ve serum üretmek, bulaşıcı hastalıkların teşhisinde kullanılan laboratuvar yöntemlerini geliştirmek, biyolojik ürünlerin kontrolünü yapmak, salgın hastalıklarla mücadeleyi desteklemek ve bilimsel araştırmalar yürütmek kurumun temel işlevleri arasındaydı.
Bu yaklaşım, Cumhuriyet’in ilk dönemindeki sağlık politikasının önemli bir yönünü de ortaya koyuyordu.
Amaç yalnızca hastalanan kişiyi tedavi etmek değil, hastalığın toplum içinde yayılmasını önlemekti.
Türkiye’de aşı üretiminin geçmişi Cumhuriyet’ten daha eski
Türkiye’nin aşı üretme tecrübesi Hıfzıssıhha Müessesesi ile başlamadı.
Osmanlı döneminde de aşı üretimine yönelik önemli çalışmalar yürütülmüştü.
Tıp tarihi araştırmaları, İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane bünyesinde çiçek aşısı üretimine yönelik çalışmaların 1840’lı yıllara kadar uzandığını ortaya koyuyor.
1892 yılında ise çiçek aşısı üretiminin daha kurumsal hale gelmesini sağlayan Telkihhâne-i Şâhâne, yani Çiçek Aşısı Üretim Merkezi kuruldu.
Bu nedenle “Türkiye’de aşı üretimi 1892’de başladı” demek tarihsel olarak eksik olur.
Daha doğru ifade, 1892 yılında çiçek aşısı üretimi için özel ve kurumsal bir merkezin oluşturulduğu şeklindedir.
Sonraki yıllarda üretim alanı genişledi.
Sağlık Bakanlığı tarihçesine göre 1911’de tifo aşısı, 1913’te ise kolera, dizanteri ve veba aşıları hazırlanıp uygulanmaya başlandı.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinin son derece zor koşullarında bile aşı ve serum üretiminin farklı merkezlerde sürdürüldüğü biliniyor.
1928’de Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi’nin kurulmasıyla bu bilgi birikimi daha güçlü ve merkezi bir kurumsal yapı içinde geliştirildi.
Hıfzıssıhha 1938’de hangi kapasiteye sahipti?
Hıfzıssıhha’nın tarihini anlatırken farklı yıllarda başlayan üretimleri tek bir tarihte varmış gibi göstermemek gerekiyor.
1938’de Çin’e kolera aşısı gönderilebilmiş olması, kurumun kolera aşısı üretiminde önemli bir kapasiteye ulaştığını açıkça gösteriyor.
Ancak Hıfzıssıhha’nın daha sonraki yıllarda ürettiği bütün aşı ve biyolojik ürünlerin 1938’de aynı anda üretildiğini söylemek doğru değil.
Örneğin Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre tifüs aşısı üretimine 1942 yılında başlandı.
Bu nedenle tifo, tifüs, difteri, BCG, kolera, boğmaca, tetanos ve kuduz gibi hastalıklara yönelik üretim kapasitesinin Hıfzıssıhha tarihinde zaman içinde genişlediğini söylemek daha doğru.
Kurumun biyolojik ürün üretme kapasitesi ilerleyen yıllarda daha da gelişti.
1947’de Biyolojik Kontrol Laboratuvarı kuruldu.
1950’de İnfluenza Laboratuvarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı ve grip aşısı üretimine geçildi.
Bütün bu gelişmeler Hıfzıssıhha’nın yalnızca bir aşı üretim merkezi olmadığını gösteriyor.
Kurum aynı zamanda laboratuvar araştırmaları, salgın takibi, biyolojik ürünlerin kontrolü ve halk sağlığı politikalarının bilimsel altyapısında önemli rol oynuyordu.
Çin’e gerçekten 1 milyon doz aşı mı gönderildi?
Evet, mevcut tarih araştırmaları bu miktarı destekliyor.
Sağlık Bakanlığı’nın resmî tarihçesi 1938’de Çin’e kolera aşısı gönderildiğini belirtmekle birlikte miktar konusunda ayrıntı vermiyor.
Ancak Nuran Yıldırım’ın Cumhuriyet Arşivi belgelerini de kullandığı 2024 tarihli kapsamlı çalışmada, Çin’e 1 milyon doz kolera aşısı gönderildiği belirtiliyor.
Araştırmada 27 Temmuz 1938 tarihli resmî yazışmalara da yer veriliyor.
Refik Saydam’ın bulaşıcı hastalıklarla mücadeledeki rolünü inceleyen akademik bir değerlendirme de Türkiye’nin Çin’e 1938 yılında 1 milyon doz kolera aşısı bağışladığını aktarıyor.
