Bir çocuk sınıfın ortasında aşağılanıyor. Biri onunla alay ediyor. Bir başkası gülüyor. Kimisi telefonuyla görüntü çekiyor. Diğerleri ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.
Peki, o çocuğu en çok ne yaralıyor?
Kendisiyle alay eden arkadaşının sözleri mi? Yoksa etrafındaki onlarca kişinin sessizliği mi?
Akran zorbalığını konuşurken genellikle iki çocuğa odaklanıyoruz. Zorbalığı yapan ve zorbalığa uğrayan.
Oysa çoğu zaman üçüncü bir grup daha var: Seyirciler.
Üstelik bu grup, yaşananların seyrini değiştirebilecek kadar önemli.
Zorbalık Sadece İki Çocuk Arasında Yaşanmaz
Zorbalık, sıradan bir çocuk kavgası değildir. Güç dengesizliğinin bulunduğu, tekrarlanan ya da tekrarlanma ihtimali taşıyan saldırgan davranışları içerir.
Bazen bir lakapla başlar. Bazen bir çocuğun sürekli dışlanmasıyla. Bazen de sosyal medyada paylaşılan küçük düşürücü bir görüntüyle.
Bu davranışların sürmesinde çevrenin tepkisi önemli rol oynar.
Çünkü zorbalık yapan çocuk yalnızca karşısındakinin tepkisini izlemez. Arkadaşlarının nasıl davrandığını da görür.
Gülüyorlar mı? Onaylıyorlar mı? Görüntüyü paylaşıyorlar mı? Yoksa karşı mı çıkıyorlar?
Bütün bu tepkiler, sınıftaki güç ilişkilerini etkileyebilir.
Peki, Çocuklar Neden Sessiz Kalıyor?
Burada önemli bir ayrım yapmalıyız.
Sessiz kalan her çocuk zorbalığı onaylamaz.
Kimi korkar. Kimi hedef hâline gelmek istemez. Kimi arkadaş grubundan dışlanmaktan çekinir. Kimi de ne yapacağını bilemez.
Çünkü çocuklar için bir gruba ait olmak son derece önemlidir.
Bazen doğru olanı yapmak ile arkadaşları tarafından kabul görmek arasında sıkışırlar.
Bu nedenle sessizliği yalnızca ahlaki bir eksiklik olarak değerlendirmek doğru değildir.
Asıl soru şudur:
Biz çocuklara haksızlık karşısında güvenle nasıl davranabileceklerini öğretiyor muyuz?
Yoksa onlardan yetişkinlerin bile zaman zaman gösteremediği bir cesareti mi bekliyoruz?
Bir Çocuğu Savunmak Kahramanlık Gerektirmemeli
Araştırmalar, akranların zorbalığa karşı tutumlarının önemli olduğunu gösteriyor.
Özellikle Finlandiya’da geliştirilen KiVa programına ilişkin çalışmalar, zorbalıkla mücadelede yalnızca saldırgan davranışı gösteren çocuğa odaklanmanın yeterli olmadığını ortaya koyuyor.
Sınıfın sosyal ortamını değiştirmek de gerekiyor.
Ancak burada çocuklara tehlikeli bir sorumluluk yüklememeliyiz.
Hiçbir çocuk, kendisini riske atarak başka bir çocuğu savunmak zorunda bırakılmamalıdır.
Bazen güvenilir bir öğretmene haber vermek yeterlidir. Bazen dışlanan arkadaşının yanına oturmak. Bazen onunla alay edilen bir paylaşımı yaymamak.
Bazen de yalnızca şu cümleyi kurmak:
“Ben senin yanındayım.”
Küçük görünen bu davranışlar, kendisini yalnız hisseden bir çocuk için çok şey ifade edebilir.
Okullarda Asıl Mesele Güven Ortamıdır
Bir okulun başarısını yalnızca sınav sonuçlarıyla ölçemeyiz.
O okulda çocuklar kendilerini güvende hissediyor mu?
Haksızlığa uğradıklarında bir öğretmene rahatlıkla başvurabiliyorlar mı?
Şikâyet ettiklerinde daha fazla hedef hâline gelmekten korkuyorlar mı?
İşte bunlar da eğitimin temel göstergeleridir.
Zorbalıkla mücadele, yılda birkaç seminer düzenlemekten ibaret olamaz.
Öğretmenlerin, okul yönetimlerinin ve ailelerin birlikte hareket ettiği, çocukların güvenle yardım isteyebildiği bir sistem kurulmalıdır.
Çocuklar yalnızca matematiği, tarihi ve fen bilimlerini öğrenmemeli.
Bir arkadaşının onurunu korumayı, farklılıklara saygı göstermeyi ve haksızlık karşısında doğru tutum almayı da öğrenmelidir.
Çocuklarımıza Sormamız Gereken Bir Soru Var
Akşam eve gelen çocuğumuza genellikle aynı soruları soruyoruz.
Bugün sınavın nasıl geçti?
Kaç soru çözdün?
Öğretmenin ne anlattı?
Peki, kaçımız şunu soruyoruz?
“Bugün okulda üzülen, dışlanan veya alay edilen bir arkadaşın oldu mu? Sen ne yaptın?”
Belki de çocuklarımızın karakter gelişimi açısından en önemli sorulardan biri budur.
Çünkü iyi bir eğitim yalnızca başarılı insanlar yetiştirmek değildir.
Başkasının acısını fark edebilen, haksızlığa kayıtsız kalmayan, merhametli insanlar yetiştirmektir.
Unutmayalım.
Zorbalığı yapan çocuk davranışından sorumludur. Onu durdurmak ise öncelikle yetişkinlerin ve kurumların görevidir.
Fakat güvenli bir ortamda doğru davranmayı öğrenen her çocuk, bu mücadelenin önemli bir parçası olabilir.
Çünkü bir toplumun geleceğini yalnızca kötülük yapanların sayısı değil, kötülük karşısında nasıl davranmayı öğrettiğimiz çocuklar da belirler.