Giray Fidan’ın 1938 kolera salgını sırasında gönderilen aşıların Çin basınındaki yansımalarını ele alan tarih çalışması ise olayın uluslararası boyutunu tamamlayan kaynaklardan biri.
Bu nedenle “Türkiye 1938’de Çin’e 1 milyon doz kolera aşısı gönderdi” ifadesi tarihsel kaynaklarla desteklenebilen bir bilgi olarak kullanılabilir.
1938 mi, 1940 mı?
Bu olayla ilgili internette en sık karşılaşılan karışıklıklardan biri tarih konusunda.
Bazı eski haberlerde ve sosyal medya paylaşımlarında yardımın 1940 yılında yapıldığı ileri sürülebiliyor.
Ancak daha güçlü tarihsel kanıtlar 1938 yılını gösteriyor.
Sağlık Bakanlığı’nın resmî aşı tarihçesi 1938 tarihini veriyor.
Cumhuriyet Arşivi’ndeki 27 Temmuz 1938 tarihli yazışmalar da aynı yılı doğruluyor.
Dönemin 1938 tarihli gazete kayıtlarının bulunması da yardımın gerçekleştiği yıl konusunda önemli bir kanıt oluşturuyor.
Dolayısıyla tarihsel açıdan kullanılabilecek doğru tarih 1938.
1938’de kullanılan kolera aşısı bugünkü aşılarla aynı mıydı?
Hayır.
Aşı teknolojisi yaklaşık doksan yılda büyük ölçüde değişti.
1930’larda kullanılan kolera aşılarının üretim yöntemleri, içerikleri ve uygulama biçimleri günümüzde kullanılan kolera aşılarıyla aynı değildi.
Günümüzde koleradan korunmak amacıyla ağızdan uygulanan kolera aşıları kullanılabiliyor.
Ancak aşı tek başına kolera salgınlarının önlenmesi için yeterli görülmüyor.
Güvenli içme suyuna erişim, iyi çalışan kanalizasyon sistemleri, hijyen, hastaların erken fark edilmesi ve özellikle kaybedilen sıvının hızla yerine konması kolerayla mücadelenin temel unsurları arasında bulunuyor.
Bu nedenle 1938’deki aşı yardımını bugünkü kolera aşılarıyla teknik olarak doğrudan karşılaştırmak yerine dönemin bilimsel imkânları içinde değerlendirmek gerekiyor.
Hıfzıssıhha kapatıldı mı? Hizmetler bugün nasıl devam ediyor?
Hıfzıssıhha’nın tarihini anlatırken sık sorulan bir başka soru da şu: Bu kurum bugün hâlâ var mı?
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, 2011 yılında sağlık sisteminde gerçekleştirilen yeniden yapılanmayla ayrı bir kurum olarak sona erdi. Görevleri yeni oluşturulan sağlık kurumlarına devredildi. Daha sonraki düzenlemelerle halk sağlığı alanındaki bu görevlerin önemli bölümü Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü çatısı altında sürdürüldü.
Bu nedenle “Hıfzıssıhha kapatıldı ve verdiği hizmetler sona erdi” demek eksik bir değerlendirme olur.
Kurumun adı ve idari yapısı değişti; halk sağlığı hizmetleri ise farklı bir örgütlenme içinde devam etti ve kapsamı zaman içinde daha geniş sağlık başlıklarına yayıldı.
Bugün Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesinde aşı ile önlenebilir hastalıklar ve bağışıklama hizmetlerinden bulaşıcı hastalıkların izlenmesine, mikrobiyoloji referans laboratuvarlarından biyolojik ürünlere kadar çok sayıda alanda çalışmalar yürütülüyor.
Halk sağlığı laboratuvarları da bu sistemin önemli parçalarından biri olmaya devam ediyor. 2026 yılı itibarıyla 81 ilde 84 halk sağlığı laboratuvarı bulunuyor. Bu laboratuvarlar ile ulusal referans laboratuvarları; hastalıkların izlenmesi, salgınların araştırılması, çeşitli biyolojik ve çevresel örneklerin incelenmesi ve halk sağlığını ilgilendiren çok sayıda analizde görev üstleniyor.
Türkiye’nin bağışıklama programları da bugün geniş bir organizasyon içinde yürütülüyor. Çocukluk çağı aşılamaları, risk gruplarına yönelik uygulamalar, aşıyla önlenebilir hastalıkların takibi ve sürveyans çalışmaları Halk Sağlığı Genel Müdürlüğünün önemli görevleri arasında yer alıyor.
Dolayısıyla Hıfzıssıhha’nın mirası yalnızca tarih kitaplarında kalan bir kurum adı olarak görülmemeli.
1938’de Çin’e kolera aşısı gönderebilen yapının temelindeki koruyucu sağlık, laboratuvar, salgın takibi, bağışıklama ve toplum sağlığını koruma anlayışı, bugün farklı kurum ve birimler üzerinden çok daha geniş bir hizmet ağı içinde yaşamaya devam ediyor.
Kurumların adı ve teşkilat yapısı zaman içinde değişse de halk sağlığını koruma amacı, yeni teknolojiler, laboratuvar imkânları ve ülke çapındaki sağlık hizmetleriyle sürdürülüyor.
Bu hikâye bugün neden önemli?
1938’de Çin’e gönderilen 1 milyon doz kolera aşısının önemi yalnızca tarihî bir sağlık yardımından ibaret değil.
Olay, salgınlarla mücadelede kurumsal kapasitenin ne kadar önemli olduğunu gösteren dikkat çekici bir örnek.
Bir ülkenin büyük bir salgın ortaya çıktığında hızlı hareket edebilmesi için laboratuvarlarını, yetişmiş insan gücünü, üretim altyapısını ve halk sağlığı sistemlerini salgın başlamadan çok önce oluşturması gerekiyor.
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk yıllarında Hıfzıssıhha çevresinde geliştirilen yapı bunun tarihsel örneklerinden biri oldu.
1928’de kurulan bir halk sağlığı kurumunun yaklaşık on yıl sonra başka bir ülkedeki salgınla mücadele için büyük miktarda aşı sağlayabilmesi, halk sağlığı yatırımlarının uzun vadeli değerini gösteriyor.
Aynı zamanda bulaşıcı hastalıkların sınır tanımadığını da hatırlatıyor.
Ankara ile Çin arasındaki binlerce kilometrelik mesafe, 1938 yılında uluslararası sağlık dayanışmasına engel olmadı.
Cumhuriyet sağlık tarihinin az bilinen sayfalarından biri
1938 yazında gazetelere yansıyan aşı sevkiyatı, aradan geçen yaklaşık doksan yılın ardından Cumhuriyet sağlık tarihinin dikkat çekici olaylarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bir tarafta kolera salgınıyla mücadele eden Çin, diğer tarafta kendi halk sağlığı kurumlarını ve biyolojik ürün üretim kapasitesini oluşturmaya çalışan genç Türkiye Cumhuriyeti vardı.
Bu iki hikâye 1938 yılında kolera aşısı üzerinden kesişti.
Türkiye’den Çin’e gönderilen 1 milyon doz kolera aşısı, yalnızca Hıfzıssıhha tarihinin ilginç bir ayrıntısı değil; koruyucu sağlık hizmetlerine yatırımın, yerli biyolojik üretim kapasitesinin ve uluslararası salgın dayanışmasının erken örneklerinden biri olarak sağlık tarihindeki yerini koruyor.
KAYNAKLAR
Nuran Yıldırım – Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi/Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı, Aşı ve Serum Üretimi – Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları – 2024 – Sayı 29, s. 64-87.
Sağlık Bakanlığı – Türkiye’de Aşının Tarihçesi – Resmî aşı tarihçesi.
Infectious Diseases and Clinical Microbiology – Refik Saydam: A Pioneer in the Fight Against Infectious Diseases – Cem Hakan Başaran – 2021 – Cilt 3, s. 173-176 – DOI: 10.36519/idcm.2021.109
Giray Fidan – 1938 Çin Kolera Salgınında Türkiye’den Gönderilen Aşılar ve Çin Basınındaki Yansımaları – Toplumsal Tarih – 2020 – Sayı 318, s. 50-52.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı – Sağlık Hizmetlerinde 50 Yıl – Ankara – 1973.
Dünya Sağlık Örgütü – Cholera – Bilgi Notu – 2024.
Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü – Halk sağlığı laboratuvarları, bağışıklama ve referans laboratuvar hizmetlerine ilişkin kurumsal bilgiler – 2026.
Ankara’da Üretildi, Çin’e Gönderildi: 1938’in Unutulan Aşı Yardımı
Çin 1938’de kolera salgınıyla mücadele ederken Türkiye 1 milyon doz aşıyla yardım çağrısına karşılık verdi. Bu az bilinen olay, Hıfzıssıhha’nın erken Cumhuriyet dönemindeki üretim gücünü gösteriyor.
Yorumlar





